bugün
- ne kadar yaşlısın19
- kızarmış ekmek7
- koala aniden 180 derece neden döndü sorunsalı6
- ankete gelin beyler27
- rica ediyorum beni eksilemeyiniz5
- tai lung52
- ahmet beyin beyaz babeti3
- türkiye rte sayesinde en özgür dönemini geçirmesi3
- kadınları çok sevmek ama uzak durmak3
- yalanlar söyleyip iç huzuru bulmak4
- dükkan önüne sandalye koyan tip4
- sözlükte yükselen reis sevdası20
- batının kktc'nin tanınmasına engel olması7
- uludağ sözlük iç huzur ve aydınlanma derneği6
- persac ile tantuni yiyip sinema konuşmak6
- sevmediğiniz yazarlar14
- bir soru sor7
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek20
- bir orduya karşı tek kişi olup doğruları savunmak8
- rus kızlarını koruma altına almak2
- her dönerin adamı4
- hristoloji islam la çelişiyor mu2
- büyü nasıl bozulur3
- sarapci koala39
- aktrolleri çıldırtacak bir şey bırak9
- google translate2
- felsefe12
- meb den okullara terörsüz türkiye genelgesi4
- koalaya yeni nick önerisi5
- sokrates3
- koala fetö başarılı olsa fetöcü de olurdu5
- mavi yaka erkek beyaz yaka kız birlikteliği2
- dünyanın en büyük orospu çocuğu7
- sözlüğün bünyeyi yorması7
- ispanyolca2
- meleklere serbest insanlara yasak olan ilimler5
- samed agirbas2
- ben de reise oy vericem13
- yalnızlık rahatlıktır15
- batman filmleri2
- harley quinn poison ivy ilişkisi2
- sözlük yazarlarının kendi çalıp kendi oynaması5
- bar kokhba isyanı5
- yapay zeka ve işsizlik8
- beni sevmeyen o kişi8
- fransa3
- neli dondurma seversiniz2
- anlamlı yazılar2
- türkiye de sosyalist devrim olma ihtimali11
- ekonomiden şikayet eden insan4
şah iken aşkı için mevkisinden, soyundan vazgeçmiş kişidir. babamın adıdır, dedemin neden bu adı seçtiğini, 59 yaşında, benden öğrenmesinin mutluluğunu yaşıyorum.
cyber in babasının adıdır.
belh sultanının oğludur ibrahim edhem. genç yaşta tahta çıkmasına rağmen tac ve tahtını terkederek dervişliğe soyunmuş. tasavvuf yoluna girince bir süre şam'da ekin bekçiliği yaparak geçinmiş ve süfyan-ı sevri gibi meşhur sufilerle görüşmüş. 777 yılında da vefat etmiştir. edebiyatta daha çok dervişliği sultanlığa tercih edişi, kanaat köşesinde kendisini mutlu ve mesut hissetmesi ile anılır.
terkib-i bend de ziya paşa'nın atfı da pek güzeldir.
her şahsı harîm-i hakk'a mahrem mi sanırsın
her tac giyen çulsuzu edhem mi sanırsın
dehri arasan binde bir adem bulamazsın
adem görünen harları adem mi sanırsın
çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
handan görünen herkesi hürrem mi sanırsın.
terkib-i bend de ziya paşa'nın atfı da pek güzeldir.
her şahsı harîm-i hakk'a mahrem mi sanırsın
her tac giyen çulsuzu edhem mi sanırsın
dehri arasan binde bir adem bulamazsın
adem görünen harları adem mi sanırsın
çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
handan görünen herkesi hürrem mi sanırsın.
ibrâhim bin Edhem, önceleri Belh'te saltanat ve debdebeye düşkün bir hükümdardı. Onu bu düşkünlükten kurtarıp âhiretini de ihyâ edebilmesi için, devrin ârif ve sûfîlerinden zaman zaman kendisine ibretli îkâzlar yapılıyordu. Nitekim meşhur rivâyete göre bir gece sarayının damında birtakım acaip gürültüler duymuş, uyuyamayıp merakla seslenmişti:
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
ibrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey ibrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, ibrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken ibrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
ibrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine ibrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini ibrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey ibrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
ibrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık ibrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. işte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan ibrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. içinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa ibrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
ibrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey ibrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, ibrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken ibrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
ibrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine ibrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini ibrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey ibrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
ibrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık ibrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. işte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan ibrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. içinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa ibrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar