bugün
- naber lan hayatsızlar8
- geceleri aynaya bakıp tipini sikim diyerek yatmak5
- karl marxı adam smith ile sevişirken yakalamak5
- sözlük erkeklerinin bugünkü kombinleri10
- iyi geceler arkadaşlar5
- sözlük erkeklerinin biraz şey olması9
- kabak tatlısını sevenler15
- sikimin sürekli kalkması2
- sözlük yazarlarının sevdiği uyku pozisyonları7
- panama da kaybolan hollandalı kızlar5
- fare var deyince ay ben korkarım diyen erkek11
- 8 kasım 2026 beşiktaş gençlerbirliği maçı5
- hoşlanılan kızın ayağınızı yalamak istemesi10
- anın görüntüsü26
- pantolonları çıkarın geceyi burada geçiriyoruz6
- atları bağlayın geceyi burada geçiriyoruz24
- sözlükten birisi evlense de halay çeksek5
- klasik müziğe gıygıy diyen kezo4
- allah vardır diyenlerin hiçbir kanıt gösterememesi15
- 8 kasım 2026 çorum fk fenerbahçe maçı15
- otel odasında intihar etmek6
- masterchef türkiye de elenen yarışmacı2
- sigara içelim mi5
- kış gelince sigarayı bırakmak5
- favori sözlüğünüz2
- nervio'nun asıl benzediği ünlü10
- toplumsal buhran2
- erkeksi bayan buse'nin melek mosso'ya benzemesi5
- kızgın yağ yanığı4
- elektrik3
- fingirdek sözlük erkeği6
- dizi sektöründeki maliyet krizi16
- alt haşortmanı4
- kitap önerisi4
- taksim delisi cenk7
- başlık arama çubuğunun çalışmaması3
- afyonkarahisar da kayınbirader cinayeti2
- hizmetçiliğini yaptığı iş adamı öz babası çıktı5
- ısparta terörizmle mücadele komutanlığı3
- kaplan dayı tokat manyağı3
- geceyi daha çok sevme nedenleri4
- okan yalabık'ın son hali5
- muşlettin bey ekselansları2
- demir yüklenmesi2
- traveler'ın gizli gey olma ihtimali5
- sözlüklerde gezinen erkekler namusuz diyen yazar4
- rafet el roman3
- sözlük yazarlarının gazları3
- evi arsayı satıp faizle her ay 120 gr altın alıyom6
- 48 saat uyumamak2
"abi uyan, hşştt, alooo" diyerek arkadaşım tarafından silkelenerek uyandırıldım, gözümü açtığımı farkedince kolumu bıraktı, "uçağı kaçıracaksın abi, hadi, hadi" diyerek odadan çıktı, "kahve yapsana hocu" diye seslendim arkasından ve kafamı tekrar yastığa gömdüm, yavaş yavaş algılarım açılmaya başlayınca, sert bir şeye sarılmış olduğumu farkettim, elimi bir süre üstünde gezdirerek ne olduğunu tahmin etmeye çalıştım, fakat bulamadım. gözlerimi tekrar açarak yatakta doğruldum, yanımda strafordan yapılmış, kırmızı renkte ve neredeyse benim boyumda bir "dört" rakamı duruyordu, bütün akşam bir "dört"'e sarılarak uyumuştum.
kafamda olanlara anlam vermeye çalışırken, arkadaşım odaya geri döndü;
- abi kahve hazır...
+ hocu bu ne?
- puhahah .. hatırlamıyor musun?
+ kopuk kopuk bir kaç şey var ama...
***
cumartesi akşamı viski ile hangi likörü karıştırınca daha güzel bir kokteyl olur tartışmasına girince - gittiğimiz bar'ın barmaid'i ile - pazar sabahı felaket bir şekilde uyanmış, üst üste izlenen 5 bölüm fringe ile kendime ancak gelebilmiş, sonrasında sanatsal bir buluşmaya koşturmuştum. son zamanlarda sanatsal toplantılarımın miktarı artmış, buna her ne kadar anlam veremesem de, "dunham" diye cevapladığım telefonumdan çağrıldığım her yere gider olmuştum.
ne sanatçıydım, ne iphone'um vardı, ne de ev dışarısında bir yeri seviyordum, balkondaki ızgarasında köfteleri çevirirken, içeride salata hazırlayan sevgilisine "hadi bebek, amma uzun sürdü alt tarafı bir salata" diye seslenmek isteyen ben, neden böyle bir hayata düşmüştüm, bilmiyordum.
her ne kadar yaratım amaçlı toplantının başında "bir yerlerde kahve içelim hocu, dün çok kaçırdım alkolü bira kaldırmaz şimdi midem" diye reddetsem de elemanın bira teklifini, sonrasında aramıza katılan bir diğer sanatçının zorlamasıyla bira içmeye başladık. masada bulunma nedenim yazdıklarımdı, fakat olanca düzlüğümle, iphone'dan bana gösterilen fotoğraflardan kadın oyuncu seçmem gereken bu ortama ait hissetmiyordum kendimi. en son fikrimi sorduklarında "tamam bu olsun hocu" dedim, "iyi bu". kalktık.
elemanlardan biriyle ayrılıp, diğeriyle stüdyonun yolunu tuttuk, sinema sektöründen elimizi çekmiş, müzik sektörüne el atmıştık, akşama da yağlı boya tablo yapmak, uyumadan önce ise heykel konusunda ilerleme kaydetmek istiyordum. boşluğa düşen ruhumu sanata adamıştım, daha hedehödö yayıneviyle görüşmem gerekiyordu, eleman elindeki iphone'dan twitter'ı göstererek, "abi süper parti varmış oraya gidelim" dedi, "gidelim hocu" dedim, "ama önce stüdyo'ya uğrayalım."
stüdyo'dan ertesi gün yolcu olduğum için hazırlanmış bavulumu ve yalnız olduğum için hazırlanmış arkadaşlarımı da alarak partinin yolunu tuttuk. içki içmeyi düşünmüyordum, en fazla bir bira o da sırf küçükçiftlikpark'ın hatrına, "hocu gidiyoruz da nereye gidiyoruz" diye sordum, "46 dergisinin partisi" dedi eleman, hep kapağını gördüğüm ama içini hiç bilmediğim bir dergiydi 46, "hmm" dedim, "sucuk ekmek olsa bari mekanda."
içeri girdiğimde etraftaki jack daniel's bayrakları, sahnede çalan nejat, ve hepsi sanatçı olan kitle dikkatimi çekti ilk olarak, halen "bir saat durur döneriz" diyordum kendi kendime.
pek sanatçı bir arkadaş yanımıza geldi, yalpalıyordu, "abi" dedi, "jack bedava, alsanıza", "işte şimdi zıçtık hocu" dedim, yine yalan olacaktık.
***
"ben dörtü istiyorum hocuu, dört benim olmalı", diye bir hamle yaptım yerde duran 46 rakamının strafor'dan yapılmış dev "dört"'üne, arkadaş kolumdan çekerek beni eve götürmeye çalışıyordu, "abi uçuşun var yarın, dönelim geç oldu", "bırak beni" dedim, "ben dörtü istiyorum, hep kaybediyorum hocu" dedim, "bu sefer kaybetmeyeceğim, dört benim olacak", bir hamle yaptım onu almak için, ama ucunda bir kız oturuyordu, "ya dörtümden kalk" dedim, duymadı, lakin bir adam yanıma geldi, tanıyordum onu, ünlü bir yönetmendi kendisi, "napıyorsun" dedi, "dörtümü alacağım" dedim, "dört istiyorum", oturan kızı gösterdi, "o benim kızım" dedi, "allah bağışlasın hocu, sevdiğimiz bir yönetmensiniz, ama ben dörtümü alacağım" diye ısrar ettim, "dört mü" diye sordu,"evet" dedim," hee ok o zaman" dedi gülümseyerek, sanıyorum kızına doğru koşup "dört istiyorum" deyince sarhoş pelteklğiyle, döt dediğimi sanmıştı. eğilip kızdan kalkmasını rica ettim ve sonunda amacıma ulaştım.
dev bir dörtü kucağıma almış, kapıdan çıkarken, güvenlik görevlilerinin gözlerine baktım ürekerek, bir şey demediler, bir kaç flash patladı sadece yüzümde, ama kararlıydım, bir senedir ilk defa bir şey alıyordum kendime, arabada arka koltuğa oturdum dörtümün yarısı kucağımda yarısı yan koltuktaydı, arkadaş "abi bir psikoloğa gitsene sen" dedi dikiz aynasından bana bakarak, "neden" dedim, "ağlanacak ne var şimdi" dedi, anlamadım, elimle yanaklarımı yokladım, gerçekten ağlıyordum ama farkında değildim.
dörtümü okşadım, "bazen" dedim,
"pişmanlığın ahı tutar".
kafamda olanlara anlam vermeye çalışırken, arkadaşım odaya geri döndü;
- abi kahve hazır...
+ hocu bu ne?
- puhahah .. hatırlamıyor musun?
+ kopuk kopuk bir kaç şey var ama...
***
cumartesi akşamı viski ile hangi likörü karıştırınca daha güzel bir kokteyl olur tartışmasına girince - gittiğimiz bar'ın barmaid'i ile - pazar sabahı felaket bir şekilde uyanmış, üst üste izlenen 5 bölüm fringe ile kendime ancak gelebilmiş, sonrasında sanatsal bir buluşmaya koşturmuştum. son zamanlarda sanatsal toplantılarımın miktarı artmış, buna her ne kadar anlam veremesem de, "dunham" diye cevapladığım telefonumdan çağrıldığım her yere gider olmuştum.
ne sanatçıydım, ne iphone'um vardı, ne de ev dışarısında bir yeri seviyordum, balkondaki ızgarasında köfteleri çevirirken, içeride salata hazırlayan sevgilisine "hadi bebek, amma uzun sürdü alt tarafı bir salata" diye seslenmek isteyen ben, neden böyle bir hayata düşmüştüm, bilmiyordum.
her ne kadar yaratım amaçlı toplantının başında "bir yerlerde kahve içelim hocu, dün çok kaçırdım alkolü bira kaldırmaz şimdi midem" diye reddetsem de elemanın bira teklifini, sonrasında aramıza katılan bir diğer sanatçının zorlamasıyla bira içmeye başladık. masada bulunma nedenim yazdıklarımdı, fakat olanca düzlüğümle, iphone'dan bana gösterilen fotoğraflardan kadın oyuncu seçmem gereken bu ortama ait hissetmiyordum kendimi. en son fikrimi sorduklarında "tamam bu olsun hocu" dedim, "iyi bu". kalktık.
elemanlardan biriyle ayrılıp, diğeriyle stüdyonun yolunu tuttuk, sinema sektöründen elimizi çekmiş, müzik sektörüne el atmıştık, akşama da yağlı boya tablo yapmak, uyumadan önce ise heykel konusunda ilerleme kaydetmek istiyordum. boşluğa düşen ruhumu sanata adamıştım, daha hedehödö yayıneviyle görüşmem gerekiyordu, eleman elindeki iphone'dan twitter'ı göstererek, "abi süper parti varmış oraya gidelim" dedi, "gidelim hocu" dedim, "ama önce stüdyo'ya uğrayalım."
stüdyo'dan ertesi gün yolcu olduğum için hazırlanmış bavulumu ve yalnız olduğum için hazırlanmış arkadaşlarımı da alarak partinin yolunu tuttuk. içki içmeyi düşünmüyordum, en fazla bir bira o da sırf küçükçiftlikpark'ın hatrına, "hocu gidiyoruz da nereye gidiyoruz" diye sordum, "46 dergisinin partisi" dedi eleman, hep kapağını gördüğüm ama içini hiç bilmediğim bir dergiydi 46, "hmm" dedim, "sucuk ekmek olsa bari mekanda."
içeri girdiğimde etraftaki jack daniel's bayrakları, sahnede çalan nejat, ve hepsi sanatçı olan kitle dikkatimi çekti ilk olarak, halen "bir saat durur döneriz" diyordum kendi kendime.
pek sanatçı bir arkadaş yanımıza geldi, yalpalıyordu, "abi" dedi, "jack bedava, alsanıza", "işte şimdi zıçtık hocu" dedim, yine yalan olacaktık.
***
"ben dörtü istiyorum hocuu, dört benim olmalı", diye bir hamle yaptım yerde duran 46 rakamının strafor'dan yapılmış dev "dört"'üne, arkadaş kolumdan çekerek beni eve götürmeye çalışıyordu, "abi uçuşun var yarın, dönelim geç oldu", "bırak beni" dedim, "ben dörtü istiyorum, hep kaybediyorum hocu" dedim, "bu sefer kaybetmeyeceğim, dört benim olacak", bir hamle yaptım onu almak için, ama ucunda bir kız oturuyordu, "ya dörtümden kalk" dedim, duymadı, lakin bir adam yanıma geldi, tanıyordum onu, ünlü bir yönetmendi kendisi, "napıyorsun" dedi, "dörtümü alacağım" dedim, "dört istiyorum", oturan kızı gösterdi, "o benim kızım" dedi, "allah bağışlasın hocu, sevdiğimiz bir yönetmensiniz, ama ben dörtümü alacağım" diye ısrar ettim, "dört mü" diye sordu,"evet" dedim," hee ok o zaman" dedi gülümseyerek, sanıyorum kızına doğru koşup "dört istiyorum" deyince sarhoş pelteklğiyle, döt dediğimi sanmıştı. eğilip kızdan kalkmasını rica ettim ve sonunda amacıma ulaştım.
dev bir dörtü kucağıma almış, kapıdan çıkarken, güvenlik görevlilerinin gözlerine baktım ürekerek, bir şey demediler, bir kaç flash patladı sadece yüzümde, ama kararlıydım, bir senedir ilk defa bir şey alıyordum kendime, arabada arka koltuğa oturdum dörtümün yarısı kucağımda yarısı yan koltuktaydı, arkadaş "abi bir psikoloğa gitsene sen" dedi dikiz aynasından bana bakarak, "neden" dedim, "ağlanacak ne var şimdi" dedi, anlamadım, elimle yanaklarımı yokladım, gerçekten ağlıyordum ama farkında değildim.
dörtümü okşadım, "bazen" dedim,
"pişmanlığın ahı tutar".
(bkz: hangover)
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© 2005 – 2026 uludagsozluk.com