bugün
- mor semsiyeli yabanci16
- seni yeşerteceğim diyen erkek6
- yüzükoyun uyuyan erkekte gizli eşcinsellik vardır8
- yazarların şu an dinledikleri şarkı8
- sigara içen kızla öpüşülür mü12
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor13
- yıkaması en zor mutfak aracı14
- ben bu dünyada hangi boşluğu dolduruyorum9
- kadınlar hakkında bazı mülahazalar4
- buddy dudeye övgü entrysi giren tipler18
- sözlükte kavga etmek7
- 35 yaş üstü erkeklerin genç erkek gibi giyinmesi16
- cilgincapkin219
- memeleri füze gibi kadın13
- ona bir şey söyle11
- 5 taneden fazla makyaj malzemesi sayabilen erkek5
- buddy dude21
- kocamı çalıştırmam diyen kadın3
- neden herkes aynı şeyi söylüyor3
- kabuksuz kaplumbaga7
- yazarların parfümleri2
- erden timur2
- karton toplayan abi7
- bisiklet marka tavsiyesi10
- yaz aylarında bol bol kadın ayağı görmek10
- insanlarda bıraktığımız iz5
- bana wp den yazdı3
- sigara içmeyenler üzülünce ne yapıyor sorunsalı13
- çok kişilikli biri olmanın dayanılmaz dramı2
- 2026 dünya kupası şampiyonu olacak takım4
- sözlüğün eski tadının olmaması8
- güzel götlü kız vs güzel gözlü kız7
- mermi abla4
- chp'nin hali ne olacak46
- kızıl cin4
- 40 yaşında hala evlenebileceğini zanneden erkek17
- ilahi adaletin tecelli etmesi5
- enayimiknatisii12
- supergirl'den hoşlanmak2
- gecenin şiiri4
- masklavi'nin düşünceleri18
- rüzgarın yönünün terse dönmesi4
- atatürk'ün boyunun 164cm olması16
- artık online sayısını göremiyor olmamız4
- musallada duran kendini beğenmiş tabut3
- anın görüntüsü15
- gammazlar çetesi17
- gocu25
- sözlüğün kırbacı10
- bir kızı bin kişi ister bir kişi alır2
90'lı yılların ortaları... benim de çocukluk yıllarım. malum o zamanlar türkiye'de nutella yok!
televizyonların özel kanallarla yeni tanıştığı zamanlar... aynı zamanda bizim heman, power ranger, tolga abi ile hugo'yu izleyerek güne başlayıp, akşamleyin herkes yatınca sessizce televizyonlu odaya gidip tutti frutti, şifreli olsa da cine 5 ve en unutulmazı kırmızı noktalı filmleri izlediğimiz yıllar.
gerçekten de bunu, bir ritüel haline getirmiş bir nesildik biz. tabi şimdilerde iki tıkla, internette herşeyi izleyen nesiller bunu kolay kolay kavrayamayabilir. ciddi ciddi planlar yapılırdı. dikkat çekmemek için gece erken yatılır. doğal olarak uyuyor taklidi yapılır. baba, sabah işe gideceği için, zaten uyumak zorundadır. anne desen, o zaten babanın yanındadır. abinin, yarın okulu vardır. küçük kardeş, zaten uyumak zorundadır. kısacası; gece uzun ve televizyon sana kalır...
o zamanlar bazıları işi sıkı tutar, bir gözü kapıdadır. benim gibi bazıları da rahattır. televizyon izlerken, atıştıracak birşeyler ayarlar. işte benim bu noktadaki tercihim; nutella'dır.
hepimizin üç aşağı beş yukarı almanya'da, hollanda'da, fransa'da, avrupa'nın bir köşesinde çalışan bir yakını vardır. mesela benim dayım, almanya'da çalışırdı. berlin'deki, türk mahallesi'nde otururdu. şimdilerde emekli oldu.
dayım, her izinde türkiye'ye geldiğinde bize hediye olarak t-shirtler, pantolonlar, gömlekler, kısacası her türlü giysiden getirirdi. o kadar ki boxerla bile dayımın sayesinde, 90'ların sonunda tanışmıştım. dayımın bize berlin'den getirdiği giysileri, alırken denemek gibi bir şansımız olmadığı için, hemen onları giyip karşısına geçerdik. ilk kez boxerı giyip, "dayı bu dalgayı çok sallandırıyor." dediğimde "onun olayı o zaten." demesini unutamam.
dayımın bize getirdiği giysilerin, yeri başkaydı. hatta kokusu bile... o kadar orjinal gelirdi ki bana aylarca direnir, anneme yıkatmazdım. ama giysiler bir yana... getirilen çikolatalar bir yana. tobleronelar... milkalar... kinderler... snickerlar... ama en çok nutellalar... saydıklarım o zamanlar türkiye'de olmadığından, bizim için ancak cennette görebileceğimiz nimetlerdi.
dayımın getirdiği çikolataları, her ısırdığımda... gerçekleşmeyeciğini bile bile "dayı, berlin'e giderken beni de bavula koysana!!" demek, benim çok sevdiğim bir, çocukluk ritüelimdi. o çikolataları yerken, bitmemesi için allah'a yalvarırdım. ama en çok nutella... nutella bambaşkaydı. sırf nutella yüzünden, çocukken "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında... "nutella fabrikasında çalışacağım!!" derdim. göğsümü gere gere...
biz üç kardeşiz. ben ortancayım. nutella demek; paylaşılamayan demektir. dayım, üçümüzün de nutellaya olan zaafını bildiği için, üçümüze de ayrı ayrı 375 gramlık kavanozlarda getirirdi; bu eşsiz nimeti. nutella, her özelliğiyle beni büyülerdi. o zorlanmadan açılan bembeyaz kapağı... beyaz kapağın altındaki, altın sarısı kağıdı... kavanozun camındaki hiç değişmeyen, bir dilim sürülmüş ekmek...
ben, nutellayı kesinlikle ekmekle yemem! yiyeni de sevmem! nutellayı ekmekle bebek olanlar yer! çay kaşığıyla da yemem! çay kaşığıyla kızlar yer! erkek adam, nutellasını işaret parmağıyla yer! evet! bu paragraftaki, ünlemli cümlelerimi 11 yaşındayken nasıl kurduysam... şimdi de öyle arkasındayım! altına da her türlü imzamı atarım!
dayımın getirdiği nutellaları, çabuk bitmesin diye annemle, babama bile vermezdik. abimin de, kardeşimin de, benim de özel saklama yerlerimiz vardı. abim, boyu uzun olduğu için, vitrinin arkasına saklardı. çok uğraşırdım, ama erişemezdim. kardeşim anneme saklatırdı. annem de ucundan biraz yerdi. bense...
benim nutella aşkım, o kadar büyüktü ki! koynumda saklardım. o yüzden hemen biterdi. "dur bir parmak daha alayım. dur bir parmak daha alayım." derken... sabaha nutella kavanozu cam gibi beyaz, tertemiz olurdu. sabah uyandığımda, yatağımı karıncalar basardı. nutellama gelen karıncalara "nah" yapardım.
çocukken nutellam bittiğinde, dayımı telefonla arardım... "dayımın gelmesine ne kadar var?" diye takvim yapraklarını sayardım... kardeşimi kandırıp, onun da nutellasını yerdim, ama doymazdım... dayımın getirdiği giysilerden, ona göre olanları abime verirdim. takas olarak, abimin de nutellasını yerdim, doymazdım... halimi görürdü babam. beni, abim ve kardeşimden gizli, bakkala götürürdü. bakkalda onlarca çikolata yerdim, yine de doymazdım... yo... yo... olmuyordu hiçbirşey, nutela'nın yerini tutmuyordu!!!
ben çocukken, bu koşullarda nutella yerken... şimdiki nesillerin istediği vakit, istediği marketten nutella almasını sindiremiyorum. zaman zaman nutella satışının, müdürü olduğum bir kurum tarafından, devlet tekelinde yapılmasını ciddi ciddi düşünüyorum. her gazete aldığımda, okumaya sarı sayfalarda iş arayarak başlıyorum; "nutella fabrikasına eleman lazım mı?" diye!
daha fazla dayanamıyacağım. mutfağa gidiyorum.
televizyonların özel kanallarla yeni tanıştığı zamanlar... aynı zamanda bizim heman, power ranger, tolga abi ile hugo'yu izleyerek güne başlayıp, akşamleyin herkes yatınca sessizce televizyonlu odaya gidip tutti frutti, şifreli olsa da cine 5 ve en unutulmazı kırmızı noktalı filmleri izlediğimiz yıllar.
gerçekten de bunu, bir ritüel haline getirmiş bir nesildik biz. tabi şimdilerde iki tıkla, internette herşeyi izleyen nesiller bunu kolay kolay kavrayamayabilir. ciddi ciddi planlar yapılırdı. dikkat çekmemek için gece erken yatılır. doğal olarak uyuyor taklidi yapılır. baba, sabah işe gideceği için, zaten uyumak zorundadır. anne desen, o zaten babanın yanındadır. abinin, yarın okulu vardır. küçük kardeş, zaten uyumak zorundadır. kısacası; gece uzun ve televizyon sana kalır...
o zamanlar bazıları işi sıkı tutar, bir gözü kapıdadır. benim gibi bazıları da rahattır. televizyon izlerken, atıştıracak birşeyler ayarlar. işte benim bu noktadaki tercihim; nutella'dır.
hepimizin üç aşağı beş yukarı almanya'da, hollanda'da, fransa'da, avrupa'nın bir köşesinde çalışan bir yakını vardır. mesela benim dayım, almanya'da çalışırdı. berlin'deki, türk mahallesi'nde otururdu. şimdilerde emekli oldu.
dayım, her izinde türkiye'ye geldiğinde bize hediye olarak t-shirtler, pantolonlar, gömlekler, kısacası her türlü giysiden getirirdi. o kadar ki boxerla bile dayımın sayesinde, 90'ların sonunda tanışmıştım. dayımın bize berlin'den getirdiği giysileri, alırken denemek gibi bir şansımız olmadığı için, hemen onları giyip karşısına geçerdik. ilk kez boxerı giyip, "dayı bu dalgayı çok sallandırıyor." dediğimde "onun olayı o zaten." demesini unutamam.
dayımın bize getirdiği giysilerin, yeri başkaydı. hatta kokusu bile... o kadar orjinal gelirdi ki bana aylarca direnir, anneme yıkatmazdım. ama giysiler bir yana... getirilen çikolatalar bir yana. tobleronelar... milkalar... kinderler... snickerlar... ama en çok nutellalar... saydıklarım o zamanlar türkiye'de olmadığından, bizim için ancak cennette görebileceğimiz nimetlerdi.
dayımın getirdiği çikolataları, her ısırdığımda... gerçekleşmeyeciğini bile bile "dayı, berlin'e giderken beni de bavula koysana!!" demek, benim çok sevdiğim bir, çocukluk ritüelimdi. o çikolataları yerken, bitmemesi için allah'a yalvarırdım. ama en çok nutella... nutella bambaşkaydı. sırf nutella yüzünden, çocukken "büyüyünce ne olacaksın?" diye sorduklarında... "nutella fabrikasında çalışacağım!!" derdim. göğsümü gere gere...
biz üç kardeşiz. ben ortancayım. nutella demek; paylaşılamayan demektir. dayım, üçümüzün de nutellaya olan zaafını bildiği için, üçümüze de ayrı ayrı 375 gramlık kavanozlarda getirirdi; bu eşsiz nimeti. nutella, her özelliğiyle beni büyülerdi. o zorlanmadan açılan bembeyaz kapağı... beyaz kapağın altındaki, altın sarısı kağıdı... kavanozun camındaki hiç değişmeyen, bir dilim sürülmüş ekmek...
ben, nutellayı kesinlikle ekmekle yemem! yiyeni de sevmem! nutellayı ekmekle bebek olanlar yer! çay kaşığıyla da yemem! çay kaşığıyla kızlar yer! erkek adam, nutellasını işaret parmağıyla yer! evet! bu paragraftaki, ünlemli cümlelerimi 11 yaşındayken nasıl kurduysam... şimdi de öyle arkasındayım! altına da her türlü imzamı atarım!
dayımın getirdiği nutellaları, çabuk bitmesin diye annemle, babama bile vermezdik. abimin de, kardeşimin de, benim de özel saklama yerlerimiz vardı. abim, boyu uzun olduğu için, vitrinin arkasına saklardı. çok uğraşırdım, ama erişemezdim. kardeşim anneme saklatırdı. annem de ucundan biraz yerdi. bense...
benim nutella aşkım, o kadar büyüktü ki! koynumda saklardım. o yüzden hemen biterdi. "dur bir parmak daha alayım. dur bir parmak daha alayım." derken... sabaha nutella kavanozu cam gibi beyaz, tertemiz olurdu. sabah uyandığımda, yatağımı karıncalar basardı. nutellama gelen karıncalara "nah" yapardım.
çocukken nutellam bittiğinde, dayımı telefonla arardım... "dayımın gelmesine ne kadar var?" diye takvim yapraklarını sayardım... kardeşimi kandırıp, onun da nutellasını yerdim, ama doymazdım... dayımın getirdiği giysilerden, ona göre olanları abime verirdim. takas olarak, abimin de nutellasını yerdim, doymazdım... halimi görürdü babam. beni, abim ve kardeşimden gizli, bakkala götürürdü. bakkalda onlarca çikolata yerdim, yine de doymazdım... yo... yo... olmuyordu hiçbirşey, nutela'nın yerini tutmuyordu!!!
ben çocukken, bu koşullarda nutella yerken... şimdiki nesillerin istediği vakit, istediği marketten nutella almasını sindiremiyorum. zaman zaman nutella satışının, müdürü olduğum bir kurum tarafından, devlet tekelinde yapılmasını ciddi ciddi düşünüyorum. her gazete aldığımda, okumaya sarı sayfalarda iş arayarak başlıyorum; "nutella fabrikasına eleman lazım mı?" diye!
daha fazla dayanamıyacağım. mutfağa gidiyorum.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
