bugün
- şu anda ne yapıyorsun12
- 30 lu yaşlar11
- üstteki yazarın nicki ile akrostiş yaz8
- erkeklerin kadınsılaşması9
- yeni insanlarla tanışmak istememek6
- sözlükte altın günü yapmak11
- ben aşık yorguni sorularınızı cevaplıyorum15
- yaşlanınca bana kim bakacak sorunsalı6
- 24 yaşında erkek 18 yaşında kız ilişkisi4
- insanların gözlem yapmaması7
- kız olarak doğmanın muazzam avantajı4
- kamp yapmayı seven kadın2
- trumpın savaşı eline yüzüne bulaştırması4
- arda güler egosu2
- yalnızlıktan kafayı yiyen insan7
- sigara içen erkek karizması3
- eşek sucuğu16
- ayağına kaldırım taşı bağlanan caretta caretta2
- insanın bu hayattaki amacı17
- karılara kösnül bakışlar atmak3
- üşenirken yapılan saçmalıklar7
- bir kezonun elinden zehir olsa yemek5
- insanların gözleme yapmaması4
- tuborg kırmızı seven kız4
- maldivler6
- kimseyi memnun edememek12
- yirmili yaşlar2
- aşık yorguni10
- iran'a saldiri var ameri kan pornosuna hayir2
- yarın iş olması4
- sosyalleşmekten kaçan insan4
- dengesiz biri olmak2
- şirinevler8
- dünyanın en güzel omleti5
- chp içindeki alevi sünni kamplaşması12
- ankastre bozukluğu4
- flörtlerin ilişkiye dönmeme sebebi11
- kızartma yağından sabun yapmak8
- flört edinmek7
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle9
- allah6
- uludağ sözlüğün cenaze namazı6
- biraderleri üst üste koymak7
- üstteki yazar ne yapıyor5
- hakan taşıyan2
- eşe mi pahalı hediye alınır metrese mi sorunsalı6
- şeytan5
- kendini feda etmek2
- cem yılmaz'ın kent d range grey içmesi2
- sedat pekmez bey reyizin dönmüş olması6
benim sözlüge üye olmamı saglayan dostum diyebilecegim tek insan.*
çok güzel asık olan ama bir hafta sonra o büyük askı gecen ask insanı.
(bkz: fener oy oy oy)
lise hayatıma damgasını vurmus adamdır. ilerde lise deyince aklıma gelecek ilk kişidir.*
sen bi gel gel, kırmızı olur, sarı olur, kel kafalısı olur, hepsinden var.
sen demiri getir yeter, anladın sen !
sen demiri getir yeter, anladın sen !
başkalarının nicki altında terminoloji dersi vermeye başlamış yazar.
her tarafta şirinler görmekten bunalmış yazar, uyumadan önce odasındaki prize raid sinekkovar gibi bir şirinkovar taktığını görür gibiyim.*
(bkz: çamur atmak)
(bkz: türkçe öğretmek)
ikisi arasındaki ince(!) çizgide çamur atmaya kayan insandır. arada sıçızlar kaçının.
(bkz: türkçe öğretmek)
ikisi arasındaki ince(!) çizgide çamur atmaya kayan insandır. arada sıçızlar kaçının.
akıl dolu, müthiş kavrama kabiliyetine sahip uuser. 23 ekim'de bakalım ne kadar geçecek göreceğimiz insandır. (bkz: pollyanna) ha bu arada küfür edip hemen offline olmaktan zevk alıyor sanırım.
Giritli filozofun birine göre "bütün giritliler yalancı" imiş. (bkz: #4125482)
sıcakkanlı ve hemşerim olduğunu öğrendiğim uuser. kan çekiyor be. *
eski yazar. sözlük e devamsızlıktan çakacak gibi. swh
bağrından kopup geldiği toprakları göz önüne alırsak kendisinin gerizekalı olduğu alenen ortaya çıkar. nitekim yetiştiği topraklarda akıllı çocuklar ticarete yönlendirilir, geriye kalan umutsuz vakalar okutulur.
tipindede meymenet yoktur söylemesi ayıp. hayatın sillesini yiyip, ayyaş ayyaş gezenlere benzer. ömer çelakılvari saçları ve uzun,kıvırcık!! sakallarıyla yüzüne bakasın gelmez. işte tam bu noktada size sesleniyorum kızlar;
kendisinin ikinci nesil olduğuna aldanmayın sakın, beşinci nesilim ama daha yakışıklı ve karizmatik olmakla beraber zeki, çevik, ahlaklı triosuna sahibim..
madem nickaltını ziyaret ettim ve o değerli zamanımı sana ayırdım, son sözümde sana gelsin kerata;
mucckkk!!
tipindede meymenet yoktur söylemesi ayıp. hayatın sillesini yiyip, ayyaş ayyaş gezenlere benzer. ömer çelakılvari saçları ve uzun,kıvırcık!! sakallarıyla yüzüne bakasın gelmez. işte tam bu noktada size sesleniyorum kızlar;
kendisinin ikinci nesil olduğuna aldanmayın sakın, beşinci nesilim ama daha yakışıklı ve karizmatik olmakla beraber zeki, çevik, ahlaklı triosuna sahibim..
madem nickaltını ziyaret ettim ve o değerli zamanımı sana ayırdım, son sözümde sana gelsin kerata;
mucckkk!!
bir karga sevdası tutturmuş gidiyor yazarı. söylemedi deme o adam sakat bak.
--spoiler--
Bayım,
Tanınmış birisiniz, kitaplarınız otuz bin basılıyor. Bunun nedenini size söyleyeyim:
insanları seviyorsunuz da ondan. insancıllık kanınızda var: Talihin işi. Topluluk içinde
olduğunuzda çiçek gibi açıyorsunuz. Hemcinslerinizden birini görür görmez, tanımasanız
bile, ona karşı kanınızın kaynadığını hissediyorsunuz. Bedenine, konuşma biçimine,
istenildiği zaman açılıp kapanan bacaklarına ve özellikle ellerine bayılıyorsunuz, ellerine:
Her elde beş parmak olması ve başparmağın öteki parmakların karşısına çıkartılabilmesi
hoşunuza gidiyor. Yanınızdaki komşunuz masanın üstünden bir fincan aldığı zaman haz
duyuyorsunuz, çünkü insana özgü ve kitaplarınızda sık sık betimlediğiniz, maymunun
hareketinden daha az yumuşak ve daha az hızlı bir fincanı tutma biçimi var, ama daha zekice,
değil mi? insanın etini, yeniden hareket etmeye alışan bir ağır yaralının yürüyüşünü, her
adımda yeniden icat eder gibi olan görünüşünü ve yırtıcı hayvanların bile dayanamayacağı
eşsiz bakışını da seviyorsunuz. insana kendi kendinden söz etmek için uygun olan söyleyiş
biçimini bulmak da kolaydı sizin için: Edepli, ama çılgın bir biçim. insanlar kitaplarınızın
üstüne iştahla atılıyorlar, onları rahat bir koltukta okuyorlar, sizin onlara ulaştırdığınız bahtsız
ve ölçülü büyük aşkı düşünüyorlar ve bu birçok şeyin avuntusu demek oluyor onlar için;
çirkin olmanın, kötü olmanın, aldatılmış koca olmanın, yılbaşında aylıklarının artmamış
olmasının.
Son romanınız övülerek dillerde dolaşıyor: iyi bir çalışma.
insanları sevmeyen bir insanın olabileceğini bilmek sizi meraklandıracaktır sanıyorum. işte
ben, hem de öylesine az seviyorum ki onları, yarım düzinesini hemen şimdi öldürebilirim.
Belki kendi kendinize sorarsınız: Neden sadece yarım düzine diye? Çünkü tabancam altı
mermi alıyor. işte bir canavarlık, değil mi? Üstelik de tam anlamıyla siyaset dışı bir davranış.
Ama size diyorum ki: ben onları sevemem. Ne hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ama onlarda
sizi çeken şey beni tiksindiriyor. Bir iktisat dergisini sol eliyle karıştırarak edepli edepli
yemek yiyen adamlar gördüm ben de sizin gibi. Fokların sofrasında olmayı yeğlemem benim
hatam mı? Yüz çizgilerini bir yana bırakırsanız, insan yüzüyle hiçbir şey yapamaz.
Ağzını kapalı tutarak bir şey gevelediği zaman ağzının kenarları iner ve kalkar, sanki
durmaksızın dinginlikten ağlamaklı bir şaşkınlığa geçer gibidir. Siz bunu seversiniz,
biliyorum, siz buna Zekâ'nın uyanıklığı diyorsunuz. Ama bu benim midemi bulandırıyor,
nedendir bilmiyorum, ben doğuştan böyleyim.
Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin
yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. Amerikanvari hazırlanmış
ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve
günışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki
söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları
otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Seçmek
gerekiyordu: Ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da ergeç onların çıkarına
yönelmesi gereken bir girişimi. insanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceler; onları
kendimden ayırmayı başaramıyordum, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler,
hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına
ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama
kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında
kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size
yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim:
insanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter.
iyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa
ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım,
karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz.
Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz
hiç bilemeyeceksiniz.
--spoiler--
*
Bayım,
Tanınmış birisiniz, kitaplarınız otuz bin basılıyor. Bunun nedenini size söyleyeyim:
insanları seviyorsunuz da ondan. insancıllık kanınızda var: Talihin işi. Topluluk içinde
olduğunuzda çiçek gibi açıyorsunuz. Hemcinslerinizden birini görür görmez, tanımasanız
bile, ona karşı kanınızın kaynadığını hissediyorsunuz. Bedenine, konuşma biçimine,
istenildiği zaman açılıp kapanan bacaklarına ve özellikle ellerine bayılıyorsunuz, ellerine:
Her elde beş parmak olması ve başparmağın öteki parmakların karşısına çıkartılabilmesi
hoşunuza gidiyor. Yanınızdaki komşunuz masanın üstünden bir fincan aldığı zaman haz
duyuyorsunuz, çünkü insana özgü ve kitaplarınızda sık sık betimlediğiniz, maymunun
hareketinden daha az yumuşak ve daha az hızlı bir fincanı tutma biçimi var, ama daha zekice,
değil mi? insanın etini, yeniden hareket etmeye alışan bir ağır yaralının yürüyüşünü, her
adımda yeniden icat eder gibi olan görünüşünü ve yırtıcı hayvanların bile dayanamayacağı
eşsiz bakışını da seviyorsunuz. insana kendi kendinden söz etmek için uygun olan söyleyiş
biçimini bulmak da kolaydı sizin için: Edepli, ama çılgın bir biçim. insanlar kitaplarınızın
üstüne iştahla atılıyorlar, onları rahat bir koltukta okuyorlar, sizin onlara ulaştırdığınız bahtsız
ve ölçülü büyük aşkı düşünüyorlar ve bu birçok şeyin avuntusu demek oluyor onlar için;
çirkin olmanın, kötü olmanın, aldatılmış koca olmanın, yılbaşında aylıklarının artmamış
olmasının.
Son romanınız övülerek dillerde dolaşıyor: iyi bir çalışma.
insanları sevmeyen bir insanın olabileceğini bilmek sizi meraklandıracaktır sanıyorum. işte
ben, hem de öylesine az seviyorum ki onları, yarım düzinesini hemen şimdi öldürebilirim.
Belki kendi kendinize sorarsınız: Neden sadece yarım düzine diye? Çünkü tabancam altı
mermi alıyor. işte bir canavarlık, değil mi? Üstelik de tam anlamıyla siyaset dışı bir davranış.
Ama size diyorum ki: ben onları sevemem. Ne hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ama onlarda
sizi çeken şey beni tiksindiriyor. Bir iktisat dergisini sol eliyle karıştırarak edepli edepli
yemek yiyen adamlar gördüm ben de sizin gibi. Fokların sofrasında olmayı yeğlemem benim
hatam mı? Yüz çizgilerini bir yana bırakırsanız, insan yüzüyle hiçbir şey yapamaz.
Ağzını kapalı tutarak bir şey gevelediği zaman ağzının kenarları iner ve kalkar, sanki
durmaksızın dinginlikten ağlamaklı bir şaşkınlığa geçer gibidir. Siz bunu seversiniz,
biliyorum, siz buna Zekâ'nın uyanıklığı diyorsunuz. Ama bu benim midemi bulandırıyor,
nedendir bilmiyorum, ben doğuştan böyleyim.
Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin
yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. Amerikanvari hazırlanmış
ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve
günışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki
söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları
otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Seçmek
gerekiyordu: Ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da ergeç onların çıkarına
yönelmesi gereken bir girişimi. insanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceler; onları
kendimden ayırmayı başaramıyordum, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler,
hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına
ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama
kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında
kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size
yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim:
insanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter.
iyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa
ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım,
karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz.
Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz
hiç bilemeyeceksiniz.
--spoiler--
*
unutulmamak için artemis tapınağını yakmış kişi. *
ephesos artemis tapınağını yakması sonrasında öldürülmüş ve adına damnatio memoriae uygulanmıştır. ancak tarihçi Theopompos herostratos ve tapınağı yakmasını hellenics adlı 12 ciltlik kitabında yazmıştır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar