bugün
- çarşaf peçe türbanın hıristiyan kıyafeti olması3
- hiçbir servet zamanı satın alamaz15
- zorunlu eğitim12
- ciddi ilişki yaşayamamak3
- reenkarnasyon gerçek olsaydı intihar oranları2
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz6
- balık etli kızların zayıflardan daha çekici olması3
- şeyh galip2
- pınar altuğ'un prime döneminin bitmesi2
- toprağı bol olsun2
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle15
- sebahattin şirin14
- çerçeve yasa22
- çalışmak özgürlük müdür5
- velvet5
- 1 milyon dolar ama sözlükte nude'un dolaşacak7
- bir erkeği yakışıklı gösteren 3 şey6
- cıvık çift5
- apo piçtir piç kalacak12
- esrar içip müzik eşliğinde sevişmek8
- sözlüğün en tipsiz kız yazarı8
- sözlük yakışıklıların fotoğrafları9
- blackberry6
- sözlükte kadın yazar olması5
- kalp krizi8
- milliyetçi faşistlerin pkk biter korkusu12
- sonbahar2
- ekşi sözlük referans18
- kumburgaz plajına gidecek olan gence tavsiyeler8
- ırkınızı seçme şansınız olsaydı7
- anın görüntüsü15
- profilini gizli tutma nedeni9
- bu saatte yemek yemek4
- canınız sıkılınca ne yapıyorsunuz4
- sözlük prenseslerinin fotoğrafları4
- arkadaşlar ben şişman miyim4
- romelu lukaku7
- ey insan4
- tenis oynayan erkek4
- malum takımın azalarak bitecek olması6
- su tabancasından su içen çocuk4
- sözlüğün kapanması4
- türk milletine kurulan pusu7
- cin2
- beşer esad kardeşi ve kuzeninin ölüm cezası3
- mony tontana3
- poğaca ile kahvaltı yapmak8
- eski türkiye5
- mel melin palavra sıkması7
- yeni partinin çerçeve yasa kararı14
--spoiler--
Bayım,
Tanınmış birisiniz, kitaplarınız otuz bin basılıyor. Bunun nedenini size söyleyeyim:
insanları seviyorsunuz da ondan. insancıllık kanınızda var: Talihin işi. Topluluk içinde
olduğunuzda çiçek gibi açıyorsunuz. Hemcinslerinizden birini görür görmez, tanımasanız
bile, ona karşı kanınızın kaynadığını hissediyorsunuz. Bedenine, konuşma biçimine,
istenildiği zaman açılıp kapanan bacaklarına ve özellikle ellerine bayılıyorsunuz, ellerine:
Her elde beş parmak olması ve başparmağın öteki parmakların karşısına çıkartılabilmesi
hoşunuza gidiyor. Yanınızdaki komşunuz masanın üstünden bir fincan aldığı zaman haz
duyuyorsunuz, çünkü insana özgü ve kitaplarınızda sık sık betimlediğiniz, maymunun
hareketinden daha az yumuşak ve daha az hızlı bir fincanı tutma biçimi var, ama daha zekice,
değil mi? insanın etini, yeniden hareket etmeye alışan bir ağır yaralının yürüyüşünü, her
adımda yeniden icat eder gibi olan görünüşünü ve yırtıcı hayvanların bile dayanamayacağı
eşsiz bakışını da seviyorsunuz. insana kendi kendinden söz etmek için uygun olan söyleyiş
biçimini bulmak da kolaydı sizin için: Edepli, ama çılgın bir biçim. insanlar kitaplarınızın
üstüne iştahla atılıyorlar, onları rahat bir koltukta okuyorlar, sizin onlara ulaştırdığınız bahtsız
ve ölçülü büyük aşkı düşünüyorlar ve bu birçok şeyin avuntusu demek oluyor onlar için;
çirkin olmanın, kötü olmanın, aldatılmış koca olmanın, yılbaşında aylıklarının artmamış
olmasının.
Son romanınız övülerek dillerde dolaşıyor: iyi bir çalışma.
insanları sevmeyen bir insanın olabileceğini bilmek sizi meraklandıracaktır sanıyorum. işte
ben, hem de öylesine az seviyorum ki onları, yarım düzinesini hemen şimdi öldürebilirim.
Belki kendi kendinize sorarsınız: Neden sadece yarım düzine diye? Çünkü tabancam altı
mermi alıyor. işte bir canavarlık, değil mi? Üstelik de tam anlamıyla siyaset dışı bir davranış.
Ama size diyorum ki: ben onları sevemem. Ne hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ama onlarda
sizi çeken şey beni tiksindiriyor. Bir iktisat dergisini sol eliyle karıştırarak edepli edepli
yemek yiyen adamlar gördüm ben de sizin gibi. Fokların sofrasında olmayı yeğlemem benim
hatam mı? Yüz çizgilerini bir yana bırakırsanız, insan yüzüyle hiçbir şey yapamaz.
Ağzını kapalı tutarak bir şey gevelediği zaman ağzının kenarları iner ve kalkar, sanki
durmaksızın dinginlikten ağlamaklı bir şaşkınlığa geçer gibidir. Siz bunu seversiniz,
biliyorum, siz buna Zekâ'nın uyanıklığı diyorsunuz. Ama bu benim midemi bulandırıyor,
nedendir bilmiyorum, ben doğuştan böyleyim.
Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin
yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. Amerikanvari hazırlanmış
ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve
günışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki
söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları
otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Seçmek
gerekiyordu: Ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da ergeç onların çıkarına
yönelmesi gereken bir girişimi. insanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceler; onları
kendimden ayırmayı başaramıyordum, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler,
hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına
ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama
kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında
kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size
yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim:
insanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter.
iyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa
ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım,
karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz.
Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz
hiç bilemeyeceksiniz.
--spoiler--
*
Bayım,
Tanınmış birisiniz, kitaplarınız otuz bin basılıyor. Bunun nedenini size söyleyeyim:
insanları seviyorsunuz da ondan. insancıllık kanınızda var: Talihin işi. Topluluk içinde
olduğunuzda çiçek gibi açıyorsunuz. Hemcinslerinizden birini görür görmez, tanımasanız
bile, ona karşı kanınızın kaynadığını hissediyorsunuz. Bedenine, konuşma biçimine,
istenildiği zaman açılıp kapanan bacaklarına ve özellikle ellerine bayılıyorsunuz, ellerine:
Her elde beş parmak olması ve başparmağın öteki parmakların karşısına çıkartılabilmesi
hoşunuza gidiyor. Yanınızdaki komşunuz masanın üstünden bir fincan aldığı zaman haz
duyuyorsunuz, çünkü insana özgü ve kitaplarınızda sık sık betimlediğiniz, maymunun
hareketinden daha az yumuşak ve daha az hızlı bir fincanı tutma biçimi var, ama daha zekice,
değil mi? insanın etini, yeniden hareket etmeye alışan bir ağır yaralının yürüyüşünü, her
adımda yeniden icat eder gibi olan görünüşünü ve yırtıcı hayvanların bile dayanamayacağı
eşsiz bakışını da seviyorsunuz. insana kendi kendinden söz etmek için uygun olan söyleyiş
biçimini bulmak da kolaydı sizin için: Edepli, ama çılgın bir biçim. insanlar kitaplarınızın
üstüne iştahla atılıyorlar, onları rahat bir koltukta okuyorlar, sizin onlara ulaştırdığınız bahtsız
ve ölçülü büyük aşkı düşünüyorlar ve bu birçok şeyin avuntusu demek oluyor onlar için;
çirkin olmanın, kötü olmanın, aldatılmış koca olmanın, yılbaşında aylıklarının artmamış
olmasının.
Son romanınız övülerek dillerde dolaşıyor: iyi bir çalışma.
insanları sevmeyen bir insanın olabileceğini bilmek sizi meraklandıracaktır sanıyorum. işte
ben, hem de öylesine az seviyorum ki onları, yarım düzinesini hemen şimdi öldürebilirim.
Belki kendi kendinize sorarsınız: Neden sadece yarım düzine diye? Çünkü tabancam altı
mermi alıyor. işte bir canavarlık, değil mi? Üstelik de tam anlamıyla siyaset dışı bir davranış.
Ama size diyorum ki: ben onları sevemem. Ne hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ama onlarda
sizi çeken şey beni tiksindiriyor. Bir iktisat dergisini sol eliyle karıştırarak edepli edepli
yemek yiyen adamlar gördüm ben de sizin gibi. Fokların sofrasında olmayı yeğlemem benim
hatam mı? Yüz çizgilerini bir yana bırakırsanız, insan yüzüyle hiçbir şey yapamaz.
Ağzını kapalı tutarak bir şey gevelediği zaman ağzının kenarları iner ve kalkar, sanki
durmaksızın dinginlikten ağlamaklı bir şaşkınlığa geçer gibidir. Siz bunu seversiniz,
biliyorum, siz buna Zekâ'nın uyanıklığı diyorsunuz. Ama bu benim midemi bulandırıyor,
nedendir bilmiyorum, ben doğuştan böyleyim.
Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin
yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. Amerikanvari hazırlanmış
ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve
günışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki
söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları
otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Seçmek
gerekiyordu: Ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da ergeç onların çıkarına
yönelmesi gereken bir girişimi. insanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceler; onları
kendimden ayırmayı başaramıyordum, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler,
hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına
ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama
kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında
kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size
yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim:
insanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter.
iyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa
ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım,
karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz.
Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz
hiç bilemeyeceksiniz.
--spoiler--
*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar