bugün
- karşısındaki yazarı kadın sanıp mesaj atan erkek6
- dm açsana diyen erkek5
- bilmediğin numaraya alo dedin yandın4
- bir kadının hoşlandığını belli etmesinin yolları6
- özgür özel'in tutuklanması5
- terörsüz türkiye de yasal süreç4
- magnezyum ve colagen kullanmak5
- masklavi ve mel mel gibson'un birbirini artılaması6
- arka kapının gıcırdaması3
- mohamed salah'ın trabzonspor'a transferi11
- nihoşun ölümü4
- düğün dernekle evlenir kimseye duyurmadan boşanır7
- ama kent uzlaşısı6
- lore peyniri3
- çerçeve yasa teklifinin meclis'e sunulması6
- mayışın çekildiği günlerde sucuk yemek2
- midilli adası6
- theodor herzl e devlet madalyası vermek4
- meal kuran değildir26
- aile hekimi4
- leon2
- lor peynirini krem peynir haline getirmek2
- bir erkek ve bir kız arkadaş olabilir mi14
- aylık 508 bin tl iyi para mıdır sorunsalı5
- ülkücü vs pkklı3
- lionel messi3
- duş almak vs duş yapmak6
- insanlar sizi nasıl tanımlar7
- ülkücü bir babanın oğluna vereceği isim2
- çağımızın hastalığı2
- online kumar4
- geceye güzel bir söz bırak6
- bayan kelimesi neden rahatsız edici28
- pforzheim şu an 21 derece3
- 2026 ağustos ayının serin geçmesi3
- 05 08 2026 ankara daki yoğun osuruk kokusu2
- acil iş fikri lazım arkadaşlar16
- gecenin film sahnesi5
- aslan abilerim sözlüğe geri dönsün kampanyası7
- euro'nun 55 tl olması2
- iremga12
- afrika nasıl kalkınabilir15
- stack overflow kopyala yapıştır4
- dinamo zagreb'in kauno zalgiris'i 5 0 yenmesi3
- erkek gibi konuşan kız7
- çoğu yazarları donuzlamış olmam7
- imamoğlu'nun tutukluluğunun 100 günü16
- 5 ağustos 20263
- bella hadid5
- dürüm yerken uzaklara dalmak3
entry'ler (799)
Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var:
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
Ataol Behramoglu
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği
insan saatlerce bakabilir gökyüzüne
Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa
Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır
Kopmaz kökler salmaktır oraya
Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin
Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin
Ataol Behramoglu
söz verdiğim gibi yaptım, gidişinden tam 2 sene sonra sana en çok benzeyen adamı buldum. o beni pek önemsemiyor farkındayım ama sana söz verdim bir kere. o sana çok benziyor, bırakamam. ama her fırsat bulduğumda sana koşuyorum, dayanamıyorum. farkında birşeyler olduğunun, onu aldattığımı sanıyor belki de.
doğum günündü o rüyayı gördüğümde, gelme diyorsun artık sakın gelme. oysa ben ellerinsiz yapamam bilirsin. izin istedim senden son bir kez için,razı oldun.
rüzgarlı bir istanbul akşamında, doğduğun günde -ne önemi varki doğduğun günün- iş çıkışı sana koşuyorum. son kez damlayacak gözyaşlarım toprağına, huzursuzum. telefonum çalıyor; o arıyor, sana benzeyen. eve gidiyorum, çok yorgunum diyorum. ona senden bahsedemem, böyle konuşmadık mı seninle?
güneş batmak üzere, işte yanıbaşındayım sevgilim. her zamanki gibi senin hatrını soruyorum önce, anlamaya çalışıyorum el sürerek karanlık sessizliğinde toprağın. telefonum çalıyor. seninle son kez buluşuyorum, vakit kaybedemem. anlatmalıyım herşeyi. öncekileri, bundan sonra olacakları. doğum gününü kutlayacağız daha, yeni sözler vermeliyim sana bu akşam.
bir mesaj sesi...
rüzgar sert esiyor. ben anlatırken sen kıpırdanıyosun, mutlusun biliyorum. sürpriz kahvaltı hazırlama çabalarım geliyor aklıma. sessizce çeviriyorum anahtarı, evine giriyorum, doğruca mutfağa geçiyorum. kahvaltını hazırlayıp uyandırıyorum seni. halbuki daha anahtarı kilide soktuğum anda uyanıyorsun, sürprizim bozulmasın diye yatakta kıpırdanıp duruyorsun.
hava ne kadar aydınlık bu saatte! içimdeki ışığın aydınlatıyor dünyamı. ışık demişken... gülüyorum, kalbim buruk biraz da. ortak noktamız ve bana vereceğin ışık düşüyor aklıma. etraf daha da aydınlık artık, ama nasıl olur, saat kaç?
inanamıyorum, gün bitmiş, sabah olmuş. ve ben mezarın başında bu bahar akşamında hiç üşümedim, saati farketmedim. ertesi gün olmuş, işe gitmek için az zamanım var. hemen anlatmaya koyuluyorum bundan sonra sana gelmeden nasıl yaşayacağımı, sensiz kalmayacağımı.
ellerinin üzerindeki toprağına uzanıyorum, avuçlarımda toprağın sımsıkı tutuyorum ve yanıma aldığım beyaz poşete dolduruyorum. artık üzülmeyeceksin bana çiçek almayı aksattığın için.
veda vakti sevgilim, segilimmmm!
---------------------
kadırgada bir cam ustası... ahşap kapısı aralık yine, biraz gürültü yaparak giriyorum içeri, çay içiyor taburesine oturmuş. baştan aşağıya süzüyor beni, darmadağınığım, üzerimde dünden kalan takım elbisem. suratımda manasız bir mutluluk; konuştuğumuz gibi cam bir vazo istiyorum diyorum elimdeki toprak dolu poşeti uzatarak.
sabırsız bir bekleyişin ardından kavuşuyorum tekrar ellerine. terminalde beni bekleyişin geliyor aklıma istanbul dönüşlerinde. bir asırdır ellerine kavuşmak için buradayım derdin sevgilim, hala orada mısın?
başucumda yeri hazır vazomun...
terminalde beni beklerken kırmızı gerberaları tutan ellerin şimdi toprağından yapılmış cam bir vazo masamda ve yine içinde kırmızı gerberalar...
doğum günündü o rüyayı gördüğümde, gelme diyorsun artık sakın gelme. oysa ben ellerinsiz yapamam bilirsin. izin istedim senden son bir kez için,razı oldun.
rüzgarlı bir istanbul akşamında, doğduğun günde -ne önemi varki doğduğun günün- iş çıkışı sana koşuyorum. son kez damlayacak gözyaşlarım toprağına, huzursuzum. telefonum çalıyor; o arıyor, sana benzeyen. eve gidiyorum, çok yorgunum diyorum. ona senden bahsedemem, böyle konuşmadık mı seninle?
güneş batmak üzere, işte yanıbaşındayım sevgilim. her zamanki gibi senin hatrını soruyorum önce, anlamaya çalışıyorum el sürerek karanlık sessizliğinde toprağın. telefonum çalıyor. seninle son kez buluşuyorum, vakit kaybedemem. anlatmalıyım herşeyi. öncekileri, bundan sonra olacakları. doğum gününü kutlayacağız daha, yeni sözler vermeliyim sana bu akşam.
bir mesaj sesi...
rüzgar sert esiyor. ben anlatırken sen kıpırdanıyosun, mutlusun biliyorum. sürpriz kahvaltı hazırlama çabalarım geliyor aklıma. sessizce çeviriyorum anahtarı, evine giriyorum, doğruca mutfağa geçiyorum. kahvaltını hazırlayıp uyandırıyorum seni. halbuki daha anahtarı kilide soktuğum anda uyanıyorsun, sürprizim bozulmasın diye yatakta kıpırdanıp duruyorsun.
hava ne kadar aydınlık bu saatte! içimdeki ışığın aydınlatıyor dünyamı. ışık demişken... gülüyorum, kalbim buruk biraz da. ortak noktamız ve bana vereceğin ışık düşüyor aklıma. etraf daha da aydınlık artık, ama nasıl olur, saat kaç?
inanamıyorum, gün bitmiş, sabah olmuş. ve ben mezarın başında bu bahar akşamında hiç üşümedim, saati farketmedim. ertesi gün olmuş, işe gitmek için az zamanım var. hemen anlatmaya koyuluyorum bundan sonra sana gelmeden nasıl yaşayacağımı, sensiz kalmayacağımı.
ellerinin üzerindeki toprağına uzanıyorum, avuçlarımda toprağın sımsıkı tutuyorum ve yanıma aldığım beyaz poşete dolduruyorum. artık üzülmeyeceksin bana çiçek almayı aksattığın için.
veda vakti sevgilim, segilimmmm!
---------------------
kadırgada bir cam ustası... ahşap kapısı aralık yine, biraz gürültü yaparak giriyorum içeri, çay içiyor taburesine oturmuş. baştan aşağıya süzüyor beni, darmadağınığım, üzerimde dünden kalan takım elbisem. suratımda manasız bir mutluluk; konuştuğumuz gibi cam bir vazo istiyorum diyorum elimdeki toprak dolu poşeti uzatarak.
sabırsız bir bekleyişin ardından kavuşuyorum tekrar ellerine. terminalde beni bekleyişin geliyor aklıma istanbul dönüşlerinde. bir asırdır ellerine kavuşmak için buradayım derdin sevgilim, hala orada mısın?
başucumda yeri hazır vazomun...
terminalde beni beklerken kırmızı gerberaları tutan ellerin şimdi toprağından yapılmış cam bir vazo masamda ve yine içinde kırmızı gerberalar...
Sözlükteki yirminci yılını kutlayan yazar. Sözlük hala yaşıyor mu
An itibariyle saptadığım durum. Safari ile devam ediyoruz mecbur
Votka, passion fruit, vanilya içeren bir ingiliz kokteyli. Prosecco ile servis edilir.
Ripassato superiore olanı makbul olan şarap, italya’nın veneto bölgesinde üretilir.
Pasat yerine passat demekle esdegerdir.
müsahit yazmadığı için alnından öpülesidir.
bir özel hastanenin facebook sayfasinda tam tesekkürlü hastane yorumunu yapan kişidir.
fotoğraf altına "masumhane" yorumu yapandır.
evden çıkarken kapıyı çektikten sonra araba anahtarının üzerinde bulunan kilitleme düğmesine basıp ev kapısını kilitlemeye çalışmaktır.
selam söyle diyene bağış üstüne bile der bu sevgililer.
her gece tekrar tekrar ölüyorsun rüyalarımda. her defasında bir umut uyuyorum geceleri. belki bu gece, tam da bu gece ölmezsin.
bu kişi önceki mesajlarında mücevher yerine mücefer, inşallah yerine iyişallah demiş de olabilir.
hayalkırıklığının bu kadar acı verebileceğini bilmiyordum.
kızın erkek arkadaşımın hediyesi demesi pek muhtemel olduğu durumdur.
ısı dayanımı nedeniyle sanayide kullanımı yaygındır. hatta son zamanlarda kek pişirme kalıpları, spatula ve bunun gibi mutfak gereçlerinin de silikondan imal edilmesiyle evlerimize kadar girmiştir.
otomotiv sanayiinde özellikle boya yapılan parçalar üzerine silikonun ortamda bıraktığı moleküllerin yüzeyde oluşturduğu pürüz nedeniyle yasaklanmıştır.
otomotiv sanayiinde özellikle boya yapılan parçalar üzerine silikonun ortamda bıraktığı moleküllerin yüzeyde oluşturduğu pürüz nedeniyle yasaklanmıştır.
ayrılmak isteyip de bahane bulamayan çakal sevgilidir.