bugün
- giresunlu olmanın zorlukları8
- amedspor9
- yallah arabistan a diyen tip11
- karışık kızartma7
- bibi kazandı5
- kasım cömert tokayev3
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor6
- günün sözü9
- ekşi sözlük3
- ispanya daki hızlı tren kazasında 30 ölü7
- gocu ekşide yazar olmuş4
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- fuck taliban tişörtü7
- yemek yedikten sonra nabzın yükselmesi4
- dom dom kurşunu5
- trabzonspor17
- asperger sendromu7
- ese dezze2
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı7
- fatih terim'in fenerbahçe'nin başına geçmesi8
- yerde para bulmak12
- halloween kutlayan dejenere tip5
- anın turşusu4
- görükle den moskova'ya yürümek10
- pastayı varoş gösteren detaylar4
- kars'tan abd'ye gidip kevaşe ailesi kurmak2
- kadın şoför9
- true'nun çaylak olması12
- 29 ekim cumhuriyet bayramı5
- fenerbahçe yi ayağa kaldıracak teknik direktör7
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- ankara2
- şafak saymak5
- bütün sözlük kızlarının gocu'nun peşinden koşması6
- fenerbahçe'yi şampiyon yapacak teknik direktör3
- istanbul7
- bu hafta türkiye'ye geliyorum2
- kedi sevmeyen insan5
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması9
- sel2
- para kazanmak9
- nervio abla20
- 28 ekim 2026 kars 36 spor antalyaspor maçı4
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- milli bayramların kutlanmaması3
- japonya5
- binyamin netanyahu12
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- bu kedi sevgisi nedir yahu5
90'lı yılların ortaları... benim de çocukluk yıllarım. malum o zamanlar türkiye'de nutella yok!
televizyonların özel kanallarla yeni tanıştığı zamanlar... aynı zamanda bizim heman, power ranger, tolga abi ile hugo'yu izleyerek güne başlayıp, akşamleyin herkes yatınca sessizce televizyonlu odaya gidip tutti frutti, şifreli olsa da cine 5 ve en unutulmazı kırmızı noktalı filmleri izlediğimiz yıllar.
gerçekten de bunu, bir ritüel haline getirmiş bir nesildik biz. tabi şimdilerde iki tıkla, internette herşeyi izleyen nesiller bunu kolay kolay kavrayamayabilir. ciddi ciddi planlar yapılırdı. dikkat çekmemek için gece erken yatılır. doğal olarak uyuyor taklidi yapılır. baba, sabah işe gideceği için, zaten uyumak zorundadır. anne desen, o zaten babanın yanındadır. abinin, yarın okulu vardır. küçük kardeş, zaten uyumak zorundadır. kısacası; gece uzun ve televizyon sana kalır...
o zamanlar bazıları işi sıkı tutar, bir gözü kapıdadır. benim gibi bazıları da rahattır. televizyon izlerken, atıştıracak birşeyler ayarlar. işte benim bu noktadaki tercihim; nutella'dır.
hepimizin üç aşağı beş yukarı almanya'da, hollanda'da, fransa'da, avrupa'nın bir köşesinde çalışan bir yakını vardır. mesela benim dayım, almanya'da çalışırdı. berlin'deki, türk mahallesi'nde otururdu. şimdilerde emekli oldu.
dayım, her izinde türkiye'ye geldiğinde bize hediye olarak t-shirtler, pantolonlar, gömlekler, kısacası her türlü giysiden getirirdi. o kadar ki boxerla bile dayımın sayesinde, 90'ların sonunda tanışmıştım. dayımın bize berlin'den getirdiği giysileri, alırken denemek gibi bir şansımız olmadığı için, hemen onları giyip karşısına geçerdik. ilk kez boxerı giyip, "dayı bu dalgayı çok sallandırıyor." dediğimde "onun olayı o zaten." demesini unutamam.
dayımın bize getirdiği giysilerin, yeri başkaydı. hatta kokusu bile... o kadar orjinal gelirdi ki bana aylarca direnir, anneme yıkatmazdım. ama giysiler bir yana... getirilen çikolatalar bir yana. tobleronelar... milkalar... kinderler... snickerlar... ama en çok nutellalar... saydıklarım o zamanlar türkiye'de olmadığından, bizim için ancak cennette görebileceğimiz nimetlerdi.
dayımın getirdiği çikolataları, her ısırdığımda... gerçekleşmeyeciğini bile bile "dayı, berlin'e giderken beni de bavula koysana!!" demek, benim çok sevdiğim bir, çocukluk ritüelimdi. o çikolataları yerken, bitmemesi için allah'a yalvarırdım. ama en çok nutella... nutella bambaşkaydı. sırf nutella yüzünden, çocukken "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında... "nutella fabrikasında çalışacağım!!" derdim. göğsümü gere gere...
biz üç kardeşiz. ben ortancayım. nutella demek; paylaşılamayan demektir. dayım, üçümüzün de nutellaya olan zaafını bildiği için, üçümüze de ayrı ayrı 375 gramlık kavanozlarda getirirdi; bu eşsiz nimeti. nutella, her özelliğiyle beni büyülerdi. o zorlanmadan açılan bembeyaz kapağı... beyaz kapağın altındaki, altın sarısı kağıdı... kavanozun camındaki hiç değişmeyen, bir dilim sürülmüş ekmek...
ben, nutellayı kesinlikle ekmekle yemem! yiyeni de sevmem! nutellayı ekmekle bebek olanlar yer! çay kaşığıyla da yemem! çay kaşığıyla kızlar yer! erkek adam, nutellasını işaret parmağıyla yer! evet! bu paragraftaki, ünlemli cümlelerimi 11 yaşındayken nasıl kurduysam... şimdi de öyle arkasındayım! altına da her türlü imzamı atarım!
dayımın getirdiği nutellaları, çabuk bitmesin diye annemle, babama bile vermezdik. abimin de, kardeşimin de, benim de özel saklama yerlerimiz vardı. abim, boyu uzun olduğu için, vitrinin arkasına saklardı. çok uğraşırdım, ama erişemezdim. kardeşim anneme saklatırdı. annem de ucundan biraz yerdi. bense...
benim nutella aşkım, o kadar büyüktü ki! koynumda saklardım. o yüzden hemen biterdi. "dur bir parmak daha alayım. dur bir parmak daha alayım." derken... sabaha nutella kavanozu cam gibi beyaz, tertemiz olurdu. sabah uyandığımda, yatağımı karıncalar basardı. nutellama gelen karıncalara "nah" yapardım.
çocukken nutellam bittiğinde, dayımı telefonla arardım... "dayımın gelmesine ne kadar var?" diye takvim yapraklarını sayardım... kardeşimi kandırıp, onun da nutellasını yerdim, ama doymazdım... dayımın getirdiği giysilerden, ona göre olanları abime verirdim. takas olarak, abimin de nutellasını yerdim, doymazdım... halimi görürdü babam. beni, abim ve kardeşimden gizli, bakkala götürürdü. bakkalda onlarca çikolata yerdim, yine de doymazdım... yo... yo... olmuyordu hiçbirşey, nutela'nın yerini tutmuyordu!!!
ben çocukken, bu koşullarda nutella yerken... şimdiki nesillerin istediği vakit, istediği marketten nutella almasını sindiremiyorum. zaman zaman nutella satışının, müdürü olduğum bir kurum tarafından, devlet tekelinde yapılmasını ciddi ciddi düşünüyorum. her gazete aldığımda, okumaya sarı sayfalarda iş arayarak başlıyorum; "nutella fabrikasına eleman lazım mı?" diye!
daha fazla dayanamıyacağım. mutfağa gidiyorum.
televizyonların özel kanallarla yeni tanıştığı zamanlar... aynı zamanda bizim heman, power ranger, tolga abi ile hugo'yu izleyerek güne başlayıp, akşamleyin herkes yatınca sessizce televizyonlu odaya gidip tutti frutti, şifreli olsa da cine 5 ve en unutulmazı kırmızı noktalı filmleri izlediğimiz yıllar.
gerçekten de bunu, bir ritüel haline getirmiş bir nesildik biz. tabi şimdilerde iki tıkla, internette herşeyi izleyen nesiller bunu kolay kolay kavrayamayabilir. ciddi ciddi planlar yapılırdı. dikkat çekmemek için gece erken yatılır. doğal olarak uyuyor taklidi yapılır. baba, sabah işe gideceği için, zaten uyumak zorundadır. anne desen, o zaten babanın yanındadır. abinin, yarın okulu vardır. küçük kardeş, zaten uyumak zorundadır. kısacası; gece uzun ve televizyon sana kalır...
o zamanlar bazıları işi sıkı tutar, bir gözü kapıdadır. benim gibi bazıları da rahattır. televizyon izlerken, atıştıracak birşeyler ayarlar. işte benim bu noktadaki tercihim; nutella'dır.
hepimizin üç aşağı beş yukarı almanya'da, hollanda'da, fransa'da, avrupa'nın bir köşesinde çalışan bir yakını vardır. mesela benim dayım, almanya'da çalışırdı. berlin'deki, türk mahallesi'nde otururdu. şimdilerde emekli oldu.
dayım, her izinde türkiye'ye geldiğinde bize hediye olarak t-shirtler, pantolonlar, gömlekler, kısacası her türlü giysiden getirirdi. o kadar ki boxerla bile dayımın sayesinde, 90'ların sonunda tanışmıştım. dayımın bize berlin'den getirdiği giysileri, alırken denemek gibi bir şansımız olmadığı için, hemen onları giyip karşısına geçerdik. ilk kez boxerı giyip, "dayı bu dalgayı çok sallandırıyor." dediğimde "onun olayı o zaten." demesini unutamam.
dayımın bize getirdiği giysilerin, yeri başkaydı. hatta kokusu bile... o kadar orjinal gelirdi ki bana aylarca direnir, anneme yıkatmazdım. ama giysiler bir yana... getirilen çikolatalar bir yana. tobleronelar... milkalar... kinderler... snickerlar... ama en çok nutellalar... saydıklarım o zamanlar türkiye'de olmadığından, bizim için ancak cennette görebileceğimiz nimetlerdi.
dayımın getirdiği çikolataları, her ısırdığımda... gerçekleşmeyeciğini bile bile "dayı, berlin'e giderken beni de bavula koysana!!" demek, benim çok sevdiğim bir, çocukluk ritüelimdi. o çikolataları yerken, bitmemesi için allah'a yalvarırdım. ama en çok nutella... nutella bambaşkaydı. sırf nutella yüzünden, çocukken "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında... "nutella fabrikasında çalışacağım!!" derdim. göğsümü gere gere...
biz üç kardeşiz. ben ortancayım. nutella demek; paylaşılamayan demektir. dayım, üçümüzün de nutellaya olan zaafını bildiği için, üçümüze de ayrı ayrı 375 gramlık kavanozlarda getirirdi; bu eşsiz nimeti. nutella, her özelliğiyle beni büyülerdi. o zorlanmadan açılan bembeyaz kapağı... beyaz kapağın altındaki, altın sarısı kağıdı... kavanozun camındaki hiç değişmeyen, bir dilim sürülmüş ekmek...
ben, nutellayı kesinlikle ekmekle yemem! yiyeni de sevmem! nutellayı ekmekle bebek olanlar yer! çay kaşığıyla da yemem! çay kaşığıyla kızlar yer! erkek adam, nutellasını işaret parmağıyla yer! evet! bu paragraftaki, ünlemli cümlelerimi 11 yaşındayken nasıl kurduysam... şimdi de öyle arkasındayım! altına da her türlü imzamı atarım!
dayımın getirdiği nutellaları, çabuk bitmesin diye annemle, babama bile vermezdik. abimin de, kardeşimin de, benim de özel saklama yerlerimiz vardı. abim, boyu uzun olduğu için, vitrinin arkasına saklardı. çok uğraşırdım, ama erişemezdim. kardeşim anneme saklatırdı. annem de ucundan biraz yerdi. bense...
benim nutella aşkım, o kadar büyüktü ki! koynumda saklardım. o yüzden hemen biterdi. "dur bir parmak daha alayım. dur bir parmak daha alayım." derken... sabaha nutella kavanozu cam gibi beyaz, tertemiz olurdu. sabah uyandığımda, yatağımı karıncalar basardı. nutellama gelen karıncalara "nah" yapardım.
çocukken nutellam bittiğinde, dayımı telefonla arardım... "dayımın gelmesine ne kadar var?" diye takvim yapraklarını sayardım... kardeşimi kandırıp, onun da nutellasını yerdim, ama doymazdım... dayımın getirdiği giysilerden, ona göre olanları abime verirdim. takas olarak, abimin de nutellasını yerdim, doymazdım... halimi görürdü babam. beni, abim ve kardeşimden gizli, bakkala götürürdü. bakkalda onlarca çikolata yerdim, yine de doymazdım... yo... yo... olmuyordu hiçbirşey, nutela'nın yerini tutmuyordu!!!
ben çocukken, bu koşullarda nutella yerken... şimdiki nesillerin istediği vakit, istediği marketten nutella almasını sindiremiyorum. zaman zaman nutella satışının, müdürü olduğum bir kurum tarafından, devlet tekelinde yapılmasını ciddi ciddi düşünüyorum. her gazete aldığımda, okumaya sarı sayfalarda iş arayarak başlıyorum; "nutella fabrikasına eleman lazım mı?" diye!
daha fazla dayanamıyacağım. mutfağa gidiyorum.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar