bugün
- kiraz cicegi kolonyasi14
- ctrlx10
- bir ayet reddedince dinden çıkmak18
- bik bik'in mutfağına konuk olmak9
- kuran da namazın olmaması21
- kendi kendini bıçaklayan adam5
- hoşlanılan kızın sizi ayaklarıyla tokatlaması6
- cevabı bilinmeyen sorular6
- seni öldürmeyen şey seni güçlendirir7
- en tehlikeli kadın tipi7
- bir yazarı ensesinden tutup blowjob yaptırmak3
- iş arkadaşlığı9
- sevgiliyi 10 seneden beri görmemek8
- hepimizin uzaylı olduğu gerçeği3
- ekrem imamoğlu14
- 31 yaşında bakire olan kız9
- türk kadınlarındaki temizlik hastalığı5
- yeditepe de kutsal metinden rahatsız olunması4
- kalça ellemek6
- aslan burcu kadını ile baş etme yöntemleri3
- şeyhleri sallandırmak2
- ehli sünnet hocalar11
- domalan kız2
- 9 temmuz 2026 fransa fas maçı13
- arkadaşın karısının at gibi olması7
- sözlük yazarları akıllı olsun5
- kullanılmış bir prezervatif gibi kenarı atılmak2
- hiç kimsenin hiçbir şeyi olmamak6
- mehdiyetin yaklaşıyor olması4
- ahmet telli2
- sabah gözünü kahve sigarayla açanlar13
- zam gelmeyen biralara zam yapan carrefoursa3
- atatürk'ün abartılmış bir lider olması11
- yaşaranların pisliği3
- sevilmemek2
- gaziantep te kardeş dehşeti2
- mini etekli kızlar şu anda ne yapıyor sorunsalı3
- akp nin abd köpeği olması2
- anın görüntüsü11
- huzur islamda9
- sözlükteki teyzeler defolsun lütfen12
- his kaybi3
- otomatik portakal alex piçi3
- evli olup sözlükte erkek arayan kadınlar4
- arabesk7
- hep sinirli yazarlar7
- tekelcinin sizi 18 yaşından küçük sanması2
- uff diye üzülen erkek6
- yanlışlıkla döl fışkırtmak5
- metrobüse binecek kızlara tavsiyeler6
şah iken aşkı için mevkisinden, soyundan vazgeçmiş kişidir. babamın adıdır, dedemin neden bu adı seçtiğini, 59 yaşında, benden öğrenmesinin mutluluğunu yaşıyorum.
cyber in babasının adıdır.
belh sultanının oğludur ibrahim edhem. genç yaşta tahta çıkmasına rağmen tac ve tahtını terkederek dervişliğe soyunmuş. tasavvuf yoluna girince bir süre şam'da ekin bekçiliği yaparak geçinmiş ve süfyan-ı sevri gibi meşhur sufilerle görüşmüş. 777 yılında da vefat etmiştir. edebiyatta daha çok dervişliği sultanlığa tercih edişi, kanaat köşesinde kendisini mutlu ve mesut hissetmesi ile anılır.
terkib-i bend de ziya paşa'nın atfı da pek güzeldir.
her şahsı harîm-i hakk'a mahrem mi sanırsın
her tac giyen çulsuzu edhem mi sanırsın
dehri arasan binde bir adem bulamazsın
adem görünen harları adem mi sanırsın
çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
handan görünen herkesi hürrem mi sanırsın.
terkib-i bend de ziya paşa'nın atfı da pek güzeldir.
her şahsı harîm-i hakk'a mahrem mi sanırsın
her tac giyen çulsuzu edhem mi sanırsın
dehri arasan binde bir adem bulamazsın
adem görünen harları adem mi sanırsın
çok mukbili gördüm ki güler içi kan ağlar
handan görünen herkesi hürrem mi sanırsın.
ibrâhim bin Edhem, önceleri Belh'te saltanat ve debdebeye düşkün bir hükümdardı. Onu bu düşkünlükten kurtarıp âhiretini de ihyâ edebilmesi için, devrin ârif ve sûfîlerinden zaman zaman kendisine ibretli îkâzlar yapılıyordu. Nitekim meşhur rivâyete göre bir gece sarayının damında birtakım acaip gürültüler duymuş, uyuyamayıp merakla seslenmişti:
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
ibrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey ibrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, ibrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken ibrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
ibrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine ibrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini ibrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey ibrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
ibrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık ibrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. işte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan ibrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. içinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa ibrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
ibrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey ibrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, ibrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken ibrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
ibrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine ibrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini ibrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey ibrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
ibrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık ibrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. işte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan ibrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. içinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa ibrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar