bugün
- lahmacunu elle yiyen kız15
- milli takımımızın balonu patladı4
- 42 bin entry girmek5
- öküz gibi içen boylu poslu kız3
- bir insana sonradan öğretilebilecek en zor şey9
- balkonu camla kaplatmak3
- 29 yaşında erkek 41 yaşında kadın ilişkisi8
- az bilinen muhteşem şarkılar2
- babalar günü3
- apo asılsın mı asılmasın mı4
- yazarların en sevdiği meyve9
- ciddi ilişki istemiyorum takılalım diyen kadın11
- duygularla hareket etmek vs mantıkla hareket etmek2
- öfke anında yapılmaması gereken şeyler3
- asosyal olmanın sebepleri7
- sedat bey pekmez birader3
- merkür2
- avrupa birliği3
- yaşlılığınız için insan biriktirin6
- pornoyu bırakmak3
- futbol12
- japonya4
- seksten sonra bira içmek3
- tunus6
- kılıçdaroğlu'na 13 yıl boyunca oy vermiş insan3
- 5 litrelik suyla sınava giren öğrenci8
- en havalı ingilizce kelimeler3
- 21 haziran 2026 tunus japonya maçı2
- filenin sultanları vs bizim çocuklar3
- başına belayı satın almak5
- seni anan benim için doğurmuş2
- güne bir şarkı bırak15
- gülümse2
- 26 haziran 2026 türkiye'nin abd'ye döşeyeceği boru6
- milli takıma isim koyalım kampanyası9
- seni hayata bağlayan şey12
- fazla açıklama yapan insan4
- iş yerinde yapması zevkli şeyler2
- insanlara güvenin azalması5
- erkek parfüm önerileri2
- soğuk duş almak5
- mercedes 3023
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı50
- eskorta oral yapmak3
- cuckold erkek2
- nolcak bu ulkenin hali4
- türk kızlarına yürüyen turistin dayak yemesi7
- saygı duyulan kadınlar3
- 21 haziran 20262
- özgürlüğün sınırı olarak başkasının özgürlüğü3
Uzundur gece,
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.
Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
erkeklerinin geleceğini,
pek etkileyiciydi gördükleri,
her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
ama bahçede, duanın ardından,
yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle, benim kederli babacığım, neden
susmuştunuz o zamanlar,
düşünmeyi sürdürecek yerde?
Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
ateş etmeyen bir topun yanında
ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
yıkıntıları aklaştırdım.
Kutladım büyük bayramları,
ve ancak müjdelendikten sonra,
ekmeği ikiye ayırdım.
Büyük izler bırakan bir zamanda,
çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
odak noktası alınan ise, gece.
Alabildiğine açık. Dağlardan
göller, göllerin içinde dağlar görünür,
ve bulutların arasında, çalar
birinin dünyasının çanları.
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
bana yasaklanmıştır.
Bir Cuma günü oldu
-oruçluydum yaşamım adına,
havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
o sırada bir yüzük çıkardım
açılan balığın içinden, doğumumda
gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim.
Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım),
dikenler olmasaydı yüreğimde,
(güneşi vurabilseydim),
olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
(vahşi suları içmeseydim),
açmasaydım kirpiklerimi,
(sicimi görmeseydim).
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
çoktan yatardım, gecenin
olmamı istediği yerde,
daha kabartmadan burun deliklerini,
ve ayağını kaldırmadan
yeni darbeler için,
hep peşinde yeni darbelerin.
`Hep gece.
Ve gün,hiç yok`.
Ingeborg Bachmann
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.
Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
erkeklerinin geleceğini,
pek etkileyiciydi gördükleri,
her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
ama bahçede, duanın ardından,
yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle, benim kederli babacığım, neden
susmuştunuz o zamanlar,
düşünmeyi sürdürecek yerde?
Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
ateş etmeyen bir topun yanında
ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
yıkıntıları aklaştırdım.
Kutladım büyük bayramları,
ve ancak müjdelendikten sonra,
ekmeği ikiye ayırdım.
Büyük izler bırakan bir zamanda,
çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
odak noktası alınan ise, gece.
Alabildiğine açık. Dağlardan
göller, göllerin içinde dağlar görünür,
ve bulutların arasında, çalar
birinin dünyasının çanları.
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
bana yasaklanmıştır.
Bir Cuma günü oldu
-oruçluydum yaşamım adına,
havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
o sırada bir yüzük çıkardım
açılan balığın içinden, doğumumda
gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim.
Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım),
dikenler olmasaydı yüreğimde,
(güneşi vurabilseydim),
olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
(vahşi suları içmeseydim),
açmasaydım kirpiklerimi,
(sicimi görmeseydim).
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
çoktan yatardım, gecenin
olmamı istediği yerde,
daha kabartmadan burun deliklerini,
ve ayağını kaldırmadan
yeni darbeler için,
hep peşinde yeni darbelerin.
`Hep gece.
Ve gün,hiç yok`.
Ingeborg Bachmann
ingilizce cv denen bokun açılımı.
meali: "bu fani hayatta neyin peşinden koştun?"
meali: "bu fani hayatta neyin peşinden koştun?"
türkçe anlamı öz geçmiş'tir.
Latince Özgeçmiş (CV); beceriler, deneyimler, eğitim durumu ve iş tecrübesi vb. ilgili konularda hazırlanan kişiye ait özettir. Özgeçmişte içerik net, açık ve kısa olmalıdır.
iş görüşmesine girmek için adaylar özgeçmiş yazarlar. Diğer adayların arasından sıyrılıp görüşmeye seçilebilmek içinse, iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir.Özgeçmiş adayın özelliklerini işverene sunuluşudur. Özgeçmiş işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır. Özgeçmiş asla tek başına yollanmaz, yanına mutlaka ön mektup eklenir. Amaç, adayın kendisini işverene daha iyi tanıtmak.
iş görüşmesine girmek için adaylar özgeçmiş yazarlar. Diğer adayların arasından sıyrılıp görüşmeye seçilebilmek içinse, iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir.Özgeçmiş adayın özelliklerini işverene sunuluşudur. Özgeçmiş işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır. Özgeçmiş asla tek başına yollanmaz, yanına mutlaka ön mektup eklenir. Amaç, adayın kendisini işverene daha iyi tanıtmak.
genelde başarı hikayeleriyle doludur. gerçeği yansıtmaz.
orijinal yazılışı curriculum vitædir. æ karakteri başlıkta görünmüyor maalesef.
tam türkçe karşılığı: yaşam yolu.
tam türkçe karşılığı: yaşam yolu.
iş başvurusu yaparken verdiğimiz 'cv' nin asıl adı.
alın bu bilgiyle ne yapıyorsanız yapın mq.
swh...
alın bu bilgiyle ne yapıyorsanız yapın mq.
swh...
bilgi için çok teşekkürler şüphesiz.. her gün sözlük sayesinde genel kültür seviyem yükselişe geçiyo sjsjs..
Gündemdeki Haberler