bugün
- yakıştırdığım çiftler serisi 149
- silvermist sözlükten gitmesin kampanyası6
- whatsapp telegram discord grupları sözlüğü bitirdi16
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı20
- sözlük çiftleştirme servisi11
- ya bi siktirin gidin15
- nick vermeden bir yazara seslen13
- ulu sözlük telegram grubu12
- sözlükte sevgili yazar eksikliği9
- sözlük yazarlarının eski sevgiliyi unutma süresi11
- erkeklerin sohbet muhabbet edememesi5
- şapka takar mısınız13
- hangi yazarla çift olursunuz6
- arkadaşlar ben de hesabımı siliyorum11
- fon skandalı önergesini akp ve mhp'nin reddetmesi3
- berna laçin'in gözaltına alınması41
- 2026 lisans kpss sonuçları8
- istanbul12
- hesabı siliyorum sözlük bir şey diyor musun19
- bakalım erkeğim beni kıskanacak mı ergensiliği3
- sümüklü böcek çiftleşmesi6
- sözlükte bile yalnız olmak2
- sarapci koala hatayi12
- karton toblayan cocuga arkadan sımsıkı sarılmak5
- amerikan demokrasisi3
- bir erkeğe ilk adım nasıl atılır18
- sezen taş7
- uludağ sözlük sertleşme veritabanı4
- sinek as5
- 2200 yılında nasıl görünürdüm3
- bahamalar2
- izmirin bok bulutlarının dağılması2
- al şu 1 milyonu usd'yi bankaya yatır diyen patron2
- sözlükte eleştiri kaldıramayan küçük krallık19
- ne sağcıyım sen solcu kartoncuyum kartoncu3
- rüzgarlı havaları seven tip4
- bakıp bakıp adım atmayan erkek17
- diğer sözlük4
- roman karakteri olsaydınız hangisi olurdunuz16
- arkadaşlar sizce neyimi düşüreyim14
- kartoncunun halil güneşli olması3
- aslan burcu erkeği aslan burcu kadını ilişkisi9
- ucan tekme atan hipopotam43
- yemek yedikten sonra kusmak9
- bir kadına hatunum demek3
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı7
- nervionun beni engellemesi10
- 8 ekim 2026 afyon vali yardımcısının vurulması2
- bipolar bozukluk3
- cemal paşa'nın bölücü torunu2
bugün sokakta titrerken bulduğum yavrunun cinsi. hipotermiydi yaşadığı sanırsam.
önce veterinere götürdüm sonra da evime.
sahiplendim sayılır. ayakta duramıyordu şimdi gerine gerine yatıyor sırtüstü. *
önce veterinere götürdüm sonra da evime.
sahiplendim sayılır. ayakta duramıyordu şimdi gerine gerine yatıyor sırtüstü. *
(img:#753173)
(img:#753174)
(img:#753175)
böyle de güzel bir yaratıktır.
ayrıca, çok ilginç ama sırt üstü uyumaya bayılırlar.
(img:#753176)
(img:#753174)
(img:#753175)
böyle de güzel bir yaratıktır.
ayrıca, çok ilginç ama sırt üstü uyumaya bayılırlar.
(img:#753176)
çikolatam gün geçtikçe daha hisli bakmaya başladı. 6. yaşının son günlerinde kendisi. eski dinamikliği, istekliliği hala daha ilk gün ki gibi. artık oğluşumun suratı yaşlanmaya başladı bunu fark edebiliyorum. daha olgun bakıyor, daha erkeksi duruyor. eski çocuksu bakışları gitti sanki.
geçen bahçede oyun oynadığımız esnada yüzündeki değişiklik dikkatimi çekti. elimde top kitlendim suratına. o da benim suratıma kitlenmiş komut bekliyor. bir an da ağlamaklı oldum. oğluşum yaşlanıyor çünkü. sarıla sarıla doyamadım oğluma. o gün geldiğinde ben nasıl dayanacağım bilemiyorum.
labradorlar cidden enteresan hayvanlar. bunların içine insan kaçmış resmen. o yüzden insan bir başka bağlanıyor keratalara.
taze bir fotosu;
görsel
geçen bahçede oyun oynadığımız esnada yüzündeki değişiklik dikkatimi çekti. elimde top kitlendim suratına. o da benim suratıma kitlenmiş komut bekliyor. bir an da ağlamaklı oldum. oğluşum yaşlanıyor çünkü. sarıla sarıla doyamadım oğluma. o gün geldiğinde ben nasıl dayanacağım bilemiyorum.
labradorlar cidden enteresan hayvanlar. bunların içine insan kaçmış resmen. o yüzden insan bir başka bağlanıyor keratalara.
taze bir fotosu;
görsel
koruma güdülerinin olmadığına inanılan köpek cinsi.
yaklaşık dört sene önceydi. cumartesi sabahtan toparlanıp, incir boğazı'na kamp yapmaya gittik. tabii kampa giderken vazgeçilmez partnerim ares'i de yanıma alarak gittim. masalar kuruldu, çadırlar yerleştirildi, ateş yakıldı vs.
acil bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyordu *. incir boğazı'nın coğrafi formu vadi gibi olduğu için telefonlar çekmiyordu. ben de sahil tarafına yürüdüm ve tepeye doğru çıkan patikadan yaklaşık 300-400 metre boyunca yol aldım. haliyle ares'de benimle beraber geldi. ares'le orman yürüyüşleri yaptığımız zaman her daim benden belli bir yard uzaklaşır. kokusunu bırakır, etrafı koklar, yeni şeyler keşfetmeye çalışır. ben telefonla konuşmaya başladığım esnada ares gözden kayboldu. neyse, nasıl olsa bulur beni diyerekten görüşmeme devam ettim.
o sıra yakın çevreden gelen çakal seslerini işitmeye başladım. kız arkadaşım "onlar ne ya?" falan diyor ben de önemli değil, gelinciktir falan diyorum. panik olmasını istemedim ama sesler iyice yaklaşmaya başlayınca ben panik oldum. "beni aşağıdan acil çağırıyorlar, seni sonra ararım." dedim ve telefonu kapattım. işin enteresan tarafı çakallar ödlek hayvanlardır. insandan kaçar ve asla yaklaşmazlar. ben muhtemelen yavrularına yakın bir yerde telefon görüşmesi yaptığım için dibime kadar geldiler. bana bir şey yapamayacaklarını biliyorum ama ay ışığında karşımda dikilmiş 20 tane göz görünce ister istemez tırsıyorum. elimde savunma yapabileceğim tek şey, hokkalı bir taş.
içimden; "ulan ares tam uzaklaşacak vakti buldun. eşşoolusuuu" dediğim esnada aşağıdan gelen daha iri bir hayvanın sesini işitmeye başladım. ama sesler öyle böyle değil. resmen ayı geliyor. gürlemeler, nefes nefese kalmalar.. ben tabii iyice tırstım o an. ulan dedim, telefonla görüşeceğim diye kurda, kuşa yem olacağım. sırtımı denize doğru verdim. aşağısı uçurum. en kötü kaya kaya denize kadar inmenin planlarını yapıyorum.
o ara aşağıdan gelen sesler ve kırılan dalların çatırtıları iyice yaklaşmaya başladı. ben tam "aressss" diye bağıracağım esnada onu gördüm. biricik oğlum babasını korumaya gelmiş. ağzının kenarları sinirinden köpükler içinde kalmış, gözlerinin parıltısı ay ışığında bile xenon gibi parlama efekti veriyor. sırtının üstü kirpi misali, kuyruk desen kamçılaşmış. yanımdan bir hışım geçti ve sürünün olduğu yere, çalılara doğru hiç düşünmeden atladı. ben peşine gitmeye çalıştım ama inanılmaz dikenlik bir alan. yol katedemiyorum yani. sesler uzaklaştı.. ben arkadan bağırıyorum oğluma; "oğlum gelll, buraya gell" iki dakika sonra yanıma koşan ayıyı yine gördüm.
"durr oğlum yavaş.. yavaş ulann" demeye kalmadan yere yığdı beni. her yerim salya sümük içinde kaldı. yalıyor, ince ince sesler çıkartıyor, bana bir şey olduğunu sanıyor. gecenin zifiri karanlığında 10 dakika boyunca yerde oyun oynadık onunla. hayvan beni iyi görünce mest oluyor tabii. o hengamenin içinde telefon ekranım bile çatlamış düşünün. öyle bir kaba kuvvet içerikli bir sevgi bu.
ayım benim, tosunum, tosbalağım. şimdi sana koruma güdüsü yok diyenler bir daha düşünsün.
ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, tüm köpeklerin sahiplerine karşı koruma güdüsü top seviyededir. kimi ırk daha ön plandadır fakat bu ırk hiç korumuyor demek en büyük yalandır. adam canı pahasına koştu 20 tane çakalın arkasından. işin enteresan tarafı; kampa gittiğimiz zaman ares hep etrafta dolanır, bize pek salça olmaz. ama o gece ateşin başında sabaha kadar oturdum ve o da sabaha kadar benim yanımda yerde yattı.
canım oğlum benim.
görsel
what do you see in those yellow eyes?
http://i.hizliresim.com/O0kd6Q.jpg
bu klibi ve parçayı oğluşuma armağan ediyorum *
https://www.youtube.com/watch?v=PVzljDmoPVs
yaklaşık dört sene önceydi. cumartesi sabahtan toparlanıp, incir boğazı'na kamp yapmaya gittik. tabii kampa giderken vazgeçilmez partnerim ares'i de yanıma alarak gittim. masalar kuruldu, çadırlar yerleştirildi, ateş yakıldı vs.
acil bir telefon görüşmesi yapmam gerekiyordu *. incir boğazı'nın coğrafi formu vadi gibi olduğu için telefonlar çekmiyordu. ben de sahil tarafına yürüdüm ve tepeye doğru çıkan patikadan yaklaşık 300-400 metre boyunca yol aldım. haliyle ares'de benimle beraber geldi. ares'le orman yürüyüşleri yaptığımız zaman her daim benden belli bir yard uzaklaşır. kokusunu bırakır, etrafı koklar, yeni şeyler keşfetmeye çalışır. ben telefonla konuşmaya başladığım esnada ares gözden kayboldu. neyse, nasıl olsa bulur beni diyerekten görüşmeme devam ettim.
o sıra yakın çevreden gelen çakal seslerini işitmeye başladım. kız arkadaşım "onlar ne ya?" falan diyor ben de önemli değil, gelinciktir falan diyorum. panik olmasını istemedim ama sesler iyice yaklaşmaya başlayınca ben panik oldum. "beni aşağıdan acil çağırıyorlar, seni sonra ararım." dedim ve telefonu kapattım. işin enteresan tarafı çakallar ödlek hayvanlardır. insandan kaçar ve asla yaklaşmazlar. ben muhtemelen yavrularına yakın bir yerde telefon görüşmesi yaptığım için dibime kadar geldiler. bana bir şey yapamayacaklarını biliyorum ama ay ışığında karşımda dikilmiş 20 tane göz görünce ister istemez tırsıyorum. elimde savunma yapabileceğim tek şey, hokkalı bir taş.
içimden; "ulan ares tam uzaklaşacak vakti buldun. eşşoolusuuu" dediğim esnada aşağıdan gelen daha iri bir hayvanın sesini işitmeye başladım. ama sesler öyle böyle değil. resmen ayı geliyor. gürlemeler, nefes nefese kalmalar.. ben tabii iyice tırstım o an. ulan dedim, telefonla görüşeceğim diye kurda, kuşa yem olacağım. sırtımı denize doğru verdim. aşağısı uçurum. en kötü kaya kaya denize kadar inmenin planlarını yapıyorum.
o ara aşağıdan gelen sesler ve kırılan dalların çatırtıları iyice yaklaşmaya başladı. ben tam "aressss" diye bağıracağım esnada onu gördüm. biricik oğlum babasını korumaya gelmiş. ağzının kenarları sinirinden köpükler içinde kalmış, gözlerinin parıltısı ay ışığında bile xenon gibi parlama efekti veriyor. sırtının üstü kirpi misali, kuyruk desen kamçılaşmış. yanımdan bir hışım geçti ve sürünün olduğu yere, çalılara doğru hiç düşünmeden atladı. ben peşine gitmeye çalıştım ama inanılmaz dikenlik bir alan. yol katedemiyorum yani. sesler uzaklaştı.. ben arkadan bağırıyorum oğluma; "oğlum gelll, buraya gell" iki dakika sonra yanıma koşan ayıyı yine gördüm.
"durr oğlum yavaş.. yavaş ulann" demeye kalmadan yere yığdı beni. her yerim salya sümük içinde kaldı. yalıyor, ince ince sesler çıkartıyor, bana bir şey olduğunu sanıyor. gecenin zifiri karanlığında 10 dakika boyunca yerde oyun oynadık onunla. hayvan beni iyi görünce mest oluyor tabii. o hengamenin içinde telefon ekranım bile çatlamış düşünün. öyle bir kaba kuvvet içerikli bir sevgi bu.
ayım benim, tosunum, tosbalağım. şimdi sana koruma güdüsü yok diyenler bir daha düşünsün.
ırk, cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, tüm köpeklerin sahiplerine karşı koruma güdüsü top seviyededir. kimi ırk daha ön plandadır fakat bu ırk hiç korumuyor demek en büyük yalandır. adam canı pahasına koştu 20 tane çakalın arkasından. işin enteresan tarafı; kampa gittiğimiz zaman ares hep etrafta dolanır, bize pek salça olmaz. ama o gece ateşin başında sabaha kadar oturdum ve o da sabaha kadar benim yanımda yerde yattı.
canım oğlum benim.
görsel
what do you see in those yellow eyes?
http://i.hizliresim.com/O0kd6Q.jpg
bu klibi ve parçayı oğluşuma armağan ediyorum *
https://www.youtube.com/watch?v=PVzljDmoPVs
kendi kendilerine oyun oynayabiliyorlar. ve dahi kendi kendilerini oyalamayı da iyi biliyorlar. saatlerce tek bir sopa parçası ile vakit geçirebilirler. bugün bir kez daha buna inanmış oldum.
gün içinde oğlumla beraber ormana gittik. yağmur şiddetlenince ben arabaya geçtim, oğlum da ormanın derinliklerinde koşmaya devam etti. taşa toprağa hallendi. öyle kar-kış koymaz labradorlara. aksine soğuk havayı, yağmuru, karı daha çok severler. bugün keratayı izlerken mest oldum. zira kendi kendine yaptığı şebeklikleri izlerken mest olmamak namümkün. mesela yaptıklarından birkaç örnek vereyim;
- koca bir taşı patileriyle kavrayıp, çüküne doğru çekmeye çalışmak. çekince de, biraz daha geri gidip taşı yine çüküne doğru çekmek. bunu defalarca kez yapmak.
- uzunca bir sopayı ağzı ile tutarak ağaca bile bile defalarca kez vurmak.
- arabanın önüne beş dakikada bir kozalak bırakmak.
- dümdüz yürürken bir anda kafasına esip şimşek hızıyla göle doğru koşmak ve atlamak.
- çok nadir olsa da, ara ara kapının dibine gelip "viykk viykk haaumffff uuooğğmm" falan demek. isyan etmek. "şeker misin lan? insene bee!!" demek. şaka bir yana, güya beni de yanında istiyor sıpa.
- ara ara kafayı taktığı değişik gövdeli ağacın dibine gidip öğürmeli bir şekilde havlamak. ağaca kızmak. sinirlenmek. yetmezmiş gibi bir de dibine işemek.
- başkaların attığı pet şişeyi, kozalağı ve bir başka kozalağı aynı anda ağzına sokmaya çalışmak.
- suda yüzerken silkelenmek. gerçi bunu hep yapıyor.. (canım oğlum çok akıllıdır ama bazen böyle mallıkları olabiliyor.)
- bunların hepsinden sıkılınca yine yanıma gelmek. benim inmeyeceğimi anlayınca arabanın önüne geçip çukur kazmak. götünü bile bile bana dönüp arabaya taş toprak atmak. ona kızmak için aşağı inince de, hızlıca kaçmak. uzaktan bana "havv" demek. meali; "gelsene lan ibne!"
- artık yapacak bir şey bulamayınca isyan etmek. kapının dibine gelip bir süre bana bakmak. yaklaşık bir on saniye bakıştıktan sonra havlamak. bağırmak. "geliyorsan gel uyuz etme beni" demek. tepki vermeyince de "hovv haavv" deyip, yine göle atlamak. suda silkelenmek....
böyle şeyler işte. labrador candır, canandır.
gün içinde oğlumla beraber ormana gittik. yağmur şiddetlenince ben arabaya geçtim, oğlum da ormanın derinliklerinde koşmaya devam etti. taşa toprağa hallendi. öyle kar-kış koymaz labradorlara. aksine soğuk havayı, yağmuru, karı daha çok severler. bugün keratayı izlerken mest oldum. zira kendi kendine yaptığı şebeklikleri izlerken mest olmamak namümkün. mesela yaptıklarından birkaç örnek vereyim;
- koca bir taşı patileriyle kavrayıp, çüküne doğru çekmeye çalışmak. çekince de, biraz daha geri gidip taşı yine çüküne doğru çekmek. bunu defalarca kez yapmak.
- uzunca bir sopayı ağzı ile tutarak ağaca bile bile defalarca kez vurmak.
- arabanın önüne beş dakikada bir kozalak bırakmak.
- dümdüz yürürken bir anda kafasına esip şimşek hızıyla göle doğru koşmak ve atlamak.
- çok nadir olsa da, ara ara kapının dibine gelip "viykk viykk haaumffff uuooğğmm" falan demek. isyan etmek. "şeker misin lan? insene bee!!" demek. şaka bir yana, güya beni de yanında istiyor sıpa.
- ara ara kafayı taktığı değişik gövdeli ağacın dibine gidip öğürmeli bir şekilde havlamak. ağaca kızmak. sinirlenmek. yetmezmiş gibi bir de dibine işemek.
- başkaların attığı pet şişeyi, kozalağı ve bir başka kozalağı aynı anda ağzına sokmaya çalışmak.
- suda yüzerken silkelenmek. gerçi bunu hep yapıyor.. (canım oğlum çok akıllıdır ama bazen böyle mallıkları olabiliyor.)
- bunların hepsinden sıkılınca yine yanıma gelmek. benim inmeyeceğimi anlayınca arabanın önüne geçip çukur kazmak. götünü bile bile bana dönüp arabaya taş toprak atmak. ona kızmak için aşağı inince de, hızlıca kaçmak. uzaktan bana "havv" demek. meali; "gelsene lan ibne!"
- artık yapacak bir şey bulamayınca isyan etmek. kapının dibine gelip bir süre bana bakmak. yaklaşık bir on saniye bakıştıktan sonra havlamak. bağırmak. "geliyorsan gel uyuz etme beni" demek. tepki vermeyince de "hovv haavv" deyip, yine göle atlamak. suda silkelenmek....
böyle şeyler işte. labrador candır, canandır.
köpek forumlarında çeşitli başlıklarla karşılaşıyorum.
- 5 aylık labradorum kapıyı kemirdi
- 4 aylık labradorum dana kemiği yuttu
- 8 aylık labradorum bulaşık makinasını yemeye çalıştı
- 6 aylık labradorum patlattığı mama torbasının yarısını yedi
- 7 aylık labradorum kağıt para yedi
- 4 yaşındaki labradorum arabamızı yedi
gibi başlıklar. haliyle sahipleri panik olmuş, başlık açmış ve altına panik içerikli açıklama kısmı girmişler. gönlünüz rahat olsun sevgili labrador besleyicileri. domuzlardan, keçilerden farkları yok bu sıpaların. çelik konstrüksiyon, mdf, pimaş, beton gibi materyalleri ekmek niyetine yiyebilirler. şaka bir yana; tabii ki ciddiye alınması gereken oburluk vakaları var elbet ama, dana kemiği yedi diye panik yapılmasına hiç gerek yok. bu oburlar her an gözlem altında tutulmalı. ciddi ciddi asvalt gibi şeyleri kütür kütür yiyebiliyorlar.
7.5 yaşında erkek labradorum var. oynasın diye önüne kalınca bir sopa atmıştım birkaç gün önce. ertesi gün sopa yoktu. bahçeye şöyle bir göz gezdirdiğim vakit anladım mideye indirdiğini. her yer sopanın kırıntılarıyla doluydu. görende aç bırakıyorum sanacak.. bunların yapısı böyle. sopayı yemesine şaşırdım mı? hayır tabii ki. zira daha beterlerini yediğine şahit olmuşluğum var efendim. köpek besleyenler beni iyi anlayacaktır. canımız gibi baktığımız bu canlıların kakasını temizlerken inceleriz bir problem var mı diye. incelediğim kakaların biri beni çok şaşırtmıştı. içinde;
- tenis topunun sarı sarı tüyleri
- kiraz çekirdekleri
- incir çekirdekleri
- ataç
- mavi plastik parçaları ve küçük bir taş görmüştüm.
hepsini anladım ama ataçı nereden buldun sen? topu ben attım. kiraz ve incir ağaçları bahçede var zaten. düşen meyveyi hüpletiyor sıpa. mavi plastik parçaları kemirdiği bahçe kovasına ait. taş ise arada kaynamış herhalde. peki ataç? hiçbir fikrim yok.. bunlar böyle. her şeyin tadına bakmak istiyorlar. yemek istemeseler bile, kemirirken merak edip "nomm nomm" bir parça indiriyorlar mideye. bunların huyunu bilmeyen duyarlı insanlar da aç bıraktığımı zannediyor. "baksana bi' lokma ekmek attım nasıl da iştahla yedi. az mı mama veriyorsunuz?" diye soruyorlar. yahu ne azı.. adam benden daha iyi besleniyor ama ne yapayım? doymuyor eşşolusu.. 100 labrador'un 80'i neden obez şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım.
- 5 aylık labradorum kapıyı kemirdi
- 4 aylık labradorum dana kemiği yuttu
- 8 aylık labradorum bulaşık makinasını yemeye çalıştı
- 6 aylık labradorum patlattığı mama torbasının yarısını yedi
- 7 aylık labradorum kağıt para yedi
- 4 yaşındaki labradorum arabamızı yedi
gibi başlıklar. haliyle sahipleri panik olmuş, başlık açmış ve altına panik içerikli açıklama kısmı girmişler. gönlünüz rahat olsun sevgili labrador besleyicileri. domuzlardan, keçilerden farkları yok bu sıpaların. çelik konstrüksiyon, mdf, pimaş, beton gibi materyalleri ekmek niyetine yiyebilirler. şaka bir yana; tabii ki ciddiye alınması gereken oburluk vakaları var elbet ama, dana kemiği yedi diye panik yapılmasına hiç gerek yok. bu oburlar her an gözlem altında tutulmalı. ciddi ciddi asvalt gibi şeyleri kütür kütür yiyebiliyorlar.
7.5 yaşında erkek labradorum var. oynasın diye önüne kalınca bir sopa atmıştım birkaç gün önce. ertesi gün sopa yoktu. bahçeye şöyle bir göz gezdirdiğim vakit anladım mideye indirdiğini. her yer sopanın kırıntılarıyla doluydu. görende aç bırakıyorum sanacak.. bunların yapısı böyle. sopayı yemesine şaşırdım mı? hayır tabii ki. zira daha beterlerini yediğine şahit olmuşluğum var efendim. köpek besleyenler beni iyi anlayacaktır. canımız gibi baktığımız bu canlıların kakasını temizlerken inceleriz bir problem var mı diye. incelediğim kakaların biri beni çok şaşırtmıştı. içinde;
- tenis topunun sarı sarı tüyleri
- kiraz çekirdekleri
- incir çekirdekleri
- ataç
- mavi plastik parçaları ve küçük bir taş görmüştüm.
hepsini anladım ama ataçı nereden buldun sen? topu ben attım. kiraz ve incir ağaçları bahçede var zaten. düşen meyveyi hüpletiyor sıpa. mavi plastik parçaları kemirdiği bahçe kovasına ait. taş ise arada kaynamış herhalde. peki ataç? hiçbir fikrim yok.. bunlar böyle. her şeyin tadına bakmak istiyorlar. yemek istemeseler bile, kemirirken merak edip "nomm nomm" bir parça indiriyorlar mideye. bunların huyunu bilmeyen duyarlı insanlar da aç bıraktığımı zannediyor. "baksana bi' lokma ekmek attım nasıl da iştahla yedi. az mı mama veriyorsunuz?" diye soruyorlar. yahu ne azı.. adam benden daha iyi besleniyor ama ne yapayım? doymuyor eşşolusu.. 100 labrador'un 80'i neden obez şimdi daha iyi anlaşılmıştır umarım.
konuşuyorlar. şaka yapmıyorum, ciddi ciddi bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar.
ben: oğluşum özlendin mi babayı?
oğluş: oouuğğmm
bahçeye indim yerde oturuyorum. bu deli hemen yanıma geldi ve poposunu bana yaslayarak oturdu. sanki ben orada hiç yokmuşum gibi uzaklara doğru bakıyor. "ne o lan, oralar eskiden dutluktu galiba?" diye sordum. paşam durur mu, yapıştırdı cevabı;
oğluş: ummffhh
akabinde "tamam hadi gezelim biraz" dedim. heyecanla "houv houvv" dedi. çıkmadan önce ön hazırlıkları yapıyordum. tasması, cartı curtu falan işte. bu da o sırada heyecandan kapılara tırmanıyor. "oturrr yerinee!" diye sesli komut verdim. yine yapıştırdı cevabı;
oğluş: hııığğmmm aauuuffmmmfff
yakında "lisan-ı osmanî’nin edebiyatı hakkında mülâhazatı şâmildir" derse şaşırmam. manyak..
ben: oğluşum özlendin mi babayı?
oğluş: oouuğğmm
bahçeye indim yerde oturuyorum. bu deli hemen yanıma geldi ve poposunu bana yaslayarak oturdu. sanki ben orada hiç yokmuşum gibi uzaklara doğru bakıyor. "ne o lan, oralar eskiden dutluktu galiba?" diye sordum. paşam durur mu, yapıştırdı cevabı;
oğluş: ummffhh
akabinde "tamam hadi gezelim biraz" dedim. heyecanla "houv houvv" dedi. çıkmadan önce ön hazırlıkları yapıyordum. tasması, cartı curtu falan işte. bu da o sırada heyecandan kapılara tırmanıyor. "oturrr yerinee!" diye sesli komut verdim. yine yapıştırdı cevabı;
oğluş: hııığğmmm aauuuffmmmfff
yakında "lisan-ı osmanî’nin edebiyatı hakkında mülâhazatı şâmildir" derse şaşırmam. manyak..
poposuyla dağları deviren, materyali ne olursa olsun kafasına taktığı tüm nesneleri parçalayabilen ve odunsu kuyruğuyla nice delikanlının hayalarını patlatan ayarsız hayvan. tabiatı sebebi ile oldukça usta yüzücüler olan labradorlar, nedendir bilinmez ama suya atladıkları zaman istisnasız olarak göbeklerinin üstüne çakılırlar.
görsel
labradorların suyla olan ilişkisi, kuşkusuz ki bu dünyanın en güzel görüntülerinden biri. koca adamı çocuk yapar bu haytalar. çocukla çocuk olursunuz. hayırlı evlattır.
görsel
labradorların suyla olan ilişkisi, kuşkusuz ki bu dünyanın en güzel görüntülerinden biri. koca adamı çocuk yapar bu haytalar. çocukla çocuk olursunuz. hayırlı evlattır.
golden retriewer'ler ile ırkdaş olmalarına rağmen ün hususunda onların gölgesinde kalmış; sevimlilik ve oyunculukta o bol tüylü sarılar kadar önde olmayan, anavatanı isminden anlaşılacağı üzre labrador yarımadası ve afrika olan köpek türü.
Labrador köpeği Amerika’nın bir numaralı köpekleri arasında yer alır. Bu köpekler oldukça sevgi doludur, eğlencelidir ve kolaylıkla eğitilebilir.
arama kurtarma köpekleri olarak tercih edilen bir ırktır. Özellikle narkotik köpeği olarak.
bu evlatlardan bir tanesine 9.5 sene boyunca babalık yapmaya çalıştım.
oğlumun nasıl aramızdan ayrıldığına, ne kadar güzel günler yaşadığımıza falan değinip de akşam akşam can sıkmak istemiyorum. diyeceğim şudur ki, bu hayvanlar inanılmaz kuvvetli.
bu sabah yürüyüş yaparken kafeteryanın birinin önünde koca kafalı siyah bir labrador gördüm. ama tam bir labrador! somun ekmek gibi kuyruğu, makas çenesi, güçlü kafa yapısı, geniş göğüs kafesi falan derken, türünün güzel bir örneğiydi. haliyle dayanamadım ve eğilip ıslık çaldım. yavşak oğlu yavşak (ekseriyeti yavşaktır) hemen kalın kuyruğunu sallamaya başladı ve sırıta sırıta yanıma seyirtdi. kendini sevdirirken beni öyle bir ittiriyordu ki, "işte" dedim, "labrador dediğin budur!"
golden kadar sevecen, golden kadar sempatikler fakat çok çok kuvvetliler.
herifçioğlunun kendini sevdirme çabası bile dengemi bozdu. bacağımı ittirirken içten içe "hey yavrum, hey" dedirtti.
açıkçası içim cızlamadı değil zira aramızdan ayrılan oğlum da aynı derecede kuvvetliydi ve aynen bu şekilde ittirerek sevgisini gösterirdi.
velhasıl, ben bu piç kurularını çok seviyorum <3
oğlumun nasıl aramızdan ayrıldığına, ne kadar güzel günler yaşadığımıza falan değinip de akşam akşam can sıkmak istemiyorum. diyeceğim şudur ki, bu hayvanlar inanılmaz kuvvetli.
bu sabah yürüyüş yaparken kafeteryanın birinin önünde koca kafalı siyah bir labrador gördüm. ama tam bir labrador! somun ekmek gibi kuyruğu, makas çenesi, güçlü kafa yapısı, geniş göğüs kafesi falan derken, türünün güzel bir örneğiydi. haliyle dayanamadım ve eğilip ıslık çaldım. yavşak oğlu yavşak (ekseriyeti yavşaktır) hemen kalın kuyruğunu sallamaya başladı ve sırıta sırıta yanıma seyirtdi. kendini sevdirirken beni öyle bir ittiriyordu ki, "işte" dedim, "labrador dediğin budur!"
golden kadar sevecen, golden kadar sempatikler fakat çok çok kuvvetliler.
herifçioğlunun kendini sevdirme çabası bile dengemi bozdu. bacağımı ittirirken içten içe "hey yavrum, hey" dedirtti.
açıkçası içim cızlamadı değil zira aramızdan ayrılan oğlum da aynı derecede kuvvetliydi ve aynen bu şekilde ittirerek sevgisini gösterirdi.
velhasıl, ben bu piç kurularını çok seviyorum <3
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar