bugün
- nervio isimli yazarin tam olarak neye yaramasi17
- dolar 50 tl de olsa oyum ak parti ye44
- from gold from dust13
- hoşlanılan kızın dörtte üçünün su olması2
- evlenilecek erkek bulmanın gittikçe zorlaşması12
- rujlu erkekle öpüşmek3
- ölüyorum lan ölüyorum2
- sözlük kızı için kavga eden 2 kaslı sözlük erkeği13
- ferhat gündoğdu'nun gözaltına alınması42
- vişneçürüğü tanga giyen sözlük erkeği13
- fiziği güzel sözlük kızları48
- çin'e demokrasi gelsin10
- rujlu kadınla öpüşmek6
- sözlüğün götü en güzel yazarı12
- truesuz sözlük8
- recep tayyip erdoğan27
- hastalık havası8
- kışın duş alırken üşümemek için öneriler7
- nervio23
- vajinanın iç sıcaklığı10
- uzun süre ayakkabı içinde kalmış ayak6
- silikon meme gerçeğinin yerini tutar mı sorunsalı14
- araba kullanırken uyumak2
- silikon memenin patlaması10
- bu saatte hala uluyamama sebebi3
- anında dolan göz neyin belirtisidir6
- çok makyaj yapan kız vs doğal kız10
- halka filmini izlerken telefonun çalması3
- burna tuzlu su çekmek6
- geceleri yapmaktan zevk alınan şeyler5
- uykuya dalmak istememek neyin belirtisidir5
- gurbet3
- gocu19
- adalet ve kalkınma partisi4
- kopya çekmenin etiği5
- gece gece gelen kızarmış patates isteği3
- ekrem imamoğlu6
- ankara da aym önünde intihar eden emekli polis18
- sözlük erkeklerinin kaşar olduğu gerçeği9
- seni terkedeceğim4
- fatma betül sayan kaya59
- judas'ı dayak yerken görseniz ne yaparsınız10
- iyi dostlar biriktirdim7
- karton toplarken şarampole yuvarlanmak5
- arkadaşlar sizce bu çanta nasıl8
- yazarların akşama dair planları9
- ak parti kaybedince ak troller ne yapacak12
- samara morgan önünüze çıksa yapacaklarınız2
- dünyanın en berbat psikolojik hastalığı3
- yeni uyanmış kadın güzelliği13
Uzundur gece,
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.
Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
erkeklerinin geleceğini,
pek etkileyiciydi gördükleri,
her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
ama bahçede, duanın ardından,
yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle, benim kederli babacığım, neden
susmuştunuz o zamanlar,
düşünmeyi sürdürecek yerde?
Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
ateş etmeyen bir topun yanında
ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
yıkıntıları aklaştırdım.
Kutladım büyük bayramları,
ve ancak müjdelendikten sonra,
ekmeği ikiye ayırdım.
Büyük izler bırakan bir zamanda,
çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
odak noktası alınan ise, gece.
Alabildiğine açık. Dağlardan
göller, göllerin içinde dağlar görünür,
ve bulutların arasında, çalar
birinin dünyasının çanları.
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
bana yasaklanmıştır.
Bir Cuma günü oldu
-oruçluydum yaşamım adına,
havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
o sırada bir yüzük çıkardım
açılan balığın içinden, doğumumda
gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim.
Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım),
dikenler olmasaydı yüreğimde,
(güneşi vurabilseydim),
olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
(vahşi suları içmeseydim),
açmasaydım kirpiklerimi,
(sicimi görmeseydim).
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
çoktan yatardım, gecenin
olmamı istediği yerde,
daha kabartmadan burun deliklerini,
ve ayağını kaldırmadan
yeni darbeler için,
hep peşinde yeni darbelerin.
`Hep gece.
Ve gün,hiç yok`.
Ingeborg Bachmann
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.
Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
erkeklerinin geleceğini,
pek etkileyiciydi gördükleri,
her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
ama bahçede, duanın ardından,
yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle, benim kederli babacığım, neden
susmuştunuz o zamanlar,
düşünmeyi sürdürecek yerde?
Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
ateş etmeyen bir topun yanında
ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
yıkıntıları aklaştırdım.
Kutladım büyük bayramları,
ve ancak müjdelendikten sonra,
ekmeği ikiye ayırdım.
Büyük izler bırakan bir zamanda,
çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
odak noktası alınan ise, gece.
Alabildiğine açık. Dağlardan
göller, göllerin içinde dağlar görünür,
ve bulutların arasında, çalar
birinin dünyasının çanları.
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
bana yasaklanmıştır.
Bir Cuma günü oldu
-oruçluydum yaşamım adına,
havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
o sırada bir yüzük çıkardım
açılan balığın içinden, doğumumda
gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim.
Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım),
dikenler olmasaydı yüreğimde,
(güneşi vurabilseydim),
olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
(vahşi suları içmeseydim),
açmasaydım kirpiklerimi,
(sicimi görmeseydim).
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
çoktan yatardım, gecenin
olmamı istediği yerde,
daha kabartmadan burun deliklerini,
ve ayağını kaldırmadan
yeni darbeler için,
hep peşinde yeni darbelerin.
`Hep gece.
Ve gün,hiç yok`.
Ingeborg Bachmann
ingilizce cv denen bokun açılımı.
meali: "bu fani hayatta neyin peşinden koştun?"
meali: "bu fani hayatta neyin peşinden koştun?"
türkçe anlamı öz geçmiş'tir.
Latince Özgeçmiş (CV); beceriler, deneyimler, eğitim durumu ve iş tecrübesi vb. ilgili konularda hazırlanan kişiye ait özettir. Özgeçmişte içerik net, açık ve kısa olmalıdır.
iş görüşmesine girmek için adaylar özgeçmiş yazarlar. Diğer adayların arasından sıyrılıp görüşmeye seçilebilmek içinse, iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir.Özgeçmiş adayın özelliklerini işverene sunuluşudur. Özgeçmiş işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır. Özgeçmiş asla tek başına yollanmaz, yanına mutlaka ön mektup eklenir. Amaç, adayın kendisini işverene daha iyi tanıtmak.
iş görüşmesine girmek için adaylar özgeçmiş yazarlar. Diğer adayların arasından sıyrılıp görüşmeye seçilebilmek içinse, iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir.Özgeçmiş adayın özelliklerini işverene sunuluşudur. Özgeçmiş işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır. Özgeçmiş asla tek başına yollanmaz, yanına mutlaka ön mektup eklenir. Amaç, adayın kendisini işverene daha iyi tanıtmak.
genelde başarı hikayeleriyle doludur. gerçeği yansıtmaz.
orijinal yazılışı curriculum vitædir. æ karakteri başlıkta görünmüyor maalesef.
tam türkçe karşılığı: yaşam yolu.
tam türkçe karşılığı: yaşam yolu.
iş başvurusu yaparken verdiğimiz 'cv' nin asıl adı.
alın bu bilgiyle ne yapıyorsanız yapın mq.
swh...
alın bu bilgiyle ne yapıyorsanız yapın mq.
swh...
bilgi için çok teşekkürler şüphesiz.. her gün sözlük sayesinde genel kültür seviyem yükselişe geçiyo sjsjs..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar