bugün

/638
aşk, nasıl bişey tam olarak bilinemese de.

erkek ya da kız farketmeden koyup üzdüğüne göre.

aşk;

kesinlikle ibnedir.
hep egzotik tatlarla anlatılan duygusal durum. bir çöl güneşi, bir deniz köpüğü gibi görülür hep.
çok doluyum seviye meviye dinlemicem yazıcam.
aşk piçin tekidir , yavşaktır , orospudur , fahişedir.
seni mala bağlar, bırakır gider çıkamazsın o mallıktan uzun süre.
arar kuzenim intihar etti der , 50 gün ulaşamazsın , tek sözüne yine dumur olursun, affedersin.
buluşmadan 1 gün önce arar annem izin vermedi der, tamam dersin.
ben nişanlandım artık arama beni der, aramazsın, o arar.
sana mesaj atan ben değildim der, bahaneler sunar , affedersin.
aşk adamı siker beyler.
amına kodum aşkı.
bi keresinde bir eczane poşeti üzerinde görmüştüm
Ağrı
Şişkinlik
Kabızlık

belkide budur aşk dediğimiz *
etiket sevdası yüzünden güme giden hedelerden biri. sikerken aşk, dolaşırken aşk, boşalırken aşk, namaz kılarken aşk, evrim tartışırken aşk. sürekli aşk. her gördüğü muzu götüne sokan ibneler gibi dilimizde bu aşk.
iki farklı kapıyı açan anahtar. kapılardan birinin ardında mutluluk, diğerinin ardında acı ve öfke bulunur.
yoğun bir beğenmişlikten fazlası değildir aşk.
"bir ellerin, bir ellerim yeter belleyelim yetsin"
insanı var edebilir, aynı zamanda yok edebilir..

ama yinede pişman olunmamalıdır adı üstünde 'aşk'..
zehri dermanında bir acayip muamma..

"derman arardım derdime
derdim bana derman imiş.."
Aşk, ağır iştir: emekli olamazsın, sigortası yoktur, ikramiye alamazsın, yıllık tatil izni verilmez, greve kalkıştın mı yersin sopayı, her dakika lokavt tehlikesiyle burun burunasındır, kaza riski yüksektir, amatörce uğraşılır... Aşk, ağır iştir! Yol boyunca bunları şoföre dayatamazsın. O, uykuya yenilmek üzeredir, sen ...sen ise bitmesini hiç istemediğin bir rüyadan çıkamamanın verdiği yorgunluğa yenilmek üzeresindir.
talihsiz takıntılar bütününe verilen ad.
herkesin uzun uzun değişik şekillerde dile getirdiği belkide anlatmaya çalıştığı olaydır. sonsuz mutluluğun yanında en büyük acıyı da barındırır içinde. yani öyle derler. yine de ben henüz algılayamadım şu aşk denen şeyi.
gözlerine baktığınızda kaçırmadığı gözlerinde gözlerinizi görebilmektir.
yanındayken yaptığın mallıklardan pişman olmayıp en ufak ayrıntiya takılmaktır.
sen onu seversin, o başkasını, başkası daha başkasını.
kadın için sahilde el ele yürümek erkek için ise öpüşmektir. halbuki iki taraf da karşı tarafın isteğini sormadan yapsa ortada sorun filan olmazdı.
birini mayın tarlasında sevmektir. yanlış tek bir hareketinizle sizi paramparça edecek ve bedeniniz sağ kalsa bile yüreğinizi un ufak hale getirecek kadar tehlikeli ama bir o kadar da güzel bir duygudur.
ve anladım ki bir kez daha hatamı
ve anladım ki bir kez daha talihsizliğimi!
bulanık boktan bir sudur aşk
insanın kendisini görmek için eğildiği!
onur akın'ın geceyi sana yazdım şarkısındaki sözlerin daha da güzelini yazabilecek kadar hissetmektir.
geceyi sana yazdım, sızımı sana
tutuldum, küsen sesine, tenine tutuldum
çaktım ateşi sesime, ateşi tenime
hay aydınlık sana yandım, gülen yüzüne
yandım, yanarım sana

sensizim, sana koştum iklimler boyu
uykular, yanan liman uykular haram
bir vapur geçer, dalgasında savrulan ben
dön yürek yurduma, gurbet tenime dön, yanarım sana.
keşke biraz daha net olsa.
heycanlar falan.
iştahla yemek yerken hatırlayıp sevileni yemek boğazda düğümleniyorsa, derin uykularda görülen rüyadan sonra bir daha uyku girmiyorsa gözlere, şen bir mecliste adı anıldığında onun, inziva engin bir boyut kazanıyorsa, hamasi bir söylevin tam ortasındaki bir kelime bir cümle ne dediğini bilmezleştiriyorsa insanı işte odur aşk...

kitab-ı aşk
galiba varlığın çekim alanına giren en ulvi acıydı aşk; ve maddeyi mânâya veren en cömert sancıydı. ruhların çeşitli varlıklar arasında bölüştürülen süsüydü belki; belki ötelere yazgılı yitirişlerin türküsüydü. kalp kalbe konan kelebek kanatlarında renk; kudümlerde düşünüp neylerde ağlayan âhenkti aşk. şarkın bütün şiir macerasıydı, belki yesribli sevgililer için tutulan bir anadolu yasıydı. yağmur yağmur belaya başını tutmaklar ve ateş ateş denizlere kendini atmaklardı. mansûr’u dâra takan da, halil’i oda yakan da oydu, ve oydu eyyub’u derde bırakan da. tuz kadar mübarek, ekmekçe aziz idi; toprakleyin bereket, su gibi temiz idi.''

iskender pala
delilik ile akıl arasındaki ince sınır...
© copyright 2005 - 2026