bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    Hissedilendir. ilerideki hayatını hissedersin belki de. Belki de şu anki hislerini canlandırırsın. Yürürsün saatlerce. Eve gidersin. Sessizlik karşılar seni. Atarsın anahtarlığı bir kenara. Gider çay demlersin. Televizyonu açarsın ki ses çıksın. Oturursun koltuğa bir sigara yakarsın. Bir tane kimi keser ki. Bir tane daha yakarsın. Ketılın sesini duyarsın sonra. Gidip çayın üstüne sıcak su koyarsın sonra. Daha sonra bakarsın saate. Maç vardır bir saat sonra. Gider bir bira alırsın. Çünkü maç ile iyi gider diye düşünürsün. Cips, maç, bira, patlamış mısır belki, sigara ve iki saatlik bir keyif. Keyif de denemez aslında. Zaman geçirmek. Yanında laptop öylece durur. Televizyon da ve tabi ki izleyen de. Sehpada bira, sigara, küllük, cips falan hepsi öylece durur. Temizlemezsin de maç bittiği gibi dışarı çıkarsın hava almak için. Güzeldir hava soğuk değildir. Denize azıcık bakıp yine evin yolunu tutarsın. Gece olmuştur artık. Yine aynı senaryo. Çay, sigara, televizyon, laptop. Çay ve sigara elin boş kalmasın diyedir. Diğerleri de kulakların ve gözlerin boş kalmasın diyedir. Gecenin bir vakti uyumak için koltuğa geçip sızmak istersin. Ama eskisi gibi sızamıyorsundur. Ama uyursun sabah nasıl uyuduğunu bir türlü hatırlayamadığın. Ben buna durum hissi diyorum. Bi duruma kendini koymak. Durum üzerinden hissetmek.
    9 -2 ... farisa
  2. 2.
    Eski bir radyoda eski bir türkü. Peyniri yiyorum. Peyniri dinliyorum. Beynim kusmak istiyor tüm pirinçleri. pirinç değil onlar karınca. Ağlıyorum. Gözyaşlarım bulut. Çekiyorum. Denizim. Su içiyorum. Bir insanla aynı evde yaşamaya katlanamam. Kendime katlanamıyorum. Klozete oturmuş sigara içiyorum. Şiirler yazıyorum merdivenin üstünde. Bir okulun bir bankının vidasını söküyorum ve o kayboluyor. Denize tükürüyorum o beni üzüyor. Elimde kalem bir şeyler karalıyorum. Bana küvet getirin. Bir saatlik küvet zevkimi unutamıyorum. Dışarıda bisiklet sürenler. içeride atari de mario oynama zevki. Yemek yemekten utanıyorum. Kendime küfrediyorum. Patates kızartması yerken hüzünleniyorum. Hücremden duygular çekiliyor. Gecenin bir saati müzik dinliyorum. Bir poster aklıma geliyor. Bir mahalle arası. Bir şişe şarap yorgan arası. Dans ediyorum. Otogarda bilmem hangi saat bir insanın derdini dinliyorum. Güzel bir kahvaltı sanki her şey sanıyorum. Saat sabahın altısında dizi izliyorum. Ezan okunmuş. Yüzümü yıkıyorum. Birine küfrediyorum. Açıp masal okuyasım yok. Soğukta üşüyorum. Sahilde gelip geçenler. Herkes sohbet halinde. Ben markete giriyorum. Ne marketi be düpedüz soygun yeri burası. Bir litre su bir lira mı olur? Kasiyerde suç yok. Hep bisiklet sürenler gıcığıma gider. Benim bisikletim bodrumda durur. Ben onu öpmek isterim ama benim orospu ruhum o pis olduğundan iğrenir. Sanki ben çok temizmişim gibi. Uyusam. Peynir görsem. Peynir bozulmuş olsa. Ben peynirimin markasını değiştirsem. Bulaşıklar yıkanmış olsa.
    4 -2 ... farisa
  3. 3.
    Boyanmış bir kutu.
    Eski bir radyo.
    Boyanmış bir kutunun içindeki başka bir radyo.
    Akvaryum.
    Küçük odayı kaplayan kahverengi bir masa.
    Sakin bir tuvalet odası.
    Halı.
    Bir adet defter.
    Bir tane saksı.
    Yine bir tane dikiş makinası.
    Limon.
    Tüplü televizyon.
    Fındık çuvalı.
    Duvarlara karikatür yapıştırmak.
    Balkon.
    Koltuk.
    Çiçekler.
    Sabah kalkmak.
    Kahvaltı.

    Akşam.

    Gece.
    Uyku.

    Yarın olup kalkmak.
    3 ... farisa
  4. 4.
    Hava buz gibidir, eksi derecelerde.Rüzgarın vücuduna değdiği her yer adeta kesiliyordur sanki.Üşümeyi de aşmışsındır artık, bambaşka bir boyuttasındır.Karlara bata çıka gidersin.Yorucu bir yolculuktan sonra evine varırsın.Kapıdan girdiğin an o sıcaklık sarar seni kollarına.Kasılmış vücudun rahatlar yavaş yavaş.Pencereden baktığında gri bir manzara görürsün.Akşam yaklaşıyordur yavaş yavaş ama sen odanın ışığını açmazsın.Güneşin parkelerin üstünden nasıl silinip gittiğini izlersin pencerenin önünde.Bir sıcak çikolata yaparsın kendine, geceyi beklersin.
    5 ... petit beurre
  5. 5.
    Uyudum. Uyandım. Cumartesi gecesi alt kata misafir gelmiş de ben televizyon izliyormuşum gibi bir his. Kussam geçer mi? Ölüm mü ki bu geçsin. Şiir karalasam kelimeler elimden tutup çekse beni. Su içsem o beni içse. Ulan özgürlük nerede? Beyin yeme tiyatrosuna mı gitsem? Yok be korkarım. Balkona çıksam. Hangi balkona ama? Farkeder mi? Eder. Akşamın bir vakti parka gitsem bir balonu patlatsam ne olur acaba? Ne olacak bir sigara içer eve dönerim sonra. Duş alsam, aldıktan sonra koltuğa uzansam, kelebek elime konsa. Ben balkonda yatamam. Hiç yatmadım. Balkonda otursam karşı binadaki balkondan okey taşı sesleri gelse. Ben sigara içip kitap okusam. Kitabım sahnelenmek için yazılmış olsa ben bir ip bulup onu kessem. Bağırsam karşıdaki okey taşı sesleri kesilir mi acaba? Çayıra doğru baksam. Köpekler bana balon getirse. Ama köpekler balon getirirken dişleriyle patlatmasınlar diye balonların içinde okey taşı olsa. Siyah 8. Okey taşını alıp karşı balkona atsam. Birinin kafasına gelse ve kafası kanasa. Hastaneye gitseler ve orada okey oynasalar. Beynini düşürmüş meğerse kafası yarılan adam. Ama onlar hastanede. Ben ise beyin tiyatrosu izliyorum locadan. Geldiler gecenin bir yarısı mahalleye. Bana teşekkür ettiler hastanede oynamalarına sebep olduğum için. Önemli değil dedim. Televizyonunuz açık kalmış salonda. Balkondan onu izliyordum bende. Beyniniz de yerde. Apar topar tekrar hastaneye gitseler. Beynini taksalar. Takdılar. Bir daha geldiler mahalleye. Televizyonun dedim biraz daha sesini açın. Ama o zaman okey sesini duyamam. 10 dan 11 e geldi ses seviyesi. Misafirler gitti. Saat gecenin 3 ü. Ama ben siyah 8 atmıştım. Balkonda yıkanmaya başladım. Okey taşı sesini duyamıyorum su sesinden. Neden balkon en çok çay vakitlerinde kartpostallıktır? Ben elime kağıt kalem alsam. Kalemi kağıdın içine sarıp karşı balkona atsam. Onlar oyunlarına devam etseler hiç umursamadan. Yarım saat sonra açıp baktıklarında bana seslenseler. Çay fırlatsam onlara. içseler. Gelin ben de oynayın böyle üstünüz başınız çay oluyor hem içemiyorsunuz da desem. Tamam deseler. Kapıyı açmasam. Kapımın arkasında oynasalar. Seslerini duysam. Onlarla sohbet etsek kapı engelinden. Bir komşu rahatsız olsa seslerden. gidin başka kapıda oynayın dese. Kapıyı açsam içeri davet etsem onları. Bir tanesi kussa lavaboya. O kusmuğa bakıp ben de kussam. Balkonda onları izlesem. Şiir söylesem. Köpek havlasa. Televizyonlarını açık unutmuşlar ama kumandayı alıp gelmişler. Radyoyu açsam. Müzik çalsa. okeyi kaybeden çift kusmuk olan lavaboları temizlese. Saat beşe gelse. Çöpçüler mahalleye uğrasalar sabahın erken vaktinde. Onlar uyurken balkonumda, ben okey taşlarını balkondan çöp arabasının içine atsam. Siyah 8 hariç. Sonra uykum gelse. Uyusam. Uyansam.
    8 -3 ... farisa
  6. 6.
    Bazen de hissedememek...
    Mesela oturuyorsun masanın başına ve gelmiş geçmiş en iyi yazarsın. Tarih seni kayda geçmek için sabırsızlanıyor ama sen duygularını yitirmiş bir şekilde sadece oturuyorsun. Saat 23:47. Çocuklar uyuyor yan odada. Sessiz olmak zorundasın ve istesen bile sessizsin istemesen bile... iki eksik 18 tam paketten bir sigara daha eksiltiyorsun. Ömrünü eksiltiyorsun. Böyle yaşıyorsun. Yanmayan çakmakla savaşından yenik bir şekilde ayrılıyorsun. Evi keşfetmek ve başka odalara gitmek farz oluyor. Duygusuzluk tüm bedenine hakim olmuş ve yeniksin. Kocaman bir kaybedenin acısını daha yeni yeni hissediyorsun. Tütün bile sana boyun eğmiyor ve kendini yakarak yok ediyor. Sen elini uzatma zahmetini bile göstermiyorsun. Dudakların sana küsüyor, nefes borun ve de ciğerlerin. Masanın üzerinde duran kitabın da...
    Yan oda da çocuklar uyuyor. Son nefeslik sigarayı ağzına götürüyorsun bir umutla ama dudaklarını yakıyorsun. Çünkü kaybetmek bunu gerektiriyor. Su bile içmeyecek kadar yenilgiyi içine işletmişsin. Umudun olmadığı için işte tam da o an düşünmeyi kesiyorsun. Duvardaki saate kafanı kaldırıp "tamam" demek...
    7 ... 30 yas bunalimi
  7. 7.
    Dünyadaki bütün dondurma çeşitlerini yemenin vermiş olduğu bir iç rahatlık ve ata binmemiş olmanın verdiği bir hüzün var içimde. Durumum, yorgun olan ruhun ve bedenin hızlı bir çarpışmanın etkisiyle sevişmiş kadar donuk. Dış dünyam benden bağımsız, doğal gazın açık olduğunu gösterir gibi sesler çıkaran bir havaya ev sahipliği yapıyor. annem yok, babam yok, kardeşlerim yok... sevgili çocuklarım benden habersiz gökyüzünü ziyarete gittiler. Desenleri sayıyorum. Sarı, mor, beyaz, sarı, mor, beyaz... Siyah. Çenemi kaşıyorum bir şey bulacakmışım gibi. Oysaki çenemde hiçbir şeyimi kaybetmedim. Ne aradığımızı bilmiyoruz ben ve ellerim. Kuşlar dışarda sanırsam beni çağırıyorlar. Ama kulaklarım bunu umursamıyor. Ardından yazmak, yazmak ve yazmak...
    11 ... 30 yas bunalimi
  8. 8.
    Adım amerika. Yürüyorum yaz vakti bir başıma bozkırlarda. Önümde koskocaman ay ve ona ulaşmaya çalışıyorum. Kulağımda kulaklık ve kalbimde hüzünle. ah bir fransaya gidebilsem. Orada aşk iyi yaşanır derler ve orada sevdiğim kadın yaşıyor. Onu seviyorum.

    Adım fransa. Paris'te bir balkonda oturuyorum. Müzik eyfel kulesini daha güzel gösteriyor bana. Belki de şarabın etkisi de olabilir bilmiyorum. Tek isteğim mutlu olmak. Nice şehrinde yaşardım ama işimi ve yerimi değiştirerek parise geldim. Bir sevgilim var amerikada. Ama ben her gece başkalarıyla sevişiyorum. Mutluluk bedendedir belki diye hep orgazm olmaya çalıştım oldum da ama mutlu olamadım. Belki de mutluluk yoktur ne dersiniz?

    Adım iran. Mutsuz bir kızım. Ailem genç yaşta evlendirmeye çalışıyor beni. Ama kaçacağım buralardan. Tehlikeli ama özgürlüğüm uğruna feda olsun her şey. Annem fransız babam iranlı. Babam pek serttir ve beni her gün döver. Tamam yalan söyledim her zaman dövmez. Ama evde mutlu değilim. Türkiye'ye gidicem ve istanbul'da yaşayacağım. Belki annemle fransa'ya giderim ama türkiye'ye kaçtıktan sonra.

    Adım fildişi sahilleri. Ben afrika'dayım. Afrika bende. Bizim buralarda beyazları sevmezler. Ben severim. Tam bir çikolata rengindeyim ve insanlar çikolatayı severler ama siyahi renkteki insanları sevmezler. Üzücü bir şey bu. Açlık burada doğaldır ama ben doğallığa bu yüzden karşıyım. Renkli tenimden başka renkli elbiseler giymeyi çok severim. Şapka mı göstereyim mi sizlere? Bu arada Türkiye'ye gitmek istiyorum.

    Ben türkiye. Buradan sıkıldım. Sıkıldım anlıyor musunuz? Çok seviyorum vatanımı. Ailemi de bırakmak istemiyorum ama sıkıldım anlıyor musunuz? Bunaldım. Uçurtma yapıp erzurum'daki arkadaşıma vereceğim ondan sonra siktirolup gidecegim avustralya'ya.

    Ben japonya. Asya'nın parlak ülkesindeyim. Amerika ikinci ülkem. Amerika'da akrabalarım vardır 26.caddede ve manavlık yaparlar. Oraya gitsem iyi olur mu geleceğim için sizce? Amerika ile nice şehrinde tanıştık ve bildiğin aşık fransa'ya. O da giderse naparım ben orada tek başıma.

    Ben avustralya. Ölümcül böceklerin olduğu bir memleketteyim. Yalnızım bu kıta gibi. ismim avusturya'ya benziyor ve ben isviçre'ye gitmek istiyorum. Kangurular zıplasa aya. O aydaki amerika olsam. Ve türkiye'yle evlerimiz yanyana olsa. Bana mangal yapsa.

    Ben dünya. Boşluğa karışmak istiyorum içimde yaşayan insanlar mutsuz oldukça. Mutsuz insanlar için zaman durur derler. Zamanı durduruyorum onlar mutsuz oldukça. Dönesim gelmiyor.

    Ben canlı. Ben insan. Ben ben.
    Amerika, avrupa, afrika, asya, avustralya, antarktika. Ben kıta. Ben mutsuz. Ben konuşan. Ben dinleyen. Üst komşum hayvan. insan konuşan bir hayvandır. Ben hayvan. O hayvan. Ben paris. Ben uçurtma. Ben müzik. Ben müzik dinleyen kulak. Kulağın içindeki östaki borusuyum ben. Ben gece. Ben gündüz. Ben dünya. Her insan bir dünyadır. Ben durum. Ben hissetmek.
    5 -2 ... farisa
  9. 9.
    Kemal Tahir in devlet anası olmak nedir bilir misiniz? Ben bilirim. Devlet ana olmak "bir maniniz yoksa annem size gelecek" kitabının kollarına sığınmaktır. Ayfer tunç a yakın olup kitaplığın ikinci katından aşağıya doğru baktığınızda bir mandal tanesine yüzyıllık yalnızlık beslemektir márguez in gözünden. Beslersiniz de. Çünkü aziz nesin kadar duyarlısınız ve hayvan deyip de geçme eylemini gerçekleştiriyorsunuz. Eğer ben 5 katlı bir kitaplıkta bir kitap olma onuruna nail olsaydım alexandra nın leyla' sı olmak isterdim. Gri, sessiz ve hüzünlü. işte o zaman sunay akın beni geyikli park' a götürürdü. Bir kitabı mutlu etmek de bunu gerektirir.
    Hiçbir mavi anahtarlık bir kitabın mutsuzluğuna tanık olmak istemez. Belki buna kalbi dayanamayacağı için üstünde sürekli sarı, pembe, mor renklerdeki anahtarları taşıyor yeşil renkli namus gazı nın yanında.
    Mevlana 656 yılında değil de 2016 yılında mesnevi yazsaydı içinde bana dair edilen küfürler barındırırdı. Şimdi sorarız sana ben ve robin sharma; sen ölünce kim ağlar mevlana?
    Mevlana öldü ve ben babil in kervan taciri oldum. Zeki bey bana yiyemeyeceğin muzu soyma dedi. Haklıydı çünkü adam zeki ve coşkun du. Kayahan olması da cabası.
    Şu ses üst raftan geliyor: " bu vatan böyle kurtuldu." Sese kulak verip bir an kendimi erol toy un ilk kırılmasının kollarında buluyorum. derken ulustan devlete, obadan ulusa gidiyorum. Ne tuhaf. Ciltlerim de var. 1, 2, 3...
    Karınca huzura varınca yazarını tanımazmış. Gerçi ben de hala dursun gürlek beyi tanımıyorum. Yeni bir kitabın yazarı o. Çok sessiz. Belli ki mevlana nin bulamadığı huzuru bulmuş. Ah mevlana ruhun şad olsun, mekanın cennet. Ama unutma! Unutulanlar dışında yeni bir şey yok. Yani öyle diyor osman Pamukoğlu. Sonra insan ve devlet diyor, ey diyor, vatan diyor. Anlayacağın bu adam baya baya konuşuyor.
    Neyse Mevlana. Ben dede korkut un kucağında uyumaya gidiyorum. Ne de olsa o da belli değil ben de...
    13 ... 30 yas bunalimi
  10. 10.
    Kokuyorum. Bir leş nasıl kokuyorsa öyle kokuyorum. Siz hiç kapalı ayakkabının içine kalın çorap giydiniz mi? Eminin ki giymişsinizdir. işte ben o kokan kalın çorabın ta kendisiyim. Sıcaktan dolayı beni ıslatan ayak ıslattığı yetmiyormuş gibi bir de üzerime 2 saniyede bir basıyor. Dilim yok ki dur diyeyim. Çaresiz eve kadar katlanacağım ona, ardından evdekiler bana katlanacaklar. biraz ileride bana bir taş parçası eşlik ediyor. Aslını söylemek gerekirse taşları hiç sevmem. Çünkü eşimin ölümüne sebep olduğunu biliyorum. Şimdi tanımadığım tekim diğer ayakta benim gibi eve gitmeyi bekliyor.
    Bu tam yanıma, yani koynuma sokulan taş siyahtı. Simsiyah. sanki gözü doymamış da beni de öldürmeye gelmiş gibi bakıyor. Öyle de oldu. Önce yavaş yavaş canımı yakmaya başladı. Dedim ya dilim yok benim. Bağıramıyorum, nefes alamıyorum. ilk defa nefes alamıyordum. Belki de bu tanrının öc alma biçimiydi. Ben ki bu zamana kadar insanların nefesini o kokuşmuş bedenimle kestim. Şimdi şu ufacık taş parçası da benim nefesimi kesiyordu. Ve kesti. Delinmişti boğazım ve hızlı bir biçimde ölüyordum. Eve gittiğimizde beni çöpe gömdüler...
    20 ... 30 yas bunalimi
kapat