bugün

/64
sözde ermeni soykırımını destekleyen parti.*
bugün trabzonda şamarlanmışlar .
Bu faşist, bölücü, terör örgütünün partisi ve onun acuze hain destekçileri, ermeni soykırımını tanısın Türkiye diyor. Al bunu sok nerene sokacaksan, hayasızlar güruhu.
Ermeni belgeleriyle soykırım yalanı: Ovanes Kaçaznuni’nin itirafları
A+A-
07.05.2014
kacahznuni-kitab

Kaçaznuni Kimdir?

Ovanes Kaçaznuni (Hovannez Katchaznouni), 1918 yılı Temmuz ayında kurulan Ermenistan devletinin ilk başbakanıdır. Taşnak Hükümetinin 1919 yılı Ağustos ayına kadar 13 ay yönetmiştir. Taşnaksutyun Partisi’nin kurucularındandır ve önemli lideridir. Ermenistan’ın ve Taşnak Partisi’nin en yetkilisidir.

1867 yılında Gürcistan’a bağlı Ahıska bölgesinde doğdu. Mimarlık eğitimi aldıktan sonar Bakû’de mimar olarak çalıştı. Taşnak örgütüne orada katıldı. 1917’de Ermeni Ulusal Konseyi üyesi oldu. 1918’e kadar Kafkasya parlamentosunda (Seym) Taşnak temsilcisi olarak bulundu. Trabzon ve Batum’da Türklerle yapılan barış görüşmelerinde Ermeni heyeti içinde yer aldı. Kafkasya devleti parçalanınca, 1918 Temmuz’unda bağımsız Ermenistan’ın ilk başbakanı oldu. 1919 Ağustos’una kadar bu görevde kaldı. 1920 yılında Ermenistan’da Bolşevik iktidarının kurulmasının ardından tutuklandı. 1921 yılında Bolşevik yönetimine karşı yapılan karşıdevrime! ayaklanmanın bastırılmasından sonra ülkeyi terk etti. Yıllar sonar Sovyet Ermenistanı’na geri döndü ve 1938 yılında ölene kadar mimar olarak çalıştı.

Kaçaznuni’nin raporu

Ovanes Kaçaznuni’nin 1923 yılında Bükreş’te yapılan Ermeni meselesi ile ilgili Taşnak Partisi toplantısında sunduğu rapor gerçekleri bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Kaçaznuni’nin Osmanlı döneminde yaşananları anlattığı kendi imzasını taşıyan rapor aslında bir itirafnamedir. Kaçaznuni, hemen o yıl raporunu kitap olarak yayımlatır. Koyduğu başlık, yine intihar önerisini vurgulamaktadır: “Taşnaksutyun’un Artık Yapacağı Bir Şey Yok.”

Ermenice basılan kitap, dört yıl sonra, 1927 yılında Rusçaya çevrilerek Tiflis’le “ibreti âlem”olması amacıyla 2 bin adet basıldı. Kitabın ingilizce basımı ise, 1955 yılında, “The Armenian Revolutionary Federation (Dashnaksoution) Has Nothing To Do Any More” başlığıyla “Armenian Information Service” (Ermeni istihbarat Servisi) tarafından New York’ta yayımlandı. Ancak bu ingilizce yayın, kitabın bütününü içermiyor. ilk Ermeni başbakanının bu tarihî raporu Ermenistan’da yasaklanmıştır. Yayınların Avrupa’daki kütüphanelerden Taşnaklar tarafından toplatıldığı da biliniyor. Kitabın çeşitli dillerden yayımlanan basımları, Avrupa kütüphanelerinden toplatılmıştır. Rapor, sonraları istanbul Üniversitesi Araştırma Görevlisi Sayın Mehmet PERiNÇEK tarafından Moskova’daki Lenin Kütüphanesi’nde Rusça olarak bulundu ve Türkolog Arif ACAROĞLU tarafından Türkçe’ye çevrildi.

Kaynak Yayınları’ndan, 2006 yılında, “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” (1923 Parti Konferansı’na Rapor) başlığıyla yayınlanan kitapta yazılanlar Ermeni kıyımı iddiaları bağlamında bir belge durumunda…

Yıllarca sözde soykırıma uğradıklarını iddia eden ve dünya kamuoyunu baskı altına almaya çalışan Ermenilerin bütün tezlerini çürüten ilk başbakanları, 128 sayfalık raporunda şu çarpıcı ifadelere veriyor:

Askeri operasyonlara katıldık

“1914 Sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya’da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı… ve sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi (EDDP) hem bu birliklerin oluşturulmasına hem de bunların Türkiye’ye karşı gerçekleştirdikleri askeri operasyonlara aktif biçimde katıldı….”

Aklımız dumanlanmıştı

“Biz, kayıtsız şartsız Rusya’ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında, çar hükümetinin Ermenistan’ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik…

Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına mal ederek, sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık.”

Türkler doğru yaptı

“1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır .(…) bu yöntem en kesin ve en uygun yöntemdi. Kızgınlık ve korku içinde bulunan bizler, “suçlu” arıyorduk ve bu suçluyu hemen “Rus” hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik.

Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü inancımızı ne denli körü körüne ve temelsiz idiyse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde bizim cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk.”

Gerçekleri göremedik

“Askerî operasyonlara katıldık. Kandırıldık ve Rusya’ya bağlandık. Tehcir doğruydu ve gerekliydi. Gerçekleri göremedik, olayların sebebi biziz. Türklerin millî mücadelesi haklıydı. Barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı. Türklere karşı ayaklandık ve savaştık. Sevr Antlaşması gözümüzü kör etmişti. isyanımızın temelinde itilaf devletlerinin bize vadettiği büyük Ermenistan hayali vardı. Ama biz hiç bir zaman devlet olamadık. Türkiye Ermenistan’ı diye bir devletin hayalden öte olmadığı gerçeğini göremedik.”

Olayların sebebi biziz

“Kötü kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun partisi de bundan kaçamamıştır. (…) sanki uzak görüşlü olmamamız bir kahramanlıktı çünkü isteyen herkes, Fransızlar, ingilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti, oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık. “

Barış teklifini reddettik

“1914-1918 yılında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, dinlenerek iki yıl içerisinde yeniden canlandılar. Yeni genç ve yurtsever duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu’da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye’de milli bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı.

Onlar Küçük Asya’da istikballerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Anlaşması’na askeri güçle karşı koymak zorundaydılar. Bizim bu dönemde barışı reddetmemiz ve silahlanmamız büyük bir hataydı.

Çok geçmeden sınırlarımıza askerî operasyonlar başladığında, Türkler bizimle bir araya gelmeyi ve görüşmelere başlamayı teklif ettiler. Biz ise onların bu teklifini geri çevirdik. Bu büyük bir hataydı. Bu, görüşmelerin kesinlikle başarıyla sonuçlanacağı anlamına gelmezdi ama bu görüşmelerde barışçı bir sonuca ulaşma ihtimâli vardı.”

Türkler’e karşı ayaklandık ve savaştık

“Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz, Türkler’in düşmanı olan itilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye’den “denizden denize Ermenistan” talep etmekteydik. itilaf devletlerinin ordularını Türkiye’ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika’ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler’le savaştık, öldük ve öldürdük. Artık, Türkler’e ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?”

isyanımızın temelinde Büyük Ermenistan vardı

“Türkiye’nin yedi ili, Kilikya’da dört sancak ve Karadeniz’den Akdeniz’e Karabağ dağlarından Arap çöllerine uzanan “Büyük Ermenistan” tasarlanmakta ve talep edilmekteydi. Bu emperyalist hayal nasıl gerçekleşebilirdi?”

Hiçbir zaman devlet olamadık

“Adil olursak; yönetmek demek öngörmek demekse, biz kesinlikle öngörü yeteneği olmayan, işe yaramaz Taşnak yöneticileriydik. Başlıca zaafımız bu noktadaydı. Dahası, faaliyetlerimizin amacını belirli ve net biçimde anlamış değildik; rehber bir ilkemiz ve sürekli uygulanabilen tutarlı bir sistemimiz yoktu. Sanki istemeden, tesadüfi koşulların etkisi altında tereddütle hareket ediyor, kafamızı duvara çarpıyor ve ayaklarımızın altındaki zemini körler gibi denemeye kalkıyorduk. imkanlarımızın sınırlarını bilmiyor ve çoğu zaman bunları abartıyorduk. Engellerin çağını anlamıyor, karşıt güçlerden nefret ediyorduk. Devlet ile partiyi ayıramıyor ve parti ideolojisini devlet işlerine karıştırıyorduk. Bizler devlet adamları değildik”

Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok

“Şimdi neyimiz var? Aras ile Sevan arasında küçücük ve sözde bağımsız, gerçekte ise canlanmakta olan Rusya imparatorluğu’nun özerk bir kenar bölgesi durumundayız. Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok; bu konu Lozan’da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler.”

Teröre yöneldik

“Kişilere karşı suikastlar planlayarak ve gerçekleştirerek, bir zamanlar Yıldız köşkünde yaptığımız gibi yapabilir bu kez başkalarını bombalayabiliriz. Ama niçin? Biz Türkiye’de gürültü çıkarttığımızda bu gürültü sayesinde büyük devletlerin dikkatini Ermeni konusuna çekeceğimizi ve onları bizim lehimize aracı olmaya zorlayacağımızı sandık. Şimdi ise böyle bir aracılığın kaç para ettiğini artık biliyoruz.”

Geçmişin kalıntısı Taşnak partisi, artık son bulmalıdır: ben intihar öneriyorum

Parti artık yenilmiş ve otoritesini kaybetmiştir; ülkeden kovulmuş ve geri dönemez kolonilerin ise yapabileceği bir iş yok. Bir parti, “Madem yaşıyorum öyleyse kendime nasıl olursa olsun bir iş uydurmalıyım” diyemez.“Madem yaşıyorum”,”öyleyse” tarzında bir yaklaşım mantıksal olarak yanlıştır. Cümleyi bunun tersi yönde kurmamız gerekir:Madem ki yapacak bir işim kalmamış, yaşamam gerekmez!” Evet ben intihar öneriyorum! Taşnak Partisi geçmişin bir kalıntısıdır, gereksiz bir organdır ve vücudun bu organa artık ihtiyacı kalmamıştır, şimdilerde bir koloni (diaspora) partisidir.

Taşnak partisi, barışa engeldir

“Yalnız bir konuda ısrar ediyorum. Bir gün gelir de Türkler’le anlaşmak ihtiyacı doğarsa; sahneye başka bir anlayışa, başka bir psikolojiye sahip, en önemlisi de başka bir mazisi olan ya da olmayan insanların çıkması gerekir. Ve bu noktada Taşnaksutyun, değil yardım etmek, tersine engel olur.”

http://www.gazetevatanemek.com
Haksiz ve saçma ithamlara maruz kalan turkiye nin en demokratik siyasi partisi. Guya partinin oylarini kiracaklar ama yemez beyler, yapmayin yormayin kendinizi. %15.
Seçime giren partiler arasında;
Bünyesinde en çok kadın aday barındıran parti.
Üye ve adaylara bakıldığında en yüksek eğitim seviyesine sahip parti.
Seçim beyannamesinde kadın haklarından en çok bahseden parti.
Eşcinsel ve trans haklarından bahsetme cesaretini gösteren tek parti.
Sosyal devletin temel esaslarını ilke edinmiş tek parti.
Geziyi gerçekten sahiplenebilen tek parti.

Edit: yazdıklarımın hangisi yanlış, hangisini inkar edebilirsin eksileyen arkadaşım? Ciddi anlamda merak ediyorum. Kafan karışıksa mesaj at tartışalım
seçim beyannamesi ile olsun, söylemleri ile olsun, eş başkanları ile olsun, kadınlar başta olmak üzere tüm ötekilere yaklaşımı ile olsun geleceğe dair beklentileri yükselten, umut veren, heyecanlandıran parti.

chp dışındaki diğer iki parti olabildiğince monoton ve eski politikalarını tekrarlamaktan başka bir şey vaat etmiyor. akp alternatif bırakmadığı sağ kesimi çantada keklik konumuna getirerek, küfür etse bile %40'ını almayı garantilemiş durumda, mhp ise yapabildiği tek şey olarak ''kürt nefreti'' ve ''bölünme korkusu'' pompalayarak oy toplamaktan başka bir şey koymuyor ortaya. yalnızca chp bu seçimde hdp'ye benzer bir umut ortaya koydu.

vicdanı olan, insanlık namına, demokratikleşme adına hdp'nin ortaya koyduğu vizyon oy vermek için son derece yeterli bir sebep ama biliyoruz ki bu ülkede kırılması oldukça güç bir ön yargı var hdp'ye karşı. bu ön yargıyı kırmak oldukça zor gözüküyor. hdp'nin vizyonunu, liderini, söylemelerini çok doğru bulsa da, bu ön yargıdan dolayı hdp'ye soğuk duran çok büyük bir kitle var. bu kitlenin tümünü şu an itibari ile ikna etmek çok zor bir ihtimal. bu kitle hdp'nin samimiyetine ancak barajı geçip, vaatlerini samimi bir şekilde hayata geçirmeye başladığında inanmaya başlayacaktır. tabi bu bahsettiğim kitle radikal milliyetçi, daha doğrusu ırkçı ve faşist tayfayı barındırmıyor. bu bahsettiğim ikinci kesim, hiç bir olasılık dahilinde hdp'ye destek vermez. hdp'nin ülkeyi süper güç yapacağını bilseler bile, 3. dünya ülkesi olarak kalma pahasına bile olsa hdp'ye oy atmazlar.

diğer bir yandan hdp'nin barajı geçmesi, ülkeyi babasının malı haline getiren akp'nin tek başına iktidar olamaması demek. aksi halde akp tek başına iktidar olacak ve zaten iyice despotlaşan bu zihniyet, 4 yıl daha ülkenin başında kalmaya devam edecek.

hdp'nin barajı geçememesi demek akp'nin tek başına iktidar olması demek. barajı geçmesi durumunda ise iki olasılık önümüze geliyor;

1. barajı geçip akp'nin kuyrukçuluğunu yapacak ve insanları hayal kırıklığına uğratacak. bu kendi ayağına sıkmak demek oluyor. akp gibi, daha doğrusu recep gibi en yakın dava arkadaşlarını bile gözünü kırpmadan harcayan biri, hdp'yi saniyesinde harcar.

2. barajı geçtiğinde daha önce 30 vekille yaptığı güçlü muhalefeti, bu sefer 60-65 vekille çok daha güçlü bir şekilde yapabilecek. zaten tek başına iktidar olamayacak olan akp ise demokrasi adına daha çok yol almak zorunda kalacak. hdp insanlara vaat ettiği şeyleri yerine getirmek için büyük bir imkan yakalamış olacak. bu imkanı iyi değerlendirirse, samimiyetine yeterince güvenmeyen büyük bir kesimin güvenini kazanacak ve bir sonraki seçime çok daha güçlü girecek.

benim görüşüm hdp böyle bir fırsatı, kendisini her an yarı yolda bırakacak olan akp'nin kuyrukçuluğunu yaparak harcayacak kadar aptal değil. zaten içerisinde çok fazla farklı düşüncede kesimi barındırdığı için böyle bir hatayı yapmasına izin vermezlerde. bu kadar kesimi kendine küstürmeyi de göze alamaz. bu kesimleri bir araya getirmek için verdiği büyük emeği yok etmeyi göze alamaz.

velhasılı kelam. barajı geçmezse akp zaten tek başına iktidar ama barajı geçerse akp'nin despotluğuna, tiranlığına büyük bir darbe indirmiş olacak.

seçim sizin...
tabanı zaten herkesçe malumdu: üçte biri laiklik karşıtı, seçim kabinine giderken okuma yazmaları olmadığı için ip kullanan, farklılıkları kaşımak dışında bir siyaseti olmayan partilerini 'türkiye gibi geri kalmış ülkede barajı geçip, geçemeyeceği tartışılan parti' olarak tanımlayan, -acaba bu hewal demokratik sosyalist partilerin ileri ülkelerdeki durumunu biliyor mu - meclisteki partiler içinde en düzeysiz, en eğitimsiz olanıydı. -bununla ilgili isteyene konda 'nın yazdığı detaylı raporu gönderebilirim.-

lakin ben üst aklını akıllı sanırdım. açıkcası mutlu bir hayal kırıklığı içindeyim. hdp'nin yapması gereken şey, çok önemli bir kısmı dindar hatta önemli bir kısmı düpedüz yobaz olan kürt halkına eşcinsel, kadın ve gayrimüslim adaylarla değil de sunni kürt adaylarla gelmesi olacaktı. yani chp'nin veya diğer cücük sol örgütlerin seçmenine değil de bizzati akp'nin tabanına oynamalıydılar. hoş, chp seçmenine de it sürüsü diyerek stratejik dehalarını da iyi yansıttılar.

dehap'ın 2002'deki oyu yüzde 7, bu oran sırf üreme etkeniyle bile yüzde 8 olmuştur bugün. hdp'nin yüzde 2'ye ihtiyacı var yani. alabilir mi alır. ama alamazsa net şekilde kendi tabanına uygun davranmayarak yaptığı hatalar sonucu bu gerçekleşir.

Bir de anladığım kadarıylA el altından 'türkiye halkını' tehdit eden elemanları var, baraj altı kalırsak duman ederiz diye. Ben sırf bu korkudan ötürü bunlara oy vermeyi düşünüyorum, çook tırsıyorum.
tehditçi liboş parti. baraj altında kalırlarsa kaos ile tehdit ediyorlar. cidden pek demukratlar.
https://www.youtube.com/watch?v=99MgmII3oi0 Ben kısaca HDP (Seçim şarkısı)
terörist destekçisi parti.
(bkz: hdplilerde oçizm hastalığı olması)
baraj altında kalıp kaos çıkarsınlarda çıkardıkları meydanlarda onları keselim k.rt sikelim.
bitliste cami molotlatan allahsiz kitapsiz parti.
Seçimde mhpden yüksek oy alacak olan parti.
diyarbakır kütüphanesinde ki kuranları molotoflarmak suretiyle yakan dinsiz imansiz parti.
seçim öncesi faşistlerin saldırılarına maruz kalan, ülkemin, halkların, ötekilerin umudu. bayraklarımızı yakarak gözlerimizi korkutmaya çalışıyorlar ya ben en çok ona gülüyorum. ulan, köylerimizi evlerimizi yaktınız doksanlarda, orada vazgeçmedik de, şimdi mi korkacağız?

halkların umuduyuz, her yerdeyiz! alışın, sizleri de temsil edeceğiz...

düzeltme: unutmuşum; 'seni de başkan yaptırmayacağız!", kasımpaşalı...
batı da ayrı doğu da ayrı telden çalan parti. batı da demokrat doğu da faşist söylemleri vardır.
batı da ayrı doğu da ayrı telden çalan parti. batı da demokrat doğu da faşist söylemleri vardır.
umarım bu oçizm hastalığını bulunduran hdp barajı aşamayacak.
enteresan bir parti.

görsel
oy verecekler demokrasiden dem vuruyor.
eşitlik nutukları atıyor.
hdp nin seçim beyannamesinde şunlar var mı.
ve bugüne kadar ne önlem almışlar.

töre cinayetlerine
berdele
çocuk gelinlere
aile içi şiddete ve tecavüze
kürt kızlarının mal gibi alınıp satılmasına bir eşya gidi yer değiştirmesine
bir önlem var mı ?
yok. ne beyannamesinde var ne bir önlem almışlıkları var.
kürtler zaten kürtçe konuşuyor kürtler zaten kendi gelenek ve göreneklerini yaşatıyor.

demokrat geçinen iki yüzlü solcularımız ve kürtçü kaypaklar niçin bunları dillendirmiyor.
insan gibi değer görmek istiyoruz onlarda insan diyen solcu yığınlar neden bunların üzerinde durmuyor.
insanlıktan anladıkları şey ney bunların.
seçmen kitlesinin amacı ne insanlık ne özgürlük nede kürtler . amacı elli kanlı teröristleri meşru göstermek.

şimdi pembe götlü cihangir solcularımız vicdani retle
kürtçü artıklar özreklik vaatleriyle orgazm patlaması yaşayıp tatmin olsunlar.
bu kaypaklığın bu iki yüzlüğün adını da adalet ve eşitlik koysunlar.
bugün taksimde eylemleri olan vatan haini parti, hepsinin suratından meymenetsizlik akıyordu yine , kadınları bile öcalana benziyodu ak.
Çelişkilerle dolu sahtekar, terörist partisidir. Bunların selo'su geviş getire getire "Türkiye sözde soykırımı tanısın" diye buyurmuş. Bre namert, ermenileri kesen soyan karısına, kızına el koyan ahmet türk senin partinde ne arıyor??.malum ahmet türk'ün dedesi, kürt eşkiyasıydı okuyun ve görün.
2'inci Abdülhamid, Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş, bunlar da Ermeniler'e saldırmıştı. DTP lideri Ahmet Türk'ün dedesi Kanco...

2'inci Abdülhamid, Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş, bunlar da Ermeniler'e saldırmıştı. DTP lideri Ahmet Türk'ün dedesi Kanco, 'Hamidiye Alayları' denilen bu birliklerde yer almıştı. HADEP, DEHAP gibi partilerde görev yapan Kemal Süphandağ, bu birlikleri anlattı.
işte çarpıcı iddianın ayrıntıları:
Türk'ün dedesi de katliam alayındaydı

Yazar Orhan Pamuk 'Türkler 2 milyon Ermeni'yi ve 40 bin Kürt'ü kestiler!' deyince, ünü birden artmış; peşinden de Nobel Ödülü'nü almıştı. Fakat tarih Orhan Pamuk gibileri yalanlıyor. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur. Bu süreç de 1890'larda başlatılmıştır. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891'den itibaren Doğu Anadolu'daki Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir.

Yani; Ermenileri katletmeye ilk başlayanlar işte bu Kürt alayları olmuştur.

Osmanlı Devleti bu sürece 93 Harbi denilen savaşı yitirdikten sonra girdi. 1878'de Berlin'de yenik Osmanlı Devleti'ne çok ağır bir anlaşma imzalattılar. Bu anlaşma ile Doğu Anadolu'daki 6 ilde (Vilayet-i Sitte) Ermeniler lehine reformlar yapılması kabul edildi. Erzurum, Van, Elazığ, Sivas, Bitlis, Diyarbakır illerindeki bu haklar; Ermenilerin giderek devlet istemelerini gündeme getirdi. Bir yandan Rusya, bir yandan ingiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ettiler.

GEREKÇE BELLi

Hamidiye Alayları'nın kuruluş gerekçelerini M.S. Lazarev, 'Kürdistan ve Kürt Sorunu' isimli kitabında açıklarken diyor ki: 'Hamidiye Alayları, Hıristiyan ulusal azınlıkların, özellikle de Ermenilerin yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu.'

Tarihçi Yılmaz Öztuna da Büyük Türkiye Tarihi'nde 'Kürtlerin kendilerini Ermenilere karşı silahlandırılması yönündeki bitip tükenmek bilmeyen talepleri yerine getirilmiş oldu' demektedir.

Bu olaya ayrılıkçı Kürtlerin gözüyle bakan, HADEP ve DEHAP gibi PKK bağlantılı partilerde çalışmış bulunan Kemal Süphandağ, 'Büyük Osmanlı Entrikası Hamidiye Alayları' adlı kitabında yukarıda anlatılanları doğruluyor.

Bu alaylarla ilgili ilk yasal düzenleme 1891 yılında yapıldı. Alayların subay kadrosunu oluşturmak için de istanbul'da bir okul açılmış; buraya aşiret reislerinin çocukları alınmıştı. 1896 yılına gelindiğinde Doğu ve Güneydoğu'da yüz dolayında Kürt aşiret alayı kurulmuştu. (Bak: Fahrettin Altay, '10 Yıl Savaşı ve Sonrası')

ERMENiLER 1. HEDEFTi

Hamidiye Alayları kurulunca, resmi nitelik kazanan Kürt silahlı güçleri; astığı astık kestiği kestik oldular. Ermenilerden çetelerin çıkmasını fırsat bilen aşiret reisleri; emirlerindeki bu silahlı güçleri bir çete gibi kullanıp acımasızca kan döktüler. Ermeni katliamı diye nitelendirilen eylemler böyle başlamıştır.

Büyük dedesi de Hamidiye Alayı Kumandanı olan Kemal Süphandağ, Kürtlerin bu Ermeni katliamını tespit etmiş ve şunları yazmıştır: 'Neredeyse tüm Sünni Kürt aşiretleri teşkilatta yer almışlardır. Yazarken bile insanı dehşete düşüren tam bir vahşet sürecidir bu süreç. (...) Teşkilatta yer alan aşiret reisleri ile mensuplarına büyük imkanlar ve imtiyazlar sağlayan bu oluşum diğer inanç grupları ve halklar için tam bir zulüm mekanizmasına dönüşmüştür. Özellikle bu teşkilatın asıl hedefi olan Ermenilere yapılanlar, daha doğrusu yaptırılanlar tüyler ürperticidir. (Sayfa: 10)'

işin düşündürücü yanı şudur: Kürt aşiretleri Ermeni köylerini basıyor, mallarını yağmalayıp direnenleri öldürüyor iken, Osmanlı Devleti normal askeri kuvvetleri ile Ermenileri korumaya çabalıyordu. Bunun için Kemal Süphandağ'ın sunduğu belgelere bakılabilir. (Sayfa: 342, 345 vb.)

1915 Ermeni sürgünü de o zamanki Türk ordusunu yöneten Alman subayların planlaması ile gündeme getirilmiştir. Bilinmelidir ki 1915'te, Türk ordusu; ittihat ve Terakki yönetimi tarafından Alman genelkurmayının yönetimine bırakılmıştı. 42 kişilik Alman subay heyetinin başında bulunan Limon von Sanders, 1915'te savaşı yöneten gerçek isimdi. Ermenilerin içeride iyice etkisizleştirilmesi için sürülmeleri; bu Alman heyetin planıdır. Bu sürgün de Hamidiye Alayları'nın desteği ile yürütülmüştür.

ALEViLERi DE KATLETTiLER

Hamidiye Alayları bölgedeki Sünni Kürtlerden oluşturulmuştu. Belgeleri inceleyen Kemal Süphandağ kitabında bunu açıkça belirtiyor: 'Ezidi (Yezidi), Alevi, Şii ve Dürziler müracaatlarına rağmen kabul edilmemişlerdir. (Sayfa: 71)'

Alevi aşiretleri, silahlanarak bu saldırılara direnmeye çalıştılar. Vartolu dedelerden olan Mehmet Şerif Fırat; bu alayların kendilerine yaptıkları zulmü acı acı anlatmaktadır (Bak: Doğu illeri ve Varto Tarihi). Bu katliamlardan birisinde yaşanan trajediyi, Vartolu Alevilerden eski CHP Milletvekili Tekin ileri Dikmen, yazar Şakir Keçeli'ye şöyle anlatmış: 'Hamidiciler; bizim atalarımızı kuşatmışlar; silahlı çatışma başlamış. Bizimkiler, bir yarma hareketiyle canlarını kurtarmak istiyorlar. Fakat yanlarında bir kadın var; o dağ başlarında kendilerine engel olacak. Obada da bırakamıyorlar. Bıraksalar, gelen alay çapulcuları kadına tecavüz edecekler. Bu açmazdan kurtulmak için kadın, 'Beni onlara bırakmayın, öldürün; siz de canınızı kurtarın!' der. Ve öyle de yaparlar.'

NEDEN KIZDILAR?

Geçen hafta yayımlanan Kürt Alevi Yoktur konulu yazım; bazı Alevicileri ve DTP'lileri kızdırmış bulunuyor. Bunlar; işte böyledir. Bilgi ve belge karşısında çaresiz kalınca sizi hemen 'şovenist, faşist, gerici' diye suçlarlar. Bana kızan DTP'lilere soruyorum: 500 yıl boyunca bölgenizdeki Alevileri katletmediniz mi? Bunun için Osmanlı'nın emrine girmediniz mi?

işte size yeni bir belge daha: Yıl 1587. Osmanlı Padişahı 3. Murat, Doğu ve Güneydoğu'daki 38 Kürt beyine şöyle bir ferman (emir) yolluyor:

'... emrinizde bulunan Kürt askerleriyle kusursuz ve eksiksiz bir cenge hazır olasınız. Tebriz'de bulunan vezirim Cafer Paşa'dan haber gelir gelmez acele edip ona katılasınız. Kürt emirleri, şimdiye kadar Kızılbaşlara kılıç sallayarak Allah yolunda gaza ve cihad edegelmişlerdir. (...)inşallah benim için yaptığınız hizmetler zayi olmayacaktır. (...) Din uğruna çalışıp Kürt emirlikleri arasında faydalı ve ünlü olasınız.' (Kaynak: Kürtleşen Türkler; s. 120)

işte benim söylediklerimi Osmanlı padişahı da tasdik ediyor: Kürtler, Kızılbaşlara (yani Alevilere) kılıç sallamayı kafirlere karşı savaşmak görmüşlerdir....

Su TV adlı Alevici bir kanalda, bu yazım üzerine aleyhimde atıp tutmuşlar. Muhataba söz hakkı bile vermeyen bu zihniyet bir de demokrat geçinmez mi... Devam etsinler. Ben de belgeleri konuşturmaya devam edeceğim.

* * *
Alevi Bektaşi Federasyonu diye Alevilikle ilgisi bulunmayanların kurduğu bir dernekte sekreter yapılan birisi de Kürt Alevi Yoktur yazıma sinirlenip bana, 'Köşe yazarı bu işe karışmamalı!' diye göndermede bulunuyor. Belli ki dün mektebe gidip bugün kendini üstat sanan bu zat da bilgiden, belgeden hoşlanmıyor. O ve benzerleri bilmeliler ki ben köşe yazarı olmadan önce yazar idim. 10 kitabım ve 2 ödülüm; düzinelerce makalem bulunuyor.

Ziya Paşa merhum, 'Rencide olur dide-i huffaş ziyadan' diyor.

Ne yapalım, onlar rahatsız oluyor diye tarihin üstündeki karanlık örtüyü kaldırmayalım mı?

Ermeni Prens'e göre Türkler

Bugün; önemli bir belge daha sunuyoruz. Bu belge, düşünür Karl Marx'ın Doğu Sorunu adıyla dilimize çevrilmiş eserinde bulunuyor.

ingiltere'de yaşayan Ermeni Prensi Leo; Rusya ile Osmanlı Devleti arasında çıkan Kırım Savaşı öncesinde Türkiye'de yaşayan Ermenilere şöyle bir çağrıda bulunuyor.

'Tanrının inayetiyle Ermenistan Prensi olan Leo'dan Türkiye'deki Ermenilere!

Sevgili kardeşlerim, sadık yurttaşlarım!..

istediğimiz ve yürekten arzumuz, kanınızın son damlasına kadar ülkenizi (Osmanlı Devleti'ni, yani Türkiye'yi) ve Sultanı (O zamanki Osmanlı Sultanı Abdülmecit'i), Kuzey'in zalimine (Rusya'ya) karşı savunmanızdır.

Anımsayın kardeşlerim! Türkiye'de Rus kamçısı yoktur; burun deliklerinizi yırtmazlar; kadınlarınız gizlice ya da halkın gözleri önünde kamçılanmaz. Sultanın hükümranlığı altında insanlık vardır; buna karşılık Kuzey'in o zaliminin hükümranlığı altında ise sadece gaddarlık vardır. Bu nedenle kendinizi Tanrının gösterdiği yola sokun ve ülkenizin özgürlüğü ve şimdiki hükümdarınız için kahramanca savaşın. Engeller kurmak için evinizi yıkın, silahınız yoksa masa ve sandalyenizi parçalayın ve kendinizi onunla savunun. Zafer yolunda kılavunuz yüce Tanrı olsun. Benim için tek mutluluk, sizin aranızda, sizin ülkenize ve dininize zulmedene karşı savaşmaktır. Tanrının, sultanın kalbine, benim isteğimi onaylaması ilhamını vermesini dilerim. Çünkü onun hükümranlığı altında dinimiz saf biçimde kalırken, Kuzey'in zaliminin hükümranlığı altında değiştirilecektir. Kardeşlerim, en azından anımsayın ki, şu anda sizlere seslenen kişinin damarlarında dolaşan kan, 20 kralın kanıdır; o kan, kahramanların -Lusignan'ların- ve imanımızı savunanların kanıdır; ve biz size, 'Dinimizi ve onun saf biçimini, kanımızın son damlasına kadar savunalım' diyoruz.'

Görüldüğü üzere, Hamidiye Alayları'ndan 40 yıl önce Ermeniler, Türklere övgü dizmektedir. Peki Ermenilere böyle dost bir millet, soykırımcı olabilir mi?

Ziya Gökalp anlatıyor

Büyük Türk düşünürü Kürt kökenli Ziya Gökalp, Hamidiye Alayları'nın Diyarbakır çevresinde yaptığı zulmü Şaki ibrahim Destanı'nda anlatmıştır. Bu uzun şiirin bazı bölümlerini veriyoruz:

Şakir Paşa Rusya'da kalmıştı

Kazakları görüp ibret almıştı

Düşmüş idi Kürt alayı fikrine
* * *
Behro Ağa iki alay yazarak

Padişah'tan aldı ferman ve bayrak

Hain KANCO oldu ana sancaktar
* * *
Berarzi'yi Aneze'yi dağıttı

Seller gibi Şamar kanı akıttı

Mızrak dikti Karakeçi yurduna
* * *
Rütbeleri alınarak Behro'nun

Muhtac oldu yardımına KANCO'nun

Yezidilerin imdadına sığındı

(Kurulan alayların yaptığı zulmü anlatan Ziya Gökalp, ilginç bir bilgi de veriyor. Kanco, bugün DTP Lideri olan Ahmet Türk'ün büyük dedesidir. Ahmet Türk, Kanco Köşkü anlamına gelen Mardin civarındaki Kasr-ı Kanco'da oturmaktadır. Şiir gösteriyor ki Hamidiye Alayları'nda görev yapanlardan birisi de bunlardır. Şimdi ise Ahmet Türk ve diğerleri temize çıkmış; Türkler soykırımcı ilan edilmiştir. )

Rıza Zelyut

Akşam

Bir yandan Rusya, bir yandan ingiltere, Ermeni toplumunu Osmanlı Devleti içinde ayrı bir devlet kurmaya teşvik ediyordu. Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit, 1891'den itibaren Doğu Anadolu'daki Kürt aşiretlerinden 100'ün üzerinde alay oluşturmuş; bu alaylar da bölgedeki Ermenilere karşı kanlı saldırılar düzenlemişlerdir. Ermenileri katletme yolunda ilk eyleme geçenler Türkler değil Kürtler olmuştur. ALINTI.
------------------
"Kargocu Kiz" DTP'de Yonetici
Yillardir soru isaretleriyle sir kalan Bahriye Ucok cinayetinin faillerine ulasilmasinda kilit rol oynayabilecek isim 17 yil sonra DTP'de yonetici olarak ortaya cikti. Dava tutanaklarina "kargocu kiz" olarak gecen ve Bahriye Ucok'a gonderilen bombali paketi kargo sirketinde teslim alan ve dava asamasinda saniklari teshis ettikten sonra ortadan kaybolan Gulay Calap, 8 Kasim'da yapilan DTP kongresinde once Parti Meclisi uyeligine ardindan Genel Baskan Yardimciligi gorevine getirildi.
MUMCU DiKKAT CEKMiSTi
Ankara Universitesi Ogretim Uyelerinden Bahriye Ucok 6 Ekim 1990'da evine gonderilen bombali paketin patlamasi sonucu yasamini yitirmisti. Ozellikle turbana karsi gorusleriyle radikal gruplardan tehdit alan Ucok'un oldurulmesi o tarihlerde toplumda buyuk infiale yol acmisti. Ucok gibi bombali saldiri sonucu yasamini yitiren Ugur Mumcu, uzun sure faillerin bulunmasina yonelik yazilar kaleme aldi. Mumcu'nun yazilarinda dikkat cektigi isimlerden biri de Calap olmustu. Sabah
************

Celal Talabani, Abdullah Öcalan, Mehdi Zana ve Ahmet Türk
Soldan sağa:
**********************
Yavuz Sultan Selim'in Ridaniye seferine giderken hayrat olarak Muş'ta yaptırdığı çeşmenin üzerinde bulunan bir şiir.
Sultan Selim giderken yaptırdığı çeşmeyi dönüşte bitap vaziyette bulmuş ;bunun üzerinede aşağıdaki
mısraları kendisi kaleme aldırarak çeşmenin üzerine yazdırmıştır.
Şiirin anlamı 1999'da Hasan Pulur'un bir yazısında dile getirilince çeşmenin üstündeki kitabe silinmiştir.
-------------
Kürde fırsat verme Ya Rab
Dehre sultan olmasın
Ayağını çarık sıksın
Karnı bile doymasın
Vur sopayı al haracı
Asla iflah olmasın
Ol bu çeşmeden gavur içsin
Rum içsin
Kürde nasip olmasın
************
her türlü milliyetçiliğe karşı olduğumu belirterekten kürt milliyetçisi faşist bir parti. kuzu postu giymiş çakal misali. tarihin gerçeklerini bile örtbas etmeye kalkan, ermeni soykırımı vardır diyen bir başkana sahip it kolonisi.
ermenilerin yaptığı zulümü yaşayan bir dedenin torunu olarak hassiktir diyorum kendilerinden osman baydemirin deyimiyle. (bkz: sahi o noldu)
Bu gece barajı geçtiği kesinleşmiş partidir , eğer mit , tsk , hükümet ortaklı operasyonlarla önü kesilmezse %15e kadar yükselecek bir oy oranı var.
Eğer diğer partilerde oyunu bir nebze artırsa , geldikleri gibi giderler.
© copyright 2005 - 2026