bugün
- 2026 dünya kupası38
- velvet42
- atatürkçülük ile 2026 da ülke yönetilmez13
- göte giren şemsiye4
- deniz baykal7
- hoşlanılan kızı adamın birinin yemesi9
- atatürk'ü dava değil her devrin adamı sanmak3
- herkesle iyi anlaşan insan13
- tüm çıplaklığımla burdayım10
- demokratik kongo cumhuriyeti7
- gana3
- hırvatistan5
- kolombiya6
- portekiz7
- ingiltere3
- japonya8
- ciguli kral7
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle25
- şemso buraya bak koçum2
- cezayir4
- arjantin3
- avusturya2
- senegal3
- norveç3
- fransa5
- 28 06 2026 gazi koşusu2
- yeşil burun adaları2
- ispanya3
- 29 haziran 2026 brezilya japonya maçı3
- mısır3
- belçika4
- özbekistan5
- atatürk yaşasaydı milliyetçi olmazdı diyen tip2
- 19 yaşında kızla yatmak14
- atatürk'e evet kemalizm'e hayır diyen tayfa2
- isveç2
- hollanda2
- nasılsınız2
- kadir inanır'ın vefatı7
- şeriatın modern dünyaya uygun olmaması2
- amerika birleşik devletleri9
- ırak3
- ekvador3
- fildişi sahili3
- çok güzel bir mercedes mi yoksa sıfır kız mı3
- suudi arabistan2
- 100 yıl önceki anlayışla atatürkçülük yapılmaz2
- almanya6
- paraguay3
- saraca finch house7
Diğer ismi de "The Passion of Anna" olan 1969 yılı filmi.
Film, sanki Skammen'in devamı gibi. Kadroya Bibi Andersson ile Erland Josephson eklenmiş o kadar, gerisi yine aynı, Bergman'ın bir dönem filmlerini çektiği adası da dahil.
Ayrıca müthiş bir gelişme var, siyah beyaz filmlerden "renki" aleme giriş yapıyoruz. Usta bir görüntü yönetmeninin (Sven Nykvist) elinde bu renklilik çok daha fazla önem arz ediyor.
Yalnız sadece görüntüler renkli, film diğer tüm Bergman filmleri gibi kasvetli ve hazmı oldukça zor. Liv Ullmann gibi mükemmel sevimli bir kadın (tabii gerektiğinde kasvetli rollere de muhteşem büründüğü bir gerçek) sanki harcanmış bu karamsarlıklar içinde.
Bir de, eklemek gerek ki -ilk kez şahit oldum- filmi kesip oynadığı karakter hakkında oyuncuların yorumlarını da bize izletiyor Bergman. Bu da başka bir yenilik olsa gerek.
Film, sanki Skammen'in devamı gibi. Kadroya Bibi Andersson ile Erland Josephson eklenmiş o kadar, gerisi yine aynı, Bergman'ın bir dönem filmlerini çektiği adası da dahil.
Ayrıca müthiş bir gelişme var, siyah beyaz filmlerden "renki" aleme giriş yapıyoruz. Usta bir görüntü yönetmeninin (Sven Nykvist) elinde bu renklilik çok daha fazla önem arz ediyor.
Yalnız sadece görüntüler renkli, film diğer tüm Bergman filmleri gibi kasvetli ve hazmı oldukça zor. Liv Ullmann gibi mükemmel sevimli bir kadın (tabii gerektiğinde kasvetli rollere de muhteşem büründüğü bir gerçek) sanki harcanmış bu karamsarlıklar içinde.
Bir de, eklemek gerek ki -ilk kez şahit oldum- filmi kesip oynadığı karakter hakkında oyuncuların yorumlarını da bize izletiyor Bergman. Bu da başka bir yenilik olsa gerek.
türkçe altyazısı yeni çıkmış film. altyazı divxplanet'te bulunabilir.
http://www.divxplanet.com...b/s/87274/Passion-En.html
http://www.divxplanet.com...b/s/87274/Passion-En.html
yıkıcı bir bergman filmi. oyuncuların, canlandırdığı karakterlerle ilgili düşüncelerinin yer aldığı kesitler vardır ara ara. film sanki durur, oyuncular canlandırdığı karakterle ilgili düşüncelerini anlatır, sonra kaldığı yerden devam eder. ki bu, harikuladedir.
görsel
"ama bilmen gerekir ki, benim bir duvarım var etrafıma ördüğüm. mutlu olsam bile bunu sana anlatamam veya gösteremem. gözlerinin içine bakabilirim ama senin derinliklerine ulaşamam. beni anlıyor musun? ben o duvarın gerisindeyim. o duvarla kapattım kendimi, her şeye. o kadar uzağım ki her şeye. sıcak, neşeli, hayat dolu olmak istiyorum. küçük düşürülmekten çok korkuyorum. yerin dibine geçmişim gibi oluyor. ama o rezilliği ve onunla birlikte yerin dibine batmayı da kabul ettim. beni anlıyor musun?
kendini bir düş kırıklığı olarak görmek ne acı. bazı insanlar, iyi niyet kisvesi altında aşağılayarak sana ne yapman gerektiğini söylerler. yaşayan bir canlıyı ezip geçme isteğiyle yaparlar bunu.
ben bir ölüyüm. hayır, bu fazla duygusal oldu. ölü değilim. ama haysiyetim olmadan yaşıyorum.
kulağa saçma ve yapmacık geliyor, biliyorum. birçok insan kendine saygısı kalmamış bir hâlde yaşar.
kalpten yaralanmış, ve üstüne tükürülüp aşağılanmış bir şekilde. onlar, yalnızca yaşıyorlardır. başka hiçbir şey bilmezler. hem bilseler bile, ona hiçbir zaman ulaşamazlar da.
insan hiç, aşağılanmak yüzünden hasta olabilir mi? bu, onunla yaşamak zorunda olduğumuz bir illet mi?
özgürlük hakkında pek çok konuşuruz. özgürlük, aşağılanmış olan için sadece bir zindan değil midir?
yoksa o sadece aşağılanmışların tahammül edebilmeleri için kullandığı bir ilaç mı?
bu hayatı sürdüremem artık. pes ettim. artık direnmeyeceğim.
günler geçip gidiyor.
yediğim yemekten çıkardığım dışkıdan ve hatta konuştuğum kelimelerden bile zehirleniyorum.
güneş, uyanayım diye çığlık atar gibi yolluyor ışığını. uyku ise sadece beni kovalayan kabuslardan ibaret.
karanlık; hayaletleri ve anılarımla kulaklarımı tırmalıyor.
daha kötü durumda olan insanların diğerlerinden daha az şikayet ettiklerini fark ettin mi?
en sonunda kabullenip susmuşlar. oysa onların da diğerleri gibi gözleri, elleri ve hisleri var.
hem cellatları hem de kurbanları barındıran ne geniş bir ordu.
güneş yavaşça doğuyor ve batıyor. soğuklar yaklaşıyor.
karanlık. sıcaklık. koku. her şey sessiz.
kaçıp kurtulamayız. artık çok geç.
her şey için çok geç."
görsel
"ama bilmen gerekir ki, benim bir duvarım var etrafıma ördüğüm. mutlu olsam bile bunu sana anlatamam veya gösteremem. gözlerinin içine bakabilirim ama senin derinliklerine ulaşamam. beni anlıyor musun? ben o duvarın gerisindeyim. o duvarla kapattım kendimi, her şeye. o kadar uzağım ki her şeye. sıcak, neşeli, hayat dolu olmak istiyorum. küçük düşürülmekten çok korkuyorum. yerin dibine geçmişim gibi oluyor. ama o rezilliği ve onunla birlikte yerin dibine batmayı da kabul ettim. beni anlıyor musun?
kendini bir düş kırıklığı olarak görmek ne acı. bazı insanlar, iyi niyet kisvesi altında aşağılayarak sana ne yapman gerektiğini söylerler. yaşayan bir canlıyı ezip geçme isteğiyle yaparlar bunu.
ben bir ölüyüm. hayır, bu fazla duygusal oldu. ölü değilim. ama haysiyetim olmadan yaşıyorum.
kulağa saçma ve yapmacık geliyor, biliyorum. birçok insan kendine saygısı kalmamış bir hâlde yaşar.
kalpten yaralanmış, ve üstüne tükürülüp aşağılanmış bir şekilde. onlar, yalnızca yaşıyorlardır. başka hiçbir şey bilmezler. hem bilseler bile, ona hiçbir zaman ulaşamazlar da.
insan hiç, aşağılanmak yüzünden hasta olabilir mi? bu, onunla yaşamak zorunda olduğumuz bir illet mi?
özgürlük hakkında pek çok konuşuruz. özgürlük, aşağılanmış olan için sadece bir zindan değil midir?
yoksa o sadece aşağılanmışların tahammül edebilmeleri için kullandığı bir ilaç mı?
bu hayatı sürdüremem artık. pes ettim. artık direnmeyeceğim.
günler geçip gidiyor.
yediğim yemekten çıkardığım dışkıdan ve hatta konuştuğum kelimelerden bile zehirleniyorum.
güneş, uyanayım diye çığlık atar gibi yolluyor ışığını. uyku ise sadece beni kovalayan kabuslardan ibaret.
karanlık; hayaletleri ve anılarımla kulaklarımı tırmalıyor.
daha kötü durumda olan insanların diğerlerinden daha az şikayet ettiklerini fark ettin mi?
en sonunda kabullenip susmuşlar. oysa onların da diğerleri gibi gözleri, elleri ve hisleri var.
hem cellatları hem de kurbanları barındıran ne geniş bir ordu.
güneş yavaşça doğuyor ve batıyor. soğuklar yaklaşıyor.
karanlık. sıcaklık. koku. her şey sessiz.
kaçıp kurtulamayız. artık çok geç.
her şey için çok geç."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar