bugün
- kızlar gocu'ya mı güvenirsiniz yoksa bana mı14
- 64 yıl ilişki yaşayıp evlenmeyi kabul eden kadın4
- atm den para yollayanlar3
- eski kitaplar3
- aykirikadin7
- mehdinin pforzheim da olması3
- herkesin birbirini fake hesapla suçlaması5
- bik bik'in mutfağına konuk olmak5
- keki kabarmayan sözlük kızı3
- kılıçdaroğlu'nun rozet töreni figüran iddiası32
- islam medeniyeti diye bir şey yoktur3
- askeri ücretle evlenebilir mi2
- atatürk'ün alevi dedelerine de karşı olması5
- tekne turu6
- domuz etli hamburger2
- kova dolunayı4
- sözlük kızlarının kendilerini güvenilir sanması8
- afganistan islam emirliği2
- nickten isim tahmini yapmak72
- bir yazarı entrylerine göre yargılamak19
- bir erkeğin aşko demesi5
- 24 tane fake hesabı olan yazar6
- hangi yazar hangi başlığa ait5
- true'nin kadın yazarlara bakıp 31 çekmesi8
- gammazlar neden hiç çaylak olmuyor8
- erkeklerin kızların götüne bakması3
- çağımızın hastalığı8
- sözlükteki herkesin 2 hesap kullanması6
- hoşlanılan kızı türkü bardan çıkarken görmek4
- biraz şımardım6
- denge3
- chatgpt'ye acımasız karakter analizi yaptırmak2
- sevgilinizin sözlükte yazar olması6
- instagram'da herkesin çok mutlu olması3
- penisi surata ve dudağa vurdurmalı seks türü2
- insanların zamanını heba etmesi2
- sözlükten kovulup kovulup geri dönen yüzsüz2
- sözlükten bir kıza basmak2
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri10
- bayan eleman aranıyor2
- insanlar nasıl arkadaş ediniyor10
- cem yiğit üzümoğlu ve leyla smyrna cabas'a genç ba2
- gammaz çetesi7
- hayattan zevk alamamak17
- ayınan mıyorum ayınan mıyorum20
- kalabalıklar içinde yalnız olmak12
- tacettin libosoglu3
- acıyo diyen kız4
- hikayeyi devam ettir25
- sapık olduğu için çaylak olan insan5
"bazen bir an için kalkıp gitme, bağları koparma cesaretini buluyorum kendimde. keşke nereye gideceğmi bilsem..herhalde giderdim."
-genç werther'in acıları/goethe-
-genç werther'in acıları/goethe-
kalmaman gerekir bazen. her şeyi herkesi arkanda bırakacak olsanda gitmen gerekir. acı verir kalmak üzer... çok sevdiğin, kendini özgür hissettiren her yer boğar artık seni. daraltır ruhunu. çekip gitmek gerekir işte o an. kimseyi düşünmeden kendi acılarını dindirebilmek için gitmek gerekir.
gitmek, anılar yüklü vagonlarıyla unutulmaya kalkan bir trende olmaktır...
yapılması kolay eylem. ancak yapıldıktan sonra çıkar acısı, insan ne yaptığının ancak o zaman farkına varır.
adımlarını ileriye doğru atmaktır.
arkanda bırakmaktır, gözü yaşlı anneni, düşünceli babanı, sinirli neneni.
yaşanacak olanlara sabırsızlanmaktır, yaşanmış olanları unutmamaya yemin ederken.
unutmaktır...
sevmektir geride kalanları umutsuzca.
uyumaktır, unutmak için acıları.
geçmişi bırakmaktır gitmek.
geride kalmamayı öğrenmektir.
arkanda bırakmaktır, gözü yaşlı anneni, düşünceli babanı, sinirli neneni.
yaşanacak olanlara sabırsızlanmaktır, yaşanmış olanları unutmamaya yemin ederken.
unutmaktır...
sevmektir geride kalanları umutsuzca.
uyumaktır, unutmak için acıları.
geçmişi bırakmaktır gitmek.
geride kalmamayı öğrenmektir.
(bkz: gitmek biraz ölmek demektir)
kalk ! kalk gidelim ! topla bavulları, anıları, fotoğrafları... değneklerini de ben taşırım. ama ne olur gidelim artık...
başka bir şehire gidelim mesela. rüyaya dalmak gibi olsun. başka bir şehire... bahçesinde çiçekler yetiştirebileceğimiz küçük küçük evleri olan bir şehire gidelim mesela. evet, evet... bir bahçemiz ve sevebileceğimiz çiçeklerimiz olsun. yaşlı kadınlar, ölmüş kocalarının saçını okşar gibi severler ya çiçeklerin yapraklarını; işte öyle...
varsın yaldızlı mobilyalarımız olmasın. varsın parlak, çiziksiz, gıcır gıcır misafirlik sevinçleri yaşamayalım. varsın konuşan battaniyelerle arkadaşlık edelim sadece. boş odalarımızda cılız bir kedi gezinsin kafi... ama bizim boş odalarımız olsun onlar. öylesine sıkı sarılalım ki ısınsın buz gibi duvarlar. sivri ve şefkatli dikenlerimiz birbirimize batsın. göğüs gerdiğimiz tüm o hüzünlü günlere ağıtlar yaksın pikabımız.
gidelim ! başka bir şehire gidelim... adını biz koyalım bu şehirin. göğünü biz boyayalım. sokaklarını biz çizelim. kalbimiz gibi buruk atsın, kıyılara vursun, mercanlar savursun o yorgun sokaklar. dalgaları büken rüzgarlar, kızların da saçlarını büker ya; işte öyle bükülsün sokaklar da... sonra o sokaklarda sonbaharın gelmesini bekleyelim. hem belki de beklerken evimizin yanındaki yoldan neşeli bir arabacı geçer. atlarımızı kıyıya sürmemizi söyler. Bordeaux'un üzüm bağlarına gideriz belki. kaçırdığımız tüm bağ bozumlarının ardından ağlarız. göz yaşlarımıza şarap katarız...
gidelim ! başka bir şehire gidelim. 80 küsür yıldır yaşayan bir adamın kumlu gözlerinde biriktirdiği hayatlara, birbirinden değerli kederlere değeriz seninle. yorgun ama heybetli sesinden masallar dinleriz. kalabalıklarımızın arasındaki yalnızlığımızda yaşarız, yaşlanırız. çatlak avuçlarımız, kendimizi üzerinde tutmaya çalıştığımız topraktan bile eski olur. iki kum saatini karşılıklı koyar, birbiriyle yarıştırırız.
gidelim ! ben artık dayanamıyorum ! dayanamıyorum aynı sokaklara, aynı insanlara, aynı yalanlara ! gidelim ! yine gidelim !!! bırakalım buraları. illa da bir yerlere gitmemiz gerekmez biliyorsun değil mi ? ama gidelim ! kendi şehrimize gidelim. oralar hep bizim olsun. gözümüzün gördüğünce hem de...
hadi uyan... uyan da gidelim artık. bak ellerim kanıyor yine... ne olur uyan !!! uyan !!! sensiz gidemem ben ! uyan !!!
kalk ! kalk gidelim ! topla bavulları, anıları, fotoğrafları... değneklerini de ben taşırım. ama ne olur gidelim artık...
başka bir şehire gidelim mesela. rüyaya dalmak gibi olsun. başka bir şehire... bahçesinde çiçekler yetiştirebileceğimiz küçük küçük evleri olan bir şehire gidelim mesela. evet, evet... bir bahçemiz ve sevebileceğimiz çiçeklerimiz olsun. yaşlı kadınlar, ölmüş kocalarının saçını okşar gibi severler ya çiçeklerin yapraklarını; işte öyle...
varsın yaldızlı mobilyalarımız olmasın. varsın parlak, çiziksiz, gıcır gıcır misafirlik sevinçleri yaşamayalım. varsın konuşan battaniyelerle arkadaşlık edelim sadece. boş odalarımızda cılız bir kedi gezinsin kafi... ama bizim boş odalarımız olsun onlar. öylesine sıkı sarılalım ki ısınsın buz gibi duvarlar. sivri ve şefkatli dikenlerimiz birbirimize batsın. göğüs gerdiğimiz tüm o hüzünlü günlere ağıtlar yaksın pikabımız.
gidelim ! başka bir şehire gidelim... adını biz koyalım bu şehirin. göğünü biz boyayalım. sokaklarını biz çizelim. kalbimiz gibi buruk atsın, kıyılara vursun, mercanlar savursun o yorgun sokaklar. dalgaları büken rüzgarlar, kızların da saçlarını büker ya; işte öyle bükülsün sokaklar da... sonra o sokaklarda sonbaharın gelmesini bekleyelim. hem belki de beklerken evimizin yanındaki yoldan neşeli bir arabacı geçer. atlarımızı kıyıya sürmemizi söyler. Bordeaux'un üzüm bağlarına gideriz belki. kaçırdığımız tüm bağ bozumlarının ardından ağlarız. göz yaşlarımıza şarap katarız...
gidelim ! başka bir şehire gidelim. 80 küsür yıldır yaşayan bir adamın kumlu gözlerinde biriktirdiği hayatlara, birbirinden değerli kederlere değeriz seninle. yorgun ama heybetli sesinden masallar dinleriz. kalabalıklarımızın arasındaki yalnızlığımızda yaşarız, yaşlanırız. çatlak avuçlarımız, kendimizi üzerinde tutmaya çalıştığımız topraktan bile eski olur. iki kum saatini karşılıklı koyar, birbiriyle yarıştırırız.
gidelim ! ben artık dayanamıyorum ! dayanamıyorum aynı sokaklara, aynı insanlara, aynı yalanlara ! gidelim ! yine gidelim !!! bırakalım buraları. illa da bir yerlere gitmemiz gerekmez biliyorsun değil mi ? ama gidelim ! kendi şehrimize gidelim. oralar hep bizim olsun. gözümüzün gördüğünce hem de...
hadi uyan... uyan da gidelim artık. bak ellerim kanıyor yine... ne olur uyan !!! uyan !!! sensiz gidemem ben ! uyan !!!
gittin mi büyük gideceksin !
ayrılık bile gurur duyacak seninle..
gittin mi ayaklarn onun yakınndan bile geçmeyecek..
gölgen bile kalmayacak ardında..
gittin mi onurunla gideceksin;
"haklıysan gidecek, gitmişsen dönmeyeceksin"..
ayrılık bile gurur duyacak seninle..
gittin mi ayaklarn onun yakınndan bile geçmeyecek..
gölgen bile kalmayacak ardında..
gittin mi onurunla gideceksin;
"haklıysan gidecek, gitmişsen dönmeyeceksin"..
bazen özleten, bazen geride kalanlara derin bir ohh çektiren eylemdir.
herkes gider.
gitmek, gitmektir işte. hepsi bu..
bazen gerçekten geride kalan olmaktır... sezen aksununda cümleleriyle "öteki olabilmeyi,yerine koyabilmeyi,geride durabilmeyi öğreniyorsun" sonra sana kalan/sona kalan tek şeydir gitmek.
gitmek,
herşeyi geride bırakmak değil,
geride kalanları unutmaktır...
herşeyi geride bırakmak değil,
geride kalanları unutmaktır...
arkadakileri geride bırakmaktır. onlarsız da olabilmeyi kabullenmektir.
gitti sanılırken aslında gelen değil miydi gerçek aşık? aşka gelen. ve tüm gelmeler senden, tüm gitmeler sanadır aziz yar. dememiş miydi şair? nasıl unutulabilirdi? ama gerçek aşk unutulmuştu ki demek, gitmek artık suç kabul edilir olmuştu. gidenin nereye, neden gittiği görülemiyordu. gitmek ve gelmek sanırım birbirine karıştırılmıştı bu çağda. kavram karmaşaları yaşanılan, anlamların yitirildiği, kelimelerin gerçek manalarından uzaklaştığı çağda aşk da hakiki manasından çok uzaklardaydı. i̇nsanın tüm inanışlarını tersyüz eden bir devirde çoğunluk ne derse doğru olan oydu ve işin garibi çoğunluk ne dediğini dahi bilmiyordu. gücü elinde bulunduranların dediği sorgusuz sualsiz kabul edilmişti. ve çoğunluk; gideni suçlu ilan etmişti.
aşkın adını şehevî zevklere indirgemiş toplumda gerçek aşkı tadarak, ilişki denilen basitlikten utanıp gidenler de vardı oysa. kendini anlayamayan biriyle yanmaya başlayan aşkını söndürmemek için aşkı ile kendi arasında perde olana yüz çevirmek zorunda kalan, aşkın adını kirletmekten kaçanlar vardı. perdeyi değil, ardındakini seçenler ama suçlanıyorlardı. yakınında olursa, yücelerin yücesinden aşağıların aşağısına ineceği için gitmiş olabileceği hiç kimsenin aklına gelmiyordu. oysa giden diye yaftalanarak hâkir görülürken, salt aşkından gayrı ne varsa bu, maşukunun teni de olsa- terk edip kendindekine giden, çekirdeğin özüne inen değil miydi aşık?
giden insan, bir şeylerin eksik olduğunu düşünüp gittiğinde, aslında noksan olanın kendisi olduğunu unuttuğunu, kendinde tamamlanması gereken şeyi bir başkasıyla değil, yine kendiyle tamamlaması gerektiğini belki de bu gitmelerle öğrenmesi gerekiyordu..
not: alıntıdır.
aşkın adını şehevî zevklere indirgemiş toplumda gerçek aşkı tadarak, ilişki denilen basitlikten utanıp gidenler de vardı oysa. kendini anlayamayan biriyle yanmaya başlayan aşkını söndürmemek için aşkı ile kendi arasında perde olana yüz çevirmek zorunda kalan, aşkın adını kirletmekten kaçanlar vardı. perdeyi değil, ardındakini seçenler ama suçlanıyorlardı. yakınında olursa, yücelerin yücesinden aşağıların aşağısına ineceği için gitmiş olabileceği hiç kimsenin aklına gelmiyordu. oysa giden diye yaftalanarak hâkir görülürken, salt aşkından gayrı ne varsa bu, maşukunun teni de olsa- terk edip kendindekine giden, çekirdeğin özüne inen değil miydi aşık?
giden insan, bir şeylerin eksik olduğunu düşünüp gittiğinde, aslında noksan olanın kendisi olduğunu unuttuğunu, kendinde tamamlanması gereken şeyi bir başkasıyla değil, yine kendiyle tamamlaması gerektiğini belki de bu gitmelerle öğrenmesi gerekiyordu..
not: alıntıdır.
gitmek ile uzaklaşabilmek aynı kavramlar değildir. bakmayın siz peşi sıra gelir gibi durduklarına. birilerinin bu durumu insanlara açıklaması lazım; gitmek fiziki sebeplerden de gerçekleşebilir, ama uzaklaşabilmek kişinin içinde olduğundan daha göreceli bir kavramdır. buna tabi tutulan "gitmek" eylemide dolaylı yoldan göreceli bir hal alabilir. ama bu durum sizi yanıltmasındır, giden insanların hepsi aynı zamanda uzaklaşamazlarda.
silmektir!
kalmaktan daha az acı verir belki fakat bedeni, ruhu ve kalbi yorar.
Gitmek herşeyin yaşanmamış gibi yapılıp kaçmaktır. Gitmek demek kolayca kaçmak demektir.
giden kişinin bıraktığı kişiden bir şeyler götürdüğü eylemdir.
"birlikte" değilse ya gideni ya kalanı yalnızlaştırır.
en zor eylemlerden biri. birisinin sana kal demesini bekleme. gerçekten kalmak istedeydin gitme düşüncesi oluşmazdı sende.
her gelişin bir gidişi vardır.
git dedi!
tam da tişörtünün eteğinde topladığı siyahıyla beyazını dökmek üzereyken...belki ellerini uzatmak istediğinden, ya da teslimiyetin verdiği hafifliği özlediğinden...kimbilir?..belki kendisi de bilmez gerçekten...gittim; tekrar ettirmeden. Alabildiğine "gri"yim şimdi...
aklımda dönmek tutkusu...yağmurundan tanıyorum döneceğim yerde de aşina bir kül bulutu...
sahi; yeniden doğar mı anka kuşu?..
tam da tişörtünün eteğinde topladığı siyahıyla beyazını dökmek üzereyken...belki ellerini uzatmak istediğinden, ya da teslimiyetin verdiği hafifliği özlediğinden...kimbilir?..belki kendisi de bilmez gerçekten...gittim; tekrar ettirmeden. Alabildiğine "gri"yim şimdi...
aklımda dönmek tutkusu...yağmurundan tanıyorum döneceğim yerde de aşina bir kül bulutu...
sahi; yeniden doğar mı anka kuşu?..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar