bugün
- trabzon büyükşehir belediyesi22
- masklavi'yi şeriatla yönetilen ülkeye göndermek13
- sözlüğün şizofren ve sapık dolu olduğu gerçeği13
- kemalistler yunanistan'a defolsun3
- yoran insanların ortak özellikleri5
- hapisteki pkklıları affedilmesi2
- fetönün siyasi ayağı araştırlsın önergesinin reddi8
- apo hapisten çıkınca ak partililerin tepkisi8
- çerçeve yasa3
- arkadaşlar çok acıktım3
- sözlükte entrylerini anlamadiginiz kişi15
- türkiye ve 7 ülkeden israil'e ortak tepki5
- izmirli kızlar neden kıçı açık geziyor sorunsalı11
- otobüsteki en iyi koltuk hangisidir sorunsalı16
- kısa boylu olmak6
- 15 temmuz tiyatro mu7
- ciddi düşünülen kızın dünya düz demesi6
- bursa2
- arkadaşlar naber ya7
- akrabalarla ilişkiyi kes17
- emret komutanım albayın kızı suzi6
- erdogan'a suikast timi itirafı8
- zarok tv2
- nickaltı perileri2
- bakın solcular2
- sozlüğün en yakışıklı erkeği olmam5
- 5 ağustos 2026 fenerbahçe sturm graz maçı18
- kaç cm diye soran kuzen2
- 2026 2027 sezonu süper lig şampiyonluk yarışı11
- velvet hanım ile kahve içmek7
- ülkemde başı açık kadın görmek istemiyorum6
- sevgiliye hitap şekilleri6
- hanbelilik2
- batıl inançlar5
- yeni parti'ye bağış yapanların yüzde 50'yi geçmesi4
- renault 9 broadway12
- fetoyla barışılsa alkışlayacak kitle3
- ezel2
- 11 ağustos 2026 sturm graz fenerbahçe maçı4
- futbol5
- mason greenwood10
- sturm graz6
- zara3
- yapmak istenip de yapılamayan şeyler3
- fenerbahçe6
- öğretmenlerin nöbeti5
- 37 yaşında ilk kez seks yapan konyalı2
- kırmızı kaka6
- kasetçalar dinlemiş efsanevi nesil4
- 6 ağustos 2026 sigara zammı3
Unutun Türk olduğunuzu, unutun Kürt olduğunuzu.
Sizler, çocukları ölen insanlarsınız.
Çocuklarınızın niye öldüğünü sorun.
Ve şunu sorun.
Çocuklar ölmeden bulunabilecek bir çözüm yok mu gerçekten?
Delirdiniz mi siz? Çıldırdınız mı? Kışkırtılmış bir at sürüsü gibi, birbirinizin sesinden, gürültüsünden, dokunuşundan ürkerek, size kurulmuş bir tuzağa doğru dörtnala koşuyorsunuz...
Nereye koşuyorsunuz?
Ne yapmaya?
Durun biraz... Bir soluklanın.
Sakinleşin.
"Amok koşucusunu" biliyor musunuz?
Sıcak ülkelerde bir adam aniden elinde bir silahla koşmaya başlar, rastladığı herkesi öldürür, hiçbir ayrım yapmadan, görünür hiçbir nedeni olmadan...
Bu "amok koşusu"dur ve koşucu öldürülene kadar sürer.
Önceleri bunun tamamen nedensiz olduğu sanılırdı.
Daha sonra, bunun bir intihar biçimi olduğu, kimseye açıklayamadığı dertleri olan insanların kendi ölümlerine, başkalarını öldürerek koştukları anlaşıldı.
Bir "amok koşucusu" olmak istiyor musunuz?
Durup bir düşünün önce.
Siz mi koşuyorsunuz yoksa sizi mi koşturuyorlar?
Dünyanın en acıklı ve tehlikeli şeylerinden biri, bir başkasının planına uygun bir ruh halini benimsemek, başkasının kararına, bunun başkasının kararı olduğunu bile fark etmeden boyun eğmek, başkasının belirlediği bir hedefe doğru soru bile soramadan koşmaktır.
Durun...
Ve, sorun önce.
Ne oluyor?
Niye bu kadar çok ölüm var?
Kırmızı bayraklı tabutlarla evlerine gönderilen o genç askerlerin ölümünün Kürt halkına bir yararı yok, hiç kimse on genç çocuk daha öldü diye mutlu, özgür, zengin bir hayata kavuşmayacak.
Kim öldürüyor o zaman o genç askerleri ve niye öldürüyor?
Bütün sınırları, geçitleri, dağ yolları termal kameralarla denetlenen, uzun yıllardan beri silahlı grupların sızamadığı o bölgelerde askerlerin o kadar kolay ölümle kucaklaşmamaları gerekiyor.
Öyleyse niye o kadar çok asker ölmeye, niye bütün haber bültenleri cenaze görüntüleriyle açılmaya, bütün gazeteler ölüm manşetleriyle çıkmaya başladı?
Durun ve sorun...
Ne oluyor?
Gidip dağlardaki Kürt çocuklarını mı öldürmek istiyorsunuz?
Onlar da on yedi, on sekiz yaşında hatta on üç, on dört yaşında çocuklar, onlardan yüz tanesini, bin tanesini daha öldürmek sorunu çözecek mi gerçekten?
Kırk bine yakın genç insan öldü oralarda.
Sorun çözüldü mü?
Bu sorun, Kürt çocuklarının Türk çocuklarından ya da Türk çocuklarının Kürt çocuklarından daha fazla ölmesiyle çözülecek bir sorun mu?
Çocukların ölmesi sorunu çözmez.
Niye ölüyorlar o zaman?
Bunu sorun.
Niye ölüyorlar?
Ve, neden o ölümlerin acısıyla sizin bir at sürüsü gibi "amok koşusuna" çıkmanızı, kendiniz de yok olana kadar yok etmenizi istiyorlar?
Durun biraz.
Düşünün.
Ne oluyor?
Belki de Türklerle Kürtlerin ortak sorması gereken bir soru vardır.
Belki de şu soruyu ortaklaşa sormak gerekir.
"Dostum gözükenler gerçekten dostum mu, benden gözüken gerçekten benden mi?"
Yoksa bazıları kendi güçlerini sürdürebilmek, bizi acıyla beslenen bir çılgınlığa sürüklemek için birbirlerine düşman gözükerek elele mi veriyor?
Başkalarının cevaplarına, size sunduğu hazır kalıplara sarılmanız gerekmiyor.
Önce kendi sorularınızı bulun.
Yeni sorular bulun.
Unutun Türk olduğunuzu, unutun Kürt olduğunuzu.
Sizler, çocukları ölen insanlarsınız.
Çocuklarınızın niye öldüğünü sorun.
Ve şunu sorun.
Çocuklar ölmeden bulunabilecek bir çözüm yok mu gerçekten?
Tek çözüm daha fazla çocuğun ölmesi mi?
Çözümün bu olduğuna inanıyor musunuz?
içinize doldurulan nefret, tek çözümün daha fazla çocuk öldürmek olduğunu düşündürse de size, siz kendinize şunu sorun:
Ben, sadece nefretten ibaret biri miyim?
Nefretten başka duygunuz kalmadıysa eğer, o zaman da diğer duygularınıza ne olduğunu, o duygularınızı kimin öldürdüğünü merak edin.
Bir düşünün.
Bizim ülkemizin eteklerinde başlayan kutsal Mezopotamya, Şii-Sünni, Müslüman-Hıristiyan, Yahudi-Müslüman kavgalarıyla, güç çekişmeleriyle, geniş topraklara yayılma planlarıyla, enerji kaynaklarına sahip çıkma hesaplarıyla, toprağından kan fışkıran bir cehenneme dönmüş.
Bu topraklarda yaşayan insanlar, yeni bir çağa ayak uyduramamanın, gelişmelere uyum sağlayamamanın bedelini değişik görünümlerdeki savaşlarla, ölümlerle ödüyorlar.
Birbirlerinin insan olduğunu unutmuşlar.
Başkalarının insan olduğunu unutmanın kaçınılmaz sonucunun, kendi insanlığını unutmak olacağını da unutmuşlar.
Bir kan bulamacının içinde daha çok, daha çok öldürmek için ölüyorlar.
Biz, böyle bir bulamaca batmak zorunda değiliz.
Derin bir tarihimiz, büyük bir nüfusumuz, etkileyici bir enerjimiz var, dünyada kendimize saygıdeğer bir yer bulmak için çok önemli adımlar atıyoruz, üretebiliyoruz, mutlu ve zengin olmak için önümüz açık.
Gelişmiş bir dünya bizi kabule hazırlanıyor.
Ve, sanki kolları her yerde bulunan, vantuzları her ırkın rengini taşıyan dev bir ahtapot bize sarılarak yolumuzdan çevirmeye, o korkunç bataklığa çekmeye uğraşıyor.
Bizi, cehenneme götürecek yolun taşları nefretten döşeniyor.
Bir Türk öldüğü için sevinen her Kürt, bir Kürt öldüğü için sevinen her Türk, kendini de toplumunu da çıkışı olmayan kanlı bir kuyuya atmak isteyenlere yardım ediyor.
Durun ve düşünün.
Bunu istiyor musunuz?
Bütün Türkler şunu bilmeli ki, ölen her Kürt çocuğu daha fazla ölü Türk çocuğu demektir.
Bütün Kürtler şunu bilmeli ki, ölen her Türk çocuğu daha fazla ölü Kürt çocuğu demektir.
Amacınız bu mu?
Başkalarının çocuklarını öldürerek kendi çocuklarınızı öldürtmek mi?
Bir Amok koşucusu gibi koşuyorsunuz.
Durun ve düşünün.
Sizden olan sizden mi gerçekten?
Bütün Türkler ve bütün Kürtler, bir düşünün, çocuklarınızın ölmesi gerektiğini söyleyenler "sizden" mi, dostlarınız mı onlar?
Dostlarınızı, çocuklarınızı ölüme gönderenlerin arasından mı seçiyorsunuz?
Size yalan söylüyor olabileceklerini hiç aklınıza getirmiyor musunuz?
Her ırktan çocuğun birlikte mutlu yaşama ihtimali olabileceğini hiç mi düşünmüyorsunuz?
Siz hayatınızı acı içinde geçirdiğiniz için çocuklarınız da mı hayatı acı içinde, ölümün kapısında geçirsinler?
Kendi hayatınızda çektiklerinizin intikamını kendi çocuklarınızdan mı alacaksınız?
Düşman mısınız siz çocuklarınıza?
Çılgın bir at sürüsü gibi kendi sesinizden, kendi gürültünüzden ürkerek size kurulmuş tuzağa dört nala koşuyorsunuz.
O tuzakta sizi neyin beklediğini biliyor musunuz?
Kendi ölü çocuklarınız bekliyor sizi orada.
Koşacak mısınız oraya?
Bir Amok koşucusu gibi koşacak mısınız?
Durun biraz ne olur...
Durun biraz.
Bir düşünün...
ilerde bir başka Nazım Hikmet de şöyle bir şiir mi yazsın istiyorsunuz.
"Kapıları çalan benim, kapıları birer birer
Gözünüze görünemem, göze görünmez ölüler
Güneydoğu'da öleli oluyor bir on yıl kadar
Yirmi yaşında bir çocuğum, büyümez ölü çocuklar"
Bu şiiri yazdıracak mısınız bir daha?
Şimdi kapınızın önünde oynayan şu yaramaz oğlanlar yarın "göze görünmez ölüler" mi olacaklar?
Çocukları kurtarmak mümkün...
Kurtarın onları....
Kapınıza gelenlere, ister Türk olsun ister Kürt, bir sorun, "çocuğumu ne yapacaksın" diye, onları yaşatacak olanlar dostlarınızdır, ölüme gönderecek olanlar düşmanlarınız.
insanın dostu çocuğunu öldürtmez çünkü.
Hele onları yaşatmak mümkünken.
Hiç unutmayın böyle çılgınca koştuğunuz yerde sizi bekleyenler ölü çocuklarınızdır.
Ve, göze görünmez ölüler.
Hiç görünmezler...
Ölüdür onlar...
Ölü...
Durun biraz...
Siz durun ki...
Kurtulsun ölü çocuklar...
ahmet altan
Sizler, çocukları ölen insanlarsınız.
Çocuklarınızın niye öldüğünü sorun.
Ve şunu sorun.
Çocuklar ölmeden bulunabilecek bir çözüm yok mu gerçekten?
Delirdiniz mi siz? Çıldırdınız mı? Kışkırtılmış bir at sürüsü gibi, birbirinizin sesinden, gürültüsünden, dokunuşundan ürkerek, size kurulmuş bir tuzağa doğru dörtnala koşuyorsunuz...
Nereye koşuyorsunuz?
Ne yapmaya?
Durun biraz... Bir soluklanın.
Sakinleşin.
"Amok koşucusunu" biliyor musunuz?
Sıcak ülkelerde bir adam aniden elinde bir silahla koşmaya başlar, rastladığı herkesi öldürür, hiçbir ayrım yapmadan, görünür hiçbir nedeni olmadan...
Bu "amok koşusu"dur ve koşucu öldürülene kadar sürer.
Önceleri bunun tamamen nedensiz olduğu sanılırdı.
Daha sonra, bunun bir intihar biçimi olduğu, kimseye açıklayamadığı dertleri olan insanların kendi ölümlerine, başkalarını öldürerek koştukları anlaşıldı.
Bir "amok koşucusu" olmak istiyor musunuz?
Durup bir düşünün önce.
Siz mi koşuyorsunuz yoksa sizi mi koşturuyorlar?
Dünyanın en acıklı ve tehlikeli şeylerinden biri, bir başkasının planına uygun bir ruh halini benimsemek, başkasının kararına, bunun başkasının kararı olduğunu bile fark etmeden boyun eğmek, başkasının belirlediği bir hedefe doğru soru bile soramadan koşmaktır.
Durun...
Ve, sorun önce.
Ne oluyor?
Niye bu kadar çok ölüm var?
Kırmızı bayraklı tabutlarla evlerine gönderilen o genç askerlerin ölümünün Kürt halkına bir yararı yok, hiç kimse on genç çocuk daha öldü diye mutlu, özgür, zengin bir hayata kavuşmayacak.
Kim öldürüyor o zaman o genç askerleri ve niye öldürüyor?
Bütün sınırları, geçitleri, dağ yolları termal kameralarla denetlenen, uzun yıllardan beri silahlı grupların sızamadığı o bölgelerde askerlerin o kadar kolay ölümle kucaklaşmamaları gerekiyor.
Öyleyse niye o kadar çok asker ölmeye, niye bütün haber bültenleri cenaze görüntüleriyle açılmaya, bütün gazeteler ölüm manşetleriyle çıkmaya başladı?
Durun ve sorun...
Ne oluyor?
Gidip dağlardaki Kürt çocuklarını mı öldürmek istiyorsunuz?
Onlar da on yedi, on sekiz yaşında hatta on üç, on dört yaşında çocuklar, onlardan yüz tanesini, bin tanesini daha öldürmek sorunu çözecek mi gerçekten?
Kırk bine yakın genç insan öldü oralarda.
Sorun çözüldü mü?
Bu sorun, Kürt çocuklarının Türk çocuklarından ya da Türk çocuklarının Kürt çocuklarından daha fazla ölmesiyle çözülecek bir sorun mu?
Çocukların ölmesi sorunu çözmez.
Niye ölüyorlar o zaman?
Bunu sorun.
Niye ölüyorlar?
Ve, neden o ölümlerin acısıyla sizin bir at sürüsü gibi "amok koşusuna" çıkmanızı, kendiniz de yok olana kadar yok etmenizi istiyorlar?
Durun biraz.
Düşünün.
Ne oluyor?
Belki de Türklerle Kürtlerin ortak sorması gereken bir soru vardır.
Belki de şu soruyu ortaklaşa sormak gerekir.
"Dostum gözükenler gerçekten dostum mu, benden gözüken gerçekten benden mi?"
Yoksa bazıları kendi güçlerini sürdürebilmek, bizi acıyla beslenen bir çılgınlığa sürüklemek için birbirlerine düşman gözükerek elele mi veriyor?
Başkalarının cevaplarına, size sunduğu hazır kalıplara sarılmanız gerekmiyor.
Önce kendi sorularınızı bulun.
Yeni sorular bulun.
Unutun Türk olduğunuzu, unutun Kürt olduğunuzu.
Sizler, çocukları ölen insanlarsınız.
Çocuklarınızın niye öldüğünü sorun.
Ve şunu sorun.
Çocuklar ölmeden bulunabilecek bir çözüm yok mu gerçekten?
Tek çözüm daha fazla çocuğun ölmesi mi?
Çözümün bu olduğuna inanıyor musunuz?
içinize doldurulan nefret, tek çözümün daha fazla çocuk öldürmek olduğunu düşündürse de size, siz kendinize şunu sorun:
Ben, sadece nefretten ibaret biri miyim?
Nefretten başka duygunuz kalmadıysa eğer, o zaman da diğer duygularınıza ne olduğunu, o duygularınızı kimin öldürdüğünü merak edin.
Bir düşünün.
Bizim ülkemizin eteklerinde başlayan kutsal Mezopotamya, Şii-Sünni, Müslüman-Hıristiyan, Yahudi-Müslüman kavgalarıyla, güç çekişmeleriyle, geniş topraklara yayılma planlarıyla, enerji kaynaklarına sahip çıkma hesaplarıyla, toprağından kan fışkıran bir cehenneme dönmüş.
Bu topraklarda yaşayan insanlar, yeni bir çağa ayak uyduramamanın, gelişmelere uyum sağlayamamanın bedelini değişik görünümlerdeki savaşlarla, ölümlerle ödüyorlar.
Birbirlerinin insan olduğunu unutmuşlar.
Başkalarının insan olduğunu unutmanın kaçınılmaz sonucunun, kendi insanlığını unutmak olacağını da unutmuşlar.
Bir kan bulamacının içinde daha çok, daha çok öldürmek için ölüyorlar.
Biz, böyle bir bulamaca batmak zorunda değiliz.
Derin bir tarihimiz, büyük bir nüfusumuz, etkileyici bir enerjimiz var, dünyada kendimize saygıdeğer bir yer bulmak için çok önemli adımlar atıyoruz, üretebiliyoruz, mutlu ve zengin olmak için önümüz açık.
Gelişmiş bir dünya bizi kabule hazırlanıyor.
Ve, sanki kolları her yerde bulunan, vantuzları her ırkın rengini taşıyan dev bir ahtapot bize sarılarak yolumuzdan çevirmeye, o korkunç bataklığa çekmeye uğraşıyor.
Bizi, cehenneme götürecek yolun taşları nefretten döşeniyor.
Bir Türk öldüğü için sevinen her Kürt, bir Kürt öldüğü için sevinen her Türk, kendini de toplumunu da çıkışı olmayan kanlı bir kuyuya atmak isteyenlere yardım ediyor.
Durun ve düşünün.
Bunu istiyor musunuz?
Bütün Türkler şunu bilmeli ki, ölen her Kürt çocuğu daha fazla ölü Türk çocuğu demektir.
Bütün Kürtler şunu bilmeli ki, ölen her Türk çocuğu daha fazla ölü Kürt çocuğu demektir.
Amacınız bu mu?
Başkalarının çocuklarını öldürerek kendi çocuklarınızı öldürtmek mi?
Bir Amok koşucusu gibi koşuyorsunuz.
Durun ve düşünün.
Sizden olan sizden mi gerçekten?
Bütün Türkler ve bütün Kürtler, bir düşünün, çocuklarınızın ölmesi gerektiğini söyleyenler "sizden" mi, dostlarınız mı onlar?
Dostlarınızı, çocuklarınızı ölüme gönderenlerin arasından mı seçiyorsunuz?
Size yalan söylüyor olabileceklerini hiç aklınıza getirmiyor musunuz?
Her ırktan çocuğun birlikte mutlu yaşama ihtimali olabileceğini hiç mi düşünmüyorsunuz?
Siz hayatınızı acı içinde geçirdiğiniz için çocuklarınız da mı hayatı acı içinde, ölümün kapısında geçirsinler?
Kendi hayatınızda çektiklerinizin intikamını kendi çocuklarınızdan mı alacaksınız?
Düşman mısınız siz çocuklarınıza?
Çılgın bir at sürüsü gibi kendi sesinizden, kendi gürültünüzden ürkerek size kurulmuş tuzağa dört nala koşuyorsunuz.
O tuzakta sizi neyin beklediğini biliyor musunuz?
Kendi ölü çocuklarınız bekliyor sizi orada.
Koşacak mısınız oraya?
Bir Amok koşucusu gibi koşacak mısınız?
Durun biraz ne olur...
Durun biraz.
Bir düşünün...
ilerde bir başka Nazım Hikmet de şöyle bir şiir mi yazsın istiyorsunuz.
"Kapıları çalan benim, kapıları birer birer
Gözünüze görünemem, göze görünmez ölüler
Güneydoğu'da öleli oluyor bir on yıl kadar
Yirmi yaşında bir çocuğum, büyümez ölü çocuklar"
Bu şiiri yazdıracak mısınız bir daha?
Şimdi kapınızın önünde oynayan şu yaramaz oğlanlar yarın "göze görünmez ölüler" mi olacaklar?
Çocukları kurtarmak mümkün...
Kurtarın onları....
Kapınıza gelenlere, ister Türk olsun ister Kürt, bir sorun, "çocuğumu ne yapacaksın" diye, onları yaşatacak olanlar dostlarınızdır, ölüme gönderecek olanlar düşmanlarınız.
insanın dostu çocuğunu öldürtmez çünkü.
Hele onları yaşatmak mümkünken.
Hiç unutmayın böyle çılgınca koştuğunuz yerde sizi bekleyenler ölü çocuklarınızdır.
Ve, göze görünmez ölüler.
Hiç görünmezler...
Ölüdür onlar...
Ölü...
Durun biraz...
Siz durun ki...
Kurtulsun ölü çocuklar...
ahmet altan
seçimden sonra sözlükde yaşanan kaos için yazarlara sesleniyorum.
(bkz: durun artık).
(bkz: durun artık).
sürekli birbirlerinin kutsal saydığı kişiler üzerinden birbirine saldıran, çemkiren yazarlar için sarfettiğim söz. durun lan biraz, insan olun biraz, büyüyün biraz!
Gündemdeki Haberler