bugün
- dem'in bize elektriği parayla satamazsınız demesi19
- kurtar bizi müsavat15
- nervio14
- kızlar çaylak olunca nickaltında ağıt yakan tipler5
- engelli kızı kaçırıp 4 kişinin istismar etmesi10
- tai gay3
- devran dönecek6
- garip başlıklar5
- ülke gündemini umursamamak6
- 14 ağustos 2026 galatasaray çorumspor maçı26
- sevgilinizin vajinasını yalar mısınız5
- idam cezasının geri gelmesi6
- yeni parti7
- aralıksız 14 dakika boyunca osurmak3
- shell2
- gs yine yanak okşatacak mı2
- 18 ağustos 2026 fenerbahçe lyon maçı15
- meme gerdirme operasyonu8
- sabah yürüyüşü8
- lan ın ingilizcesi4
- cumartesi pazarı4
- güç zehirlenmesi yaşamamak için yapılması gereken5
- ayakkabıları ters giymek4
- bakırköy4
- sözlükteki galatasaraylılar7
- baharın uzayıp yazın gelmemesi2
- okan buruk11
- kemal kılıçdaroğlu4
- victor osimhen16
- ahmet baran yazgan8
- dem seçmeni erdoğan'a oy verir mi2
- meczubun peşinden gitmek4
- rahatın hiç uğramadığı kalp4
- karpuzcu libos panda2
- patates sulusu2
- hayat seks yemek kültür ve sanattır2
- süt ısıtıp içine kahve ve şeker katmak5
- yahudi cesaret madalyalı lider mi olur sorunsalı2
- biranın üstüne rakı içmek6
- jinekomasti olmuş erkeğin göğüsleriyle oynamak3
- kuşbaşılı pide3
- ona bir şey söyle4
- jinekomasti yaptıran sözlük erkekleri3
- damarsız tüysüz manisa yaprağı25
- chplilerin camileri ahıra çevirmesi21
- z kuşağı5
- anın görüntüsü30
- dursun özbek4
- 13 ağustos 2026 süleymancılara operasyon yapılması2
- toprağı öpen gözyaşları3
merak tepkimesi.
insanın içindeki malum iç sesin en çok kullandığı kelimedir.
bu kelime aslında hayatın ta kendisidir veya hayatın anlamadır. ''neden'' kelimesi olmasaydı, şuan insanlık var olmayabilirdi veya oldukça ilkel bir yaşam sürerdi.
bu kelime aslında hayatın ta kendisidir veya hayatın anlamadır. ''neden'' kelimesi olmasaydı, şuan insanlık var olmayabilirdi veya oldukça ilkel bir yaşam sürerdi.
neden başıma geçmiş tüm dünya böyle?
neden bitip tükenmez çıkmaz yollarda kayboluşlarım ?
neden sımsıkı tutmaz kimse elimi? çok değil mi artık omzumda bu yalnızlık hissi? sarıldığımda kayıp gitmek kolların arasından biter mi?
neden bu karşı koyuşlar bu kadar isterken beni? bu cesaretsizliğin böyle sürüp gider mi?
neden bir kere biz olamadan koyup gittin beni? dayanılmazlığım ,sana sürüklenişlerim her seferinde yetmez mi?
neden aşkla değil de kıskançlıkla ,acıyla kavruluyor içim ? bu yangınlar diner mi?
neden kimsesizim ,sensizim? neden bu kadar çamura bulanmış ellerim? neden hep günah ?hep yasak? neden hep sen?
ama hep sen, hep sen...
neden bitip tükenmez çıkmaz yollarda kayboluşlarım ?
neden sımsıkı tutmaz kimse elimi? çok değil mi artık omzumda bu yalnızlık hissi? sarıldığımda kayıp gitmek kolların arasından biter mi?
neden bu karşı koyuşlar bu kadar isterken beni? bu cesaretsizliğin böyle sürüp gider mi?
neden bir kere biz olamadan koyup gittin beni? dayanılmazlığım ,sana sürüklenişlerim her seferinde yetmez mi?
neden aşkla değil de kıskançlıkla ,acıyla kavruluyor içim ? bu yangınlar diner mi?
neden kimsesizim ,sensizim? neden bu kadar çamura bulanmış ellerim? neden hep günah ?hep yasak? neden hep sen?
ama hep sen, hep sen...
en dipsiz soru kalibidir. en cevapsiz kalandir. cogunun cevabi caresiz bakan bir cift goz esliginde sadece susmaktir.
hayatın anlamını içeriyormuşcasına sorulan soru.
bu soru insanı delirtebilir, arayıştaki insanların hayatını karartabilir.
ama bir şeylerin peşinde koşmaktan, yolda olmaktan hoşlanan insanlar için fazlasının zararının dokunacağını düşünmediğim sorudur.
kafamda bununla başlayan milyar tane soru olduğu gerçeğini de unutmamak gerek.
ama bir şeylerin peşinde koşmaktan, yolda olmaktan hoşlanan insanlar için fazlasının zararının dokunacağını düşünmediğim sorudur.
kafamda bununla başlayan milyar tane soru olduğu gerçeğini de unutmamak gerek.
bir soru cümlesi.
Neden tüketiyoruz ki kendimizi hayatı doruklarda yaşamak varken? Mesela ben her duyguyu en üst noktadı yaşamayı severim acıyı da aşkı da... Neden buna izin vermiyor ki hayat? Neden doya doya ağlayamaıyoruz ki? Neden mutlu olamıyoruz? Neden aşkı alinin ayşeye duyduğu aşkla kısıtlıyoruz? Neden sevemiyoruz?
Neden tüketiyoruz ki kendimizi hayatı doruklarda yaşamak varken? Mesela ben her duyguyu en üst noktadı yaşamayı severim acıyı da aşkı da... Neden buna izin vermiyor ki hayat? Neden doya doya ağlayamaıyoruz ki? Neden mutlu olamıyoruz? Neden aşkı alinin ayşeye duyduğu aşkla kısıtlıyoruz? Neden sevemiyoruz?
her şeyin bir nedeni vardır. bir şeyin nedenini bulamıyorsanız, onun da bir nedeni vardır. chris levi
kendimi bildim bileli sürekli tekrarladığım kelime. neden tekrarladığımı bile bilmem bazen..
düşünen herkesin kendisine sıkça sorduğu soru kalıbı.
tüm sorular içinde en fazla cevapsızı barındırır.
aynı neden, çok farklı sonuçlar doğurabilir. söze gelimi güneş; hem yakar, hem kızartır, hem karartır, hem de eritir..
nilüfer'in çok bilinmeyen 1973 tarihli enfes şarkısı. kariyerinin en etkileyici yorumlarından biridir.
https://www.youtube.com/watch?v=7jPqULmwFQg&feature=context&context=C386ead5ADOEgsToPDskLJSa_OZbl8gCn2reSMiO6j
https://www.youtube.com/watch?v=7jPqULmwFQg&feature=context&context=C386ead5ADOEgsToPDskLJSa_OZbl8gCn2reSMiO6j
yaşıyorum.
hayatın en kazık sorusu. insanların davranışlarının çoğunluğunu içgüdüsel ve anlamsız duygularının şekillendirmesiyle, insanlık serüveninin her çağında güncellenen ve dünya üzerine bıraktığı maddi ve manevi birikimin artan varlığı ile beraber güçlenen bir şiddetle tekrarlanan bir sorudur bu. atası "ne" den sonra akıllı olmasıyla diğerlerinden ayrışan insanın devamında bilinmeyene karşı kullandığı en büyük silahtır.
neden yorgun bır gunun ardından bu kapanmamak ıcın kıbrıt copune muhtac su gozlerımı ınatla ekrana dıkmıs koltugumda popomun uyusmasına aldırıs etmeden yarın nasıl 7:45 te kalkabılecegım endısesını tasımıyorum ?
-neden gülme ve ağlama ihtiyacı duyarız?
+gülmek mutluluk demek değildir ağlamak da hüzün. yani duygularımızı ifade etmek için gülmeyiz ya da ağlamayız. komiklik de farklılaşır yere, zamana ve insana göre. yani ortada komik olan bir şey yok aslında.
(bkz: kime göre neye göre)
peki neden güleriz? bazen dalgasına güleriz. fakat herkes aynı şeye dalga niyetine gülmez. ortada dalga geçilecek bir şey de yok. peki neden güleriz?
dalga geçmek için mi, mutluluğumuzu belli etmek için mi? acılarımıza mı güleriz yoksa?
neye, neden güleriz?
bir şarkı bizi neden ağlatır?
oysa kimse aynı şarkı için ağlamaz. peki ağlanmayacak bir şarkı bizi neden ağlatır?
neden?
+gülmek mutluluk demek değildir ağlamak da hüzün. yani duygularımızı ifade etmek için gülmeyiz ya da ağlamayız. komiklik de farklılaşır yere, zamana ve insana göre. yani ortada komik olan bir şey yok aslında.
(bkz: kime göre neye göre)
peki neden güleriz? bazen dalgasına güleriz. fakat herkes aynı şeye dalga niyetine gülmez. ortada dalga geçilecek bir şey de yok. peki neden güleriz?
dalga geçmek için mi, mutluluğumuzu belli etmek için mi? acılarımıza mı güleriz yoksa?
neye, neden güleriz?
bir şarkı bizi neden ağlatır?
oysa kimse aynı şarkı için ağlamaz. peki ağlanmayacak bir şarkı bizi neden ağlatır?
neden?
"daracık yaparlar bu evleri"!
en basit konuda bile sonsuza kadar sorabileceğiniz sorudur. ki bu durumda bizim sonsuzluk denizinde yaşadığımızın kanıtı niteliğindedir.
Her şeyin bir anda olduğuna inanmak ne kadar zorsa, her şeyin bir anda yıkıldığına inanmak da çok zor; Bir yemeği yaparken verilen uğraş ve emekler, o sonsuz çaba; Alışverişe git, en iyisi ve tazesi, en güzeli ve kalitelisi olsun diye saatlerce seç, araştır. Sonra dolaba diz, yerleştir, her seferinde bir miktarı dolaba sığmadığı için ;nasıl oldu da bu küçük dolabı aldım; diye kendini suçla.
Her şeyi aldığını sanırken, yemek yapmaya başladığında domatesi unuttuğunu fark et. Kim unuttu? Kim gidecek kavgası. Sıkıntı uzamasın ve mutluluk bozulmasın diyen ben ve yeniden marketin yollarına düşen ben. Yemeği pişirmek için 2 saatlik uğraş ve sonucunda masada buluşma. En fazla 10 dakikada tabakların boşalması. Tam bir facia; Bütün gün uğraş ve 10 dakika, hepsi bu mu? Bir de unutulan teşekkür. Bütün bu masraf için kaç gün işyerine gittik? Kaç gün patronların ağız kokusunu çektik? 10 dakika ve bitti.
Hayatın tamamı gibi; Günlerce arkadaş olmak için arkasından koşmalar, kovalamacalar, bir kahve içmenin mutluluğu, yemekler, sinemalar ve sonunda 10 dakikalık beklenti altında mutluluklar.
Her şey, bütün bu uğraşlar 10 dakika için mi?
Bu saçma sapan uğraşların gerçek nedeni ne?
Her gün;10 saat çalışmak ve aldığın ücretle, istediğin hayatın;da birini yaşamak.
Bütün yıl çalışmak ve 10 gün tatile gidebilmek için günleri saymak.
Her şeyi bir 10 sayısı için mi yapıyoruz?
1 ve 0. ikilemin doğduğu yer. Bilgisayarın dili. 1 bütünlüğün hatta Tanrı'nın varlığının simgesi. 0 yok edişin. Zıtların uyumu gibi; 1 ve 0.
Kadın ve erkek, gece ve gündüz, sevgi ve nefret.
Hep zıtlıklar.
Tanrı'nın bile yaratılıştan bu güne zıtlıklardaki uyumu dile getirdiği, melek ve şeytan.
Nereden başladık nereye doğru gidiyoruz? diye sorma.
Kapağı çevirdiğinden beri beraber ilerliyoruz.
Bir şey bulmak için değil, bulmamak için de değil. illa ki neden diye sorarsan, her şeyin bir anda olduğunu anlamak için, zıt ve farklı olanın nereden geldiğini inceliyoruz.
Her şey denildiğinde olduysa, neye ihtiyaç duyuyoruz ki? Zıttı yaratılıyor.
Unutulan domates mi? Yoksa bir uğraşın ve yemeğin lezzeti mi?
Bütün günkü koşturma karın doyurmak ve masrafları karşılamak için mi?
Yarattığımız dünyamızla tanışmak için mi?
Çocuk sahibi olma isteği ile yanıp tutuşurken; ilkini büyük zorluklarla büyütürken ve istediğimiz kadar zaman ayıramazken, ikincisi; Eğer o da kız olursa zıtlığı tamamlayamadığımız dürtüsü ile bir daha denemek ve zıddını bulana kadar uğraş vermek. O zaman mutlu olacağımızı ve tam olacağımızı hissetmek.
Her şey bir anda olduysa neden sonradan istemek ve bir olabilmek için uğraş vermek?
Madde dünyasında; param olsa, çocuk istiyorum; güzel bir ailem olsa yeterli param yok; bunlar tam olsa bu sefer ruhen arayıştayım; tam ve mutlu değilim, o halde hakikat nedir?
Arayış ve hayatımızın hep eksik olduğu düşüncesi, hipnoz içinde koşuşturmak;
Unutulan domatesi aramak için yollara çıkmak gibi.
Halbu ki unutulan bir şey yok, eksik bir parça yok, her şey tam ve mükemmel aynen istediğimiz gibi yaratıldı.
Tam ve o anda, ne bir eksik ne bir fazla. Ne 10 dakikada seviştik, ne de 10 dakikada yemek yedik. Hepsi ayrımlar dünyasında imgelerin zamanla buluşmuş madde hali.
Senin eksik olduğunu söyleyenlerin, kendi eksiklikleri içindeki durumu sana inandırmaları. Beynin illüzyonu, kandırmacası.
Dünya cehennem, sen cennetini ara. Burada olmadı, öbür dünyada. Sanki dünya bir cehennem;
Sen iyi ol ve öl, öbür tarafta cennet seni bekliyor. Aynı unutulan domates gibi, 10 dakikada seviş ve yemeğini ye, 10 yılın katlarında yaşa ve sonra cennettesin.
Bu arayışta ulaşılacak cennet acaba nasıl bir yer? Gitsek aklımız burada kalır mı? Çok güzel bir yere tatile gittiğinizde 10 gün sonra evinizi özlediğiniz olmuyor mu? Ya dünyayı da özlerseniz? Düşünsenize huriler (kadınlar, huri dediğimde kızmasın siz de kendi cennetinizi yaratın, bu erkek cenneti) ve ırmaklar içinde, hiçbir koşuşturma yokken, tam bir sükûnet içinde; sıkıldım ben, evimi özledim dersen ne olacak? Tamam, çözümü bulduk, süper beyin! Reenkarnasyon var, hazır değilsek bir daha dünyaya geliyoruz. Oh şimdi rahatladık.
Allahtan beynimizinde ini kullanıyoruz. Bir de hepsini kullansak acaba neler yapardık?
Cenneti ve cehennemi yarattık, ölümü yarattık beğenmedik, geri geldik, olmadı, diğer âlemi yarattık.
Bununla bile baş edemezken bir de beynimizin tamamını kullansak yandık. Şimdiki bölünmüşlüğümüz, zıtlıklar ve ikilem içerisindeki dünyamız, kimbilir kaç parçaya daha bölünürdü? Belki de bu yüzden kullanamıyoruz. Bunu hiç düşündünüz mü? Daha fazla bela açmamak ve sorumluluk almamak için.
Kötülük, kin ve nefret içerisindeki insanlık, beyninin tamamını kullanabilse: Daha hızlı öldürmek, 10 dakikada yok etmek için kimbilir ne üstün teknoloji silahlar geliştirirdi, kimbilir bu sefer o muhteşem beyninde kaç parçaya bölünürdü? Şu anda sadece beynin sağ ve sol tarafını eksik kullanırken, herhalde o zaman yüz parça olmuş fikirler ve on binlerce zıtlıkla uğraşan bir zırdeli olurduk.
Bilmiyorum bunları hiç düşünüyor musun? Bu konu çok önemli olmasaydı, bu yazı seni nasıl bulurdu? Bu herkesin okuyabileceği bir yazı olsaydı seni bulamazdı. O zaman rahatım, incelemeye devam edelim. Ta ki bulunacak hiçbir şey kalmayana kadar. Nasıl? Mümkün değil mi? Her zaman bir şeyler daha vardır, dediğini duyuyorum. O zaman her daim yaratmaya devam ediyoruz. Mutfağımız hep eksik. Domates için gidip gelsek, bu sefer de naneyi unutmuş oluyoruz. Ne istemenin ve ne de daha iyinin sonu yok, yaratmanın sonu yok diyebiliriz.
O zaman her şey bir anda mı oldu? Her şey evrim içerisinde, zaman kavramında mı yaratıldı? Eğer öyleyse kaderimizi şimdi mi yaratıyoruz? Gerçekten bunun böyle olduğuna inanabilir miyiz? Şimdi izleyelim.
Domates eksikti, ama yaratılmıştı. Yani markette vardı. Biz sadece unutmuştuk öyle değil mi? Unuttuğumuzu, aldık. Eğer üşenip de markete gitmezsek, domatesi olmayan bir yemek yaparız, ama bu sadece domatesin yemekte ve evde olmadığı anlamına gelir. Domatesin olmadığı anlamına gelmez. Doğru mu? Yani domates vardır, sadece unutulmuştur. Öyle değil mi? Yani bizler bir şeyi bulmuyoruz ve yaratmıyoruz. Zaten her daim var olan ve hiç yok olmayan şeyleri alıyoruz. Eğer üşenip eşini veya evdeki çalışanı markete gönderirsen, o zaman sana bu dünyada guru diyoruz. Hatta mutfağa girdinde ve domates yok ne yapacağız, diye sorduğunda, hayatım ben aldım bak burada, diyene aydınlanmış diyoruz.
Hepsi bu, olayı bu kadar zorlaştırmaya gerek yok. Git kendi işini kendin gör, sen de ol. Unutma, aydınlanmış ol. Gün gelir de domatesin olmadan, domatesin tadını alarak yersen ve şükredersen buna da inançlı olmak dediğimizi unutma.
Şükür içinde mutluluğu bulanın gerçek ermiş ve olmuş kişi olduğunu hep hatırla. Artık çatışma ve zıtlık yoktur.10 dakika yoktur, çünkü 1 ve 0 yoktur. Domates ne vardır ne de yoktur. Ne her şey vardır ne de yoktur. Ne de senin bunları düşünmeni gerektirecek bir beynin. Beynin diğer organlar gibi asli görevinde olmalı. Yeni bir lisan öğrenmek, uçak mühendisi olmak, meslek sahibi olmak için kullandığın, bu dünya ya ait bir araç. Beynini farklı kullanmak istediğinde, sana devamlı domatesin olmadığını, domatesi bulduğunda nanenin olmadığını söyler durur. Yani bu alışveriş hikâyesi gibi biz sadece unuttuk. Ya da unutturulduk. Bu iş o kadar. Neden unuttuk veya unutturulduk diye soracak olursan; sufilerin dediği gibi dünya işlerine öyle bir daldık ki unuttuk. Öbür dünya ile uğraşırsan, o zaman sen de bu dünyayı unutursun. Üzüntü ve acılarla sana devamlı hatırlatmaya çalışırlar. Çünkü yine ayırımdasın. Bu dünya ve öbür âlem diyerek; Ayrım ve bölünme içinde, yine zıtlık ve iç dünyanda zıtlıkların savaşının devamı. Burası ve diğer yer diye bir şey olmadığını anlayana kadar bu olaylar zinciri devam edecektir. Hoş, bu anlaşılan bir şey değil, hepsi 1 ve tek olgular. Dünya, cennet, cehennem, ölüm ve doğum hepsi, bir hayat.. Hepsi 10 dakika. Bu 10 dakikada yaşa. Ol, hep var ol, hatta hep var olduğunu hatırla. işte o zaman, ol denildiğinde olduğunu anlayacaksın. Enerjini doğru kullandığında, aydınlık seni bulur.
Enerjini olana ve hep var olana dikkatle verdiğinde, anlaşılır olan ve olmayan, çözülebilen ve çözülemeyen her şey netlik kazanır. Bölmediğimizde, ama hiçbir şeyi, enerjimizi bölünmeye vermediğimizde, her şey anlaşılacak, gözler açılacak ve hatırlayacağız. Ama her şeyi hatırlayacağız, geçmişi de hatırlayacağız, geleceği de...
Her şeyi aldığını sanırken, yemek yapmaya başladığında domatesi unuttuğunu fark et. Kim unuttu? Kim gidecek kavgası. Sıkıntı uzamasın ve mutluluk bozulmasın diyen ben ve yeniden marketin yollarına düşen ben. Yemeği pişirmek için 2 saatlik uğraş ve sonucunda masada buluşma. En fazla 10 dakikada tabakların boşalması. Tam bir facia; Bütün gün uğraş ve 10 dakika, hepsi bu mu? Bir de unutulan teşekkür. Bütün bu masraf için kaç gün işyerine gittik? Kaç gün patronların ağız kokusunu çektik? 10 dakika ve bitti.
Hayatın tamamı gibi; Günlerce arkadaş olmak için arkasından koşmalar, kovalamacalar, bir kahve içmenin mutluluğu, yemekler, sinemalar ve sonunda 10 dakikalık beklenti altında mutluluklar.
Her şey, bütün bu uğraşlar 10 dakika için mi?
Bu saçma sapan uğraşların gerçek nedeni ne?
Her gün;10 saat çalışmak ve aldığın ücretle, istediğin hayatın;da birini yaşamak.
Bütün yıl çalışmak ve 10 gün tatile gidebilmek için günleri saymak.
Her şeyi bir 10 sayısı için mi yapıyoruz?
1 ve 0. ikilemin doğduğu yer. Bilgisayarın dili. 1 bütünlüğün hatta Tanrı'nın varlığının simgesi. 0 yok edişin. Zıtların uyumu gibi; 1 ve 0.
Kadın ve erkek, gece ve gündüz, sevgi ve nefret.
Hep zıtlıklar.
Tanrı'nın bile yaratılıştan bu güne zıtlıklardaki uyumu dile getirdiği, melek ve şeytan.
Nereden başladık nereye doğru gidiyoruz? diye sorma.
Kapağı çevirdiğinden beri beraber ilerliyoruz.
Bir şey bulmak için değil, bulmamak için de değil. illa ki neden diye sorarsan, her şeyin bir anda olduğunu anlamak için, zıt ve farklı olanın nereden geldiğini inceliyoruz.
Her şey denildiğinde olduysa, neye ihtiyaç duyuyoruz ki? Zıttı yaratılıyor.
Unutulan domates mi? Yoksa bir uğraşın ve yemeğin lezzeti mi?
Bütün günkü koşturma karın doyurmak ve masrafları karşılamak için mi?
Yarattığımız dünyamızla tanışmak için mi?
Çocuk sahibi olma isteği ile yanıp tutuşurken; ilkini büyük zorluklarla büyütürken ve istediğimiz kadar zaman ayıramazken, ikincisi; Eğer o da kız olursa zıtlığı tamamlayamadığımız dürtüsü ile bir daha denemek ve zıddını bulana kadar uğraş vermek. O zaman mutlu olacağımızı ve tam olacağımızı hissetmek.
Her şey bir anda olduysa neden sonradan istemek ve bir olabilmek için uğraş vermek?
Madde dünyasında; param olsa, çocuk istiyorum; güzel bir ailem olsa yeterli param yok; bunlar tam olsa bu sefer ruhen arayıştayım; tam ve mutlu değilim, o halde hakikat nedir?
Arayış ve hayatımızın hep eksik olduğu düşüncesi, hipnoz içinde koşuşturmak;
Unutulan domatesi aramak için yollara çıkmak gibi.
Halbu ki unutulan bir şey yok, eksik bir parça yok, her şey tam ve mükemmel aynen istediğimiz gibi yaratıldı.
Tam ve o anda, ne bir eksik ne bir fazla. Ne 10 dakikada seviştik, ne de 10 dakikada yemek yedik. Hepsi ayrımlar dünyasında imgelerin zamanla buluşmuş madde hali.
Senin eksik olduğunu söyleyenlerin, kendi eksiklikleri içindeki durumu sana inandırmaları. Beynin illüzyonu, kandırmacası.
Dünya cehennem, sen cennetini ara. Burada olmadı, öbür dünyada. Sanki dünya bir cehennem;
Sen iyi ol ve öl, öbür tarafta cennet seni bekliyor. Aynı unutulan domates gibi, 10 dakikada seviş ve yemeğini ye, 10 yılın katlarında yaşa ve sonra cennettesin.
Bu arayışta ulaşılacak cennet acaba nasıl bir yer? Gitsek aklımız burada kalır mı? Çok güzel bir yere tatile gittiğinizde 10 gün sonra evinizi özlediğiniz olmuyor mu? Ya dünyayı da özlerseniz? Düşünsenize huriler (kadınlar, huri dediğimde kızmasın siz de kendi cennetinizi yaratın, bu erkek cenneti) ve ırmaklar içinde, hiçbir koşuşturma yokken, tam bir sükûnet içinde; sıkıldım ben, evimi özledim dersen ne olacak? Tamam, çözümü bulduk, süper beyin! Reenkarnasyon var, hazır değilsek bir daha dünyaya geliyoruz. Oh şimdi rahatladık.
Allahtan beynimizinde ini kullanıyoruz. Bir de hepsini kullansak acaba neler yapardık?
Cenneti ve cehennemi yarattık, ölümü yarattık beğenmedik, geri geldik, olmadı, diğer âlemi yarattık.
Bununla bile baş edemezken bir de beynimizin tamamını kullansak yandık. Şimdiki bölünmüşlüğümüz, zıtlıklar ve ikilem içerisindeki dünyamız, kimbilir kaç parçaya daha bölünürdü? Belki de bu yüzden kullanamıyoruz. Bunu hiç düşündünüz mü? Daha fazla bela açmamak ve sorumluluk almamak için.
Kötülük, kin ve nefret içerisindeki insanlık, beyninin tamamını kullanabilse: Daha hızlı öldürmek, 10 dakikada yok etmek için kimbilir ne üstün teknoloji silahlar geliştirirdi, kimbilir bu sefer o muhteşem beyninde kaç parçaya bölünürdü? Şu anda sadece beynin sağ ve sol tarafını eksik kullanırken, herhalde o zaman yüz parça olmuş fikirler ve on binlerce zıtlıkla uğraşan bir zırdeli olurduk.
Bilmiyorum bunları hiç düşünüyor musun? Bu konu çok önemli olmasaydı, bu yazı seni nasıl bulurdu? Bu herkesin okuyabileceği bir yazı olsaydı seni bulamazdı. O zaman rahatım, incelemeye devam edelim. Ta ki bulunacak hiçbir şey kalmayana kadar. Nasıl? Mümkün değil mi? Her zaman bir şeyler daha vardır, dediğini duyuyorum. O zaman her daim yaratmaya devam ediyoruz. Mutfağımız hep eksik. Domates için gidip gelsek, bu sefer de naneyi unutmuş oluyoruz. Ne istemenin ve ne de daha iyinin sonu yok, yaratmanın sonu yok diyebiliriz.
O zaman her şey bir anda mı oldu? Her şey evrim içerisinde, zaman kavramında mı yaratıldı? Eğer öyleyse kaderimizi şimdi mi yaratıyoruz? Gerçekten bunun böyle olduğuna inanabilir miyiz? Şimdi izleyelim.
Domates eksikti, ama yaratılmıştı. Yani markette vardı. Biz sadece unutmuştuk öyle değil mi? Unuttuğumuzu, aldık. Eğer üşenip de markete gitmezsek, domatesi olmayan bir yemek yaparız, ama bu sadece domatesin yemekte ve evde olmadığı anlamına gelir. Domatesin olmadığı anlamına gelmez. Doğru mu? Yani domates vardır, sadece unutulmuştur. Öyle değil mi? Yani bizler bir şeyi bulmuyoruz ve yaratmıyoruz. Zaten her daim var olan ve hiç yok olmayan şeyleri alıyoruz. Eğer üşenip eşini veya evdeki çalışanı markete gönderirsen, o zaman sana bu dünyada guru diyoruz. Hatta mutfağa girdinde ve domates yok ne yapacağız, diye sorduğunda, hayatım ben aldım bak burada, diyene aydınlanmış diyoruz.
Hepsi bu, olayı bu kadar zorlaştırmaya gerek yok. Git kendi işini kendin gör, sen de ol. Unutma, aydınlanmış ol. Gün gelir de domatesin olmadan, domatesin tadını alarak yersen ve şükredersen buna da inançlı olmak dediğimizi unutma.
Şükür içinde mutluluğu bulanın gerçek ermiş ve olmuş kişi olduğunu hep hatırla. Artık çatışma ve zıtlık yoktur.10 dakika yoktur, çünkü 1 ve 0 yoktur. Domates ne vardır ne de yoktur. Ne her şey vardır ne de yoktur. Ne de senin bunları düşünmeni gerektirecek bir beynin. Beynin diğer organlar gibi asli görevinde olmalı. Yeni bir lisan öğrenmek, uçak mühendisi olmak, meslek sahibi olmak için kullandığın, bu dünya ya ait bir araç. Beynini farklı kullanmak istediğinde, sana devamlı domatesin olmadığını, domatesi bulduğunda nanenin olmadığını söyler durur. Yani bu alışveriş hikâyesi gibi biz sadece unuttuk. Ya da unutturulduk. Bu iş o kadar. Neden unuttuk veya unutturulduk diye soracak olursan; sufilerin dediği gibi dünya işlerine öyle bir daldık ki unuttuk. Öbür dünya ile uğraşırsan, o zaman sen de bu dünyayı unutursun. Üzüntü ve acılarla sana devamlı hatırlatmaya çalışırlar. Çünkü yine ayırımdasın. Bu dünya ve öbür âlem diyerek; Ayrım ve bölünme içinde, yine zıtlık ve iç dünyanda zıtlıkların savaşının devamı. Burası ve diğer yer diye bir şey olmadığını anlayana kadar bu olaylar zinciri devam edecektir. Hoş, bu anlaşılan bir şey değil, hepsi 1 ve tek olgular. Dünya, cennet, cehennem, ölüm ve doğum hepsi, bir hayat.. Hepsi 10 dakika. Bu 10 dakikada yaşa. Ol, hep var ol, hatta hep var olduğunu hatırla. işte o zaman, ol denildiğinde olduğunu anlayacaksın. Enerjini doğru kullandığında, aydınlık seni bulur.
Enerjini olana ve hep var olana dikkatle verdiğinde, anlaşılır olan ve olmayan, çözülebilen ve çözülemeyen her şey netlik kazanır. Bölmediğimizde, ama hiçbir şeyi, enerjimizi bölünmeye vermediğimizde, her şey anlaşılacak, gözler açılacak ve hatırlayacağız. Ama her şeyi hatırlayacağız, geçmişi de hatırlayacağız, geleceği de...
doğada hiçbir şeyin onsuz olamadığıdır.
(bkz: işin aslı)
sorulmadan yaşandığında mala bağlamanın kaçınılmaz olduğu soru...
neden?!
neden?!
(bkz: kaplumbağa deden)*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar