bugün
- üstteki yazar hakkında fikrini söyle19
- iş kadını yazarlar5
- uludağ sözlüğün ınstagrama dönmesi5
- beyaz otomobil satın almak9
- ideal sevgilinin en önemli özelliği6
- nervio'nun memleketi3
- artık ulu sözlüğümüze fotoğraf atılabilmesi2
- sevgiliye en güzel hitap şekli4
- çok tanrılı dinlerde somut delil yokluğu6
- amy adams2
- hoşgeldin pazartesi7
- paris te son tango5
- ilişkilerde yapılan en büyük hatalar6
- haksızsam haksızsın deyin2
- ibrahim hacıosmanoğlu5
- park etmek sanatı4
- ilk buluşmada sevgilisine mangal yakan erkek4
- eğilirken eliyle göğüs dekoltesini kapatan kız12
- sol tarafın inzal olması3
- 2026 dünya kupasında tutulan takım5
- bugün de meme atan olmaması8
- 2026 dünya kupası17
- idolün ünlünün bokunu yer misin4
- izmir3
- ulan orospu seni rüyamda bile görmedim3
- kulak arkasını keselemek3
- babalar günü hediyesi2
- 22 haziran 2026 uruguay yeşil burun adaları maçı5
- göğsüne dilan polat yazdıran başörtülü bacı8
- entelektüelin teorisiyle pratiğinin çelişmesi2
- neredesin2
- yedi bela hüsnü deki cemal2
- özel okul öğretmenleri açlık grevinde4
- kız ismet2
- engellediğim yuzır başlığıma yazmasın2
- ayağında terlikle ülke yönetmek2
- yer çekimine küsmek3
- ev kredisi çeken asgari ücretli2
- senle sevişmedi diye birine küsmek3
- aylık 294 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- delilik ve daha delilik arasındaki ince çizgi2
- netflix yasaklanmalıdır4
- pazar günü aktiviteleri3
- karaağaç ev fiyatları2
- lahmacunu elle yiyen kız18
- spor sonrası pazularını öpmek2
- cuckold erkek5
- az bilinen muhteşem şarkılar3
- 20 haziran 2026 türkiye paraguay maçı47
- 2026 trans onur yürüyüşü3
Uzundur gece,
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.
Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
erkeklerinin geleceğini,
pek etkileyiciydi gördükleri,
her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
ama bahçede, duanın ardından,
yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle, benim kederli babacığım, neden
susmuştunuz o zamanlar,
düşünmeyi sürdürecek yerde?
Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
ateş etmeyen bir topun yanında
ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
yıkıntıları aklaştırdım.
Kutladım büyük bayramları,
ve ancak müjdelendikten sonra,
ekmeği ikiye ayırdım.
Büyük izler bırakan bir zamanda,
çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
odak noktası alınan ise, gece.
Alabildiğine açık. Dağlardan
göller, göllerin içinde dağlar görünür,
ve bulutların arasında, çalar
birinin dünyasının çanları.
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
bana yasaklanmıştır.
Bir Cuma günü oldu
-oruçluydum yaşamım adına,
havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
o sırada bir yüzük çıkardım
açılan balığın içinden, doğumumda
gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim.
Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım),
dikenler olmasaydı yüreğimde,
(güneşi vurabilseydim),
olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
(vahşi suları içmeseydim),
açmasaydım kirpiklerimi,
(sicimi görmeseydim).
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
çoktan yatardım, gecenin
olmamı istediği yerde,
daha kabartmadan burun deliklerini,
ve ayağını kaldırmadan
yeni darbeler için,
hep peşinde yeni darbelerin.
`Hep gece.
Ve gün,hiç yok`.
Ingeborg Bachmann
uzundur, ölemeyen
adam için, uzun süre
yalpa vurur çıplak bakışları
sokak lambalarının altında,
içkili soluğuyla körleşen gözleri
ve tırnaklarının altındaki et kırıntılarının
kokuları, uyuşturmaz her zaman, Tanrım,
uzundur gece.
Beyazlaşmıyor saçlarım,
çünkü ben, makinelerin rahminden çıktım
sürünerek, çamkatranı pembe bir çizgi
çekmiş alnıma ve saç örgüsüne,
saçlarda karbeyazı boğulmuş. Ama ben,
büyük reis, yürüdüm onçarpıyüzbin
ruhluk kent boyunca ve ayaklarım,
onçarpıyüzbin soğumuş barış çubuğunun sarktığı,
deri kaplı gökyüzünün altında kırkayaklar gibi
kaynaşan ruhlara bastı. Çoğu kez
meleklerin huzurunu istedim kendime,
bir de dostlarımın çaresizlik çığlıklarıyla
dolmuş av bölgelerini.
Ayakları ve kanatları iki yana açılmış,
herkesin bildikleriyle havalandı gençliğim,
kirli su birikintilerinin ve yaseminlerin üzerinden
uçularak varıldı, kare köklerinin gizini saklayan gecelere,
şimdi ölümün söylencesi, sanki her saat penceremde,
kurt sütü verin bana ve gırtlağıma benden öncekilerin
kahkahalarını akıtın, eğer safaların üstünde
uyuya kalırsam, ve eğer görürsem utandırıcı bir düşte
düşünmeyi beceremediğimi, ancak yılan biçimi
saçakların püskülleriyle oynayabildiğimi.
Annelerimiz de düşlemişlerdi
erkeklerinin geleceğini,
pek etkileyiciydi gördükleri,
her biri devrimci ve yalnızlığına gömülmüş,
ama bahçede, duanın ardından,
yalazlanmış otların üstüne eğildiklerinde,
aşklarının geveze çocuğuyla eleleydiler.
Söyle, benim kederli babacığım, neden
susmuştunuz o zamanlar,
düşünmeyi sürdürecek yerde?
Gecelerden birinde yitip gittiğinde insan,
ateş etmeyen bir topun yanında
ve ateş fıskiyelerinin ortasında,
kahredesiye uzundur gece; sarılık olmuş
ayın atığının, safra rengi bir ışığın altında,
iktidar özlemiyle dolu bir düşün ardından
fırtına gibi geçip gitti (engelleyemediğim) kızak,
içinde kürklere bürünmüş tarihle birlikte.
Uyuduğumdan değil: Uyanıktım aslında,
buz iskeletlerinin arasında aradım yolumu,
eve döndüm, kollarıma sarmaşıklar doladım
ve bacaklarıma, güneşin kalıntılarının yardımıyla
yıkıntıları aklaştırdım.
Kutladım büyük bayramları,
ve ancak müjdelendikten sonra,
ekmeği ikiye ayırdım.
Büyük izler bırakan bir zamanda,
çabuk gitmelidir insan, bir ışıktan
ötekine ya da bir ülkeden bir başkasına,
gök kuşağının altında, pergelin ucu yürekte,
odak noktası alınan ise, gece.
Alabildiğine açık. Dağlardan
göller, göllerin içinde dağlar görünür,
ve bulutların arasında, çalar
birinin dünyasının çanları.
Kimin dünyası olduğunu öğrenmek ise
bana yasaklanmıştır.
Bir Cuma günü oldu
-oruçluydum yaşamım adına,
havadan sanki limon suyu damlamaktaydı
ve kılçıklar saplanmıştı damağıma-
o sırada bir yüzük çıkardım
açılan balığın içinden, doğumumda
gecenin nehrine atılmış ve batmıştı.
Onu geceye geri verdim.
Ah, keşke korkmasaydım ölümden!
Bulabilseydim sözcükleri,
(kaçırmasaydım),
dikenler olmasaydı yüreğimde,
(güneşi vurabilseydim),
olmasaydı ağzımda bu susamışlık,
(vahşi suları içmeseydim),
açmasaydım kirpiklerimi,
(sicimi görmeseydim).
Gökyüzü mü çekip götürdükleri?
Taşımasaydı eğer yeryüzü beni,
çoktan uzanmış yatıyor olurdum,
çoktan yatardım, gecenin
olmamı istediği yerde,
daha kabartmadan burun deliklerini,
ve ayağını kaldırmadan
yeni darbeler için,
hep peşinde yeni darbelerin.
`Hep gece.
Ve gün,hiç yok`.
Ingeborg Bachmann
ingilizce cv denen bokun açılımı.
meali: "bu fani hayatta neyin peşinden koştun?"
meali: "bu fani hayatta neyin peşinden koştun?"
türkçe anlamı öz geçmiş'tir.
Latince Özgeçmiş (CV); beceriler, deneyimler, eğitim durumu ve iş tecrübesi vb. ilgili konularda hazırlanan kişiye ait özettir. Özgeçmişte içerik net, açık ve kısa olmalıdır.
iş görüşmesine girmek için adaylar özgeçmiş yazarlar. Diğer adayların arasından sıyrılıp görüşmeye seçilebilmek içinse, iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir.Özgeçmiş adayın özelliklerini işverene sunuluşudur. Özgeçmiş işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır. Özgeçmiş asla tek başına yollanmaz, yanına mutlaka ön mektup eklenir. Amaç, adayın kendisini işverene daha iyi tanıtmak.
iş görüşmesine girmek için adaylar özgeçmiş yazarlar. Diğer adayların arasından sıyrılıp görüşmeye seçilebilmek içinse, iyi ve etkili yazılmış bir özgeçmiş gereklidir.Özgeçmiş adayın özelliklerini işverene sunuluşudur. Özgeçmiş işe uygunluğu, özellikleri ve başarıyı özetle anlatan bir araçtır. Özgeçmiş asla tek başına yollanmaz, yanına mutlaka ön mektup eklenir. Amaç, adayın kendisini işverene daha iyi tanıtmak.
genelde başarı hikayeleriyle doludur. gerçeği yansıtmaz.
orijinal yazılışı curriculum vitædir. æ karakteri başlıkta görünmüyor maalesef.
tam türkçe karşılığı: yaşam yolu.
tam türkçe karşılığı: yaşam yolu.
iş başvurusu yaparken verdiğimiz 'cv' nin asıl adı.
alın bu bilgiyle ne yapıyorsanız yapın mq.
swh...
alın bu bilgiyle ne yapıyorsanız yapın mq.
swh...
bilgi için çok teşekkürler şüphesiz.. her gün sözlük sayesinde genel kültür seviyem yükselişe geçiyo sjsjs..
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar