bugün

/638
aşk, öyle bir büyü ki
öyle bir büyü ki anlayamazsın
göze alsan olmaz, aşka gönül doymaz
seven kalbi istesen de susturamazsın..
tahammül etmek ve dürtüleri bastırmakla ilgili bir hadisedir kanaatimce. bilim adamları bulmuştu 3 yıl ömrü varmı filan diye. şimdi bu veriyi doğru kabul ederek konuşalım ve zavallı tespitimizi yapalım, bakalım ne olacak.
efendim insan tek eşli bir canlı değildir. yaşayan tüm canlılar gibi, varlığının öncelikli amacı olarak türünü devam ettirmektir. bunun içinde de erkek insan, olabildiğince sağlıklı kadını döllemeyi hedefler filan, bunlar yüzlerce kez söylenmiş şeyler. tekrara lüzum yok.
aşk, ister öğretilmiş bir duygu olsun, ister insanın içinden gelmiş, bu dürtüyü bastırır. aşık olan insan, olabildiğince fazla sağlıklı kadını dölleme hedefinden vazgeçmez, bu dürtü yokmuş gibi davranır ya da kendini böyle davranmaya zorlar. ben ve etrafımda gördüğüm tüm erkekler, aşık oldukları zamanlarda bile, güzel bir kadın gördüklerinde onunla sevişmeyi düşünürler, en azından akıllarına sevişme fikri gelir. dün kadıköy'de tur atarken yaptığım gözlemlere göre, sevgilisiyle el ele yürürken yanından alımlı bir kadın geçen erkeklerin hemen hepsi o kadınlara baktılar. kimi cevvaller sevgililerine öte tarafta bir şey gösterip, kız oraya bakarken, alımlı kadınları bir güzel süzdüler de. bağa kalırsa aşk tam da böyle bir şey. başka kadınlara bakıyorsun, başka kadınların memeleri, kalçaları ilgini çekiyor ama o kadınlarla sevişmek için uğraşmıyorsun hatta o kadınlarla sevişme şansın olsa dahi reddediyorsun. yoksa, gözünün başkasını görmediği, diğer vücutların senin mideni bulandırdığı gibi bir şey yok ortada.
bu aynı hz. ali'yle ilgili mesel gibi. bana o mesel de hep atmasyon gelmiştir. hani omzuna ok saplanıyor da, bu namaz kılarken çıkarıyorlar, o da anlamıyor hiç. o derece hayattan kopmuş, transa geçmiş filan. böyle bir şey olduğunu da sanmıyorum. ibadet esnasında da aklına pek çok şey gelebilir, gelir de. ibadet, o zaman içinde allah'ı düşünmeye çalışmaktır. kendini dış etkenlere kapatmaya çalışmak, aşk gibi.
hak edeni bulamadan, hak etmeyeni sevme çabasıdır. vazgeçilesidir,çiledir çünkü.
kalbini hiç düşünmeden başkasına karşılıksızca vermek ve sol yanındaki o büyük boşluğu peşinen kabullenmektir.
mutlu uyanmaktır.
ruhen yapılan ön sevişme.
mastürbasyon esnasında sevdiceğin aklına gelince aletin yumuşamasıdır.
kırmızı ışıkta geçip yeşil ışıkta durmaktır aşk, mantık yolunda.
hakkında bir günde bu kadar az entry girilince öldü sanılan.
cok ilginc bir sekilde hayatin anlaminin sürekli degismesine neden olandir. ayse'ye asik olursun, veya asik oldugunu sanarsin, birden hayatinin merkezine yerlesir, her sarkida onu düsünür, alakasiz seylerde onu aklina getirirsin, aslinda o gelmez, sen getirirsin, sen onu hayatinin anlami yaparsin, o olmaz. sonra ayse'ye olan askin bir sekilde biter, aysegül'e asik olursun, veya asik oldugunu sanarsin, bu sefer de o odak noktasi olmustur, dünyanin merkezi odur, ayse'yi aklina getiren sarkilar simdi de aysegül'ü aklina getirmeye baslar, oysa ayni sarkilardir, sözler ayni, müzik ayni. kisir döngüdür aslinda. asik olursun, veya oldugunu sanarsin. bir gün bitmeye mahkum gibi. hic bitmeyecek bir ask, bir sevgi bekler durursun. sadece onu hatirlatan bir sarki, bir siir. ask böyle bir sey iste. olursun, veya oldugunu sanarsin. gercekten oldugunu anladigin güne kadar.
anlatılmaz yaşanır tabirine uyan bir şey. anlatamıyorum bile.
dizleri yırtık pijamasıyla kanapede uyuyan sevgiliye şefkatten öte duygularla sıcacık bir öpücük kondurmaktır.
mutluğunu başkasının mutluluğuna endekslemendir.o mutluluğunu artırıp, üzüntüsünü paylaşmaktır.
aşk = sevgi. güven+huzur
Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın.*
hayata dair iç burkan bir detaydır. detaylarda kaybolmaktır...
o msn de klavyeye her dokunuşunda karşıdan senın senın içinin kıpır kıpır olmasıdır..
kalbini başkasının eline verip, onun kalbini yerden yere vurmasını sessizce uzaktan izlemektir.
süslü püslü, allı pullu, güllü dallı tanımlar yapılabilen duygudur. duruma açıklık getirecek eski bir şarkının sözlerini hatırlatır.

ben seviyorum demek çok kolay
hadi öl denince ölen var mı?
gelmeyeceğini bile bile bekleyebilmek...
aşk bir takıntıdır, halkın gözünde normal görülen bir hastalıktır. tedavisi klasik olarak zamandır.
(bkz: yalan dostum aşk diye bir şey yok,aşk dediğin 3günlük eğlence)
aşk mutsuzluklardan mutluluklar yaratma sanatıdır.
yahu millet ne kadar kolay giriyor bunun içine. giriyor da çıkıyor.

gerçek anlamda "aşk" ile laflara yerleştirilen "aşk" başka. harbiden çok başka.

tanımadığın, beraber vakit geçirmediğin, başkalarıyla sevgini sınamadığın zaman ona aşk mı denir?

"hoşlanıyorum, olabilir" denir.

neredeyse her ilişkinin başında böyle bir yalan oyunu oynanır. "sana aşığım" "seni seviyorum". herkes katılır bu oyuna. ama hele dur bir bakalım sen neyi seviyorsun kimi seviyorsun?

velhasılı aşk, beraberlik başladıktan sonra üzerine konuşulacak, ifade edilecek şey. hatta sevgi de.

ilişki hoşlanmakla başlar, beraber vakit geçirebiliyorsan devam eder. devam ederken karşına daha farklı insanlar çıkmasına rağmen, "tamam abi işte budur olay" deyip ilişkine devam ettiğin zaman bir ihtimal aşıksındır.

yani yeni tanıdğın kimse, hoşuna da gidiyorsa yalan da söylersin. hemen aşık olursun. yalan da bu işin doğasında.

dürüst olsan ne diyeceksin? "senden hoşlanıyorum. beraber olalım" mı? olur mu? olmaz. seviyorum diyeceksin hemen.

dürüstlük hiçbir zaman para etmez şu diyarda. insanlara inanmak istediklerini sunacaksın; çünkü sen dört dönsen de yalan hep kazanır.

kimse kimseyi kandırmasın. öyle kolay mı sevmek?
sanırım en güzeli allah'a duyulandır. o mertebeye gelmek zordur bu kesin.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar
© copyright 2005 - 2026