bugün
- arkadaşlar biraz dertleşelim mi18
- futbola aykırı bir fikrini yaz8
- ortada bir yolsuzluk olmaması26
- albea var mı abi düşük kilometreli10
- erdoğan'ın wüst'ü kabulü3
- sözlük erkeklerinin duygusal olması3
- sözlük yazarlarının kombinleri14
- koca arayan sozlukçü3
- 2003 model seymbol alınır mı3
- melih gökçek soruşturması ne oldu21
- kolesterol6
- hasım olan mafya liderlerini kim barıştırır4
- koca aramiyorum ki2
- bir şey söyle13
- tassagi mengeneye sıkıştıran kocaoglan2
- akp nin arzu ettiği muhalif tipi6
- romanya53
- fatma betül sayan kaya yalnız değildir27
- yağmurdan nefret etmek9
- sevgiliden duyulan en acı cümle3
- meme yalarken düşünülen şeyler8
- uğurcan çakır4
- jaguar2
- silvermist'in bininci entrysini kutluyoruz2
- yağmuru romantik bulan tip5
- netanyahu'ya vatana ihanet suçlaması3
- sarılmak istediğiniz sözlük yazarları23
- fatma betülleri doyurmak5
- neye en çok ne kadar sustunuz2
- adam yine kazanacak5
- diyabet3
- hapiste kalanlardan kira bedeli alınması3
- sözlükçe aç kalsak birbirimizi yer miyiz3
- toplum baskısı yüzünden entry girememek2
- avrupanın en ucuz mazotunu kullanıyoruz24
- sözlüğün meme platformuna dönmesi8
- 28 eylül 2026 türkiye italya maçı5
- konya misafirperverliği2
- fatma betül sayan kaya39
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis9
- 28 eylül 2026 deniz göktaş'ın ilk duruşması5
- bir zirve yapsak kim kimin yanında oturur34
- 2 gecede 40 bin iranlıyı katleden molla rejimi15
- dünya61
- almanya25
- istanbul şu an bulutlu 19 derece2
- heyt bey'nin fon olayından para kazanmış olması7
- kosova4
- türkiye24
- aliarnas2
--spoiler--
Bayım,
Tanınmış birisiniz, kitaplarınız otuz bin basılıyor. Bunun nedenini size söyleyeyim:
insanları seviyorsunuz da ondan. insancıllık kanınızda var: Talihin işi. Topluluk içinde
olduğunuzda çiçek gibi açıyorsunuz. Hemcinslerinizden birini görür görmez, tanımasanız
bile, ona karşı kanınızın kaynadığını hissediyorsunuz. Bedenine, konuşma biçimine,
istenildiği zaman açılıp kapanan bacaklarına ve özellikle ellerine bayılıyorsunuz, ellerine:
Her elde beş parmak olması ve başparmağın öteki parmakların karşısına çıkartılabilmesi
hoşunuza gidiyor. Yanınızdaki komşunuz masanın üstünden bir fincan aldığı zaman haz
duyuyorsunuz, çünkü insana özgü ve kitaplarınızda sık sık betimlediğiniz, maymunun
hareketinden daha az yumuşak ve daha az hızlı bir fincanı tutma biçimi var, ama daha zekice,
değil mi? insanın etini, yeniden hareket etmeye alışan bir ağır yaralının yürüyüşünü, her
adımda yeniden icat eder gibi olan görünüşünü ve yırtıcı hayvanların bile dayanamayacağı
eşsiz bakışını da seviyorsunuz. insana kendi kendinden söz etmek için uygun olan söyleyiş
biçimini bulmak da kolaydı sizin için: Edepli, ama çılgın bir biçim. insanlar kitaplarınızın
üstüne iştahla atılıyorlar, onları rahat bir koltukta okuyorlar, sizin onlara ulaştırdığınız bahtsız
ve ölçülü büyük aşkı düşünüyorlar ve bu birçok şeyin avuntusu demek oluyor onlar için;
çirkin olmanın, kötü olmanın, aldatılmış koca olmanın, yılbaşında aylıklarının artmamış
olmasının.
Son romanınız övülerek dillerde dolaşıyor: iyi bir çalışma.
insanları sevmeyen bir insanın olabileceğini bilmek sizi meraklandıracaktır sanıyorum. işte
ben, hem de öylesine az seviyorum ki onları, yarım düzinesini hemen şimdi öldürebilirim.
Belki kendi kendinize sorarsınız: Neden sadece yarım düzine diye? Çünkü tabancam altı
mermi alıyor. işte bir canavarlık, değil mi? Üstelik de tam anlamıyla siyaset dışı bir davranış.
Ama size diyorum ki: ben onları sevemem. Ne hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ama onlarda
sizi çeken şey beni tiksindiriyor. Bir iktisat dergisini sol eliyle karıştırarak edepli edepli
yemek yiyen adamlar gördüm ben de sizin gibi. Fokların sofrasında olmayı yeğlemem benim
hatam mı? Yüz çizgilerini bir yana bırakırsanız, insan yüzüyle hiçbir şey yapamaz.
Ağzını kapalı tutarak bir şey gevelediği zaman ağzının kenarları iner ve kalkar, sanki
durmaksızın dinginlikten ağlamaklı bir şaşkınlığa geçer gibidir. Siz bunu seversiniz,
biliyorum, siz buna Zekâ'nın uyanıklığı diyorsunuz. Ama bu benim midemi bulandırıyor,
nedendir bilmiyorum, ben doğuştan böyleyim.
Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin
yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. Amerikanvari hazırlanmış
ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve
günışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki
söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları
otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Seçmek
gerekiyordu: Ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da ergeç onların çıkarına
yönelmesi gereken bir girişimi. insanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceler; onları
kendimden ayırmayı başaramıyordum, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler,
hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına
ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama
kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında
kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size
yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim:
insanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter.
iyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa
ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım,
karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz.
Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz
hiç bilemeyeceksiniz.
--spoiler--
*
Bayım,
Tanınmış birisiniz, kitaplarınız otuz bin basılıyor. Bunun nedenini size söyleyeyim:
insanları seviyorsunuz da ondan. insancıllık kanınızda var: Talihin işi. Topluluk içinde
olduğunuzda çiçek gibi açıyorsunuz. Hemcinslerinizden birini görür görmez, tanımasanız
bile, ona karşı kanınızın kaynadığını hissediyorsunuz. Bedenine, konuşma biçimine,
istenildiği zaman açılıp kapanan bacaklarına ve özellikle ellerine bayılıyorsunuz, ellerine:
Her elde beş parmak olması ve başparmağın öteki parmakların karşısına çıkartılabilmesi
hoşunuza gidiyor. Yanınızdaki komşunuz masanın üstünden bir fincan aldığı zaman haz
duyuyorsunuz, çünkü insana özgü ve kitaplarınızda sık sık betimlediğiniz, maymunun
hareketinden daha az yumuşak ve daha az hızlı bir fincanı tutma biçimi var, ama daha zekice,
değil mi? insanın etini, yeniden hareket etmeye alışan bir ağır yaralının yürüyüşünü, her
adımda yeniden icat eder gibi olan görünüşünü ve yırtıcı hayvanların bile dayanamayacağı
eşsiz bakışını da seviyorsunuz. insana kendi kendinden söz etmek için uygun olan söyleyiş
biçimini bulmak da kolaydı sizin için: Edepli, ama çılgın bir biçim. insanlar kitaplarınızın
üstüne iştahla atılıyorlar, onları rahat bir koltukta okuyorlar, sizin onlara ulaştırdığınız bahtsız
ve ölçülü büyük aşkı düşünüyorlar ve bu birçok şeyin avuntusu demek oluyor onlar için;
çirkin olmanın, kötü olmanın, aldatılmış koca olmanın, yılbaşında aylıklarının artmamış
olmasının.
Son romanınız övülerek dillerde dolaşıyor: iyi bir çalışma.
insanları sevmeyen bir insanın olabileceğini bilmek sizi meraklandıracaktır sanıyorum. işte
ben, hem de öylesine az seviyorum ki onları, yarım düzinesini hemen şimdi öldürebilirim.
Belki kendi kendinize sorarsınız: Neden sadece yarım düzine diye? Çünkü tabancam altı
mermi alıyor. işte bir canavarlık, değil mi? Üstelik de tam anlamıyla siyaset dışı bir davranış.
Ama size diyorum ki: ben onları sevemem. Ne hissettiğinizi çok iyi anlıyorum. Ama onlarda
sizi çeken şey beni tiksindiriyor. Bir iktisat dergisini sol eliyle karıştırarak edepli edepli
yemek yiyen adamlar gördüm ben de sizin gibi. Fokların sofrasında olmayı yeğlemem benim
hatam mı? Yüz çizgilerini bir yana bırakırsanız, insan yüzüyle hiçbir şey yapamaz.
Ağzını kapalı tutarak bir şey gevelediği zaman ağzının kenarları iner ve kalkar, sanki
durmaksızın dinginlikten ağlamaklı bir şaşkınlığa geçer gibidir. Siz bunu seversiniz,
biliyorum, siz buna Zekâ'nın uyanıklığı diyorsunuz. Ama bu benim midemi bulandırıyor,
nedendir bilmiyorum, ben doğuştan böyleyim.
Aramızda ancak bir beğeni ayrımı olsaydı tedirgin etmeyecektim sizi. Ama her şey sizin
yeteneğiniz varmış da benim yokmuş gibisine akıp gidiyor. Amerikanvari hazırlanmış
ıstakozu sevip sevmemekte özgürüm, ama insanları sevmiyorsam bir zavallıyım ve
günışığında bana yer yok. Onlar hayatın anlamını kendi tekellerine aldılar. Umarım ki
söylemek istediğimi anlıyorsunuz. Üstünde: insancıl olmayan buraya giremez yazılı kapıları
otuz üç yıldır zorluyorum işte. Giriştiğim her şeyi bırakmak zorunda kaldım. Seçmek
gerekiyordu: Ya uyumsuz ve mahkûm edilmiş bir girişimi, ya da ergeç onların çıkarına
yönelmesi gereken bir girişimi. insanlara kesin olarak aktarmadığım düşünceler; onları
kendimden ayırmayı başaramıyordum, düzene koymayı başaramıyordum. Düşünceler,
hafif organik devinimler olarak içimde kalıyorlardı. Kullandığım aygıtlar da öyle, başkalarına
ait olduklarını hissediyordum. Sözgelişi sözcükler; Bana ait sözcükler olsun isterdim. Ama
kullandığım bu sözcükler, bilmiyorum kaç bilinçte sürüklendi. Sözcükler, başkalarında
kazandıkları alışkanlık gereğince benim kafamda kendi kendilerine düzene giriyorlar ve size
yazarken bu sözcükleri kullanırken tiksinti duyuyorum. Ama bu sondur artık. Size söyledim:
insanları sevmek gerekiyor ya da ufak tefek işlerle uğraşmanıza izin verilirse bu yeter.
iyi, ama ben ufak tefek işlerle uğraşmak istemiyorum. Şimdi tabancamı kaptığım gibi sokağa
ineceğim ve onlara karşı bakalım ne yapılabilirmiş göreceğiz. Hoşça kalın bayım,
karşılaşacağım insan siz de olabilirsiniz.
Kafanızı patlatacağım zaman duyacağım zevki siz
hiç bilemeyeceksiniz.
--spoiler--
*
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar