bugün
- evde kalmış 30 yaşında kız11
- müzik haram mıdır6
- soğuklardan ötürü dudakların çatlaması5
- hangi ülke de doğmak isterdin11
- sözlükteki zengin yazarlar4
- bik bik'in mutfağına konuk olmak9
- 1 kasım 2026 kasımpaşa beşiktaş maçı3
- amedspor22
- 14 mart 20115
- asgari ücret4
- kedi maması değişikliği2
- cübbeli ahmet hoca2
- arkadaşa acil 10 bin lira ateşlemek7
- çare ismail kartal4
- pazar günü yapılacak en iyi şey4
- yaptığım müthiş kaşarlı yumurta8
- iddaa bayii nin olmazsa olmazları2
- havaların erken kararmaya başlaması3
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı10
- durduk yere insanın aklına gelen replikler7
- belediye işçisinin 162 bin tl maaş alması2
- anın görüntüsü26
- futbol17
- ibo show orkestrası3
- o paraya mercedes bmw audi var5
- dursun adında spor kulübü başkanı olmaz2
- süper lig9
- yaran twitter iletileri3
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı17
- arabam nasıl arkadaşlar4
- imranlı3
- eyüpspor3
- herr domdom2
- pazar akşamı entry sayısının düşmesi2
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı27
- 1 kasım 2026 amed eyüpspor maçı3
- azerbaycan5
- cadılar bayramı hristiyan bayramı değildir5
- gocu aslında influncer8
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı17
- avm tuvaleti2
- anne ve kızın ayaklarını öpüp havlayan adam3
- sözlükteki kızların bilgisiz olması17
- burhan bayar2
- antu forum dan yorumlar2
- 31 ekim 2026 hakkari de askerimizin şehid olması7
- 6 ocak 20122
- 1 kasım3
- doğum günü kutlamayan adam2
- sözlükte 50 55 yaşlarında bir kız bulup evlenmek6
jean luc godard'ın 1963 tarihli filmi.
i̇sminde işaret edildiği gibi bulaştığı siyasi çıkar gruplarının elinde kurtulma mücadelesi veren bir küçük asker bruno nun hikayesinin anlatıldığı 1963 yapımı jean luc godard filmi. siyah beyaz, çizgisel kurguda ilerleyen, 68 öncesi siyasi gerilim ve çıkar gruplarının tırmanışı, terör faaliyetlerini yükselişi ve bu ortamda politize olan genç bireylerin seçimleri, ideallerini aramaları hakkında bir film le petit soldat.
---olası spoiler ibaresi---
i̇çerisinde paul klee, paul gauguin, vincent van gogh, haydn, mozart, kafka gibi sanatsal içeriklerden pasaj ya da değiniler bulunan film, gençliğin 60 lar sanat içeriğindeki gruplaşma, aidiyet hissi ile kendini belirli gruplara, dolayısı ile onların çıkarlarına hapsetme ve toplumdaki heterojen ideolojik yapıda nefes almaya çalışan amaçsız güdülerini yine godard usulü izlenimci ve sorgulayıcı bir şekilde aktarıyor
filmin kurgu yapısında başlangıçta tek adam olarak çizilen bruno, ikinci kısımda veronica (anna karina) ile ilişkisi, 3. bölümde yine tek adam bruno nun idealizmle hesaplaşması ve son kısımda ise tekrar veronica ile buluşması bulunuyor. bu açıdan çizgisel fakat kesikli bir yapıda olan kurgu, yine değinildiği gibi toplumdaki heterojen yapıya benzer şekilde parçalı düzenlenmiş.
godard filmde ilginç bir şekilde dostoyevski nin ünlü cinler de yaptığı gibi siyasi idealler içinde kaybolan, yaptıkları işi ulvileştiren insanları sakin bir atmosfer ile izleyerek gösteriyor. ne kadar bu izleyişte taraf olmasa da, çekim stili ve duyarsız bakışı, bu ideallerin çok da önemli olmadığı şeklinde bir yargısı olduğunu, ya da bu seçimlerdeki muğlaklığı imliyor. filmdeki aksiyon sahnelerindeki durağan çekim ve müzikler, karakterlerin planlarının tamamen incelikten yoksun yapılışı, devrim fikirlerinden bahsedenlerin hayalperest ve ahmak çizilişi bu tezi desteklerken; gerçek sorunu yine çözmeyip soruların yani sürecin önemli olduğunun altı çiziliyor.
bruno nun işkence sonrasında veronica ya geçtiği uzun tiratta sorduğu sorular filmin hesaplaştığı ana nokta. burada bruno bir ülkeyi ya da milleti sevmenin ne kadar doğru olabileceğini, seçimlerimizi ne kadar sağduyu ile yapabileceğimizi, ille bir ideale sahip olmanın zorunlu olup olmadığını soruyor. ve tanrının ideali olmadığı görüşünü sunuyor. burada asıl verilmek istenen belirli bir ideolojiye destek veren bireyin ne kadar sağlıklı seçim şansı olduğu; yoksa koyu kırmızıyı severim demekle bir fikri savunmak arasında bir ayrım yok mu?
tabi artık godard klasiği olmuş seyirciye direkt bakan ana karakter filmin punch line ında yine bize sorular soruyor. godard ın sevdiği gibi, izleyici röntgencilikle kalamıyor, müdahil olup sorgulamak zorunda bırakılıyor. ama karakterin dediği gibi yargılarımız ne kadar izlenim ya da araştırmalarımıza dayansa da asla karakterin (gerçek ya da sanal) ne düşündüğünü bilemeyeceğimiz belirtiliyor. yine soru sormanın cevaplardan önemli olması gibi epistemolojik bir sorun bu da.
---olası spoiler ibaresi bitti---
nihayetinde 68 öncesi dönemdeki siyasi gerilimin tırmandığı ortamda gençlerin ideolojik yaklaşımları, seçimlerin doğası, ideal belirleme zorunluluğu, hayatı küçümseme yaklaşımı, tüm bu karmaşanın ortasında sanat, aşk gibi kavramların eğretilenmesi üzerine hoş bir godard filmi.
---olası spoiler ibaresi---
i̇çerisinde paul klee, paul gauguin, vincent van gogh, haydn, mozart, kafka gibi sanatsal içeriklerden pasaj ya da değiniler bulunan film, gençliğin 60 lar sanat içeriğindeki gruplaşma, aidiyet hissi ile kendini belirli gruplara, dolayısı ile onların çıkarlarına hapsetme ve toplumdaki heterojen ideolojik yapıda nefes almaya çalışan amaçsız güdülerini yine godard usulü izlenimci ve sorgulayıcı bir şekilde aktarıyor
filmin kurgu yapısında başlangıçta tek adam olarak çizilen bruno, ikinci kısımda veronica (anna karina) ile ilişkisi, 3. bölümde yine tek adam bruno nun idealizmle hesaplaşması ve son kısımda ise tekrar veronica ile buluşması bulunuyor. bu açıdan çizgisel fakat kesikli bir yapıda olan kurgu, yine değinildiği gibi toplumdaki heterojen yapıya benzer şekilde parçalı düzenlenmiş.
godard filmde ilginç bir şekilde dostoyevski nin ünlü cinler de yaptığı gibi siyasi idealler içinde kaybolan, yaptıkları işi ulvileştiren insanları sakin bir atmosfer ile izleyerek gösteriyor. ne kadar bu izleyişte taraf olmasa da, çekim stili ve duyarsız bakışı, bu ideallerin çok da önemli olmadığı şeklinde bir yargısı olduğunu, ya da bu seçimlerdeki muğlaklığı imliyor. filmdeki aksiyon sahnelerindeki durağan çekim ve müzikler, karakterlerin planlarının tamamen incelikten yoksun yapılışı, devrim fikirlerinden bahsedenlerin hayalperest ve ahmak çizilişi bu tezi desteklerken; gerçek sorunu yine çözmeyip soruların yani sürecin önemli olduğunun altı çiziliyor.
bruno nun işkence sonrasında veronica ya geçtiği uzun tiratta sorduğu sorular filmin hesaplaştığı ana nokta. burada bruno bir ülkeyi ya da milleti sevmenin ne kadar doğru olabileceğini, seçimlerimizi ne kadar sağduyu ile yapabileceğimizi, ille bir ideale sahip olmanın zorunlu olup olmadığını soruyor. ve tanrının ideali olmadığı görüşünü sunuyor. burada asıl verilmek istenen belirli bir ideolojiye destek veren bireyin ne kadar sağlıklı seçim şansı olduğu; yoksa koyu kırmızıyı severim demekle bir fikri savunmak arasında bir ayrım yok mu?
tabi artık godard klasiği olmuş seyirciye direkt bakan ana karakter filmin punch line ında yine bize sorular soruyor. godard ın sevdiği gibi, izleyici röntgencilikle kalamıyor, müdahil olup sorgulamak zorunda bırakılıyor. ama karakterin dediği gibi yargılarımız ne kadar izlenim ya da araştırmalarımıza dayansa da asla karakterin (gerçek ya da sanal) ne düşündüğünü bilemeyeceğimiz belirtiliyor. yine soru sormanın cevaplardan önemli olması gibi epistemolojik bir sorun bu da.
---olası spoiler ibaresi bitti---
nihayetinde 68 öncesi dönemdeki siyasi gerilimin tırmandığı ortamda gençlerin ideolojik yaklaşımları, seçimlerin doğası, ideal belirleme zorunluluğu, hayatı küçümseme yaklaşımı, tüm bu karmaşanın ortasında sanat, aşk gibi kavramların eğretilenmesi üzerine hoş bir godard filmi.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar