bugün
- 2026 yılı türk biralarının içilemez hale gelmesi19
- sırrı süreyya önder28
- damarsız tüysüz manisa yaprağı6
- elinin içine hapşıran insan4
- abdullah öcalan orospu çocuğudur17
- göğüs kıllarım çıkmıyor15
- bizim uygulamamız bu şekilde4
- az veren candan cok veren maldan5
- sözlükteki linç tayfa6
- ıoçk katatese elbise dikti mi sorunsalı7
- sözlükteki linç kültürü12
- askerlik anıları3
- silver ile evlenecek erkek53
- herkesin kendini zeki sanması4
- falıma bakmak için can atan sözlük yazarları4
- hristolojiye göre kıyamet alametleri2
- ad hominem icat oldu mertlik bozuldu2
- arap eli öpmek dudak karartmaz3
- dün gece ne oldu12
- komşunu kendin gibi sev düşmanını da5
- son tüketim tarihi geçmiş ilaç9
- rica ediyorum arkamdan konuşmayın12
- deccaliyet çağı5
- alman turistlere turist rehberliği4
- götünü yıkamayan bir kızla evlenir misiniz8
- sedef hastalığı4
- sözlükte linç yiyen insana karışır mısın17
- akepeli değilim ama akp'ye oy atıyorum saçmalığı15
- sözlüğün kendini tekrar etmeye başlaması4
- yeni bir bilgi paylaşamamak3
- sarapci koala59
- true giderse sözlükte yürüyen cinsellik kim olacak12
- güne bir şarkı bırak3
- isa2
- supernatural3
- insan olmaya çeyrek kala8
- stt geçmiş kremle intihar etmek4
- bazı şarkıları dinlemekten korkmak2
- siyaset yüzünden çoğu arkadaşlığın bozulması8
- insan olmaya ceyrek kala4
- stt geçmiş kondom kullanmak3
- g'i l d'e d l'i l y'nin dudakları8
- gocu35
- sözlük yazarlarının yuvaları3
- popeyes6
- arif kocabıyık9
- fikir değiştirmek döneklik midir8
- araba sileceği5
- iki tas çorba5
- ellerim bos gonlum hos28
Ask bir denizdir...
Ya casaretle yuzeceksin, ya da bir kenara cekilip uzaktan seyredeceksin.
Ya casaretle yuzeceksin, ya da bir kenara cekilip uzaktan seyredeceksin.
Gereksiz bir duygu. Hiç eksikliğini hissetmedim. Seks gibi değil.
yakar...
sana bakmak bütün rastlantıları reddedip bir mucizeye inanmaktır.
bile bile ladesim sana öyle inan.
aşkın tüm o alışıldık kurguları parçalamasını görmek müthiş. yengi-yenilgi yok; yıllarca vahşi hayvan gibi beslenen egonun bile söylene söylene köşesine çekilişine şahit olmak var. içerime seslendim: tüm askerleri geri çekin, bu güzellik sürebildiğince sürsün, tüm kapıları açın, açın ki ondan yansıyan en küçük pırıltı bile dışarda kalmasın!
aşk, sanıldığı gibi gerçekliği eğip bükmüyor, bizim, sevileni bu denli güzel görmemizin nedeni, onlarca kontrolden, filtreden, ket vurmadan sıyrılıp karşımızdakini olanca çıplaklığıyla görebilmemiz; burada bir aldatmaca yok, dinle beni; insan bir çiçeğin güzelliğini seyrederken önyargılı olabilir mi? olağanın sınırlarında olağanüstü bir deneyim. sen şimdi dışardan bakıyorsun, seyrediyorsun ya, anlayamıyorsun, içinde olman gerekir çünkü, parçası olman gerekir, bir kavram değil bu, bir sözcük dizisi değil. şu anlattıklarım içimdeki cayır cayır yangının yanında epey sönük kalıyor, fakat tutamıyorum, tutamazsın, taşar işte, her yere sıçramak ister, ama kelimelerle ama hareketlerle ama bakışlarla, hani diyelim ki; bir ucu sevdiğim kadına uzanan bir gökkuşağı var içimde, sen o ikisi arasındaki ışık tayfını görürsün yedi renk, şaşkınlıkla seyredersin, tıpkı benim hayranlıkla seyrettiğim gibi.
mahrem tam burada en katışıksız haliyle parlar, çünkü dışarıdan bir etkiyle, zorlamayla değil, kendiliğinden oluvermiştir ve belki de tek gerçek anlamını burada bulur. bak şu fotoğrafa :
http://1.bp.blogspot.com/...vcoTS6A8/s400/image_3.jpg
eminim ki onlar mahremlerini paylaştıklarını düşünmüyordu, aşka düşen iki insanın mahremi zihinlerinde kuruludur, ikiyüzlü bir ahlak anlayışı üzerinde yükselmez, ne kadar bakarsak bakalım bu fotoğraf yatağında uzanmış bir çiftten pek de fazla şey ifade etmez bize, keşke etseydi, o zaman aşkla örgütlenebilirdi bile belki insanlık.
örgütlenme demişken; içimdeki ayaklanışı görmelisin, varoluşun o sefil bıkkınlığını yeni yıkanmış bir avluya çeviren mucizeyi, kanımı köpürten o çalkalanışı, sabah ezanlarında göğsümde saçlarınla uyuyakaldığım kıy-a-meti kendinden menkûl anları. sonra rüyalarım zihnimin delik deşik duvarlarından içeriye akar, ve taze yemişler, çıplak ayaklarının serinliği, hiç görmediğim ülkelerin baharat kokuları. incecik bir duman gibi dolanır soluğun göğüs kafesimde, ne kadar nefes alsam hep soluksuz kalmalar sonra, küçücük gözlerine gömülen büyük hayaller. ilk kirpiklerin mi tutuşturdu dudaklarımı, zaman neden bize yetişemiyor, bilmiyorum, bırak da uyuyim biraz artık. ama olmuyor işte uyku yok, gözlerim kan çanağı düşünürüm: bütünleşip bir olunca, o dışsallık ortadan kalkıyor ve sevdiğini tarifleyemez hale geliyorsun. yani sanki onun içinde soluk alıyosun, en kılcal damarlarında dahi bütünüyle onu hissediyosun, baştan ayağa ona bulanıyosun, işte bu yüzden ona dışarıdan bir gözle bakmakta zorlanıyosun, nasıl ki kendine bakmakta zorlanıyosan. bunları düşünürüm işte.
sonra kalkarım yataktan, madem uyuyamıyorum bir kahve içeyim derim, kahveyi koyarım, sıcak suyu eklerim, kahve köpükleri suyun yüzeyinde patlarken aklıma sayısız öpüşler gelir, sabaha karşı kendi kendime manyak gibi gülerim, aşkın o mantıksal düzlemle kafa bulan korelasyonuna bakıp, içimdeki sana bir kez daha biat ederim.
aşkın tüm o alışıldık kurguları parçalamasını görmek müthiş. yengi-yenilgi yok; yıllarca vahşi hayvan gibi beslenen egonun bile söylene söylene köşesine çekilişine şahit olmak var. içerime seslendim: tüm askerleri geri çekin, bu güzellik sürebildiğince sürsün, tüm kapıları açın, açın ki ondan yansıyan en küçük pırıltı bile dışarda kalmasın!
aşk, sanıldığı gibi gerçekliği eğip bükmüyor, bizim, sevileni bu denli güzel görmemizin nedeni, onlarca kontrolden, filtreden, ket vurmadan sıyrılıp karşımızdakini olanca çıplaklığıyla görebilmemiz; burada bir aldatmaca yok, dinle beni; insan bir çiçeğin güzelliğini seyrederken önyargılı olabilir mi? olağanın sınırlarında olağanüstü bir deneyim. sen şimdi dışardan bakıyorsun, seyrediyorsun ya, anlayamıyorsun, içinde olman gerekir çünkü, parçası olman gerekir, bir kavram değil bu, bir sözcük dizisi değil. şu anlattıklarım içimdeki cayır cayır yangının yanında epey sönük kalıyor, fakat tutamıyorum, tutamazsın, taşar işte, her yere sıçramak ister, ama kelimelerle ama hareketlerle ama bakışlarla, hani diyelim ki; bir ucu sevdiğim kadına uzanan bir gökkuşağı var içimde, sen o ikisi arasındaki ışık tayfını görürsün yedi renk, şaşkınlıkla seyredersin, tıpkı benim hayranlıkla seyrettiğim gibi.
mahrem tam burada en katışıksız haliyle parlar, çünkü dışarıdan bir etkiyle, zorlamayla değil, kendiliğinden oluvermiştir ve belki de tek gerçek anlamını burada bulur. bak şu fotoğrafa :
http://1.bp.blogspot.com/...vcoTS6A8/s400/image_3.jpg
eminim ki onlar mahremlerini paylaştıklarını düşünmüyordu, aşka düşen iki insanın mahremi zihinlerinde kuruludur, ikiyüzlü bir ahlak anlayışı üzerinde yükselmez, ne kadar bakarsak bakalım bu fotoğraf yatağında uzanmış bir çiftten pek de fazla şey ifade etmez bize, keşke etseydi, o zaman aşkla örgütlenebilirdi bile belki insanlık.
örgütlenme demişken; içimdeki ayaklanışı görmelisin, varoluşun o sefil bıkkınlığını yeni yıkanmış bir avluya çeviren mucizeyi, kanımı köpürten o çalkalanışı, sabah ezanlarında göğsümde saçlarınla uyuyakaldığım kıy-a-meti kendinden menkûl anları. sonra rüyalarım zihnimin delik deşik duvarlarından içeriye akar, ve taze yemişler, çıplak ayaklarının serinliği, hiç görmediğim ülkelerin baharat kokuları. incecik bir duman gibi dolanır soluğun göğüs kafesimde, ne kadar nefes alsam hep soluksuz kalmalar sonra, küçücük gözlerine gömülen büyük hayaller. ilk kirpiklerin mi tutuşturdu dudaklarımı, zaman neden bize yetişemiyor, bilmiyorum, bırak da uyuyim biraz artık. ama olmuyor işte uyku yok, gözlerim kan çanağı düşünürüm: bütünleşip bir olunca, o dışsallık ortadan kalkıyor ve sevdiğini tarifleyemez hale geliyorsun. yani sanki onun içinde soluk alıyosun, en kılcal damarlarında dahi bütünüyle onu hissediyosun, baştan ayağa ona bulanıyosun, işte bu yüzden ona dışarıdan bir gözle bakmakta zorlanıyosun, nasıl ki kendine bakmakta zorlanıyosan. bunları düşünürüm işte.
sonra kalkarım yataktan, madem uyuyamıyorum bir kahve içeyim derim, kahveyi koyarım, sıcak suyu eklerim, kahve köpükleri suyun yüzeyinde patlarken aklıma sayısız öpüşler gelir, sabaha karşı kendi kendime manyak gibi gülerim, aşkın o mantıksal düzlemle kafa bulan korelasyonuna bakıp, içimdeki sana bir kez daha biat ederim.
geceleri etkileri artan kimyasal/biyolojik/psikolojik/ruhani değişim.
son olanı enteresan olabilir. çünkü nihayete vardığınız o noktada, bedeninizden giden şeyin sadece ruhunuz olmayacağını düşünüyorum.
bir sağıra 'çok güzelsin' demek gibi...
uyuyamamaktır...
Bugün dolu yağışı altında yarım saatlik yolu onu görmek için yürümemdir..
aşk adı kısa kendi uzun soyut görünsede somut sonuçlara vesile olan ağır bir hastalık acil şifalar demekten ötesi yok.
Onur Ünlü abimizden öğrendiğimiz gibi ;
Bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
Dağıldığı
An.
Bir topluluğun fotoğraf çekildikten sonra
Dağıldığı
An.
Adını bile duymak istemediğim saçmasapan duygu yumağı.. Benden uzak olsun..
ne zaman nereden geleceği belli olmayan kah mutlu eden kah hayal kırıklığı yaşatan ama ikisinin de ayrı bir güzelliği olan his.
Onu gördüğünde kalbin yerinden çıkacakmış gibi hissetmektir.
nicel bir kavramdır öncelikle.
çünkü herkese göre aşkın bir tanımı vardır.
bu yüzden çok şiir, söz yazılmıştır.
keşke nitel olsaydı da biri tanımını yapıp bıraksaydı.
çünkü gittikçe içine ediliyor.
çünkü herkese göre aşkın bir tanımı vardır.
bu yüzden çok şiir, söz yazılmıştır.
keşke nitel olsaydı da biri tanımını yapıp bıraksaydı.
çünkü gittikçe içine ediliyor.
nasil birşey bilmiyom öğrenmekte istemiyom ama bok gibi birşey olduğu ortada.
Karşılıklı yaşanması gereken durumdur aski fenadır.
Hoşlandım çocukla ayrılma durumu olunca ben bazen depresyona giriyorum aman aşk uzak kalsın olmasın beni direk geçsin.
bir beyin hastalığıdır. tüm hayati fonksiyonların değer atfettiğin kişi için çalışır. depresyon, paranoyaklık, obsesif kompulsif bozukluk gibi psikolojik rahatsızlıklar eşliğinde seyir eder.
başkasına sarılıp dokunduğunuzda işte o zaman anlarsınız aşkın kimde olduğunu. tek bir kişidir o ve öyle yokken de vardır ki kimseyi yerine koyamazsınız. o zaman işte anlarsınız esas aşk budur.
allah bin belasını versindir.
" aşk bir boktur yemeyen yoktur " daki aşktan başka birşey ifade etmiyor benim için.
Acısı zordur bekleyişlerin,
Şair misali yazdırır duyguları,
Kimisi susar kimisi bekler.
Aşk işte budur.
Şair misali yazdırır duyguları,
Kimisi susar kimisi bekler.
Aşk işte budur.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar