bugün
- ölümden korkuyor musunuz11
- flört etmeyen liberter öğretmen3
- queen feristah15
- hiç bir diktatör iç savaş çıkarmadan gitmez10
- ayı dövmenin aslında zor olmaması10
- mazotun yarım litresi 50 tl25
- bir bela geliyor29
- erkeklerin her konuşmayı flörte bağlaması6
- işiniz gücünüz yok mu11
- fusya semsiyeli yabanci20
- gocu43
- bir kadın uğruna hayatını değiştirmek5
- hafızayı sildirmek6
- ayıyla güreşmek7
- gecenin şarkısı18
- masada aniden ayağa kalkıp şiir okuyan erkek8
- karı diyen öküzleri gırtlaklama isteği10
- bir kadından hoşlanmak3
- sözlükte en çok sevdiğiniz olay7
- sözlükten korkmak5
- matrix te yaşadığımız gerçeği4
- açık oylayan favlayan msj atan nickaltı giren kız6
- arkadaşlar çabuk buraya bakın5
- zalbert ramstein4
- melatonin2
- insanları imcitmeyi havalı bir şey sanan ibneler6
- erkekler neden evlenmek ister15
- eve gelen escorta lahmacun söylemek5
- uludağ itiraf15
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- apo'nun villası11
- arkadaşlar ben yine kilo aldım ya14
- kendin hakkında bir entry bırak9
- 195 kaslı pilot14
- uludağ sözlük evreni8
- gerçeğin önemi kalmadığı gerçeği3
- kürdü sevin21
- donald trump'un türk askerini övmesi10
- nervio12
- intihar düşüncesi2
- bilin bakalım ben kimin fakesiyim6
- izmirbeyefendisi'nin şemsiyeli olması6
- sözlüğün insanı dertlendirmesi5
- hasan atilla uğur14
- yağmurda ıslanınca murat kekilli ye benzeyen kız4
- para yok huzur var11
- arkadaşlar çok kırıcısınız6
- mazotun litresi 101 lira35
- heyt bea gocu mu5
- sevilen kişiden sevilen şarkıyı dinlemek2
ihtiyar dilenciler gibi ikiye bükülmüş, çuvalların altında
Dizleri birbine kenetlenmiş, cadı kadınlar gibi öksürerek, küfür ettik lağım deliğinin içinde,
Akıldan çıkmayan işaret fişeğinin ışıkları üstümüze düşünce arkalarımızı döndük
Ve yorgun adımlarla yürüdük uzak dinlenme kampımıza doğru.
Adamlar uygun adım yürüdüler uyurken. Çoğu potinlerini kaybetmişti
Fakat topallayarak yürüdüler, gözleri kanla dolu. Hepsi topal kaldı; hepsi kör oldu;
Sarhoştuk yorgunluktan; sağır, havayı delen hışırtılarına bile,
Yorulmuş, yarışta geçilmiş Elli-Dokuzluk top mermilerinin ardımıza düşen.
Gaz! ZEHiRLi GAZ!,çocuklar, Çabuk!---Kendinden geçmiş bir boş yere çabalama,
Hantal miğferleri tam zamanında yerine oturtmak için:
Fakat birisi hâla acı acı bağırıyor ve tökezliyordu
Ve çırpınıyordu sanki ateşe ya da kireç kuyusuna düşmüş gibi...
Loş, puslu pencere camlarının içinden ve yoğun yeşil ışıktan,
Altında gibi yeşil bir denizin, onu boğulurken gördüm.
Bütün rüyâlarımda, benim çaresiz görme gücümün önünde,
O bana doğru fırlar, eriyip akarak, nefessiz kalarak, boğularak.
Eğer bir toza dumana boğulmuş rüyâda sen de yavaşça yürüyebilseydin
Onu içine attığımız el arabasının arkasından
Ve baksaydın kıvranan beyaz gözlere onun yüzündeki,
Onun asılı duran yüzüne, sanki şeytan günahtan hastalanmış gibi;
Eğer duyabilseydin, her sarsılmada, kanı
Gargara edilip gelen köpükle laçkalaşmış ciğerlerden,
Kanser gibi tiksindirici, gevişi gibi acı
Masum dillerin üstünde berbat, tedavi edilemez yaraların,---
Dostum, söylemezdin o zaman bu kadar büyük bir zevkle
Bir çeşit umutsuz görkeme heveslenen çocuklara
Eski yalanı: Dulse et dekorum est
Pro patria mori.* *
Dizleri birbine kenetlenmiş, cadı kadınlar gibi öksürerek, küfür ettik lağım deliğinin içinde,
Akıldan çıkmayan işaret fişeğinin ışıkları üstümüze düşünce arkalarımızı döndük
Ve yorgun adımlarla yürüdük uzak dinlenme kampımıza doğru.
Adamlar uygun adım yürüdüler uyurken. Çoğu potinlerini kaybetmişti
Fakat topallayarak yürüdüler, gözleri kanla dolu. Hepsi topal kaldı; hepsi kör oldu;
Sarhoştuk yorgunluktan; sağır, havayı delen hışırtılarına bile,
Yorulmuş, yarışta geçilmiş Elli-Dokuzluk top mermilerinin ardımıza düşen.
Gaz! ZEHiRLi GAZ!,çocuklar, Çabuk!---Kendinden geçmiş bir boş yere çabalama,
Hantal miğferleri tam zamanında yerine oturtmak için:
Fakat birisi hâla acı acı bağırıyor ve tökezliyordu
Ve çırpınıyordu sanki ateşe ya da kireç kuyusuna düşmüş gibi...
Loş, puslu pencere camlarının içinden ve yoğun yeşil ışıktan,
Altında gibi yeşil bir denizin, onu boğulurken gördüm.
Bütün rüyâlarımda, benim çaresiz görme gücümün önünde,
O bana doğru fırlar, eriyip akarak, nefessiz kalarak, boğularak.
Eğer bir toza dumana boğulmuş rüyâda sen de yavaşça yürüyebilseydin
Onu içine attığımız el arabasının arkasından
Ve baksaydın kıvranan beyaz gözlere onun yüzündeki,
Onun asılı duran yüzüne, sanki şeytan günahtan hastalanmış gibi;
Eğer duyabilseydin, her sarsılmada, kanı
Gargara edilip gelen köpükle laçkalaşmış ciğerlerden,
Kanser gibi tiksindirici, gevişi gibi acı
Masum dillerin üstünde berbat, tedavi edilemez yaraların,---
Dostum, söylemezdin o zaman bu kadar büyük bir zevkle
Bir çeşit umutsuz görkeme heveslenen çocuklara
Eski yalanı: Dulse et dekorum est
Pro patria mori.* *
wilfred owen isimli çanakkle'de savaşmış bir askerin "the graves of gallipoli" isimli kitabındaki bir şiirdir... kitabı halen aramaktayım... ama bulamamaktayım... salak mıyım neyim?
wilfred owen'in bir şiiri. ismini dulce et decorum est pro patria mori (vatan için ölmek tatli ve serefli bir $eydir!) anlamına gelen horatius'un sözünden almıştır. 1917'de yazılmış, 1921'de şairin ölümü ardından basılmıştır.
şiir Wilfred Owen tarafından aslında Birinci dünya savaşının propagandacısı Jessie Pope bir mektup olarak yazılmış, daha sonra owen şiiri geniş bir kesime hitap edecek şekilde düzenlemiştir. şiirin sonunda "yalan" olarak nitelendirilen söz de savaşın anlamsızlığına vurgu yapmakta ve doğrudan Jessie Pope'a sert bir mesaj vermektedir.
şiirin orjinal dilindeki hali;
--spoiler--
Bent double, like old beggars under sacks,
Knock-kneed, coughing like hags, we cursed through sludge,
Till on the haunting flares we turned our backs
And towards our distant rest began to trudge.
Men marched asleep. Many had lost their boots
But limped on, blood-shod. All went lame; all blind;
Drunk with fatigue; deaf even to the hoots
Of tired, outstripped Five-Nines that dropped behind.
Gas! Gas! Quick, boys!–An ecstasy of fumbling,
Fitting the clumsy helmets just in time;
But someone still was yelling out and stumbling
And flound'ring like a man in fire or lime...
Dim, through the misty panes and thick green light,
As under a green sea, I saw him drowning.
In all my dreams, before my helpless sight,
He plunges at me, guttering, choking, drowning.
If in some smothering dreams you too could pace
Behind the wagon that we flung him in,
And watch the white eyes writhing in his face,
His hanging face, like a devil's sick of sin;
If you could hear, at every jolt, the blood
Come gargling from the froth-corrupted lungs,
Obscene as cancer, bitter as the cud
Of vile, incurable sores on innocent tongues,–
My friend, you would not tell with such high zest
To children ardent for some desperate glory,
The old Lie: Dulce et decorum est
Pro patria mori.
--spoiler-- http://en.wikisource.org/wiki/Dulce_et_Decorum_est
şiir Wilfred Owen tarafından aslında Birinci dünya savaşının propagandacısı Jessie Pope bir mektup olarak yazılmış, daha sonra owen şiiri geniş bir kesime hitap edecek şekilde düzenlemiştir. şiirin sonunda "yalan" olarak nitelendirilen söz de savaşın anlamsızlığına vurgu yapmakta ve doğrudan Jessie Pope'a sert bir mesaj vermektedir.
şiirin orjinal dilindeki hali;
--spoiler--
Bent double, like old beggars under sacks,
Knock-kneed, coughing like hags, we cursed through sludge,
Till on the haunting flares we turned our backs
And towards our distant rest began to trudge.
Men marched asleep. Many had lost their boots
But limped on, blood-shod. All went lame; all blind;
Drunk with fatigue; deaf even to the hoots
Of tired, outstripped Five-Nines that dropped behind.
Gas! Gas! Quick, boys!–An ecstasy of fumbling,
Fitting the clumsy helmets just in time;
But someone still was yelling out and stumbling
And flound'ring like a man in fire or lime...
Dim, through the misty panes and thick green light,
As under a green sea, I saw him drowning.
In all my dreams, before my helpless sight,
He plunges at me, guttering, choking, drowning.
If in some smothering dreams you too could pace
Behind the wagon that we flung him in,
And watch the white eyes writhing in his face,
His hanging face, like a devil's sick of sin;
If you could hear, at every jolt, the blood
Come gargling from the froth-corrupted lungs,
Obscene as cancer, bitter as the cud
Of vile, incurable sores on innocent tongues,–
My friend, you would not tell with such high zest
To children ardent for some desperate glory,
The old Lie: Dulce et decorum est
Pro patria mori.
--spoiler-- http://en.wikisource.org/wiki/Dulce_et_Decorum_est
dulce et decorum est pro patria mori. latin özdeyişidir.
çok eski avrupai bir yalandır. tarih boyunca devletlerce kullanıldığına şahit olunmuştur. mesela ingiltere. ingiliz yazar wilfred owen yine aynı ismi taşıyan dulce et decorum est isimli şiirinde ingiliz hükumetinin aileleri(özellikle anaları) ve owen'ın akranı olan şairleri kullanarak olayı acite etmesi ve nihayetinde ordusuna asker toplayabilmesi olayı anlatılır. olay birinci dünya savaşı yıllarında geçmektedir. birinci dünya savaşı, zehirli gazların ilk kullanıldığı savaş olarak modern savaşların ilk örneği de sayılabilir. Şair hazırlıksız yakalandıkları bir gaz saldırısını anlatırken ressam gibi bir tablo çizer. askerler ani saldırı karşısında kaçışmakta ve aynı zamanda fırsatını bulabilen de gaz maskelerini takmaktadır. Şair kurtulabilenler arasındadır. maskesini takmakta biraz geç kalan bir askerin yeşil duman altında * nasıl çırpındığını, boğulurken çıkardığı garip sesleri, ve en son bir kamyonun arkasına atılıp gömülmek üzere gönderilişi sırasındaki bembeyaz yüz ifadesini imagism* kullanarak bize aktarmaktadır has adamımız.
sonunda akranı olan ve savaşı savunan şair ve yazarlara, analara-babalara my friends diye seslenir. savaşın onurlu bir şey olmadığını dillendirir. insanları öldürmenin neresinin yüce bir şey olduğuna değinir. o gaz altında boğulurken gördüğü askerin hala rüyalarından çıkmadığını ve kabuslarla yaşadığını söyler. nihayetinde tamamında anlaşılabilir, basit dille yazılmış olan bu şiirin bitişinde dulce et decorum est pro patria mori sözünü görürüz. bunun sebebi üst makamlarca ve şair dostları tarafından bilinen latinceyi kullanarak bütün bu işlerin müsebbibi olarak onları suçlaması ve onlara seslenmesi olarak yorumlanabilir.
şairimiz birinci dünya savaşının bitimine bir hafta kala vefat etmiş ve savaşın bitimine yetişememiştir. bizzat savaşın içinde olması ve her safhasını görebilmesi onu başarılı kılar.
ve son olarak da edebiyatçılara bir tüyo vereyim. thomas hardy'nin the man he killed isimli şiiriyle karşılaştırmalı olarak incelenebilir. ortak yönleri vardır.
çok eski avrupai bir yalandır. tarih boyunca devletlerce kullanıldığına şahit olunmuştur. mesela ingiltere. ingiliz yazar wilfred owen yine aynı ismi taşıyan dulce et decorum est isimli şiirinde ingiliz hükumetinin aileleri(özellikle anaları) ve owen'ın akranı olan şairleri kullanarak olayı acite etmesi ve nihayetinde ordusuna asker toplayabilmesi olayı anlatılır. olay birinci dünya savaşı yıllarında geçmektedir. birinci dünya savaşı, zehirli gazların ilk kullanıldığı savaş olarak modern savaşların ilk örneği de sayılabilir. Şair hazırlıksız yakalandıkları bir gaz saldırısını anlatırken ressam gibi bir tablo çizer. askerler ani saldırı karşısında kaçışmakta ve aynı zamanda fırsatını bulabilen de gaz maskelerini takmaktadır. Şair kurtulabilenler arasındadır. maskesini takmakta biraz geç kalan bir askerin yeşil duman altında * nasıl çırpındığını, boğulurken çıkardığı garip sesleri, ve en son bir kamyonun arkasına atılıp gömülmek üzere gönderilişi sırasındaki bembeyaz yüz ifadesini imagism* kullanarak bize aktarmaktadır has adamımız.
sonunda akranı olan ve savaşı savunan şair ve yazarlara, analara-babalara my friends diye seslenir. savaşın onurlu bir şey olmadığını dillendirir. insanları öldürmenin neresinin yüce bir şey olduğuna değinir. o gaz altında boğulurken gördüğü askerin hala rüyalarından çıkmadığını ve kabuslarla yaşadığını söyler. nihayetinde tamamında anlaşılabilir, basit dille yazılmış olan bu şiirin bitişinde dulce et decorum est pro patria mori sözünü görürüz. bunun sebebi üst makamlarca ve şair dostları tarafından bilinen latinceyi kullanarak bütün bu işlerin müsebbibi olarak onları suçlaması ve onlara seslenmesi olarak yorumlanabilir.
şairimiz birinci dünya savaşının bitimine bir hafta kala vefat etmiş ve savaşın bitimine yetişememiştir. bizzat savaşın içinde olması ve her safhasını görebilmesi onu başarılı kılar.
ve son olarak da edebiyatçılara bir tüyo vereyim. thomas hardy'nin the man he killed isimli şiiriyle karşılaştırmalı olarak incelenebilir. ortak yönleri vardır.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar