bugün
- sözlük kızlarının kombinleri17
- recep tayyip erdoğan20
- ne kadar yaşlısın19
- şarapçı koala niye kuzey kore'ye gitmiyor8
- tai lung51
- sarapci koala40
- ankete gelin beyler27
- doğu perinçek6
- şarapcı koala ile beyaz toros küba turu yapmak2
- blok3ün gece napıyorsun mesela diye mesaj atması2
- ırkçıların hırt dediği insanlara sevgi göstermek21
- uludağ sözlük iç huzur ve aydınlanma derneği9
- sözlükte yükselen reis sevdası20
- kızarmış ekmek10
- 210 olduğunu iddia eden sözlük beyinin 158 çıkması2
- bir otel odasında yalnızken duyulan hüzün4
- geceye bir şarkı bırak4
- kendine yabancılaşmak10
- ben gökten inen ekmeğim5
- mazlum abdi den sdg'nin feshi açıklaması2
- akepelilerdeki imamoğlu korkusunun asıl nedeni3
- terörsüz türkiye5
- sözlüğe küsmek2
- gece gece bir sözlük kızıyla nutella kaşıklamak3
- sevmediğiniz yazarlar14
- isa kendini tanrı'nın oğlu olarak görüyordu5
- velvet39
- duşta dinlenebilecek şarkı önerileri2
- sözlükte yaratım sancısı çekmek5
- sözlük sosyalistlerinin fotoğrafları5
- rica ediyorum beni eksilemeyiniz6
- canım kardeşim2
- sdg ypg'nin kendini fesh etmesi3
- koala aniden 180 derece neden döndü sorunsalı6
- sözlük bacıları2
- bir orduya karşı tek kişi olup doğruları savunmak8
- aktrolleri çıldırtacak bir şey bırak9
- dem'in lenin che guevara ve deniz gezmişle alakası3
- azerbaycan2
- bir soru sor7
- iskoçya4
- yalnızlık rahatlıktır15
- pkk'nın silah bırakmasını takip edecek kurul31
- ben de reise oy vericem12
- ilk buluşmada hesabı kim öder2
- yeni parti emekçilerin hakkını verecek mi3
- 25 ağustos 2026 madencilerin gözaltına alınması3
- persac ile tantuni yiyip sinema konuşmak6
- temu'dan giyinmek4
- 25 ağustos 2026 ankara madenci eylemi6
ibrâhim bin Edhem, önceleri Belh'te saltanat ve debdebeye düşkün bir hükümdardı. Onu bu düşkünlükten kurtarıp âhiretini de ihyâ edebilmesi için, devrin ârif ve sûfîlerinden zaman zaman kendisine ibretli îkâzlar yapılıyordu. Nitekim meşhur rivâyete göre bir gece sarayının damında birtakım acaip gürültüler duymuş, uyuyamayıp merakla seslenmişti:
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
ibrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey ibrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, ibrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken ibrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
ibrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine ibrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini ibrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey ibrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
ibrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık ibrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. işte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan ibrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. içinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa ibrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
"- Orada ne yapıyorsunuz?"
Garip bir cevap verildi:
"- Devemizi kaybettik, onu arıyoruz!"
ibrâhim bin Edhem kızdı:
"- Damda deve aranır mı hiç?"
Bu seferki cevap ise pek mânidar ve ibretli idi:
"- Ey ibrâhim! Damda deve aranmayacağını biliyorsun da, şu yaşadığın dünyevî şatafat ve debdebe içinde ebedî saâdetin aranamayacağını niçin düşünmüyorsun?"
Diğer ibretli îkâzlara nazaran bu sözler, ibrâhim bin Edhem'e bir hayli tesir etti. Ancak bir müddet sonra bunu da unuttuğundan hâlinde herhangi bir değişiklik görülmedi.
Günler böylece gelip geçerken ibrâhim bin Edhem, birgün maiyyetiyle birlikte ceylan avına çıktı. Bir ara maiyyetinden ayrıldı. Pür-dikkat iyi bir av arıyordu ki, kulağına "Uyan!" diye bir ses geldi. Pek aldırmadı. Aynı ses bir daha tekrarlandı, sonra bir daha... Sonra her taraftan benzer sesler duymaya başladı. Sesler:
"- Ölüm seni uyandırmadan sen kendin uyan!" diyordu.
ibrâhim bin Edhem hem şaşırdı hem de korktu. Ancak o sırada karşısına güzel bir ceylan çıktı. Bunun üzerine ibrâhim bin Edhem o nazlı hayvanı avlama heyecanına düştü. Biraz evvel duyduğu sözleri unutup sadağından bir ok çıkardı ve yayına sürdü. Nişan aldı. Tam oku fırlatacaktı ki, nazlı ceylan gözlerini ibrâhim bin Edhem'e dikip dile geldi:
"- Ey ibrâhim! Rahmân olan Allâh, beni avlayasın diye mi seni yarattı?"
ibrâhim bin Edhem baştan ayağa titredi. Gözleri bulut bulut oldu, atından atlayıp secdeye kapandı; tevbe etti. Cenâb-ı Hakk'a yalvardı:
"Ey lutf u keremi sonsuz olan Allâh'ım! Benim hâlime de nazar kıl! Nice zamandır debdebe içinde ömür nefeslerimi zâyî etmişim... Ey Allâh'ım! Lutfunla gönlümü yıka; kalbimde muhabbetinden başka bir şey bırakma!"
Artık ibrâhim bin Edhem, gözlerini bambaşka bir âleme açmış, ilâhî bir iklîmin temâşâsına dalmıştı. işte bu temâşâ, ondaki diğer güzellik telâkkîlerini tamamen silivermişti. Böylece her sabah ihtimâmla giydiği saltanat elbiseleri ve göğsünü kabartan Belh sultanlığı, artık gönlünde bütün ihtişâm ve süsünü, hâsılı bütün ehemmiyetini kaybetti ve gözüne iğreti görünmeye başladı.
Bu hâlet içinde gözleri tevbe yaşlarıyla nemli, yüreği nedâmet ateşleriyle yanık olan ibrâhim bin Edhem, sahrâlara doğru yola koyuldu. Hayli yürümüştü ki, bir çobana rastladı. Derhal yanına vardı ve kendi libâsına mukâbil onun abasını alıp üstüne geçirdi. O anda gönlünde büyük bir rahatlık hissetti. Çoban ise bu hâl karşısında şaşkına dönmüştü. içinden: "Pâhişâhımız herhâlde aklını yitirmiş olmalı..." diyordu. Oysa ibrâhim bin Edhem aklını yitirmemiş, bilâkis aklı başına gelmişti. O, ceylan avına çıkmış, ancak Allâh Teâlâ onu bir ceylan ile uyandırmıştı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar