bugün
- yazarların fotoğrafları6
- yemek yaparak sözlükten koca düşürmek16
- amedspor31
- çoban salatasını çobanlar mı yaptı5
- sezar salatasını sezar mı yaptı4
- soğuk gecelerde yatağı ısıtma sorunu10
- kadın tır şoförleri6
- arkadaşlar uyuyalım mı artık5
- xiaomi 17 pro max4
- bebek yağı bebekten mi olur sorunsalı4
- korkudan patır patır altına yapmak3
- aleksey batrakov29
- mafyanın parasının fonda batması3
- kanal 7 gelin dizisi5
- cumartesi gecesi6
- sevgiliyle saatlerce telefonda konuşmak9
- van da tır ile minibüs çarpışması 9 ölü4
- gavurdağı salatası vs çoban salatası2
- kanta'ı just cant diyen ingiliz2
- bir sözlük yazarıyla şömine başında şarap içmek6
- şimdi ne yapsam acaba7
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı21
- 19 yaşındaki oğlum üvey annesiyle kaçtı10
- çoban salatasını ilk kim yaptı sorunsalı2
- kaz eti4
- ah be3
- ak parti4
- bu ne hal yahu9
- sözlüğün en çok oylayan yazarı5
- kar soğuğu5
- atalarınızdan duyulan şamanik bilgiler9
- manken gibi kadınla evlenmek5
- yarma şeftali7
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim34
- kim milyoner olmak ister5
- aliyev'in parasının fonda batması2
- katatespizartmasinın mutfağına konuk olmak16
- arda güler3
- sinsi dudak3
- 8 kasım 2026 alanyaspor trabzonspor maçı2
- itici gelen davranışlar4
- akşama ne yemek yapsam10
- bu sözlükte en büyük benim4
- ptt kargo2
- bik bik'in mutfağına konuk olmak18
- geceye bir şiir bırak6
- ismet özel der ki3
- fatma betül sayan kaya milletin nene hatunu dur15
- bugünlük bu kadar yeter sözlük3
- the merich'in mutfağına konuk olmak7
2 temmuz 1993 olaylarında yani madımak vahşetinde yanmadan önce kendini aşağı atarak kurtaran ve hafızasını kaybetmiş bir edebiyat öğretmeni..
--spoiler--
Madımak Otelinin 109 ve 110 numaralı odaların pencerelerinden karşı binaya geçiş vardı. Buradan kaçan 31 kişi kurtuldu. Kendini eşiyle birlikte otelin boşluğuna atan Yazar Lütfiye Aydının trajik hikáyesi bugün hálá sürüyor...
ALEVLER giderek yükseliyor.
Herkes çığlık çığlığa can derdinde.
Lütfiye Aydın yangından kurtulmak için, eşi Avukat Cafer Can Aydınla birlikte kendini otelin apartman boşluğuna bırakıyor.
Dumandan göz gözü görmüyor. Bağırıyorlar. Bağırıyorlar.
Güçleri bitiyor. Dumandan zehirlenip bayılıyorlar...
itfaiye araçları otele ulaşmak istiyor. Göstericiler, araçların tekerleklerinin önüne yatarak engellemek istiyor.
Polis havaya ateş açıyor.
Yangın söndürme çalışmaları nihayet başlayabiliyor.
itfaiye yangını söndürürken, otel boşluğunun üzerindeki camlar patlıyor; kızgın camlar, yerde baygın yatan Lütfiye Aydının üzerine yağmur gibi yağıyor...
Gece 01.00. Yangın tamamen söndürülüyor.
Otelden 35 ölü çıkarılıyor.
Duvar dibinde olduğu için camların pek değmediği Cafer Can Aydın kendine gelir gibi oluyor. Güçlükle dışarı çıkıyor. Bir polis onu görüyor, şaşırıyor, "Başka yaşayanlar var mı" diyor.
Eşi Lütfiye Aydının adını söylüyor, bayılıyor.
Otel hálá tütüyor.
Ve otelden en son Lütfiye Aydın çıkarılıyor...
LÜTFiYE AYDIN MORGDA
Polis, Lütfiye Aydının öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup hastane morguna kaldırıyor.
Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor. Sabaha karşı morga gidiyor güç bela.
Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor "Sivri bir şey var mı" diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydının ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor...
Aradan birkaç saniye geçiyor, Lütfiye Aydın sayıklıyor: "Ce... ce"
Eşi tamamlıyor: "Ceren... Ceren..."
Ceren kızlarının adı.
Cafer Can hem kızının adını "Ceren, Ceren" diye tekrarlıyor, hem de haykıra haykıra ağlıyor.
Lütfiye Aydın kurtulmuştu. Ama bu kurtuluş hiç de kolay olmayacaktı...
GATA YANIK MERKEZi
Lütfiye Aydının vücudu ağır derecede yanıktı.
Önce Sivasta tedavi görüyor; daha sonra Ankarada GATA Yanık Merkezinde.
Olaydan üç gün sonra 5 Temmuz günü gözünü GATA Yanık Merkezinde açıyor.
Ne güzel tesadüf; 5 Temmuz kızları Cerenin doğum günüydü; 17yi dolduruyordu.
O gün, 35 gün sürecek zorlu tedavi sürecine başlıyor doktorlar. Ölü derileri tek tek soyuluyor. Yatağı bir küvet oluyor.
Konuşmakta zorlanıyor. En yakınlarını dahi tanıyamıyor.
Cumhuriyet Pazar Bulmacası çözme alışkanlığı vardı. Hastanedeyken sürekli "Bana bulmacamı getirin" diyor. Nedense bir türlü getirilmiyor bulmaca. Sonunda bir gün getiriyorlar. Dünyalar onun oluyor. Kalemi eline alıyor ve öylece kalakalıyor. O da ne; harfler birbirine giriyor. Zorluyor zorluyor olmuyor. Okuyamıyor.
Gazeteyi neden getirmediklerini anlıyor...
ODADAN ÇIKMIYOR
Aylar sonra hastaneden taburcu oluyor.
Evine gelir gelmez, odasının perdelerini kapattırıyor. Günlerce çıkmadan o karanlık odada tek başına yaşıyor.
Eşi ve kızının büyük çabasıyla, günlerce verdikleri mücadele sonunda hayata dönüyor.
Edebiyat öğretmeni, Yazar Lütfiye Aydın, okuma yazmayı yeniden öğreniyor.
Zamanla, odasından, evinden çıkmaya başlıyor. Sokakta, haline bakıp soranlara, "Trafik kazası geçirdim" diyor. Yalan söylemiyor aslında; çünkü öyle biliyor. Ne Sivası, ne Madımak Otelini, ne de yangını hatırlıyor.
Bir gün odasından katıla katıla ağlama sesi geliyor.
Anımsıyor, tüm olup biteni...
Hemen bir daktilo istiyor; yazmak istiyor. Yazarsa belki arkadaşlarını, gencecik çocukları geri getireceğini düşünüyor. Oturup yazmaya başlıyor. Sekiz saat sürüyor yazması; yarım sayfa ancak yazabiliyor.
Pes etmiyor. Yazmayı bırakmıyor.
Lütfiye Aydın, bugün zor yazıyor ve güçlükle konuşuyor
Onun için Madımak yangını hálá sürüyor.
Ya sizin için...
--spoiler--
Soner Yalçın yazısıdır.
--spoiler--
Madımak Otelinin 109 ve 110 numaralı odaların pencerelerinden karşı binaya geçiş vardı. Buradan kaçan 31 kişi kurtuldu. Kendini eşiyle birlikte otelin boşluğuna atan Yazar Lütfiye Aydının trajik hikáyesi bugün hálá sürüyor...
ALEVLER giderek yükseliyor.
Herkes çığlık çığlığa can derdinde.
Lütfiye Aydın yangından kurtulmak için, eşi Avukat Cafer Can Aydınla birlikte kendini otelin apartman boşluğuna bırakıyor.
Dumandan göz gözü görmüyor. Bağırıyorlar. Bağırıyorlar.
Güçleri bitiyor. Dumandan zehirlenip bayılıyorlar...
itfaiye araçları otele ulaşmak istiyor. Göstericiler, araçların tekerleklerinin önüne yatarak engellemek istiyor.
Polis havaya ateş açıyor.
Yangın söndürme çalışmaları nihayet başlayabiliyor.
itfaiye yangını söndürürken, otel boşluğunun üzerindeki camlar patlıyor; kızgın camlar, yerde baygın yatan Lütfiye Aydının üzerine yağmur gibi yağıyor...
Gece 01.00. Yangın tamamen söndürülüyor.
Otelden 35 ölü çıkarılıyor.
Duvar dibinde olduğu için camların pek değmediği Cafer Can Aydın kendine gelir gibi oluyor. Güçlükle dışarı çıkıyor. Bir polis onu görüyor, şaşırıyor, "Başka yaşayanlar var mı" diyor.
Eşi Lütfiye Aydının adını söylüyor, bayılıyor.
Otel hálá tütüyor.
Ve otelden en son Lütfiye Aydın çıkarılıyor...
LÜTFiYE AYDIN MORGDA
Polis, Lütfiye Aydının öldüğünü düşünüyor. Bir kamyonetin arkasına koyup hastane morguna kaldırıyor.
Cafer Can eşinin öldüğüne inanamıyor. Sabaha karşı morga gidiyor güç bela.
Doktordan rica ediyor; son kez bakması için. Doktor "Sivri bir şey var mı" diye soruyor. Kalemini veriyor. Kalem Lütfiye Aydının ayağına batırılıyor. Tepki veriyor; yaşıyor...
Aradan birkaç saniye geçiyor, Lütfiye Aydın sayıklıyor: "Ce... ce"
Eşi tamamlıyor: "Ceren... Ceren..."
Ceren kızlarının adı.
Cafer Can hem kızının adını "Ceren, Ceren" diye tekrarlıyor, hem de haykıra haykıra ağlıyor.
Lütfiye Aydın kurtulmuştu. Ama bu kurtuluş hiç de kolay olmayacaktı...
GATA YANIK MERKEZi
Lütfiye Aydının vücudu ağır derecede yanıktı.
Önce Sivasta tedavi görüyor; daha sonra Ankarada GATA Yanık Merkezinde.
Olaydan üç gün sonra 5 Temmuz günü gözünü GATA Yanık Merkezinde açıyor.
Ne güzel tesadüf; 5 Temmuz kızları Cerenin doğum günüydü; 17yi dolduruyordu.
O gün, 35 gün sürecek zorlu tedavi sürecine başlıyor doktorlar. Ölü derileri tek tek soyuluyor. Yatağı bir küvet oluyor.
Konuşmakta zorlanıyor. En yakınlarını dahi tanıyamıyor.
Cumhuriyet Pazar Bulmacası çözme alışkanlığı vardı. Hastanedeyken sürekli "Bana bulmacamı getirin" diyor. Nedense bir türlü getirilmiyor bulmaca. Sonunda bir gün getiriyorlar. Dünyalar onun oluyor. Kalemi eline alıyor ve öylece kalakalıyor. O da ne; harfler birbirine giriyor. Zorluyor zorluyor olmuyor. Okuyamıyor.
Gazeteyi neden getirmediklerini anlıyor...
ODADAN ÇIKMIYOR
Aylar sonra hastaneden taburcu oluyor.
Evine gelir gelmez, odasının perdelerini kapattırıyor. Günlerce çıkmadan o karanlık odada tek başına yaşıyor.
Eşi ve kızının büyük çabasıyla, günlerce verdikleri mücadele sonunda hayata dönüyor.
Edebiyat öğretmeni, Yazar Lütfiye Aydın, okuma yazmayı yeniden öğreniyor.
Zamanla, odasından, evinden çıkmaya başlıyor. Sokakta, haline bakıp soranlara, "Trafik kazası geçirdim" diyor. Yalan söylemiyor aslında; çünkü öyle biliyor. Ne Sivası, ne Madımak Otelini, ne de yangını hatırlıyor.
Bir gün odasından katıla katıla ağlama sesi geliyor.
Anımsıyor, tüm olup biteni...
Hemen bir daktilo istiyor; yazmak istiyor. Yazarsa belki arkadaşlarını, gencecik çocukları geri getireceğini düşünüyor. Oturup yazmaya başlıyor. Sekiz saat sürüyor yazması; yarım sayfa ancak yazabiliyor.
Pes etmiyor. Yazmayı bırakmıyor.
Lütfiye Aydın, bugün zor yazıyor ve güçlükle konuşuyor
Onun için Madımak yangını hálá sürüyor.
Ya sizin için...
--spoiler--
Soner Yalçın yazısıdır.
dünya tatlısı kedi sevdalısı öykü yazarı. ankarada batıkentte oturur. biraz pasaklıdır ama yüzündeki o tatlı gülümseme herşeyi ak pak eder. ankarada'ki günlerimde kendini ziyarete giderdim, dilediği gibi yazan bir yazar, öyle populerite peşinde falan değil.
madımak ötelinde ölümle burun buruna gelmiş. hastanede kendine geldiğinde bu olayla alakalı hiç bir şey hatırlıyamaz olmuş.
çok düşündüm acaba neden unuttu herşeyi, neden bu kadar içten yazılar üretebilen beyni sildi herşeyi diye.
daha sonra kendimce bir cevap buldum. bize yakışmayan şeyi hatırlamanın anlamı ne. yakıldı insanlar bir hiç için sivasta. ister müslüman olsun ister ateist olsun, ister alevi olsun. insanlar diri diri yakıldı bir otelde, bu anı hatırlamak memleketin bir utancını hatırlamak değilmi.
belki bu utancı bizleri yakıştıramadığı için hatırlamıyordur.
madımak ötelinde ölümle burun buruna gelmiş. hastanede kendine geldiğinde bu olayla alakalı hiç bir şey hatırlıyamaz olmuş.
çok düşündüm acaba neden unuttu herşeyi, neden bu kadar içten yazılar üretebilen beyni sildi herşeyi diye.
daha sonra kendimce bir cevap buldum. bize yakışmayan şeyi hatırlamanın anlamı ne. yakıldı insanlar bir hiç için sivasta. ister müslüman olsun ister ateist olsun, ister alevi olsun. insanlar diri diri yakıldı bir otelde, bu anı hatırlamak memleketin bir utancını hatırlamak değilmi.
belki bu utancı bizleri yakıştıramadığı için hatırlamıyordur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com