bugün
- durduk yere insanın aklına gelen replikler7
- o paraya mercedes bmw audi var5
- hangi ülke de doğmak isterdin4
- filiz makarna'nın türkiye buğdayı skandalı10
- 1 kasım3
- anın görüntüsü25
- ilk eşcinsel deneyimimde sakso çekmiştim2
- kasım ayında üstü çıplak foto atan erkek3
- cadılar bayramı hristiyan bayramı değildir5
- türkiye11
- amedspor17
- enag2
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı17
- fenerbahçe nin zorlu fikstürü3
- gocu aslında influncer11
- 31 ekim 2026 hakkari de askerimizin şehid olması7
- evrende hareket nasıl oluyor7
- fenerbahçe15
- meteoroloji'nin sel ve hortum uyarısı2
- dışarıda yemek yemek4
- 31 ekim 2026 fenerbahçe göztepe maçı27
- akp gençlik kolları programındaki kavga2
- sözlükte 50 55 yaşlarında bir kız bulup evlenmek6
- peygamberlerin mücadele ettiği kişiler3
- 1 kasım 20264
- sözlükteki kızların bilgisiz olması17
- türk futbolu hakkındaki en iyi yorum5
- avrupa da gençlerin sokak eylemleri4
- kişisel bilgisayarlarda ram olmamalı2
- 1 kasım 2026 sivasspor boluspor maçı3
- kuantum fiziğine sahip kadın9
- sözlükten 35 40 yaşında bir kadın bulup evlenmek4
- fener liverpoolu yenerse sakso geliyormuş2
- kadir mısıroğlu vs ahmet kaya21
- milan skriniar8
- eskiden sözlük çok popülermiş5
- film izleyememek3
- kasım ayı4
- karın ağrısı ve diş ağrısı ile uyanmak3
- bursa daki indirimli sıvı yağ izdihamı2
- yazarların pazar günü planları4
- manevi danışman2
- yaptığım müthiş kaşarlı yumurta2
- kale3112'in kalesinde cadılar bayramı kutlamak13
- ai otomatik silme4
- çobanlık yaptığı köyüne pilot olarak döndü2
- öbür sözlükle ulu farkı3
- emevi kanunlarının allahın kanunu diye yutturmak2
- kafaya taka taka yaşarsın içine ata ata ölürsün2
- soru sormayan yetişkinler3
en tehlikeli ruh hastalığı..
derler ki , bir yerden sonra
acımaz daha fazla
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma...
(bkz: teoman)
acımaz daha fazla
zaten aşk kötü bir şaka
anlamaya çalışma...
(bkz: teoman)
Aşk tarafların zaaflarını ortaya çıkarır, kabullenmektir. Bağlandığını sandığında karşındakine hayır demeyi bilmektir. Ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya döndürmektir, mizahtır.
varlığı unutulur.
Ask kagit üzerinde güzeldir. Mutlu sonlar romanlara özgüdür...
aşk: sevdiğine uzaktan bakıp çaresizce düşündüğün andır.
Geceleri balkonda ışığın etrafını alan pervane böceklerini fark etmiş miydik hiç?
Ya onların aşk uğr...una yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini...
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın... Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. ilk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet... Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün işte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. işte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane hakkal yakin biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek
Iskender Pala
Ya onların aşk uğr...una yaşadıklarını bilir miyiz? Yani pervanenin mum ışığıyla yaşadığı aşkın hikayesini...
Aşk bir farkına varış, bir idrak seviyesidir 'Aşk odu önce ma'şuka, andan âşıka düşer.' derler, malum. Yani aşk ateşi önce sevilene ondan sonra sevene düşer. Önce sevilende bir ateş yanmalı ki pervane onun etrafında dönsün, pervane o ateşi görsün, sonra aşkının farkına varsın... Pervane aşkını ispat edebilmek için gördüğü anda ışığı, etrafında dönmeye başlar. Bir cezbedir bu. Bu cezbenin gittikçe daralan bir çemberi vardır. Işığın etrafında döner, döndükçe biraz daha yakından dönmek ister. Işığı gördüğü anda aşkı ilmel yakin olarak tanıyan pervane, onu aynel yakin bilmek istediği için gittikçe mumun etrafındaki çemberi daraltıyor. Çember daraldıkça pervanenin aşkı artıyor, şevki artıyor, coşkusu artıyor. Coşkusu arttıkça da cesareti artıyor. Aşk cesaret işidir, neticede. Ve pervane cesaretle kanadını şöyle bir değdirir ateşe. ilk lezzettir işte o acı. Acı verir, yakar içini. Ama ona verdiği acı o kadar hoşuna gider ki, daha fazla dönmeye başlar. Acı ve lezzet... Birbirine zıt bu iki duygunun bir arada olması nasıl mümkün işte bu noktada, azabın ve acının lezzet olmasındaki sırrı yakalamak gerek.
Azap kelimesi azp kelimesinden türüyor. Azp lezzet demek. Azabın ne olduğunu buna göre ölçün ve düşünün. işte kanadının ucunu bir defa yaktığı zaman pervane ilk azabı duyar; fakat öyle bir lezzettir ki o azap Bu azap ve ondan alınan lezzet, insanı yavaş yavaş nefsinden sıyırıp vuslatı mümkün kılar. Bu sefer daha büyük bir cesaretle kendini ateşe atarcasına gider ışığı kucaklar.
Ve burada ateş pervaneyi yakar kavurur. Bir buğday tanesi gibi toparlayıp yere düşürür. Artık pervane hakkal yakin biliyordur vuslatı. Bu fenadır. Bu canını verdiği noktadır. Mumun bundan haberi bile yoktur belki. Olmasına da gerek yoktur. Bu pervanenin aşkıdır çünkü. Aşkı uğruna can veren pervanenin aşkı. Ama öbür taraftan mum da yanar. Onun aşkı da, acısı da kendincedir. Önce can ipliğine bir ateş düşer ve yanmaya başlar mum Sonra içindeki o yangını söndürmek için gözyaşı döker. Ateşi su söndürür çünkü. Ama mumun gözyaşları onun ateşine daha da bir güç verir, elemi arttıkça artar. Ve erir can ipi, sevgilinin yolunda yok olana dek
Iskender Pala
artık lanet gitsin dediğim.
gün olur bir kızı seviyorsun. o kadar ki sevgilin oluyor. ilişkin bir ilişkiden ne bekliyorsan veriyor sana ama bitiyor; sanki şartmış gibi.
öyle bir kız ki unutamıyorsun. şu ömründe gördüğün tüm kızlardan güzel. hoş. her şey o sanki. çevrendeki bütün insanlar gördü mü bir daha bakıyor.
kopamıyorsun yıllar geçse de. hala sohbet ediyorsun gördüğünde. gözünün içine aylar sonra bakınca kalbin gene eskisi gibi çarpıyor. onu görmediğinde ondan uzak; ama görüp hayatına bir hafta girince ona her zamankinden daha yakınsın.
ondan ayrılınca sonraki 2 3 ayın gene harap. onun ilişkileri oluyor, senin ilişkilerin oluyor. senin ilişkilerin sana normal geliyor ama onun beraber olduğu her kişiyi öldüresiye dövmek istiyorsun. elinde olmasa da istemesen de herkesten ne kadar saklasan da: kıskanıyorsun.
"tamam" diyorsun. "bitti". bitmiyor, olmuyor. bir şekilde birine anlatmak istiyorsun. o kadar salakça bir şekilde, o kadar mantıksızca ona takılıp kalmışsın ki kime yansan anlamayacak. kime anlatsan kaşını kaldıracak sana.
sorguluyorsun. dünyada bu kadar kız varken, hayatına bu kadar kız girip çıkarken neden aklın ona gidiyor. ama heralde bazen hayat bazılarının karşısına hayatının kadınını "biraz" erken çıkarıyor.
"işte bunların hepsini bana bir duygu yaptırıyor*" diye bitirmek istiyosun yazıyı. olmuyor.
eğer bu aşksa hakketen. siktirsin gitsin artık.
edit: unuttum gitti geberik.
gün olur bir kızı seviyorsun. o kadar ki sevgilin oluyor. ilişkin bir ilişkiden ne bekliyorsan veriyor sana ama bitiyor; sanki şartmış gibi.
öyle bir kız ki unutamıyorsun. şu ömründe gördüğün tüm kızlardan güzel. hoş. her şey o sanki. çevrendeki bütün insanlar gördü mü bir daha bakıyor.
kopamıyorsun yıllar geçse de. hala sohbet ediyorsun gördüğünde. gözünün içine aylar sonra bakınca kalbin gene eskisi gibi çarpıyor. onu görmediğinde ondan uzak; ama görüp hayatına bir hafta girince ona her zamankinden daha yakınsın.
ondan ayrılınca sonraki 2 3 ayın gene harap. onun ilişkileri oluyor, senin ilişkilerin oluyor. senin ilişkilerin sana normal geliyor ama onun beraber olduğu her kişiyi öldüresiye dövmek istiyorsun. elinde olmasa da istemesen de herkesten ne kadar saklasan da: kıskanıyorsun.
"tamam" diyorsun. "bitti". bitmiyor, olmuyor. bir şekilde birine anlatmak istiyorsun. o kadar salakça bir şekilde, o kadar mantıksızca ona takılıp kalmışsın ki kime yansan anlamayacak. kime anlatsan kaşını kaldıracak sana.
sorguluyorsun. dünyada bu kadar kız varken, hayatına bu kadar kız girip çıkarken neden aklın ona gidiyor. ama heralde bazen hayat bazılarının karşısına hayatının kadınını "biraz" erken çıkarıyor.
"işte bunların hepsini bana bir duygu yaptırıyor*" diye bitirmek istiyosun yazıyı. olmuyor.
eğer bu aşksa hakketen. siktirsin gitsin artık.
edit: unuttum gitti geberik.
"Aşk, betimlemenin yasak olduğu yüz dinidir", der Finkielkraut.
küçük iskendere göre aşk: bütün duygu ve düşüncelerin grup seks yapması ve aynı anda orgazm olmasıdır.
bir anlık nefes kaybıdır.
(bkz: hepimize geçmiş olsun)
(bkz: hepimize geçmiş olsun)
elif şafakın çok tutan, pembe kabından dolayı olay olan kitabı.
her aşk bitermiş.
geride sadece kırık bir kalp ve sevgi parçacıkları bırakan duygu.
geride sadece kırık bir kalp ve sevgi parçacıkları bırakan duygu.
aşk...ne olduğunu asla anlayamadığın sadece iyileştiğin zaman "sanırım ben hastaydım" diyebildiğin garip bir duygu.
kimisi tarif etmekle bitiremez, kimisi ise tarifi mümkün olmayan tek şey olarak görür. kimisi tutkusunu yaşamaktan kaçar, kimisi at gözlüğü takmışcasına gözü başka birşey görmeden peşinden koşar. kimisi aşkı için canından vazgeçer, kimisi ise çokta tın deyip yanından geçer. aşk dediğin böyle sürüp gider. dışında kalanı bir hortum gibi çeker, içine gireni eritip yok eder.
elde patlayandır.
*
*
bir gün mutlaka bittiğini hissedeceğiniz duygudur.önce siz bitersiniz sonra aşk biter.lakin aşıkken ölürseniz ne o biter ne siz...
kendisi ile tanışıklığım yoktur..lakin olmasın da.
Aşklarda da büyük cehennemler vardır aslında, ama ne gam, herkes bir cennetmiş gibi koyulur aşka...*
şöyledir;
aşk bir yanılgıdır. mükemmeli arayışın yanılgısı.
yaratıldığında tanrı nın mükemmelliği ile tanışmış, meleklerin kendisine secde ettiği ruhun, hafızası silik olarak cennetinden sürgün edilip bir bedene hapsolduktan sonra aynı mükemmelliği ölümlü bedeniyle başka bir ölümlü bedende nafile aradığı söylenir dünya üzerinde. mükemmeliği ve sonsuz değeri gördüğünü sandığı bedene aşk tanımını yapıştırır işte bu yüzden..
böyledir;
azrail ve dumrul hikayesinden;
azrail dumrulun canını almak için yeryüzüne indiğinde, onunla bir pazarlığa tutuşur. dumrul'a, yerine alacağı bir can göstermesini, alacağı karşılığında kendi canını bağışlayacağını söyler. kendisi için canını vereceğine inandığı üç kapıya giderler. ana kapısı, baba kapısı, yar kapısı. dumrul un can bildiği üç kapıdan canını değişen olmaz.
azrail büründüğü insan bedeninin ağırlığıyla, dumrulun yalnızlığına üzülür, canını almak için sözleştikleri tepeye çıktıklarında, anasının, babasının, yarinin gözlerinden bakar dumrul'a. üç şiddetli sevginin birleşiminden tek bir bakış yaptığını ve dumrul'a ne zamandır böyle baktığını anlar.
"aşk anası babası yari gibi sevmekti"
"onu sevmiş olan herkesin gözleriyle sevmekti"
"kör olana kadar onu herşeyiyle görmekti" der.
dumrul'u öldüremeyeceğini hatta ölümüne bile seyirci kalamayacağını anlar.
ve bir bedende ölümlü olarak yaşamaya mahkum edilir. yerine geçen başka bir meleğin canını almaya geleceği güne kadar uzak diyarlarda oradan oraya dolaşacaktır.
son olarak şunları söyler;
"aşıkken zalim bir melek, ölürken kanatsız bir kurban olarak, ölümsüz bir canı, ölümlü bir bedenle değiştirebileceğimi böyle anladım. anasının, babasının, yarinin yapamadığını ben yapacaktım. ancak bir melek yapabilirdi bunu. ölüm meleği de olsa, ancak bir melek."
ve halil cibran'dan,
"aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım aşk 'ı soran sizler,
aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
sorularımı kim yanıtlayabilir? sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
içinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
aşk diye seslendiğimiz şey nedir? söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
yaşam 'dan ve ölüm 'den, yaşam 'dan daha acayip, ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
söyleyin bana dostlar, içinizde yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
içinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
dün kapısından geçenlere aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
yiğit bir genç karşılık verdi:
'aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'aşk şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
ve böylece aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
o anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, aşk 'tır.'
bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
tanrım beni kutsal ateşine at...'
aşk bir yanılgıdır. mükemmeli arayışın yanılgısı.
yaratıldığında tanrı nın mükemmelliği ile tanışmış, meleklerin kendisine secde ettiği ruhun, hafızası silik olarak cennetinden sürgün edilip bir bedene hapsolduktan sonra aynı mükemmelliği ölümlü bedeniyle başka bir ölümlü bedende nafile aradığı söylenir dünya üzerinde. mükemmeliği ve sonsuz değeri gördüğünü sandığı bedene aşk tanımını yapıştırır işte bu yüzden..
böyledir;
azrail ve dumrul hikayesinden;
azrail dumrulun canını almak için yeryüzüne indiğinde, onunla bir pazarlığa tutuşur. dumrul'a, yerine alacağı bir can göstermesini, alacağı karşılığında kendi canını bağışlayacağını söyler. kendisi için canını vereceğine inandığı üç kapıya giderler. ana kapısı, baba kapısı, yar kapısı. dumrul un can bildiği üç kapıdan canını değişen olmaz.
azrail büründüğü insan bedeninin ağırlığıyla, dumrulun yalnızlığına üzülür, canını almak için sözleştikleri tepeye çıktıklarında, anasının, babasının, yarinin gözlerinden bakar dumrul'a. üç şiddetli sevginin birleşiminden tek bir bakış yaptığını ve dumrul'a ne zamandır böyle baktığını anlar.
"aşk anası babası yari gibi sevmekti"
"onu sevmiş olan herkesin gözleriyle sevmekti"
"kör olana kadar onu herşeyiyle görmekti" der.
dumrul'u öldüremeyeceğini hatta ölümüne bile seyirci kalamayacağını anlar.
ve bir bedende ölümlü olarak yaşamaya mahkum edilir. yerine geçen başka bir meleğin canını almaya geleceği güne kadar uzak diyarlarda oradan oraya dolaşacaktır.
son olarak şunları söyler;
"aşıkken zalim bir melek, ölürken kanatsız bir kurban olarak, ölümsüz bir canı, ölümlü bir bedenle değiştirebileceğimi böyle anladım. anasının, babasının, yarinin yapamadığını ben yapacaktım. ancak bir melek yapabilirdi bunu. ölüm meleği de olsa, ancak bir melek."
ve halil cibran'dan,
"aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.
aşktan haberdar olduğumda sözler cılız bir hıçkırığa dönüştü, yüreğimdeki şarkı derin bir sessizliğe gömüldü.
ey bana gizlerinin ve mucizelerinin varlığına inandığım aşk 'ı soran sizler,
aşk peçesiyle beni kuşattığından beri ben size aşkın gidişini ve değerini sormaya geliyorum.
sorularımı kim yanıtlayabilir? sorularım kendi içimdeki için; kendi kendime cevaplamak istiyorum.
içinizden kim içimdeki benliği bana ve ruhumu ruhuma açıklayabilir?
aşk adına söyleyin, yüreğimde yanan, gücümü tüketen ve isteklerimi yok eden bu ateş nedir?
ruhumu kavrayan bu yumuşak ve kaba gizli eller nedir; yüreğimi kaplayan bu acı sevinç ve tatlı keder şarabı nedir?
baktığım bu görünmeyen, merak ettiğim açıklanamayan, hissettiğim hissedilemeyen şey nedir? hıçkırıklarımda kahkahanın yankısından daha güzel, sevinçten daha mutluluk verici bir keder var.
neden kendimi beni öldüren ve sonra şafak sökene kadar tekrar dirilten, hücremi ışığa boğan bu bilinmeyen güce veriyorum?
uyanıklık hayaletleri kurumuş gözkapaklarımın üstünde titreşiyor ve taştan yatağımın etrafında düş gölgeleri uçuşuyor.
aşk diye seslendiğimiz şey nedir? söyleyin bana, bütün anlayışlara sızan ve çağlarda gizli olan o sır nedir?
başlangıçta olan ve herşeyle sonuçlanan bu anlayış nedir?
yaşam 'dan ve ölüm 'den, yaşam 'dan daha acayip, ölüm 'den daha derin bir düş oluşturan bu uyanıklık nedir?
söyleyin bana dostlar, içinizde yaşam 'ın parmakları ruhuna dokunduğunda yaşam uykusundan uyanmayan biri var mı?
yüreğinin sevdiğinin çağrısıyla babasından ve annesinden vazgeçmeyecek kimse var mı?
içinizden kim ruhunun seçtiği kişiyi bulmak için uzak denizlere açılmaz, çölleri aşmaz, dağların doruğuna tırmanmaz?
hangi gencin yüreği tatlı nefesli, güzel sesi ve büyülü dokunuşlu elleriyle ruhunu kendinden geçiren kızın peşinden dünyanın sonuna gitmez?
hangi varlık dualarını bir yakarış ve bağış olarak dinleyen bir tanrı 'nın önünde yüreğini tütsü diye yakmaz?
dün kapısından geçenlere aşk'ın sırları ve değeri sorulan tapınağın girişinde durmuştum. ve önümden çok zayıflamış, yüzü hüzünlü yaşlı bir adam iç çekerek geçti ve şöyle dedi:
'aşk bize ilk insandan beri bağışlanmış bir güçsüzlüktür.'
yiğit bir genç karşılık verdi:
'aşk bugünümüzü geçmişe ve geleceğe bağlar.'
ardından kederli yüzlü bir kadın hıçkırarak şöyle dedi:
'aşk cehennem mağaralarında sürünen kara engereklerin ölümcül zehiridir.
zehir çiy gibi taze görünür, susuz ruhlar aceleyle içer onu; ama bir kere zehirlenince hastalanır ve yavaş yavaş ölürler.'
sonra gül yanaklı bir kız gülümseyerek dedi ki:
'aşk şafak 'ın kızları tarafından sunulan ve güçlü ruhlara güç katıp onları yıldızlara çıkaran bir şaraptır.'
ardından çatık kaşlı, kara giysili, sakallı bir adam geldi:
'aşk gençlikte başlayıp biten kör cahilliktir.'
bir başkası gülümseyerek açıkladı:
'aşk insanın tanrıları mümkün olduğunca fazla görmesini sağlayan kutsal bir bilgidir.'
sonra yolunu asasıyla bulan kör bir adam konuştu:
'aşk ruhlardan varlığın sırlarını gizleyen kör edici bir sistir;
yürek tepeler arasında sadece titreşen arzu hayaletlerini görür ve sessiz vadilerin çığlıklarının yankılarını duyar.'
çalgısını çalan genç bir adam şarkı söyledi:
'aşk ruhun çekirdeğindeki yangından saçılan ve dünyayı aydınlatan bir ışıktır.
yaşam 'ı bir uyanışla diğeri arasındaki güzel bir düş olarak görmemizi sağlar.'
ve paçavraya dönmüş ayaklarının üzerinde sürüklenen güçsüz düşmüş çok yaşlı bir adam titrek bir sesle şunları söyledi:
'aşk mezarın sessizliğinde bedenin dinlenmesi, sonsuzluk 'un derinliklerinde ruhun huzura ermesidir.'
ve onun ardından gelen beş yaşındaki bir çocuk gülerek dedi ki:
'aşk annemle babamdır, onlardan başka kimse bilmez aşkı.'
ve böylece aşk'ı tarif eden herkes kendi umutlarını ve korkularını bıraktı önüme sır olarak.
o anda tapınağın içinden gelen bir ses duydum:
'yaşam iki yarıya ayrılmıştır: biri donar, biri yanar; yanan yarı, aşk 'tır.'
bunun üzerine tapınağa girdim, sevinçle diz çökerek dua ettim:
'tanrım, beni yanan alevin besleyicisi yap...
tanrım beni kutsal ateşine at...'
acı ama gerçek istediğini alana kadar.
yaradanın yaradılana cennet ve cehennemi aynı anda yaşatabildiğinin bir nevi kanıtıdır kanımca.
*garip bir özlemdir.
kelimelerin birbirine girip, yetersiz kalmasıdır.
bazen de şöyle bir şiirdir:
başkalaşan aşk
adını anmak güzeldi,
dost ağızlarda sana dair cümlelerin
ıslatılması...
adını anmak;
yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
biraz gülünç, biraz sitemkar
güzeldi...
adının türkçedeki yankısı özeldi.
..
ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi... *
kelimelerin birbirine girip, yetersiz kalmasıdır.
bazen de şöyle bir şiirdir:
başkalaşan aşk
adını anmak güzeldi,
dost ağızlarda sana dair cümlelerin
ıslatılması...
adını anmak;
yüksek sesle, kimsesiz gecelerin düşsel
avuntularına sırt çevirip senden söz açmak...
biraz gülünç, biraz sitemkar
güzeldi...
adının türkçedeki yankısı özeldi.
..
ipe sapa konuşlanmaz bahanelerle elini tutmak,
yüzünde
yüzyıllık bir hasreti gidermek güzeldi... *
tam ben artık odunlaştım kimseye karşı bişey hissedemem ohh kafam da rahat mis gibi diye düşünürken bi gülücüğün arkasına saklanmış sinsi şeytan.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar