bugün

klasik bir cümledir. gidip yabancı bir ülkede bu tarz gözlem yapacak kadar yaşamadım o nedenle kalkıpta bir tek bize özgü ayakları yapamayacağım ama biz de bu durumun iliklerimize kadar işlediği bir gerçek. nedeni bilinmez bütün tembel kesimin bütün iş yapmayanların ağzında sakız yaptığı laftır bu.

devlet elbette çok fazla yükümlülükler ile sorumludur ve bunları sosyal devlet statüsünde ise yerine getirmek mecburiyetindedir. bunlar gerçekleşmediği zaman vatandaşın isyan etmesine, hakkını istemesine kimsenin karşı çıkabilmeye haddi yoktur. devletin hem görevini yapmayıp hem bık bık etmesi başka konu ona değiniriz sonra.

ancak çalışma didinme, güzel bir şeyler katmak için uğraşma yerine, en basitinden elektrik beleş olsa, su beleş olsa diye bir taraflarını yırt, dalavere yapacam diye sonra her şeyi ayağına bekle.

bunun özellikle çoğu kısmını doğu kesiminde görüyoruz maalesef. zamanın da devletin niyetlendiği hizmetlere bile sarılmayan bölge halkı daha sonra hizmetlerin olmamasından yakınmakta. ancak yine de belirteyim bu durum en batıdan en doğusuna kadar her yerde aynı. en olmadık şeyin bahanesini topyekün üsütümüzden atma piskolojisi bu.

(bkz: devlet eğitim vermiyor)
(bkz: devlet su vermiyor)
(bkz: devlet elektrik vermiyor)
(bkz: devlet doğalgaz vermiyor)
(bkz: devlet telefon vermiyor)
(bkz: devlet entry vermiyor)
bu yakınmanın karşısına "her şeyi devletten beklemeyin" diyerek gelirsek hem insanımız iş bulur, hem yatırımlar artar, hem köylü ve işçi sınıfı kalkınır. devlet denen yapı bir azınlık burjuvazinin elinde kaldığı sürece sadece seçimden seçime hatırlanan cahil kesimden bu yakınmayı duymaya devam edeceğiz. refahın toplumsal tabanı olmayan ülkelerde insanlar ali'yi veli'yi tanımaz, devleti tanır, kaymağı yiyenleri tanır.
bence siz almayı bilmiyorsunuz.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.