bugün
- boyun ağrısına iyi gelen şeyler15
- erkeklere en güzel hitap şekilleri15
- nefret edilen hitap şekilleri12
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı33
- cuma akşamı etkinlikleri7
- gece mesajlaşırken uyuya kalan erkek8
- kamyon sürerken dinlenecek şarkılar7
- bi erkek için kütahyadan adanaya gitmek4
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması16
- alttaki yazara bir şey söyle7
- aşkım dua lipa mı ben mi diyen sevgili3
- atalar arap harflerini ne zaman aldı5
- ağrı bandı4
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler6
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak9
- merhaba arkadaşlar beni hatırladınız mı7
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak19
- gecenin bir körü prezervatif isteyen komşu8
- gece sevgiliyle uyumak3
- adana varoşları3
- sözlük çeteleri11
- uludagsozluk uygulama şeysi2
- herkese mavi boncuk dağıtan karaktersiz4
- moda faciası olan şeyler7
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- yahudi'ye oh iyi olmuş demek2
- amazon prime2
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- karton toplayan meric8
- s'i l v'e r m'i s t8
- şabat şalom mevora3
- insan olmaya ceyrek kala6
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- ne kadar takıntılısın5
- bana onu sormayin23
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- yogartiksenin eski erkek arkadaşı4
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- yarın lahmacun yiyecek olmak6
- çorapla yatan cin2
- hilafetin türklere faydası18
- yiyecek gibi bakan manita4
- barış alper yılmaz3
- nervio'nün 007'ye vahşi kelebeğim demesi5
- kasımpaşa5
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
- uçuk3
- varlığınızı hangi popüler yazara borçlusunuz5
sözlüğün haydar dümeni. son oylanan entry'leri, coştukları, en beğenilenleri hep seks hep seks.
kötü mü? değil tabii. *
(bkz: veriyorum küsküyü)
kötü mü? değil tabii. *
(bkz: veriyorum küsküyü)
dünün beğenilen entryleri'ne girip çıkan, girip çıkan canayakın yazar.
kendini behlülün yağlı boyası sanan yazar. sikici olduğu belli oluyor, yazıları da eğlenceli. sevdim.
adam iyi yazar hoş yazar da onu özel yapan başka bir özelliği var... açıklıyorum... sıkı durun...
adamın götü kalkmamış yahu... hani "selibrity oldum, kimseyi siklemem" falan tripleri yok.
yazsın dursun... okuruz biz.
o değil de ne zaman bir yazar hakkında iyi bir şeyler yazsam kendimi yalaka gibi hissediyorum. bir de acayip eski yiyorum.
adamın götü kalkmamış yahu... hani "selibrity oldum, kimseyi siklemem" falan tripleri yok.
yazsın dursun... okuruz biz.
o değil de ne zaman bir yazar hakkında iyi bir şeyler yazsam kendimi yalaka gibi hissediyorum. bir de acayip eski yiyorum.
(bkz: ölüm/#12509113)
bildiğin ağladım. neyse ki tekim büroda.
nur içinde yatsın baban, ne denir...
7. nesil güldüren, ağlatan tuhaf bir adam.
bildiğin ağladım. neyse ki tekim büroda.
nur içinde yatsın baban, ne denir...
7. nesil güldüren, ağlatan tuhaf bir adam.
twitter'dan takıp etsin beni. gece 02.33'de çıplak fotomu koyucam panpiş.
sözlüğün sayılı iyi yazarlarındandır. severek okunandır.
kandil mesajıyla beni daha da sevindiren yazar. teşekkür ediyoruz efenim.
(#12183812) entry'siyle yarmıştır. evet.
çok güldüğüm aynı zamanda da yazdıklarını çok beğendiğim severek takip ettiğim yazar. edebiyat öğretmeni falan kanımca.
sözlüğün en kaliteli yazarlarındandır. yok böyle 7.nesil !
(bkz: #12325808) no'lu entrysi ile gülmekten kopmama neden olmuş yazar kardeşimizdir.
(bkz: akp hükümeti)
o tecavüze uğramaz. pense istersin sker. olayı budur.
(bkz: seksi bir kızın kapıyı çalıp penis istemesi/#10980975)
(bkz: seksi bir kızın kapıyı çalıp penis istemesi/#10980975)
bir yanlışlık yapıp pense falan istemeyin sker falan maazallah.
#10980975
hayal dünyasıyla sınır tanımayan, ironinin bokunu çıkararak tüm ululuları kırıp geçiren yedinci nesil yazar.
afferim bre kukla.
hayal dünyasıyla sınır tanımayan, ironinin bokunu çıkararak tüm ululuları kırıp geçiren yedinci nesil yazar.
afferim bre kukla.
ispikçi bir yazar. cağnım guklam. beni de çok seviyo, doğru mu?
sene 1989;
bu erken gerisi sefil doğmuş. doğar doğmaz gülmeye başlamış. ulan farklı olucam diye bu şaklabanlık niye kuzum. sonra herkesin yaptığı şeylerin tersini yaparak ''ben farklıyım havalarına girmeyi kendine fistan edinmiş. misyon değil bak orda da farkını ortaya koyuyor adam.
ilkokula 14, ortaokula 8 yaşında gitmiş. ilk teşekkürünü ilkokulda aldığında ben kurdela isterim diyerekten tepki vermiş. sanki kız birader. liseyi dışardan (macaristan) üniversiteyi içerden (marmara üni.) bitirmiş. 4 sene boyunca ''ben içerden okuyorum lan'' diyerekten üniversiteden dışarıya adım atmamış.
askerliğe gittiğinde çavuş sonra onbaşı en son er olaraktan bitirip farkını ortaya koymuş. nöbette uyuyop, nöbet sonrası uyumamasıyla meşhurmuş.
iş hayatına adım attığında para onu satın alamamış o efes ve tuborg'u satın almış. aldığı maaşın %218'ini efes ile tuborg'a yatırdığından tekel'den girişimci ödülü almış ama ailesine yaranamamaış ve babasına ona girişmiş.
bunlar hep faklı olucam ayakları yüzünden olmuş. yapma yapma kukla diyor kameralarımızı antalya sahillerine çeviriyoruz.
bu erken gerisi sefil doğmuş. doğar doğmaz gülmeye başlamış. ulan farklı olucam diye bu şaklabanlık niye kuzum. sonra herkesin yaptığı şeylerin tersini yaparak ''ben farklıyım havalarına girmeyi kendine fistan edinmiş. misyon değil bak orda da farkını ortaya koyuyor adam.
ilkokula 14, ortaokula 8 yaşında gitmiş. ilk teşekkürünü ilkokulda aldığında ben kurdela isterim diyerekten tepki vermiş. sanki kız birader. liseyi dışardan (macaristan) üniversiteyi içerden (marmara üni.) bitirmiş. 4 sene boyunca ''ben içerden okuyorum lan'' diyerekten üniversiteden dışarıya adım atmamış.
askerliğe gittiğinde çavuş sonra onbaşı en son er olaraktan bitirip farkını ortaya koymuş. nöbette uyuyop, nöbet sonrası uyumamasıyla meşhurmuş.
iş hayatına adım attığında para onu satın alamamış o efes ve tuborg'u satın almış. aldığı maaşın %218'ini efes ile tuborg'a yatırdığından tekel'den girişimci ödülü almış ama ailesine yaranamamaış ve babasına ona girişmiş.
bunlar hep faklı olucam ayakları yüzünden olmuş. yapma yapma kukla diyor kameralarımızı antalya sahillerine çeviriyoruz.
biricik arkadaşını kaybeden yazar.
hani herkesin gırgır şamata takıldığı, hislenip ağladığı, bağırıp çağırdığı kankası yani sevdiği bir dostu vardır ya; beraber içersiniz, beraber gezersiniz, beraber adam dövmeye gidip beraber dayak yersiniz, aynı yumurtanın sarısına beraber bandırır, aynı yatakta beraber yatarsınız ( tamam abarttım ) abarttım ama bu öyle bi dostluk değil işte. bu bambaşka bi dostluk. yalnızlığını alıp götüren, hüznünü keyfe dönüştüren mükemmel bir dostluk.
yalnızken tanıştım onunla, çok dertli bir günümde elimde birayla çayıra oturmuş, bulutlardan anlam çıkartmaya çalışıyordum, bir elimle otları yoluyor, bir elimle isyanıma içiyordum, o gün hayatı ve kendimi sorguluyordum...
yolduğum otlardan çıkan ses ne kadar sinirli olduğumun bir göstergesiydi. sitresimi alıyordu, gevşetiyordu beni. ama yeterli değildi tabi, tüm araziyi kabak gibi yapsam yinede kanayan yaram dinmezdi, öfkem büüyük, derdim yüceydi.
ta ki bir kuyruk görene kadar. ( küçük çalıların arasında, siyah sevimli bir kuyruk, bir sağa bir sola sallanan şirin bi kuyruk )
anlamsız bi şekilde tebessüm ettirdi bana. ' gel kuçu kuçu ' diye çağırdım birden.. tüm tatlılığıyla döndü ve kulaklarını kuyruğunu sallaya sallaya bana doğru koşmaya başladı. o ne şeker o ne tatlı bişeydi öyle. bana oyun yapıyordu. ön ayaklarının üzerine kafasını koyuyor sonra birden zıplayıp etrafında dönüyordu. çimenlerin yapamadığını allahın iti yapmıştı, temizledim elimdeki otları okşadım yavru köpeğin kafasını.
adın ne senin bakim dedim. 'sende mi terkedildin, sende mi yalnızsın. atıldın mı sokağa, kaldın mı tek başına, annen baban yok mu, kafanla okşayacağın kimin kimsen' bir sürü soru sordum ama hiç cevap vermedi, hep ben konuştum o dinledi. galiba o da benim gibi tek tabanca biriydi. kimsesizdi.
ama çok neşeliydi ya, hiçbir şeyde umrunda değildi, siklemiyordu hayatı. kuyruğunu ısırmaya çalışıyor, çılgınlar gibi eğleniyordu. 'işte benim parçam ' diyen apaçi gibi kalktım yerimden aldım bunu elime çevirdim havada. uzun zamandan sonra ilk kez dans ettim biriyle. elimin arasında siyah sevimli bir köpek, gökyüzünde kar gibi bulutlar.. dönüp duruyorduk. ne dert ne keder kalmıştı, içimi huzur kaplamıştı. hemen bir isim düşündüm. beni güldürdüğü için 'soytarı' olsun dedim. ama ı ıhh daha asil daha samimi olmalıydı ' arkadaş ' evet arkadaş geldi aklıma ve arkadaş koydum ismini.
alemci adamız biz öyle yerimizde durmayız ki, hemen akla geleni yaparız. birden arkadaşımı sıkıştırdım koltuğumun altına ve doğruca koştum kasap'a, 3 beş kemik aldıktan sonra döndük yine çayıra. aslında eve götürmek bir ömür boyu arkadaşımla beraber kalmak ondan hiç ayrılmamak istedim, istedim ama malum yalnız adamdım ben. işteyken kim bakardı buna. kim katlanırdı havlamasına.
geldik tekrar çayıra, hava kararana kadar takıldık arkadaşımla, güldük, eğlendik yedik içtik. sıçtık.. evet ' şimdi sıçtık ' . ayrılık vaktiydi çünkü.. becerememki ben ayrılmayı!!
diz çöktüm yolduğum çimenlere, okşadım arkadaşımın kafasını, yinede sallıyordu kuyruğunu, ayrılacağımızı anlamadı. çok tuhaf oldum.. ( la yoksa yanağımdaki ıslaklık gözyaşı mı? lan ben diz çökerek bir köpeğe ağlıyordum. kuyruğunu sallayan bir ite.. 3-5 saatlik bir birlikteliğe) ..
'elveda' dedim yutkunarak. döndüm arkamı, attım adımımı. geride bıraktım onu. kendi hayatıyla başbaşa.. bana yapılan piçliği bende ona yaptım. ama mecburdum, bakamazdım ki, ilgi gösteremezdim ki ona!
lan n'olur gelme peşimden, bırak yakamı, sallama kuyruğunu, siktir git işte it.
hızlandırdım adımlarımı, koşmaya başladım salakça. geriye bakmamak için savaştım kendimle. kıçının üzerine oturmuş, kafasınıda hafifçe sağa doğru çevirmiş öylece anlamsız bir şekilde bakmasına tahammül edemezdim. bu pozu kendime yediremezdim.
tüm gece arkadaşımı düşündüm, beni hayata bağlayan bu sevimli iti. acaba yarın orda olacak mıydı? acaba bana yine oyunlar yapacak mıydı? gülüp eğlenip beni kovalayacak mı?
tüm bu soruların cevabı malesef 'hayır'dı. arkadaşımı kaybettim. o küçük sevimli it artık yok.
derdim var ama o yok.
n'olur gel arkadaşım, bak ben hergün ordayım...
hani herkesin gırgır şamata takıldığı, hislenip ağladığı, bağırıp çağırdığı kankası yani sevdiği bir dostu vardır ya; beraber içersiniz, beraber gezersiniz, beraber adam dövmeye gidip beraber dayak yersiniz, aynı yumurtanın sarısına beraber bandırır, aynı yatakta beraber yatarsınız ( tamam abarttım ) abarttım ama bu öyle bi dostluk değil işte. bu bambaşka bi dostluk. yalnızlığını alıp götüren, hüznünü keyfe dönüştüren mükemmel bir dostluk.
yalnızken tanıştım onunla, çok dertli bir günümde elimde birayla çayıra oturmuş, bulutlardan anlam çıkartmaya çalışıyordum, bir elimle otları yoluyor, bir elimle isyanıma içiyordum, o gün hayatı ve kendimi sorguluyordum...
yolduğum otlardan çıkan ses ne kadar sinirli olduğumun bir göstergesiydi. sitresimi alıyordu, gevşetiyordu beni. ama yeterli değildi tabi, tüm araziyi kabak gibi yapsam yinede kanayan yaram dinmezdi, öfkem büüyük, derdim yüceydi.
ta ki bir kuyruk görene kadar. ( küçük çalıların arasında, siyah sevimli bir kuyruk, bir sağa bir sola sallanan şirin bi kuyruk )
anlamsız bi şekilde tebessüm ettirdi bana. ' gel kuçu kuçu ' diye çağırdım birden.. tüm tatlılığıyla döndü ve kulaklarını kuyruğunu sallaya sallaya bana doğru koşmaya başladı. o ne şeker o ne tatlı bişeydi öyle. bana oyun yapıyordu. ön ayaklarının üzerine kafasını koyuyor sonra birden zıplayıp etrafında dönüyordu. çimenlerin yapamadığını allahın iti yapmıştı, temizledim elimdeki otları okşadım yavru köpeğin kafasını.
adın ne senin bakim dedim. 'sende mi terkedildin, sende mi yalnızsın. atıldın mı sokağa, kaldın mı tek başına, annen baban yok mu, kafanla okşayacağın kimin kimsen' bir sürü soru sordum ama hiç cevap vermedi, hep ben konuştum o dinledi. galiba o da benim gibi tek tabanca biriydi. kimsesizdi.
ama çok neşeliydi ya, hiçbir şeyde umrunda değildi, siklemiyordu hayatı. kuyruğunu ısırmaya çalışıyor, çılgınlar gibi eğleniyordu. 'işte benim parçam ' diyen apaçi gibi kalktım yerimden aldım bunu elime çevirdim havada. uzun zamandan sonra ilk kez dans ettim biriyle. elimin arasında siyah sevimli bir köpek, gökyüzünde kar gibi bulutlar.. dönüp duruyorduk. ne dert ne keder kalmıştı, içimi huzur kaplamıştı. hemen bir isim düşündüm. beni güldürdüğü için 'soytarı' olsun dedim. ama ı ıhh daha asil daha samimi olmalıydı ' arkadaş ' evet arkadaş geldi aklıma ve arkadaş koydum ismini.
alemci adamız biz öyle yerimizde durmayız ki, hemen akla geleni yaparız. birden arkadaşımı sıkıştırdım koltuğumun altına ve doğruca koştum kasap'a, 3 beş kemik aldıktan sonra döndük yine çayıra. aslında eve götürmek bir ömür boyu arkadaşımla beraber kalmak ondan hiç ayrılmamak istedim, istedim ama malum yalnız adamdım ben. işteyken kim bakardı buna. kim katlanırdı havlamasına.
geldik tekrar çayıra, hava kararana kadar takıldık arkadaşımla, güldük, eğlendik yedik içtik. sıçtık.. evet ' şimdi sıçtık ' . ayrılık vaktiydi çünkü.. becerememki ben ayrılmayı!!
diz çöktüm yolduğum çimenlere, okşadım arkadaşımın kafasını, yinede sallıyordu kuyruğunu, ayrılacağımızı anlamadı. çok tuhaf oldum.. ( la yoksa yanağımdaki ıslaklık gözyaşı mı? lan ben diz çökerek bir köpeğe ağlıyordum. kuyruğunu sallayan bir ite.. 3-5 saatlik bir birlikteliğe) ..
'elveda' dedim yutkunarak. döndüm arkamı, attım adımımı. geride bıraktım onu. kendi hayatıyla başbaşa.. bana yapılan piçliği bende ona yaptım. ama mecburdum, bakamazdım ki, ilgi gösteremezdim ki ona!
lan n'olur gelme peşimden, bırak yakamı, sallama kuyruğunu, siktir git işte it.
hızlandırdım adımlarımı, koşmaya başladım salakça. geriye bakmamak için savaştım kendimle. kıçının üzerine oturmuş, kafasınıda hafifçe sağa doğru çevirmiş öylece anlamsız bir şekilde bakmasına tahammül edemezdim. bu pozu kendime yediremezdim.
tüm gece arkadaşımı düşündüm, beni hayata bağlayan bu sevimli iti. acaba yarın orda olacak mıydı? acaba bana yine oyunlar yapacak mıydı? gülüp eğlenip beni kovalayacak mı?
tüm bu soruların cevabı malesef 'hayır'dı. arkadaşımı kaybettim. o küçük sevimli it artık yok.
derdim var ama o yok.
n'olur gel arkadaşım, bak ben hergün ordayım...
ilk keşfedildiğinde eğlenceli bulunmasına rağmen, bir süre sonra kendini tekrar ettiğini fark ediyorsunuz, farklı başlıklar altında, bir öncekinden farklı olmayan içerikli yazılar yazıyor. fakat yinede benzer özellikteki yazarlar içinde daha iyi olanı.
ipli kukla, tahta kukla, parmak kukla, kaşık kukla gibi çeşitleri olan tek aktörlü, üç boyutlu, taklit ve söze, karşılıklı konuşmaya dayalı geleneksel seyirlik oyundur.
onun bunun kuklası. kim kullanıyorsa bu adamı üstüme saldırtıyor, kimin maşasısın çıkart maskeni nuhun ankara makarnası.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar