bugün
- kız kardeş ağda yaparken odasına dalmak8
- kürtler olmasaydı yaşanabilecek sıkıntılar5
- sözlük kızlarının ayak falları7
- sözlük kızlarının kombileri7
- sözlüğün en güzel kız yazarı12
- yazarların en muhteşem özelliği4
- ben aslında kızım7
- en köylü özelliğiniz3
- ctrlx abla12
- buddy dude'nin fotosunun yapay zeka çıkması28
- 0 0 8'in sözlüğe gelmesi2
- tecavüze ceza önerisi3
- oytunkaran'ı özlemek6
- bugün hangi sözlük kızına evlenme teklif etsem15
- ben ahmet sezer bey sorularınızı yanıtlıyorum15
- antipanik8
- eski sevgiliye 6 yıl sonra mesaj atmak2
- aym'nin süresiz nafaka kararını iptal etmesi4
- mahallenin muhtarları çaydanlık2
- nervio sözlüğün en asil kadınıdır4
- o son birayı içmek5
- yapay zekanın rüyaların esrarını çözmesi2
- yılan hikayesi erkan2
- ktç'nin beni açık oylaması2
- arkadaşlar bi durum mu var3
- kitap okuyan erkek10
- uyuşturucu kullanan oğlunu öldüren baba20
- benim liderim özgür özel dir3
- gocu31
- beş büyük kişilik özelliği3
- nervio abla6
- rastgele diyalog etkileşimi2
- bir kadının kalçalarına veya ayaklarına aşık olmak2
- kavga etmeyin lan hepinizi döverim5
- cilgincapkin7
- kolye4
- galatasaray4
- 40 yaşını aşmış bunaklar kulübü12
- kih kih kih diye gülen erkeklerin çekici olması5
- vexillarius the slayer'in ırkı6
- nick değiştiren yazarlar5
- sözlüğün abazalarla dolması5
- dersimci aleviler de pkk kadar tehlikelidir3
- cilgincapkin2'nin sarı teker olması4
- sedat pekmez adam mıdır5
- silvermist8
- erkeklerin fetişleri8
- çok osurmak4
- yapay zeka ile flört uygulaması prototipi2
- üniversite okumak5
yaş beş,
cep boş,
göz yaş.
cep boş,
göz yaş.
Gidişinle yalnızlık hükmederdi hayatıma,
Bir tek kavak yelleri gelirdi aklıma.
Mevlananın aşkı mı dersin,
Mecnunun aşkı mı dersin.
Bilemedim göremedim
Senin karanfilleri giderken dizdiğin gibi,
Ve beni böyle en çaresiz yerimden yaraladığın gibi.
Bir tek kavak yelleri gelirdi aklıma.
Mevlananın aşkı mı dersin,
Mecnunun aşkı mı dersin.
Bilemedim göremedim
Senin karanfilleri giderken dizdiğin gibi,
Ve beni böyle en çaresiz yerimden yaraladığın gibi.
Anam bulgur kaynatir
Dedem tenasul uzvunu oynatir
Cimadan kacan olursa heyhat
Yer kapagina saplang.
Dedem tenasul uzvunu oynatir
Cimadan kacan olursa heyhat
Yer kapagina saplang.
ey kulûbun sürud-ı seydâsı
ey kebûterlerin nesîdeleri
o bahârın bu iste ferdâsı
kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
ki hamûsâne dem-be-dem ağlar
ey uçarken düşüp ölen kelebek
bir beyaz rîse-i cenâh-ı melek
gibi kar
seni solgun hadîkarda arar......
--spoiler----spoiler----spoiler--
(bkz: cenap sehabettin-elhan-ı şita)
siiri nesir musikisi olarak adlandıran cenap sehabettin'in sembolizm akimindan etkilenerek yazdığı siirdir.
ey kebûterlerin nesîdeleri
o bahârın bu iste ferdâsı
kapladı bir derin sükûta yeri
karlar
ki hamûsâne dem-be-dem ağlar
ey uçarken düşüp ölen kelebek
bir beyaz rîse-i cenâh-ı melek
gibi kar
seni solgun hadîkarda arar......
--spoiler----spoiler----spoiler--
(bkz: cenap sehabettin-elhan-ı şita)
siiri nesir musikisi olarak adlandıran cenap sehabettin'in sembolizm akimindan etkilenerek yazdığı siirdir.
bir ergenin kavga çıkartması gibi sevdim seni
gözlerin yüzünden
sana dik dik bakan şarkılar besteledim
kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi
öğle tatilinde bilgisayarın içine girip
apartmanların mağaraya dönüştüğü iş çıkışlarında
hızlı hızlı yürürdüm evime
yatmadan önce saati yarına kurardım
bütün memurların üzerini örümcek ağı sarmıştı geldiğinde
parmaklarımız yıllık zammı hesaplarken kırılıp duruyordu
“sizi tanıyorum” demiştin bana gülüp
gece üçte çalan bir telefon gibi söylemiştin bunu
kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi
sana bakınca
dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum
her şey durdu
dosyalar, metro, öğle tatilleri, imzalar durdu
faturalar, hafta sonları, kiralar, fazla mesailer durdu
dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum işte
yırtarak soludum havayı
elimdeki çakıyla
gök gürültüsüne adını kazıdım
buna inanmayabilirsin
buna inan
herkes bir gün silahla havaya ateş eder
“bütün hayaller yere yatsın başını kaldıranı vururum” der
her memur kafasına çorap geçirerek yapar bunu
sonra karanlık bir odada
yıllık zammı hesaplarken kırılıp durur parmakları
kendine dünyadan koridor kenarı yer seçer
buna inan
uçak düşerken insanların çığlık atarak
koltuklarına tutunmasıydın sen
ölümden önceki andın
ince bir tozla kaplıydı yaşadığım günler
fırtınada kırılan şemsiyeye benzeyen günler
bir ölünün Fatiha beklemesi gibi günler
dünyadaki tüm telefon kulübelerinden arayıp
sesini dinlediğim
her gün.
Ayşe Sevim
gözlerin yüzünden
sana dik dik bakan şarkılar besteledim
kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi
öğle tatilinde bilgisayarın içine girip
apartmanların mağaraya dönüştüğü iş çıkışlarında
hızlı hızlı yürürdüm evime
yatmadan önce saati yarına kurardım
bütün memurların üzerini örümcek ağı sarmıştı geldiğinde
parmaklarımız yıllık zammı hesaplarken kırılıp duruyordu
“sizi tanıyorum” demiştin bana gülüp
gece üçte çalan bir telefon gibi söylemiştin bunu
kimse orta dereceli bir memurdan bu kadarını beklemezdi
sana bakınca
dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum
her şey durdu
dosyalar, metro, öğle tatilleri, imzalar durdu
faturalar, hafta sonları, kiralar, fazla mesailer durdu
dünyanın pillerini çıkarıp masama koydum işte
yırtarak soludum havayı
elimdeki çakıyla
gök gürültüsüne adını kazıdım
buna inanmayabilirsin
buna inan
herkes bir gün silahla havaya ateş eder
“bütün hayaller yere yatsın başını kaldıranı vururum” der
her memur kafasına çorap geçirerek yapar bunu
sonra karanlık bir odada
yıllık zammı hesaplarken kırılıp durur parmakları
kendine dünyadan koridor kenarı yer seçer
buna inan
uçak düşerken insanların çığlık atarak
koltuklarına tutunmasıydın sen
ölümden önceki andın
ince bir tozla kaplıydı yaşadığım günler
fırtınada kırılan şemsiyeye benzeyen günler
bir ölünün Fatiha beklemesi gibi günler
dünyadaki tüm telefon kulübelerinden arayıp
sesini dinlediğim
her gün.
Ayşe Sevim
hoşça kal ayak izim
serseri sokaklarda
hoşça kal
kendine bir başka
gökyüzü büyüten
kardeşim
gece feneri
hoşçakal kal çaldığım
ıslık
söylediğim türkü
doludizgin karlarda.
hoşça kal
annemin
yüzü
hep beyaz yaşmaklı
sırı dökülmüş bir yalnız
aynada.
serseri sokaklarda
hoşça kal
kendine bir başka
gökyüzü büyüten
kardeşim
gece feneri
hoşçakal kal çaldığım
ıslık
söylediğim türkü
doludizgin karlarda.
hoşça kal
annemin
yüzü
hep beyaz yaşmaklı
sırı dökülmüş bir yalnız
aynada.
hep bir karanlık var aramızda!
sevmediğin bir tarafım.
hiç uğramadığın bir yanım var.
hep bir ayrılık var aramızda!
bilmediğin bir gülüşüm,
gelmediğin bir düşüm var.
sabah sızım diyorum taa geceden
az biliyorum seni mesela.
teninin kokusunun hangi mevsime benzediğini.
göz kapaklarının mahremini,
yanımda uyudun mu hiç ?
sevmediğin bir tarafım.
hiç uğramadığın bir yanım var.
hep bir ayrılık var aramızda!
bilmediğin bir gülüşüm,
gelmediğin bir düşüm var.
sabah sızım diyorum taa geceden
az biliyorum seni mesela.
teninin kokusunun hangi mevsime benzediğini.
göz kapaklarının mahremini,
yanımda uyudun mu hiç ?
Başın döner
Gözlerin kararır,
Ve bilincini yitirirsin.
Sonrası sonsuz karanlık
işler bir kere kötüye gitmeye başladı mı durduramazsın, ardı arkası kesilmez, dibe battıkça batarsın
Bir noktadan sonra her şeyin normale dönmesi için değil de, işlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin
Bir çare, bir çıkış yolu ararsın kendine. Ama tüm bu aramalar boşunadır
Ne sesini duyan biri vardır etrafında, ne de çaresizliğini gören. Tek başınasın dır bu hayatta
Aldığın hiçbir karar tatmin etmez, seçtiğin tüm yollar çıkmaz sokaklara götürür seni
Hikayenin bittiğini düşünürsün, sonra nefes aldığını fark edersin ve aldığın her nefes seni hayatta tutacak olan bir umuda dönüşür
Her kaybediş de yeniden başlarsın, daha da güçlenerek başlarsın ve daha da hızlanarak dibe batarsın, en dibe batarsın
Başın döner,
Gözlerin kararır,
Ve bilincini yitirirsin.
Sonrası sonsuz karanlık..
-serkan keskin-
Gözlerin kararır,
Ve bilincini yitirirsin.
Sonrası sonsuz karanlık
işler bir kere kötüye gitmeye başladı mı durduramazsın, ardı arkası kesilmez, dibe battıkça batarsın
Bir noktadan sonra her şeyin normale dönmesi için değil de, işlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin
Bir çare, bir çıkış yolu ararsın kendine. Ama tüm bu aramalar boşunadır
Ne sesini duyan biri vardır etrafında, ne de çaresizliğini gören. Tek başınasın dır bu hayatta
Aldığın hiçbir karar tatmin etmez, seçtiğin tüm yollar çıkmaz sokaklara götürür seni
Hikayenin bittiğini düşünürsün, sonra nefes aldığını fark edersin ve aldığın her nefes seni hayatta tutacak olan bir umuda dönüşür
Her kaybediş de yeniden başlarsın, daha da güçlenerek başlarsın ve daha da hızlanarak dibe batarsın, en dibe batarsın
Başın döner,
Gözlerin kararır,
Ve bilincini yitirirsin.
Sonrası sonsuz karanlık..
-serkan keskin-
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün...’
Bir kurşun kallemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat...’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta...’
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
Yedibuçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarda bi vakit,
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda...
Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri...
Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf’ı güzaf...
Nazim hikmet
Dinlemek isterseniz genco erkal'dan dinlemenizi tavsiye ederim.
Ona sorarsanız: ’Lafı bile edilemez, mikroskopik bi zaman...’
Bana sorarsanız: ‘On senesi ömrümün...’
Bir kurşun kallemim vardı, ben içeri düştüğüm sene
Bir haftada yaza yaza tükeniverdi
Ona sorarsanız: ’Bütün bi hayat...’
Bana sorarsanız: ‘Adam sende bi hafta...’
Katillikten yatan Osman; ben içeri düştüğümden beri
Yedibuçuğu doldurup çıktı.
Dolaştı dışarda bi vakit,
Sonra kaçakçılıktan tekrar düştü içeri, altı ayı doldurup çıktı tekrar.
Dün mektubu geldi; evlenmiş, bi çocuğu olacakmış baharda...
Şimdi on yaşına bastı, ben içeri düştüğüm sene ana rahmine düşen çocuklar.
Ve o yılın titrek, uzun bacaklı tayları,
Rahat, geniş sağrılı birer kısrak oldu çoktan.
Fakat zeytin fidanları hala fidan, hala çocuktur.
Yeni meydanlar açılmış uzaktaki şehrimde, ben içeri düştüğümden beri...
Ve bizim hane halkı, bilmediğim bir sokakta, görmediğim bi evde oturuyor
Pamuk gibiydi bembeyazdı ekmek, ben içeri düştüğüm sene
Sonra vesikaya bindi
Bizim burda, içerde
Birbirini vurdu millet, yumruk kadar simsiyah bi tayin için
Şimdi serbestledi yine, fakat esmer ve tatsız
Ben içeri düştüğüm sene, ikincisi başlamamıştı henüz
Daşov kampında fırınlar yakılmamış, atom bombası atılmamıştı Hiroşimaya
Boğazlanan bir çocuğun kanı gibi aktı zaman
Sonra kapandı resmen o fasıl, şimdi üçünden bahsediyor amerikan doları
Fakat gün ışığı her şeye rağmen, ben içeri düştüğümden beri
Ve karanlığın kenarından, onlar ağır ellerini kaldırımlara basıp doğruldular yarı yarıya
Ben içeri düştüğümden beri güneşin etrafında on kere döndü dünya
Ve aynı ihtirasla tekrar ediyorum yine
‘Onlar ki; toprakta karınca, su da balık, havada kuş kadar çokturlar.
Korkak, cesur, cahil ve çocukturlar,
Ve kahreden yaratan ki onlardır,
Şarkılarda yalnız onların maceraları vardır’
Ve gayrısı
Mesela, benim on sene yatmam
Laf’ı güzaf...
Nazim hikmet
Dinlemek isterseniz genco erkal'dan dinlemenizi tavsiye ederim.
Sen Beni Öpersen Belki Fransız Olurum
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil deÄŸil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir ÅŸey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
ah muhsin ünlü
sen beni öpersen belki de ben fransız olurum
şehre inerim bir sinema yağmura çalar
otomobil icad olunur, zarifoğlu ölür
dünyadaki tüm zenciler kırk yaşından büyüktür.
-senegalliler dahil deÄŸil
sen beni öpersen belki de bulvarlar iltihablanır
çağdaş coğrafyalarda üretir cesetlerini siyaset bilimi
o vakit bir sufiyi darplarla gebertebilirsin
hayat bir yanıyla güzeldir canım, sen de güzelsin
-yoksa seni rahatsız mı ettim?
sen beni öpersen belki de aşkımız pratik karşılık bulur
ne ikna edici bir intihar girişimidir şimdi göz göze gelmek
elbette ata binmek gibidir seni sevmek sevgilim
elbette gayet rasyoneldir attan atlamak
-freud diye bir ÅŸey yoktur.
sen beni öpersen belki de ben gangsterleşirim
belki de şair olurum seni de aldırırım yanıma
bilesin; göğsümde hangi yöne açmış tek gülsün
yani ya bu eller öpülür, ya sen öldürülürsün.
-haydi iç de çay koyayım.
ah muhsin ünlü
Kara gözlerindeki umut
Siyah saçları kadar karamsardı
ve kadere küsmüştü O, bir kere
Sevgiyi öldürdü diye...
Sanki ona uzanan ellerde
Keskin bir bıçak
Ha vurdu ha vuracak
Bu, benim karanlıklarım,
Bu benim sırlarım diyor hep
Bir gün gelecek
Şefkatle kollarına saracaklar...
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
Umutları umduğu gibi çıkmamış
Beklentileri hep korkuları olmuş
Sanki bütün hayatı,
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla..
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
Her nefeste biraz daha kısalırken
Bütün beklentileri
Duman duman uçuyorlardı.
Kurallar koymak isterken dostluklarına,
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
Şimdi o gözlerde,
Vakitsiz yağan yağmurlar var,
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
Sağnak sağnak yağacaklar.,
Belki gönlünde gökkuşağı açacak
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
Hiç kimse içmeyecek...
ya Ben,
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
Üzümlerim gazap üzümü
Şaraplarımsa gözyaşları...
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
Konmuştu bahçeme,
Ona şefkatle eğilirken
Pır diye uçtu birden
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
ve inancımla birlikte.
Siyah saçları kadar karamsardı
ve kadere küsmüştü O, bir kere
Sevgiyi öldürdü diye...
Sanki ona uzanan ellerde
Keskin bir bıçak
Ha vurdu ha vuracak
Bu, benim karanlıklarım,
Bu benim sırlarım diyor hep
Bir gün gelecek
Şefkatle kollarına saracaklar...
Asılsız sevgilerdi onu yıkan aslında
Umutları umduğu gibi çıkmamış
Beklentileri hep korkuları olmuş
Sanki bütün hayatı,
Kupkuru bir odadaymış kopamadıklarıyla..
Gülüşleri bir sigara içimi zamanı kadar az
Her nefeste biraz daha kısalırken
Bütün beklentileri
Duman duman uçuyorlardı.
Kurallar koymak isterken dostluklarına,
Kuralları bozduğunun farkında değildi aslında...
Şimdi o gözlerde,
Vakitsiz yağan yağmurlar var,
Hasat mevsimi bitmiş bahçelere
Sağnak sağnak yağacaklar.,
Belki gönlünde gökkuşağı açacak
Ama, altından çocuklar geçmeyecekler.
Su yerine zehir akacak ırmaklarından,
Hiç kimse içmeyecek...
ya Ben,
Şimdilerde bir bağ bozumu hüznü var içimde,
Üzümlerim gazap üzümü
Şaraplarımsa gözyaşları...
Sen güz güneşinde, sanki kanadı kırık bir kuş,
Konmuştu bahçeme,
Ona şefkatle eğilirken
Pır diye uçtu birden
Kırık sandığım kanatlarındaki sahtelik,
ve inancımla birlikte.
...büyük balık küçük balığı yutar demişler
bok yemişler
onu sardalyeler düşünsün
sen balık değilsin ki...
Bana balık olmadığımı hatırlatan şiirdir.
bok yemişler
onu sardalyeler düşünsün
sen balık değilsin ki...
Bana balık olmadığımı hatırlatan şiirdir.
Bu yürek seni seveceğini biliyordu herhalde
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuku beşer
Çınçınlı hamam
Çizmeli kedi
Sanki elleriyle komuşlar gibi
ikimizden bir işmar
Seni sevmemiş olsam sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim Çolak Hüseyin eli
Seni sevmesem nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne
Cumartesi
Seni sevdiğim için Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için bak Temmuz ayındayız
Ayşe Onbaşı Pir Sultan Abdal büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri seni sevdiğim için güzel
ibrahim’in dilleri
insan seni sevince tutsaklığa kızar tabii
Savaşın adı geçse cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür ne kömür o be
Raman’ı düşünür Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller seni sevdiğim için koncalanıyor
Seni sevdiğim için kilim dokuyorlar Avşar’da
Yarın sabahlar seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin halk şiiri canlı sinema
Mapusaneler Yedidüvel harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamit Don Civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi?
Başaklanmıyan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değillerse bu gidişattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi
Yeşille turuncunun kafa barıştırması bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok sırtı pekse hısım akrabanın
Konu komşu dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
insan seni sevince iş güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşam üzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor tütün neyime zarar
Keseme zarar ciğerlerime zarar sevdama zarar
Seni sevince adamın pabuçları eskimiyor
Beti benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Zembilinde karpuzlar hürriyetler duvaklar
Annesinin elini öpüyor ilkten
Yeğenine çukulata almış onu veriyor
Bakıyorsun- Güzin karanfil çiçeğini sever ya-
Güzinde bir demet kırmızısından almış
Sırf seni sevdiği için ya, başka neden?
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut sonra uyandır
Lokman Hekim seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim ilkbaharı kodunsa bul
istanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki yeryüzünde seni sevmeseydim
Hak hukuk bereket diye
Eşitlik kardeşlik hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim.
Bu kafa seni kuracağını seziyordu hanidir
Bire bin veren buğday
Elmadaki mayhoşluk
Hukuku beşer
Çınçınlı hamam
Çizmeli kedi
Sanki elleriyle komuşlar gibi
ikimizden bir işmar
Seni sevmemiş olsam sözlerim yarı yarıya
Gözlerim yarım
Ellerim Çolak Hüseyin eli
Seni sevmesem nefes almayı beceremem ki
Bugün günlerden ne
Cumartesi
Seni sevdiğim için Cumartesi elbet
Seni sevdiğim için bak Temmuz ayındayız
Ayşe Onbaşı Pir Sultan Abdal büsbütün sevdalıyım sana
Bu gemiler nereye gidiyor seni sevdiğim için
Seni sevdiğimden suyun akası geliyor
Bacaların tütesi
Nurhayat’ın halleri seni sevdiğim için güzel
ibrahim’in dilleri
insan seni sevince tutsaklığa kızar tabii
Savaşın adı geçse cinifrit olur
Ereğli’nin kömürünü düşünür ne kömür o be
Raman’ı düşünür Çukurova’yı düşünür
Seni sevdiği için Haliç’te bir uğultu
Marmara’da bir deniz
Isparta bahçesinde güller seni sevdiğim için koncalanıyor
Seni sevdiğim için kilim dokuyorlar Avşar’da
Yarın sabahlar seni sevdiğim için icat edildi
Penisilin halk şiiri canlı sinema
Mapusaneler Yedidüvel harbi ispanyol nezlesi
Sultan Hamit Don Civani
Ne bilsinler seni sevdiğimi?
Başaklanmıyan yulafa söylemeli
Cılk yumurtaya
Paslı demire
Kulağını bükmeli kurtlu kirazın
Hoşnut değillerse bu gidişattan
Akıl etsinler seni sevdiğimi
Yeşille turuncunun kafa barıştırması bu sevdadan ötürü
Tepemizdeki o göçmez tavan
Sulardaki yakamoz ortancadaki pembe
Ben seni sevdim diye
Bingöl vilayetinde kamyondan inince
Tığ gibi bir delikanlıya soruyorum
Siz nerenin bulutlarısınız böyle
Biz sizin sevdanızın bulutlarıyız
Bir yıldızlı akşamı varsa Ankara’nın
1953 kışları içinde
Karnı tok sırtı pekse hısım akrabanın
Konu komşu dirlik düzenlik içindeyse
Birbirimizi daha çok sevelim diye
insan seni sevince iş güç sahibi oluyor
Şair oluyor mesela
Meyhaneden cayıyor bir akşam üzeri
Caysın be güzel
Caysın be iyi
Tütünü bırakıyor tütün neyime zarar
Keseme zarar ciğerlerime zarar sevdama zarar
Seni sevince adamın pabuçları eskimiyor
Beti benzi yeni çarktan çıkmış gibi
Seni sevince insan bilgili saygılı gönlü gani şen
Saçları zencefilli
Erkencecik evine dönmek istiyor canı
Zembilinde karpuzlar hürriyetler duvaklar
Annesinin elini öpüyor ilkten
Yeğenine çukulata almış onu veriyor
Bakıyorsun- Güzin karanfil çiçeğini sever ya-
Güzinde bir demet kırmızısından almış
Sırf seni sevdiği için ya, başka neden?
Hep seni düşün
Hep seni yaşat
Hep seni yıka
Seni doyur üç öğün
Seni bir kanım uyut sonra uyandır
Lokman Hekim seni sev diyor bana
Seni sevmeseydim ilkbaharı kodunsa bul
istanbul diye bir kent yoktu ki yeryüzünde
Umut diye bir şey yoktu ki yeryüzünde seni sevmeseydim
Hak hukuk bereket diye
Eşitlik kardeşlik hürriyet diye
Yüreğime sağlık ne iyi ettim.
incinmeye mi geldin,
yoksa utanıp, sıkılmaya mı?
yaranmaya, karalanmaya,
idareci olmaya mı?
hepiniz kaybediyorsunuz benimle,
bilmem farkında mısınız?
kanat çırpınışlarınız boşuna “sayın tüyleri yoluk”.
başarısızlık imzanızın mürekkebi akıyor
bir sonraki yazgınıza,
dur diyemezsin setlerinle ve de enkazlarınla.
tek hayatın var,
paylaşamazsın sen onunla, bununla.
tekrar yazılacak bile olsa,
inan o yok orasında, burasında.
hiçbir yerinde...!
yoksa utanıp, sıkılmaya mı?
yaranmaya, karalanmaya,
idareci olmaya mı?
hepiniz kaybediyorsunuz benimle,
bilmem farkında mısınız?
kanat çırpınışlarınız boşuna “sayın tüyleri yoluk”.
başarısızlık imzanızın mürekkebi akıyor
bir sonraki yazgınıza,
dur diyemezsin setlerinle ve de enkazlarınla.
tek hayatın var,
paylaşamazsın sen onunla, bununla.
tekrar yazılacak bile olsa,
inan o yok orasında, burasında.
hiçbir yerinde...!
durakta üç kişi; adam kadın ve çocuk.
adamın elleri ceplerinde.
kadın çocuğun elinden tutmuş.
adam hüzünlü, hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü.
kadın güzel, güzel anılar gibi güzel.
çocuk güzel anılar kadar hüzünlü; hüzünlü şarkılar gibi güzel.
CEMAL SÜREYYA.
adamın elleri ceplerinde.
kadın çocuğun elinden tutmuş.
adam hüzünlü, hüzünlü şarkılar gibi hüzünlü.
kadın güzel, güzel anılar gibi güzel.
çocuk güzel anılar kadar hüzünlü; hüzünlü şarkılar gibi güzel.
CEMAL SÜREYYA.
Elimde bir odun çizdim yerleri,
Sevme bir odunu sevme dediler,
Hayali bir odun oldu bende şimdi,
Bir odun bul sarıl dediler. Evet.
Sevme bir odunu sevme dediler,
Hayali bir odun oldu bende şimdi,
Bir odun bul sarıl dediler. Evet.
Bırak kalsın masamda bir son umut,
Havada bulut var Güzel sen tayyar ı unut. Evet.
Havada bulut var Güzel sen tayyar ı unut. Evet.
Seni bulmaktan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep, hep yeniden başlamak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep, hep yeniden başlamak isterim.
GECEYE ÖVGÜ
ötelere yuvarlanıyorum
ve her acı
günün birinde
dönüşecek şehvetin dikenine.
az zaman kaldı,
sonra kurtulacağım,
ve sarhoş, uzanacağım
aşkın kucağına.
sonsuz yaşam
dalgalanıyor içimde tüm gücüyle
yukarıdan aşağılara bakıyorum,
oralardaki sana.
o tepede
sönüp gitmekte parıltın
bir gölge taşımakta,
serinlik veren çelengi.
ah! tüket beni ey sevgili.
sonuna kadar tüket ki,
uykuya dalayım
ve sevebileyim.
hissediyorum ölümün
gençleştirici akışını
ve direniyorum fırtınalarının
ortasında yaşamın cesaretle…
NOVALiS
ötelere yuvarlanıyorum
ve her acı
günün birinde
dönüşecek şehvetin dikenine.
az zaman kaldı,
sonra kurtulacağım,
ve sarhoş, uzanacağım
aşkın kucağına.
sonsuz yaşam
dalgalanıyor içimde tüm gücüyle
yukarıdan aşağılara bakıyorum,
oralardaki sana.
o tepede
sönüp gitmekte parıltın
bir gölge taşımakta,
serinlik veren çelengi.
ah! tüket beni ey sevgili.
sonuna kadar tüket ki,
uykuya dalayım
ve sevebileyim.
hissediyorum ölümün
gençleştirici akışını
ve direniyorum fırtınalarının
ortasında yaşamın cesaretle…
NOVALiS
ahmet oktay-kadınlar çıkmazı.
yarım bir aşk, yarım bir dudaksın
sıkıntılı ikindi yağmurlarında
her yeni erkekten sonra daha erkeksin
tuzlu inciler dolu
kuş uçmaz mavisi gözlerinin.
işıklara çarpıyorsun sokağa çıksan
şehrin korkusu büyüyor pencerelerde.
avuntusu yok erkekli yatakların
ne olur gitme
daha kaybolacaksın.
bir yanın şarkılar
kan tutmaları öbür yanın.
gülerken iki kadeh arasında
nasıl ağladığın anlatılmıyor.
ne olur
bu kadar kendine saklanma.
sen kapalı, mahzun odalarda
kırık oyuncaklara karşı bir çocuk.
ürperiyorsun denizin çığlıklarını duydukça
dudakların kaskatı öpüldükçe neden?
kaç ölüm tasarlıyorsun çıkmazında
belli, yoruldun kendini denemekten.
yarım bir aşk, yarım bir dudaksın
sıkıntılı ikindi yağmurlarında
her yeni erkekten sonra daha erkeksin
tuzlu inciler dolu
kuş uçmaz mavisi gözlerinin.
işıklara çarpıyorsun sokağa çıksan
şehrin korkusu büyüyor pencerelerde.
avuntusu yok erkekli yatakların
ne olur gitme
daha kaybolacaksın.
bir yanın şarkılar
kan tutmaları öbür yanın.
gülerken iki kadeh arasında
nasıl ağladığın anlatılmıyor.
ne olur
bu kadar kendine saklanma.
sen kapalı, mahzun odalarda
kırık oyuncaklara karşı bir çocuk.
ürperiyorsun denizin çığlıklarını duydukça
dudakların kaskatı öpüldükçe neden?
kaç ölüm tasarlıyorsun çıkmazında
belli, yoruldun kendini denemekten.
Uyanık iken bir düş gördüm ilk defa.
Bişkek yaylasında doru bir ata binmiştim.
Sırtımdan saplanan bir oku çekip çıkardım, ancak zehirli okun temreni kalbime saplanmıştı..
Can veriyordum ki
Ay yarıldı içinden.
ay ebruglu kara mujganlı bir Çeşm-i kahve çıkageldi.
Başımı dizine alıp yaramı otarken;
üzülme Beğ'im kalbindeki temren benim dedi.
Ve kulağıma fısıldadı;
ben senin Han'ın değil miyem?
Dedim ki; Tamuğ seninle seyran olur,
sensiz iremi neylerem?
Ve boynuma sarılıp beni apardın yurdumuza yatırdın..
o an can diye bir sayha üfledin canıma.. Bugün 23 Nisan,
senden bir muştu uman çocuğu unutma. .
Öz mülküne dön ne olur.
Ya da bilki ben artık ölüyorum...
Bişkek yaylasında doru bir ata binmiştim.
Sırtımdan saplanan bir oku çekip çıkardım, ancak zehirli okun temreni kalbime saplanmıştı..
Can veriyordum ki
Ay yarıldı içinden.
ay ebruglu kara mujganlı bir Çeşm-i kahve çıkageldi.
Başımı dizine alıp yaramı otarken;
üzülme Beğ'im kalbindeki temren benim dedi.
Ve kulağıma fısıldadı;
ben senin Han'ın değil miyem?
Dedim ki; Tamuğ seninle seyran olur,
sensiz iremi neylerem?
Ve boynuma sarılıp beni apardın yurdumuza yatırdın..
o an can diye bir sayha üfledin canıma.. Bugün 23 Nisan,
senden bir muştu uman çocuğu unutma. .
Öz mülküne dön ne olur.
Ya da bilki ben artık ölüyorum...
iŞ
Bir kadın çizerim kâğıtlardan
mavilerin azaldığı yerde.
Uzar
saçları uzar sabaha kadar
yorgun erkeklerin aşkından.
Bir gemi yaparım şaraplardan
zulümlerin çoğaldığı yerde.
ahmet oktay.
Bir kadın çizerim kâğıtlardan
mavilerin azaldığı yerde.
Uzar
saçları uzar sabaha kadar
yorgun erkeklerin aşkından.
Bir gemi yaparım şaraplardan
zulümlerin çoğaldığı yerde.
ahmet oktay.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan VELi
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada aşık oldum;
Eve ekmekle tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.
Orhan VELi
laiklik laiklik laiklik
bu işte yoktur bir itlik
isteyene namaz niyaz
isteyene yetmişlik.
bu işte yoktur bir itlik
isteyene namaz niyaz
isteyene yetmişlik.
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar
