bugün
- arkadaşlar artık kombinlerinizi görmek istemiyoruz9
- sözlük kızlarının bugünkü kombinleri23
- sözlüğün en yakışıklı erkek listesi6
- tuğralı doblo3
- sözlüğe fotoğrafımı atacağım9
- sinirlenince yaptığınız şeyler9
- seyyid kutub4
- yaşar dinleyen erkek8
- günün en güzel kızı3
- yazarların 80 lerde nasıl göründüğü36
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri10
- mazot 100 tl olacak2
- kendin gibi biriyle olmak4
- gocu28
- avm gezme kültürü7
- ak partililerin apoya villa yaptırması3
- ince belli kızlar bakar mısınız6
- gocu kaç yaşında7
- göbeklitepe de dikilen ilk sütunlar4
- yaşlandıkça ölüme yaklaşmak5
- sevilmek3
- boya teknolojisi2
- 2 maça evi arabayı basmak2
- güne bir şarkı bırak5
- öcalan için imralı da ev inşa edilmesi10
- nakit para taşımamak4
- tabağındaki yemeği bitiremeyen erkek5
- ezginin günlüğü açıp tek başına uzun yola çıkmak6
- moğol cb'nın 100 kg ağırlıkla 20 tekrar yapması3
- sözlüğe elini atan erkeğin namusu27
- tavuk döner sırasında hayatının aşkına rastlamak6
- atatürk diyor ki3
- kahvaltı9
- masterchef türkiye2
- sözlük yazarlarına güvenmek19
- yeni parti tüzüğü5
- claude'un savaş ve casuslukta kullanılması5
- balık etli kızlar bakar mısınız3
- yaprak sarması seven insan2
- güne bir tespit bırak3
- her şeyin mizahı yapılmalı mı18
- boyumun 2 cm kısalması22
- muhafazakar eşcinsel4
- öcalan için bahçeli ve konforlu bir ev yapılması6
- tissot la loche4
- küpe takan adama kız vermem diyen baba10
- çirkin insanlara acımasızca davranmak2
- regl ağrısı çeken sevgiliye yapılacaklar12
- pizzanın kenarlarını yemeyen erkek4
- nişantaşı nda 36 lı tuvalet kağıdıyla yürümek4
descartes'tan sonra daha da ön plana çıkan zihin ve beden ayrımı çerçevesinde ele alınabilecek mesele. descartes'in üzerinde durduğu mevzu, bulunduğu dönemin filozoflarınca da üzerinde duruldu. on yedinci yüzyıl denildiğinde en önemli metafizik sorunların filozofların felsefelerinde sistemli bir şekilde oturtmaya çalıştıkları dönem gelir akıllara. bu sorunlar tanrı, dış dünya ve zihin-beden dualizmi noktasındaki tartışmalarla ilişkili. aslında bu filozofların ne dediği çok önemli değil. önemli olan o çağda söz konusu olan doğanın/mekanın matematikleştirilmesi ve bilimsel gelişmelerin ışığı altında tehlikeye giren ilahi hakikatlerin otoritesinin yıkılması noktasında filozofların felsefelerini sağlam temellere koymaya çalışmalarıdır. bu dönemdeki çaba bir şekilde bu başat sorunların olabilecek en mantıklı şekilde ortadan kaldırılmasıyla karakterize olur. berkeley'in tanrı'sı yaratıcı bir tanrı olmaktan ziyade, zihinden bağımsız bir gerçekliğin olabilmesini sağlayacak, evreni var kılan bir tanrı, spinoza'nınki zaten aklımızdaki tanrı kavramından pek uzak bir tanrı, descartes'inki ise üçlü bir sistem olarak inşa ettiği mekanizmanın garantörü olan bir tanrı, hobbes'unki hıristiyanlığın tanrısı ama aslında Devlet'i tanrı kılmış. bilgi felsefelerini çelişkiden bağışık kılmak adına zihin ve tanrı hakkında söyledikleri açıkçası önemli değil. ancak ardıllarının hareket noktalarını belirlemeleri yönünden önemini koruyor elbette.
son dönemde zihinden bağımsız bir gerçeklik var mı tartışması artık idealizm dediğimizde aklımızda canlananlardan farklı. artık gerçekliğin var olup olmadığı, bilimsel ve teknolojik somut gelişmelerde eritilmiştir. önemli olan bu gerçekliğin nasıl üretildiği, nasıl yaratıldığı, nasıl büyük güçlerin tahakkümü altında simüle edildiği yönündeki tartışmaların yükseldiği gerçeğidir. kuantum fiziği ile biyolojiyi birleştirerek hala zihnin karakterinin irdelenmesi doğrultusunda çabalar olsa da, bunlar da unutulan soruların tekrar gündeme getirilmesinden ziyade, bazı verilen iş gördükleri alanın dışındaki alandaki yansımalarının ne olabileceği yönündeki beyin fırtınasından ibaret. quantum consciousness, quantum biology'e bakmak gerek.
edit: başlık başa kalmış.
son dönemde zihinden bağımsız bir gerçeklik var mı tartışması artık idealizm dediğimizde aklımızda canlananlardan farklı. artık gerçekliğin var olup olmadığı, bilimsel ve teknolojik somut gelişmelerde eritilmiştir. önemli olan bu gerçekliğin nasıl üretildiği, nasıl yaratıldığı, nasıl büyük güçlerin tahakkümü altında simüle edildiği yönündeki tartışmaların yükseldiği gerçeğidir. kuantum fiziği ile biyolojiyi birleştirerek hala zihnin karakterinin irdelenmesi doğrultusunda çabalar olsa da, bunlar da unutulan soruların tekrar gündeme getirilmesinden ziyade, bazı verilen iş gördükleri alanın dışındaki alandaki yansımalarının ne olabileceği yönündeki beyin fırtınasından ibaret. quantum consciousness, quantum biology'e bakmak gerek.
edit: başlık başa kalmış.
(bkz: zihin felsefesi
Berkeley'in haklı olma fikri beni korkutuyor...
Aslında Hegel'e kadar öncüler pek değişmedi. Bu dünya zihnin eseridir lafzını ikisi de kullanıyor. Sadece içerik/ontoloji üzerine (öznel/nesnel) tartışma var.
Leibniz'in "sonsuz küçükler hesabı" maddenin sonsuza kadar bölünebileceğini savunur. Sonsuza kadar bölünebilen şey, nihai manada var olabilir mi? Bu bölünme eylemi, zihnin refleksiyonalitesi dışında bir anlama sahip midir? Maddenin farklı formlar alarak algı yetimize, ideye şekil vermesi fikri, bana pek olası gelmiyor. Zira biz atom'u Rutherford'a kadar içi dolu bir yapıda algıladık. Onda boşluk bizim için var değildi sonra yaptığı altın levha deneyinde boşluğun olduğu ortaya çıkınca bizim atom üzerine algımız olduğu gibi değişti. Ya da Bohr'dan sonra elektronların bulutsu yapıda bulunduğu hacim noktaları (orbitaller) bizim için anlam kazandı. Daha önceki algı biçimimizde bunlar yoktu. Dolayısıyla bunlar bireysel zihin için varlığı söz konusu olan yapılar değildi. Yani atom'un varlığını, algımız ölçüsünde bilebiliyoruz, ve içindekilere zihnin kategorik devinimleri ışığında "var" diyebiliyoruz.
Marx'ın, Ernst Mach'ın savunduğu "süreci tersine çevirme" fikri enteresan ve benim için kabul edilemez bir metafizik yargıdan ibaret.
Bireysel zihin demeyin direkt zihin deyin. Hegel'in absolute mind'ını kenara atmak edebe aykırı olur...
Aslında Hegel'e kadar öncüler pek değişmedi. Bu dünya zihnin eseridir lafzını ikisi de kullanıyor. Sadece içerik/ontoloji üzerine (öznel/nesnel) tartışma var.
Leibniz'in "sonsuz küçükler hesabı" maddenin sonsuza kadar bölünebileceğini savunur. Sonsuza kadar bölünebilen şey, nihai manada var olabilir mi? Bu bölünme eylemi, zihnin refleksiyonalitesi dışında bir anlama sahip midir? Maddenin farklı formlar alarak algı yetimize, ideye şekil vermesi fikri, bana pek olası gelmiyor. Zira biz atom'u Rutherford'a kadar içi dolu bir yapıda algıladık. Onda boşluk bizim için var değildi sonra yaptığı altın levha deneyinde boşluğun olduğu ortaya çıkınca bizim atom üzerine algımız olduğu gibi değişti. Ya da Bohr'dan sonra elektronların bulutsu yapıda bulunduğu hacim noktaları (orbitaller) bizim için anlam kazandı. Daha önceki algı biçimimizde bunlar yoktu. Dolayısıyla bunlar bireysel zihin için varlığı söz konusu olan yapılar değildi. Yani atom'un varlığını, algımız ölçüsünde bilebiliyoruz, ve içindekilere zihnin kategorik devinimleri ışığında "var" diyebiliyoruz.
Marx'ın, Ernst Mach'ın savunduğu "süreci tersine çevirme" fikri enteresan ve benim için kabul edilemez bir metafizik yargıdan ibaret.
Bireysel zihin demeyin direkt zihin deyin. Hegel'in absolute mind'ını kenara atmak edebe aykırı olur...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar