bugün
- claudian clouds33
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı15
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri23
- meriç dükalığı8
- insanları birbirine düşürmek4
- trabzonspor5
- sevdiğiniz yazarlar8
- şemsiyeli benim3
- sözlüğün ölü gibi olması5
- galatasaray9
- bana onu sormayin7
- tai lung9
- kıçını yırtsan sonu tabut2
- beşiktaş5
- sözlük kızlarının kekleri24
- şemsiyeli lavuk5
- kamudaki torpil durumları3
- islamda namaz yoktur32
- kürdistan10
- ağzı kokan insan5
- yalancıyı sikmiyorlar2
- futbol10
- hayat kalitesini düşüren şeyler3
- türkiye6
- ekşi sözlükteki entrymin 4256 artı oy alması7
- günün sözü16
- dantelli sütyen takan erkek12
- ak partililerin apoya villa yaptırması36
- nervio15
- olympique marseille5
- ekonomi5
- akaryakıt3
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz3
- anın görüntüsü23
- bildiğiniz sure sayısı3
- sen dost ararsan koş mevlana ya6
- zengin göbekli vs kaslı fakir adam5
- ölümden korkuyor musunuz17
- kitap kurdu erkeklerin hiç osurmaması5
- mazotun yarım litresi 50 tl28
- gülerken ısınarak terleyip pasta kokan kız7
- hintlilerin savaşırken inek inek diye bağırması5
- baba oğul bisiklet5
- güzel olduğunuzu nasıl anlarsınız6
- erkek erkeğe buluşmaya giderken parfüm sıkan erkek6
- allah ım verdiğini kimse engelleyemez4
- yesene beni diyen kız9
- şeriatçıların ateist apo yu sevmesi4
- peynir helvası5
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek15
binnaz toprak ın radikal gazetesindeki köşesinde yazdıktan sonra sıfatlaştırılmış söz öbeğidir.
--spoiler--
Peki neden endişeliyim? Hemen belirteyim, endişelerimin kaynağında 'şeriat devleti korkusu' yok. Endişeliyim çünkü demokrasinin çoğunluk popülizmi ve tahakkümüne dönüştürülerek azınlıktakilerin ötekileştirilmesini, üstelik bunun demokratikleşiyoruz adı altında sunulmasını, fevkalade sorunlu buluyorum.
Anayasa değişikliği gibi önemli bir sürece ne muhalefet ne sivil toplum örgütleri ne de ilgili kurum temsilcileri dahil edildi. iktidarı eleştirenlerin darbe taraftarı, vesayetçi, ulusalcı, laikçi vb tanımlamalarla yaftalanmasının, kritik aklı susturacağı kaygısını taşıyorum. Muhalif seslerin bastırıldığı bugünkü ortam, demokratikleştiğimiz iddiasını desteklemiyor. Kişiler neyle suçlandıklarını bilmeden uzun süre tutuklu kalmakta. Kaynağı belli olmayan iddialar suç kanıtı sayılıyor. Sıradan insanlar bile telefonda konuşamaz oldu. Cemaat faaliyetlerini sorgulayanlar hiç de inandırıcı olmayan zamanlama ve nedenlerle tutuklanıyor. Basın mensupları yazdıklarından dolayı yargılanıyor. Medya, finansal tehdit altında. Emekçilerin hak talepleri işitilmiyor.
Tam da ordunun vesayetinden kurtulmuşken AKP nin vesayetine girdiğimiz kanısındayım. Bunun en önemli göstergesi devletteki kadrolaşma. Üniversite rektörlüklerine ve yargının üst kademelerine atananlar dahil, önemli mevkiler giderek AKP/Gülen cemaatinden kişilerle doldurulmakta. Okullardan hastanelere, devlet dairelerinden öğretmen evlerine, neredeyse tüm idari birimlerdeki müdür ve yardımcılıklarına atananlar benzer görüş mensubu. Gülen hareketinin polis teşkilatındaki etkinliği de düşünüldüğünde, kuşatılmışlık hissi artıyor.
Anadolu da zaten var olan muhafazakârlığın bu iklim sonucunda pekişiyor olması beni endişelendiriyor. Küçük kentlerdeki iktisadi gelişme çarpıcı. Ancak modernleşmeleri paradoksal. iktisaden gelişmiş kent ortamlarının daha özgür yaşamları barındırmasını beklerken, tam tersi durumla karşılaşıyorsunuz.
içkili mekânlar kentlerin dışına çekilmiş. Değişik tarzda giyim kuşam hem kadın hem erkek için sorun. Muhafazakârlık farklı olanı dışlıyor, baskıya, hakarete ve şiddete maruz bırakıyor. Görüştükleriniz, yaşadıkları kentin giderek içine kapandığından bahsediyorlar. insanların birdenbire dindar görünmeye çalıştıklarını belirtiyorlar. Sözde ve davranışta, 'Bizimkiler iktidarda' mantığının rahatça sergilendiği anlatılıyor.
Yaratıcılık ve çeşitlilik
Dünyanın hiçbir yerinde muhafazakâr odaklanmalar, yaratıcılığın ve çeşitliliğin itici gücü değil. Tüm islam coğrafyasında Türkiye, düşünce insanlarıyla, sanatçılarıyla, başarılı kadınlarıyla, renkli metropolleriyle çağdaş toplumlara daha yakınsa bunu, muhafazakârlıkla mücadele etmiş olmasına borçludur. Bu mücadelenin tersine dönmesinin ülkedeki yaratıcılığı ve çeşitliliği yok edeceğinden kaygılanıyorum.
Uzun süre tek başına ya da koalisyonlarla Türkiye yi yönetmeye aday gözüken AKP nin demokratikleşme söylemi sorunlu. Gelişmekte olan demokratikleşme sürecini popülist bir çizgiye çekiyor. Halk desteğini yücelten ve çoğunluk oylarını demokrasi tanımının merkezine oturtan bu söylem, demokrasimizin illiberal boyutlarını örtbas ediyor. Eyüp Can'ın tabiriyle, benim gibi "endişeli modernler"de AKP nin yarattığı izlenim yasama-yürütme ittifakıyla elde ettiği gücü sonuna kadar kullanmaya kararlı bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzdur.
--spoiler--
--spoiler--
Peki neden endişeliyim? Hemen belirteyim, endişelerimin kaynağında 'şeriat devleti korkusu' yok. Endişeliyim çünkü demokrasinin çoğunluk popülizmi ve tahakkümüne dönüştürülerek azınlıktakilerin ötekileştirilmesini, üstelik bunun demokratikleşiyoruz adı altında sunulmasını, fevkalade sorunlu buluyorum.
Anayasa değişikliği gibi önemli bir sürece ne muhalefet ne sivil toplum örgütleri ne de ilgili kurum temsilcileri dahil edildi. iktidarı eleştirenlerin darbe taraftarı, vesayetçi, ulusalcı, laikçi vb tanımlamalarla yaftalanmasının, kritik aklı susturacağı kaygısını taşıyorum. Muhalif seslerin bastırıldığı bugünkü ortam, demokratikleştiğimiz iddiasını desteklemiyor. Kişiler neyle suçlandıklarını bilmeden uzun süre tutuklu kalmakta. Kaynağı belli olmayan iddialar suç kanıtı sayılıyor. Sıradan insanlar bile telefonda konuşamaz oldu. Cemaat faaliyetlerini sorgulayanlar hiç de inandırıcı olmayan zamanlama ve nedenlerle tutuklanıyor. Basın mensupları yazdıklarından dolayı yargılanıyor. Medya, finansal tehdit altında. Emekçilerin hak talepleri işitilmiyor.
Tam da ordunun vesayetinden kurtulmuşken AKP nin vesayetine girdiğimiz kanısındayım. Bunun en önemli göstergesi devletteki kadrolaşma. Üniversite rektörlüklerine ve yargının üst kademelerine atananlar dahil, önemli mevkiler giderek AKP/Gülen cemaatinden kişilerle doldurulmakta. Okullardan hastanelere, devlet dairelerinden öğretmen evlerine, neredeyse tüm idari birimlerdeki müdür ve yardımcılıklarına atananlar benzer görüş mensubu. Gülen hareketinin polis teşkilatındaki etkinliği de düşünüldüğünde, kuşatılmışlık hissi artıyor.
Anadolu da zaten var olan muhafazakârlığın bu iklim sonucunda pekişiyor olması beni endişelendiriyor. Küçük kentlerdeki iktisadi gelişme çarpıcı. Ancak modernleşmeleri paradoksal. iktisaden gelişmiş kent ortamlarının daha özgür yaşamları barındırmasını beklerken, tam tersi durumla karşılaşıyorsunuz.
içkili mekânlar kentlerin dışına çekilmiş. Değişik tarzda giyim kuşam hem kadın hem erkek için sorun. Muhafazakârlık farklı olanı dışlıyor, baskıya, hakarete ve şiddete maruz bırakıyor. Görüştükleriniz, yaşadıkları kentin giderek içine kapandığından bahsediyorlar. insanların birdenbire dindar görünmeye çalıştıklarını belirtiyorlar. Sözde ve davranışta, 'Bizimkiler iktidarda' mantığının rahatça sergilendiği anlatılıyor.
Yaratıcılık ve çeşitlilik
Dünyanın hiçbir yerinde muhafazakâr odaklanmalar, yaratıcılığın ve çeşitliliğin itici gücü değil. Tüm islam coğrafyasında Türkiye, düşünce insanlarıyla, sanatçılarıyla, başarılı kadınlarıyla, renkli metropolleriyle çağdaş toplumlara daha yakınsa bunu, muhafazakârlıkla mücadele etmiş olmasına borçludur. Bu mücadelenin tersine dönmesinin ülkedeki yaratıcılığı ve çeşitliliği yok edeceğinden kaygılanıyorum.
Uzun süre tek başına ya da koalisyonlarla Türkiye yi yönetmeye aday gözüken AKP nin demokratikleşme söylemi sorunlu. Gelişmekte olan demokratikleşme sürecini popülist bir çizgiye çekiyor. Halk desteğini yücelten ve çoğunluk oylarını demokrasi tanımının merkezine oturtan bu söylem, demokrasimizin illiberal boyutlarını örtbas ediyor. Eyüp Can'ın tabiriyle, benim gibi "endişeli modernler"de AKP nin yarattığı izlenim yasama-yürütme ittifakıyla elde ettiği gücü sonuna kadar kullanmaya kararlı bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzdur.
--spoiler--
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar