bugün

şiiri, gerçeküstücü izler taşıyan deneysel bir başlangıçtan sonra ateşli ve karanlık öğelerle şiddetli, trajik bir güç kazandı; hiçbir zaman ihmal etmediği biçimde gittikçe daha yoğun ve klasik niteliğe büründü.

yaşamı boyunca sürekli baskı altında tutulan şair, toplumsal haksızlıkların ve yalnızlığın isyanlı ve bilinçli sözcüsü oldu.
" bizi yoksul ve tutsak kılanlara bir zerresini bağışlamam yaşama hakkımın."
macar asıllı ünlü şairdir. 42 yaşında kendini bir trenin altına atıp intihar ederek yaşamama hakkını kullandı.
Çağdaş Macar şiirinin öncülüğünü yapmış şairdir. 1992'de ilk şiir kitabı Szépség koldusa (Güzellik Dilencisi)
çıkmıştır. 1924'te Szeged Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'ne girmiş, şiirleri siyasal
açıdan sakıncalı görülerek okuldan uzaklaştırınca Viyana Üniversitesi'nde ve
Paris'te Sorbonne Üniversitesi'nde öğrenimini sürdürmüştür.
HAYKIRAN BEN DEĞiLiM

Haykıran ben değilim, yer gümbürdüyor,
Dikkat et, dikkat, çünkü çıldırdı şeytan,
Uzan kaynakların duru dibine,
Yapış pencere camına,
Gizlen elmasların ışıltısı ardına,
Taşlar altında böcekler arasına,
Gizle kendini sıcak ekmek içinde,
Sen yoksul, sen.
Yeni sağanaklarla süzül toprağa -
Boşuna yıkanıyorsun kendi içinde,
Yalnız başka suda yıkayabilirsin yüzünü,
Bir çim yapracığında minik bir uç ol
Daha büyük olacaksın bu dünya ekseninden.
Hey, makineler, kuşlar, yapraklar, yıldızlar!
Kısır anamız çocuk için yakarıyor.
Dostum, değerli, sevgili dostum,
ister korkunç, ister olağanüstü,
Haykıran ben değilim, yer gümbürdüyor.
(bkz: ce n est pas moi qui clame) *
attila Jozsef yüzüncü ölüm yıldönümünde ülkesi dışında dünyada da yeniden hatırlanırken; yazın dünyasındaki önemi müzikte Bela Bartok ile karşılaştırılıyor.



Onun Magyar folk şarkılarından kalkarak Modern Avrupa edebiyatı ile bağlar kuran , realizmden modern soyut düşünceye uzanan şiirleri doğum yıldönümü vesilesiyle şimdi çeşitli dünya dillerinde yeniden anılıyor.

Attila Jozsef'in yaşam öyküsü incelenirken şüphesiz ki onun trajik intiharı öne çıkıyor. Sayısı hayli kabarık olan intihar etmiş şairler listesinin ön sıralarında yerini alıyor Jozsef. Ona yakışacak en güzel unvan;Yoksulların şairi; gibi geliyor bana.Onun kırsal kesimin yoksulluğuna, şehirlerdeki işçilere, entelektüellere, bilinç ve sezgi, devrim ve tarih, iktidar ve insanlığa uzanan şiirleri çoğu durumda olabileceği gibi ölümünden sonra daha çok yaygınlaşmaya başlıyor.



Çamaşırcı kadının oğlu Attila annesini ölümsüzleştirerek, onı bir işçi sınıfı simgesi yapmayı başarıyor.

Gerçeküstücülükle karışan hüzünlü gerçekçiliği ona çağdaş insanın duygularını yansıtma ve hayatın özde olan güzelliğine dair inancını dillendirme olanağını veriyor. Belki de Tuna'yı bukadar sevmesi ve bu nehirle ilgili güzel şiirini yazması Tuna'nın da kendisi kadar hüzünlü olmasındandı. Tuna'dan ve onun birleştiriciliğinden kalkarak dünya barışını araması Jozsef'in savaşın kirlettiği bu dünyaya bir çare bulma isteğiyle ilgili olmalıydı.



Geçmiş, bugün ve gelecek olan Tuna

sımsıkı kavuşturur dalgalarını yumuşacık dost eller gibi;(Çev. Neşe Yaşın)



Bence onun şiirleri daha çok , iyiliğin ve masumiyetin, dünyanın kötülüğü ve zulmü karşısındaki şaşkınlığı ve isyanı ile ilgilidir. Günümüzden bakıldığında şiirlerinde bazı cinsiyetçi ögelere rastlansa da Jozsef gününün anlayış ve kavrayışlarının ötesinde bir yerdedir.



Şairler aslında ne çok ülkelerine benzerler. Jozsef'in şiirlerindeki bu Orta Avrupa hüznü ve bilgeliği ,onu en çok ülkesinde önemli kılarken dünyaya da o coğrafyadan kalkıp önemli sözler söylüyor.



Attila Jozsef, bugün adını ünlü bir Üniversite başta olmak üzere ülkesinin bazı kurumlarına vermiş olsa bile yaşadığı günlerde otoriteler ile çelişen bildik şair hikayelerinden birini taşıyor. Yayınladığı bir şiirden ötürü Szeged üniversitesinden atılıyor. Zaten yoksulluk, kimsesizlik ve acı ile dolu hayatı daha da kararıyor. 1930 yılında katıldığı Macar Komunist Partisinden ruhsal bunalımları ve görüş ayrılıkları nedeniyle çıkarılıyor. intiharı ise belki de şiirlerine de o şok edici gücü veren şizofreni krizlerini yaşadığı bir dönemde, partiden çıkarılışından kısa süre sonra gerçekleşiyor. Jozsef'in şiirlerindeki yoksulların, ezilenlerin yazgısına karşı çıkış, adaletsizliğe karşı o iç paralayan isyan, döneminin ruhunu en iyi biçimde yansıtırken onu trajik intiharına götüren nedenler için de ipuçları veriyor. Jozsef bütün o hüznüne rağmen acılardan doğacak bir geleceğe inanç taşıyor şiirlerinde. Onun şiirlerindeki bugün, geçmiş ve gelecek algısı yürekten gelecek güçlerle zaman zaman bir değişim müjdesini taşısa dahi samimiyetin galip geldiği anlarda, bir içsel çaresiziliğe de yenik düşebiliyor.



Yine de onun rahatsız, üzgün, öfkeli, mistik, mütevazi ve hamasi dizeleri güçlü bir dönüşüm isteği oluşturup bir çeşit şok terapisi yapıyorlar ve Jozsef'in çağdaş şairler arasındaki yerini sağlamlaştırıyorlar.

Türkçede daha çok da seksen öncesi yapılmış çevirilerle, sınırlı sayıda şiiriyle bilinen Attila Jozsef'i yeniden keşf etme ve layık olduğu yeri verme zamanıdır artık...

alıntı
ANNE

Bütün bir hafta, aralıksız
Annemin görüntüsü geçti gözlerimden
Kolunda ağır çamaşır sepeti
Çatı katına tırmanırken

Ve ben yaramaz, delişmen çocuk
Bağırır, tepinirdim yerimde
Bıraksın da koca sepeti
Çatıya beni taşısın diye

O, söylenmeden, bana bakmadan
Çıkar, sererdi çamaşırları
Göz kamaştıran aklıkta çamaşırlar
Sallanır, döner, hışırdarlardı.

Ağlamak için çok geç şimdi;
Annemi uçuşan kır saçlarıyla
Görüyorum gökyüzü sonsuzluğunda
Göğün suyuna katarken çivitini...

ATTiLA JOZSEF
flora

şimdi iki milyarlar zincirlemek için beni
benden bir çoban köpeği yapmak için kendilerine
fakat iyilik, şefkat ve incelik duyguları
göç ettiler onların dünyasından güney'e.
artık ışık içinde göremiyorum bu dünyayı
göremiyorum, deney tüpüne bakan bir doktor rahatlığıyla
diz çöküyorum, haykırıyorum yenilgimi
sevgilim, bir an önce gelmezsen yardımıma

köylü nasıl toprağa muhtaçsa
yağmura, güneşe nasıl muhtaçsa, muhtacım sana
bitki nasıl ışığa muhtaçsa
ve klorofile, fışkırmak için topraktan;
muhtacım sana, çalışan kalabalık
nasıl işe, ekmeğe, özgürlüğe muhtaçsa
ve nasıl avuntuya muhtaçlarsa kuşatıldıklarında
çünkü gelecek doğmadı daha acılarından.

bir köye nasıl okul, elektrik
su, taştan evler gerekliyse
çocuk nasıl gereksinirse oyuncaklara
ısıtan bir sevgiye;
işçi için bilincin
ve gözüpekliğin anlamı neyse
yoksul için onurun;
ve bulanık çocuklarına bu toplumun
bir hayat çizgisi nasıl gerekliyse
ve nasıl gerekliyse hepimize
akıl, uyanıklık yol gösteren bir ışık
flora! yüreğimde yerin işte öyle.

ATTiLA JOZSEF
BiR iSPANYOL ÇiFTÇiSiNiN MEZAR TAŞI

ilençli bir asker olayım diye askere aldı beni Franco,
Kaçmadım, korkuyordum çünkü, adamı kurşuna dizerlerdi.
Korkuyordum - özgürlüğü, hakka karşı geldim bu yüzden
irun varoşları altında. Ama ölüm yine yakamı bırakmadı işte.

ATTiLA JOZSEF
macar, toplumcu gerçekçi komunist şair. 1937 yılında kendini bir trenin altına atarak intihar etmiştir.

SEVECEKLERDi BENi

iyi nedir kötü nedir düşünmüyorum
Çalışırım, acı çekerim: yaşamım bu.

Takma pervaneli kayıklar, çanak çömlek yaparım,
Kötü zamanlarda kötü, iyi zamanlarda iyi.

işlerim sayısızdır! Yalnız sevgim,
Sezmekle bunları, boyuna bir yere biriktirir.

Sevgim kuşkusuz inansa da onlara
Susar daha yeminden, inanıştan önce.

Bir ağaç yapın beni, kargalar sanırım ki
Yakında başka ağaç yoksa tüneyecek dalıma.

Bir tarla yapın beni, yaşlı çiftçilerin çapası
Göreceksiniz büyüttüğüm yaban otlarını sökmeye çalışacak.

Patatesleri terinizle sulamalıydınız ki
Nankör toprağımla nasıl büyüdüklerini göresiniz.

Suyum ben. Biçimlenmeye başlayan bir bataklık.
Ateş? Külüm ben. Ama bir tanrı olsaydım eğer,

Tanrıların bulunması gerektiğini bildikleri yerde,
insanlar tüm duyarlıklarıyle seveceklerdi beni.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.