bugün
- fatma betül sayan kaya26
- epileptiğe bakmayan diş hekimi7
- edirne'ye gidip muslettin amca'nın elini öpmek8
- alexander nübel11
- senin manita evleniyormuş diye mesaj atan arkadaş9
- masklavi felsefesi5
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı91
- şeriatı savunan begüm polat'ın şaplak şovu49
- 2017 orta paket passat vs 2024 full paket megane3
- kim cha eon12
- son 3 ayın en başarılı gammazları5
- 6 kasım dünya galatasaraylılar günü7
- henüz yolun başında olan yazarlar3
- fatma betülüm yapmaz9
- haram para5
- irancılar3
- hayati yazıcı4
- sinirlenen dilenci kadın6
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak2
- iyi menemenin sırrı22
- çok kaslı erkekleri beğenmiyorum diyen kezban5
- götü yere yakın olandan korkacaksın4
- sabahları nefret edilen şeyler7
- raşid dostum2
- abd de bıçaklar çekildi iddiası4
- uluspor2
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı12
- beni gammazlayan sonda ile gezsin inşallah3
- fatma betül sayan kaya'nın tutuklanması3
- yaşlandıkça kuşkulu bir adam olmak3
- türkiye azerbaycan ilişkileri3
- lanet olsun adamım ben gidiyorum buralardan3
- akp seçmeni3
- halen yapçek etçek gösterçem diye konuşan insan4
- insanlık nasıl geliştirilebilir13
- flavio bolsonaro'nun brezilya'dan kaçışı4
- serdar ortaç tiktokta2
- cumaya gitmeyen yazarlar ifşa platformu2
- dünyanın sonu2
- bitlis'te oğluna filistin ismini koyan adam28
- sevgilinin mantarlı ayak parmak arası3
- klodyan klod duruşu2
- ayakla üzüm ezen kızlar3
- boğaz ağrısı5
- sözlüğün yeni tasarımı14
- fon krizi kimin üstüne yıkılacak22
- bu yazar sadece kadın yazarlardan mesaj alıyor3
- yorik'in kafatasına mum dikmek4
- muslettin amca23
- dizilerde herkesin holding patronu olması2
çocukluktan beri süregelen alışkanlıklarımın başında her yaz anneannemlerde kalmak gelir. küçüklükten beri ne zaman anneannemlere gitsem, birkaç gün içinde sıkılmaya başlarım. çünkü ne arkadaşım var orda, ne de zaman geçirebileceğim bir takım şeyler.
anlatacağım şey çok net hatırladığım ama her nasılsa bir şekilde hafızamda geri bellekte kalmış; pek de iç burkmayan fakat aklıma geldikçe pişmanlık duyduğum bir olay.
o zamanlar anneannemler üç katlı bir evde en üst katta oturuyorlardı. kiracılarla aramız iyiydi, onları da annenanne dede gibi görürdüm. alt komşu biraz huysuz bir kadındı, kocası çok yaşlı ama güleryüzlü biriydi. her zaman da hastaydı. ne zaman evin önüne top oynamaya ya da bisiklet sürmeye insek sürekli "hacı hasta yatıyor, ses yapmayın." şeklinde ikazlarda bulunur, oyun oynama hevesimizi kırardı. ben bu hacı amcanın sağlıklı olduğunu da iyileştiğini de hiç hatırlamam. bazen evde sıkıldığımda annemden gizli alt kata iner, hacı amcanın çiçeklerine ve muhabbet kuşuna bakardım. pek konuşmazdı ama yanında olmamın hoşuna gittiğini yüzündeki ifadeden anlardım. bu hacı amcayla ilgili hatırladığım şeylerden biri de baş parmağının kopmuş olmasıydı. muhtemelen bir iş kazası sonucu başına gelen bu olay hakkında ona safça yönelttiğim "parmağın nerde?" sorusunu hiç bıkmadan "kuş yedi" diye yanıtlar, karşımda duran muhabbet kuşundan ürkmeme sebep olurdu. aynı zamanda "kuş gerçekten parmak yer mi ki" sorusu beynimin ücra köşelerini ziyarete çıkarken yaptığı şakayı ciddiye almamış gibi gülümserdim.
herkesin birbirini tanıdığı bu küçük yerde yaşayan insanları saymak için parmakları kullanmak yeterliydi. ve kuşun yediği dahil değil.
anneannemin uzak durmamız konusunda sürekli uyardığı o kız da bu yerde adı en çok geçenlerdendi. kendisi mahallenin selebritilerinden emine olup, yanlış hatırlamıyorsam benden ya 3 ya da 4 yaş büyüktü.
ne zaman sokağa çıkacak olsam annem ya da anneannem onu görünce eve gelmemi, onunla asla konuşmamı söyler; ben aşağı indikten sonra gözden kaybolana kadar balkonda durup bana bakarlardı.
emineden bahsetmek gerekirse kendisi o kadar da korkulacak biri değildi bana kalırsa. annesi deliydi. bazı akşamlar sokakta kendi kendine bağırarak ağlardı. babası hapisteymiş. hiç görmedim zaten. anlatılanlar yüzünden hep korktum ama. küçükken ne zaman katil lafını duysam aklıma eminenin hiç tanımadığım hatta görmediğim babası gelirdi. abisi askerde olan emine. bitli olduğu için uzak durulması gereken emine. annesi deli olduğu için kendisi de deli yaftası yemiş emine. anneannemlerin bahçesindeki vişneleri ve fındıkları aşırıp her fırsatta mahalledeki yaşlıları çileden çıkaran bela emine...
o zamanlar ben tahminen 7 yaşında falanım, akrabalarımızın sürekli gelip gittiği bir dönemde, uzaktan tanıdığımızın oğlu olan bir abi vardı. kendisi yaşanmamış şeyleri yaşanmış gibi abartarak anlatmakta bir numaraydı. onu severdim ama, hikayeleri eğlendirirdi beni.
her geldiğinde, abimle birlikte bize bir anısını anlatmasını ister, bazılarını defalarca anlattırırdık. o da her anlatışında şehir efsanelerinde olduğu gibi yeni şeyler eklerdi anlattığı hikayelere. mesela okul çıkışında ( o zaman liseye gidiyordu) "sayamadığı kadar" kişi ellerinde bıçaklarla buna saldırmış. elinde alet olmamasına rağmen hepsini dövebilmiş. bu hikaye sık sık değişir; bazen bir kız mevzusu üzerinden anlatılan hüzünlü bir aşk öyküsü, bazen okuldaki teröristlerin saldırdığı mağdur milliyetçi çocuğun hayatına dair ufak bir anekdot olurdu. yine de zevkle dinlerdim. yalan olduğunu bile bile kendimi inandırmaya çabalayarak dinlerdim.
yine bu abinin bizde olduğu bir akşam konu emineye geldi. (aslında kendisi o sırada ramazanda iftar saati dağın tepesine top patlatmaya çıkan adamın, tam topu patlatacakken büyük bir karaltı tarafından nasıl yok edildiğini anlatıyordu. ama her nasılsa konu emineye gelmişti)
emineden sonra arkadaşlarına yaptıkları (gerçekten yapmışlar mıydı?) eşek şakalarından bahsetmişti.
daha sonra emine ve eşek şakası fikri ortak bir noktada kesişip bu hayalperest, hikayeci ve dede korkut'un birinci dereceden torunu olma kabiliyetine sahip abinin beyninde ışıklar yakmaya başladı.
bir fikri varmış. önceden arkadaşlarına yapmışlar, çok komikmiş. yine yapalımmış. kurbanımız emineymiş...
diğer gün öğleden sonra bu şakacı abi elinde bir paket rondo bisküvi ve diş macunuyla kapıda belirdi. ilk defa bir eşek şakasına birinci dereceden şahitlik yapacak mahallenin yağız delikanlıları (yaş ortalaması 7) ve elbette naif ruhu o günden bu güne varlığından bir şey kaybetmemiş ve hatta gün geçtikçe artmış meraklılar meraklısı, sevimliler sevimlisi, adeta mini mini bir kuş ben, oldukça heyecanlıydık.
ustalıkla ikiye ayırıp kremasını sıyırdığı bisküviye bakarken sonrasında duyacağım pişmanlık aklıma bile gelmemişti. diş macununu krema misali bisküvinin ortasına sıkışını izlerken, bu iki iğrenç maddenin bir araya gelinceki tadının neye benzeyebileceğini pek tabi merak etmiştim. *ve halen denemeye cesaretim yok.
büyük bir dikkatle yeri pakedin baştan üçüncü bisküvisiyle değiştirilen diş macunlu bisküvi şakaya öylesine hazırdı ki, adeta pakedin içinden "hadi hadi hadi" diye bağırıyordu.
sonrasında herkes yerini aldı ve eminelerin evinin orda beklemeye başladık.
az sonra emine göründü. her zamanki gibi gülünmemesi gereken ortamda gülme meziyetimi de göstererek abinin bana uzattığı pakedin en üstündeki bisküviyi aldım. ve sesli bir şekilde teşekkür ettim ki, emine de görsün. bisküviyi ben de yiyorum ve hayır kesinlikle yenilemez bir şey yok. güven bana, lütfen.
daha sonra abi sıradaki bisküviyi diğer çocuklardan birine uzattı, o da aldı ve yemeye başladı.
sıra geldi diş macunlu olana...
bu müddette emine artık tam olarak yanımızdaydı. yaklaşmamam gereken korkulu emineye ilk defa bu kadar yakındım. kısa ve kirli saçlarına bakıyordum. bit olsa görür müydüm acaba, ve bu kadar uzaktan bit bulaşır mıydı? inşallah bulaşmazdı.
daha sonra paket emine'ye doğru uzandı ve abinin "alsana bi tane" dediğini duydum. o an kendimi dışardan üçüncü bir göz olarak görsem belki de kahkahalarla gülerdim o halime.
emine başta tereddüt etse de pakede doğru uzandı. bisküviyi aldı. hiç beklemediğim bir hamleyle tamamını ağzına attı.
allahım...
kız bir anda çığlık çığlığa bağırarak koşmaya başladı. suratı kıpkırmızı olmuş gözleri yaşlanmıştı. hareket edemedim. o giderken arkasından bakabildim sadece.
diğerleri gülüyordu. kalan bisküvileri paylaştılar. güldüler. ben kaldım. hiçbir şey demedim, gülemedim. ağlayamadım. soramadım. belki ölmüştü. belki düşmüştü, belki hasta olmuştu. ağlamış mıydı? bilemedim. sebebini sormuş muydu kendine. pişman olmuş muydu o da, benim gibi. ben olmuştum.
uzaktan ona bakarken yanına gitmediğime değil; uzaktan ona bakarken suçluluk duyduğum için, onu o hale getirenlerden biri olduğum için pişman olmuştum.
eve döndük.
herkes normaldi. ben hariç. konuşmadım. merak ediyordum, ne olmuştu.
fikir benim değildi, hazırlık ve uygulama aşaması bana ait değildi. bizzat şakayı yapan ben değildim. yüzde kaç suçluydum...
kimseye anlatmadım. anneme anlatmak çok istedim. anlatamadım.
sabah anneannem balkonda otururken yanına gittim, aşağıda biriyle konuşuyordu. emineyi hastaneye götürmüşler. şeker hastasıymış galiba. fena olmuş akşam. "durduk yere hem de." deli annesi tek başına götüremeyince komşular yardım etmiş.
birkaç gün sonra eve döndük, istanbul'a.
o günden sonra emine'yi hiç görmedim. bir sonraki yaz gittiğimde yoktu. taşınmışlar. bir sonraki yaz gittiğimde yine yoktu. sonraki 10 20 50 yaz yoktu emine.
bu yaz da bayramda anneannemlere gittik.
geçen hafta ben seneler sonra emine'yi gördüm.
evlenmiş, çocuğu bile olmuş. şehre taşınmışlar. kocasının da hali vakti yerindeymiş. güldüm. o beni görmedi, görse de hatırlamaz belki.
yanına gidip özür dilemek istedim. yapmadım.
ah be emine, haberin var mı senin yüzünden kaç gece uykusuz kaldım ben. en azından ettiğim dualar işe yaramış, mutlu bir ailen olmuş.
şu hayatta ben daha ne isterim...
anlatacağım şey çok net hatırladığım ama her nasılsa bir şekilde hafızamda geri bellekte kalmış; pek de iç burkmayan fakat aklıma geldikçe pişmanlık duyduğum bir olay.
o zamanlar anneannemler üç katlı bir evde en üst katta oturuyorlardı. kiracılarla aramız iyiydi, onları da annenanne dede gibi görürdüm. alt komşu biraz huysuz bir kadındı, kocası çok yaşlı ama güleryüzlü biriydi. her zaman da hastaydı. ne zaman evin önüne top oynamaya ya da bisiklet sürmeye insek sürekli "hacı hasta yatıyor, ses yapmayın." şeklinde ikazlarda bulunur, oyun oynama hevesimizi kırardı. ben bu hacı amcanın sağlıklı olduğunu da iyileştiğini de hiç hatırlamam. bazen evde sıkıldığımda annemden gizli alt kata iner, hacı amcanın çiçeklerine ve muhabbet kuşuna bakardım. pek konuşmazdı ama yanında olmamın hoşuna gittiğini yüzündeki ifadeden anlardım. bu hacı amcayla ilgili hatırladığım şeylerden biri de baş parmağının kopmuş olmasıydı. muhtemelen bir iş kazası sonucu başına gelen bu olay hakkında ona safça yönelttiğim "parmağın nerde?" sorusunu hiç bıkmadan "kuş yedi" diye yanıtlar, karşımda duran muhabbet kuşundan ürkmeme sebep olurdu. aynı zamanda "kuş gerçekten parmak yer mi ki" sorusu beynimin ücra köşelerini ziyarete çıkarken yaptığı şakayı ciddiye almamış gibi gülümserdim.
herkesin birbirini tanıdığı bu küçük yerde yaşayan insanları saymak için parmakları kullanmak yeterliydi. ve kuşun yediği dahil değil.
anneannemin uzak durmamız konusunda sürekli uyardığı o kız da bu yerde adı en çok geçenlerdendi. kendisi mahallenin selebritilerinden emine olup, yanlış hatırlamıyorsam benden ya 3 ya da 4 yaş büyüktü.
ne zaman sokağa çıkacak olsam annem ya da anneannem onu görünce eve gelmemi, onunla asla konuşmamı söyler; ben aşağı indikten sonra gözden kaybolana kadar balkonda durup bana bakarlardı.
emineden bahsetmek gerekirse kendisi o kadar da korkulacak biri değildi bana kalırsa. annesi deliydi. bazı akşamlar sokakta kendi kendine bağırarak ağlardı. babası hapisteymiş. hiç görmedim zaten. anlatılanlar yüzünden hep korktum ama. küçükken ne zaman katil lafını duysam aklıma eminenin hiç tanımadığım hatta görmediğim babası gelirdi. abisi askerde olan emine. bitli olduğu için uzak durulması gereken emine. annesi deli olduğu için kendisi de deli yaftası yemiş emine. anneannemlerin bahçesindeki vişneleri ve fındıkları aşırıp her fırsatta mahalledeki yaşlıları çileden çıkaran bela emine...
o zamanlar ben tahminen 7 yaşında falanım, akrabalarımızın sürekli gelip gittiği bir dönemde, uzaktan tanıdığımızın oğlu olan bir abi vardı. kendisi yaşanmamış şeyleri yaşanmış gibi abartarak anlatmakta bir numaraydı. onu severdim ama, hikayeleri eğlendirirdi beni.
her geldiğinde, abimle birlikte bize bir anısını anlatmasını ister, bazılarını defalarca anlattırırdık. o da her anlatışında şehir efsanelerinde olduğu gibi yeni şeyler eklerdi anlattığı hikayelere. mesela okul çıkışında ( o zaman liseye gidiyordu) "sayamadığı kadar" kişi ellerinde bıçaklarla buna saldırmış. elinde alet olmamasına rağmen hepsini dövebilmiş. bu hikaye sık sık değişir; bazen bir kız mevzusu üzerinden anlatılan hüzünlü bir aşk öyküsü, bazen okuldaki teröristlerin saldırdığı mağdur milliyetçi çocuğun hayatına dair ufak bir anekdot olurdu. yine de zevkle dinlerdim. yalan olduğunu bile bile kendimi inandırmaya çabalayarak dinlerdim.
yine bu abinin bizde olduğu bir akşam konu emineye geldi. (aslında kendisi o sırada ramazanda iftar saati dağın tepesine top patlatmaya çıkan adamın, tam topu patlatacakken büyük bir karaltı tarafından nasıl yok edildiğini anlatıyordu. ama her nasılsa konu emineye gelmişti)
emineden sonra arkadaşlarına yaptıkları (gerçekten yapmışlar mıydı?) eşek şakalarından bahsetmişti.
daha sonra emine ve eşek şakası fikri ortak bir noktada kesişip bu hayalperest, hikayeci ve dede korkut'un birinci dereceden torunu olma kabiliyetine sahip abinin beyninde ışıklar yakmaya başladı.
bir fikri varmış. önceden arkadaşlarına yapmışlar, çok komikmiş. yine yapalımmış. kurbanımız emineymiş...
diğer gün öğleden sonra bu şakacı abi elinde bir paket rondo bisküvi ve diş macunuyla kapıda belirdi. ilk defa bir eşek şakasına birinci dereceden şahitlik yapacak mahallenin yağız delikanlıları (yaş ortalaması 7) ve elbette naif ruhu o günden bu güne varlığından bir şey kaybetmemiş ve hatta gün geçtikçe artmış meraklılar meraklısı, sevimliler sevimlisi, adeta mini mini bir kuş ben, oldukça heyecanlıydık.
ustalıkla ikiye ayırıp kremasını sıyırdığı bisküviye bakarken sonrasında duyacağım pişmanlık aklıma bile gelmemişti. diş macununu krema misali bisküvinin ortasına sıkışını izlerken, bu iki iğrenç maddenin bir araya gelinceki tadının neye benzeyebileceğini pek tabi merak etmiştim. *ve halen denemeye cesaretim yok.
büyük bir dikkatle yeri pakedin baştan üçüncü bisküvisiyle değiştirilen diş macunlu bisküvi şakaya öylesine hazırdı ki, adeta pakedin içinden "hadi hadi hadi" diye bağırıyordu.
sonrasında herkes yerini aldı ve eminelerin evinin orda beklemeye başladık.
az sonra emine göründü. her zamanki gibi gülünmemesi gereken ortamda gülme meziyetimi de göstererek abinin bana uzattığı pakedin en üstündeki bisküviyi aldım. ve sesli bir şekilde teşekkür ettim ki, emine de görsün. bisküviyi ben de yiyorum ve hayır kesinlikle yenilemez bir şey yok. güven bana, lütfen.
daha sonra abi sıradaki bisküviyi diğer çocuklardan birine uzattı, o da aldı ve yemeye başladı.
sıra geldi diş macunlu olana...
bu müddette emine artık tam olarak yanımızdaydı. yaklaşmamam gereken korkulu emineye ilk defa bu kadar yakındım. kısa ve kirli saçlarına bakıyordum. bit olsa görür müydüm acaba, ve bu kadar uzaktan bit bulaşır mıydı? inşallah bulaşmazdı.
daha sonra paket emine'ye doğru uzandı ve abinin "alsana bi tane" dediğini duydum. o an kendimi dışardan üçüncü bir göz olarak görsem belki de kahkahalarla gülerdim o halime.
emine başta tereddüt etse de pakede doğru uzandı. bisküviyi aldı. hiç beklemediğim bir hamleyle tamamını ağzına attı.
allahım...
kız bir anda çığlık çığlığa bağırarak koşmaya başladı. suratı kıpkırmızı olmuş gözleri yaşlanmıştı. hareket edemedim. o giderken arkasından bakabildim sadece.
diğerleri gülüyordu. kalan bisküvileri paylaştılar. güldüler. ben kaldım. hiçbir şey demedim, gülemedim. ağlayamadım. soramadım. belki ölmüştü. belki düşmüştü, belki hasta olmuştu. ağlamış mıydı? bilemedim. sebebini sormuş muydu kendine. pişman olmuş muydu o da, benim gibi. ben olmuştum.
uzaktan ona bakarken yanına gitmediğime değil; uzaktan ona bakarken suçluluk duyduğum için, onu o hale getirenlerden biri olduğum için pişman olmuştum.
eve döndük.
herkes normaldi. ben hariç. konuşmadım. merak ediyordum, ne olmuştu.
fikir benim değildi, hazırlık ve uygulama aşaması bana ait değildi. bizzat şakayı yapan ben değildim. yüzde kaç suçluydum...
kimseye anlatmadım. anneme anlatmak çok istedim. anlatamadım.
sabah anneannem balkonda otururken yanına gittim, aşağıda biriyle konuşuyordu. emineyi hastaneye götürmüşler. şeker hastasıymış galiba. fena olmuş akşam. "durduk yere hem de." deli annesi tek başına götüremeyince komşular yardım etmiş.
birkaç gün sonra eve döndük, istanbul'a.
o günden sonra emine'yi hiç görmedim. bir sonraki yaz gittiğimde yoktu. taşınmışlar. bir sonraki yaz gittiğimde yine yoktu. sonraki 10 20 50 yaz yoktu emine.
bu yaz da bayramda anneannemlere gittik.
geçen hafta ben seneler sonra emine'yi gördüm.
evlenmiş, çocuğu bile olmuş. şehre taşınmışlar. kocasının da hali vakti yerindeymiş. güldüm. o beni görmedi, görse de hatırlamaz belki.
yanına gidip özür dilemek istedim. yapmadım.
ah be emine, haberin var mı senin yüzünden kaç gece uykusuz kaldım ben. en azından ettiğim dualar işe yaramış, mutlu bir ailen olmuş.
şu hayatta ben daha ne isterim...
çok şukucu bi yazar.
Beni bolca eksilemeyen. Derdi neyse.
(bkz: göt eden yazarlar)
Polis hafiyesi mehmet rıza , serlock holmes, belki dexter morgan...
Beni korkuttu açıkçası.
Beni korkuttu açıkçası.
Adamın 2013 te girdiği entryi bilen bir haftalık yazar. Kimsin len sen? Yani.
itiraf entrisine ulaşmaya üşendiğim için bir üstteki entrisini artılamış olduğum yazar, allah kabul etsin yine de.
neyse;
garip gelecek belki ama "çok kaliteli" troll kumaşı olan bir yazar.
ince esprileri, acıtmayan laf sokmaları var.
dili de epeyce kıvrak gördüğüm kadarıyla.
kim bilir kimin feyki demeyeceğim, yeni yazarlar da kaliteli ve kalemi kuvvetli insanlar olabilir.
siz de demeyin.
ayrıca bundan sonra himayem altında olan yazar, trolllük işini de tekrar düşünsün.
karışan, canını sıkan baldıra pıçağı yer.
sonra vay efendim haberimiz yoktu olmasın.
neyse;
garip gelecek belki ama "çok kaliteli" troll kumaşı olan bir yazar.
ince esprileri, acıtmayan laf sokmaları var.
dili de epeyce kıvrak gördüğüm kadarıyla.
kim bilir kimin feyki demeyeceğim, yeni yazarlar da kaliteli ve kalemi kuvvetli insanlar olabilir.
siz de demeyin.
ayrıca bundan sonra himayem altında olan yazar, trolllük işini de tekrar düşünsün.
karışan, canını sıkan baldıra pıçağı yer.
sonra vay efendim haberimiz yoktu olmasın.
Güzel kaliteli bir yazar.
çizgisini bozmasın.
çizgisini bozmasın.
Yeni gelmiş bir yazar. Hızlı giriş yapmış diye duyduk, geldik.
yeniden sahalara dönen yazar. bir günde iki çaylak vak'ası naif bünyeme ağır geldi dostlar, sormayın.
hem kızgın hem kırgınım.
fakat gel gelelim ana bacı karıştırmak istemiyorum. özellikle bacı karıştırmak istemiyorum.
hakkımı aramayacağımı sananlar yanılıyor efenim.
göriciz.
büyüklerimin kazayaklarından Küçüklerimiz göz pınarlarından öptüm.
iyi geceler.
hem kızgın hem kırgınım.
fakat gel gelelim ana bacı karıştırmak istemiyorum. özellikle bacı karıştırmak istemiyorum.
hakkımı aramayacağımı sananlar yanılıyor efenim.
göriciz.
büyüklerimin kazayaklarından Küçüklerimiz göz pınarlarından öptüm.
iyi geceler.
Büyük bir ironi içinde olan yazar. Adalet tanrıçasının hakkı yeniyor ehehe. Yani.
harun abla olduğunu sanmadığım, düzgün, karakterli bir duruş ve profil çizen, terazi burcu olma olasılığı hem düşük hem yüksek uludagsozluk yazarı. böyle yazsın canımı yesin, takipteyiz.
edit: burçlarla ilgilendiğimden değil, böyle adalet simgesi falan onu* çağrıştırdı bi an. evet.
edit 2: sözlük çingeneleri uzak dursun, bulaşmasın. lütfen.
edit: burçlarla ilgilendiğimden değil, böyle adalet simgesi falan onu* çağrıştırdı bi an. evet.
edit 2: sözlük çingeneleri uzak dursun, bulaşmasın. lütfen.
kendisini çekemeyen modlar tarafından çaylak yapılmış naif ruhlu yazar kişisi. boş yere onca saat çaylak olduk iyi mi.
sonunda adalet yerini buldu elbette.
(#28628073) size entry yaptım, yersiniz diye.
teşekkürler.
edit: yine çaylak olduk yav. yalama oldu galiba. ne çokmuş çekemeyen.
edit2: işin kötüsü mesajlara cevap verilmiyor böyleyken.
beni "dört nala gelip uzak atinadan, sözlüğe bir kısrak başı gibi uzanan bu yazar kim" diyerek dışlayan moderasyon abilere saygılar.
sonunda adalet yerini buldu elbette.
(#28628073) size entry yaptım, yersiniz diye.
teşekkürler.
edit: yine çaylak olduk yav. yalama oldu galiba. ne çokmuş çekemeyen.
edit2: işin kötüsü mesajlara cevap verilmiyor böyleyken.
beni "dört nala gelip uzak atinadan, sözlüğe bir kısrak başı gibi uzanan bu yazar kim" diyerek dışlayan moderasyon abilere saygılar.
Kendisine hoşgeldin demek istediğim yazar. iyi yazmalar.
tanrılık iddiasında olup olmadığını bilemediğim dişidir.
(bkz: Justicia)
sözlüğümüze adalet dağıtmaya gelen bir tanrıçamsıdır.
Tanrıçaysa kadındır. Hoşgeldin balım. Yani.
Adalet tanrıçası fakat insan aşağılayan cinsten.
On birinci nesil yazar. iyi yazmalar.
ahlaki değerleri esas alan bir adalet anlayışını benimseyip desteklemiştir.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar