bugün
- nervio42
- bütün gün giyilmiş sıcacık kadın botu kokusu9
- yakıştırdığım çiftler serisi 113
- sözlükte kim kimle sevgili15
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük6
- karıya şiddet5
- bir sözlük kızına heimlich manevrası yapmak4
- yağmur altında bankta öpüşmek4
- ısparta havalimanı5
- düşün ki o bunu okuyor5
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- aleksey batrakov vs fyodor dostoyevski4
- fon vurguncularının fetva alması9
- çoçuk sahibi olmadan dünya'dan ayrılmak5
- 0 0 72
- muslettin amca17
- sözlük klasikleri12
- teoman müziği bıraktı8
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı32
- yağmurlu bir güne uyanmak9
- erkekler neden teşhirci giyinmez9
- kadınların yaptığı en büyük hata4
- evlenmek5
- 14 ekim2
- ahmet nazif zorlu11
- 7 kasım 2026 galatasaray amed maçı9
- kadir mısıroğlu nu takip eden mallar11
- bacak arasına falçata dayanan erkek2
- şarjım bitiyor kendinize iyi bakın sözlük2
- insan sevmemek6
- yağmurlu bir günde doğdum anamdan9
- 5 kasım 2026 celtic beşiktaş maçı6
- eski uzun kış gecelerinde anlatılan yaratıklar6
- mohamed salah ghaly nickli yazar4
- fenerbahçe 0 liverpool 83
- gol olunca gol diye bagiran insan2
- iskenderpaşa cemaati3
- ankara savaşında gavur ile ittifak yapan osmanlı7
- cezaevine özenen gençler9
- fenerbahçe 3 liverpool 15
- yeni tanışılan kimse8
- israil'in gazze saldırılarında 3 kişinin ölmesi4
- sadettin saran ve ela rümeysa cebeci davası2
- 3 kasım 2026 galatasaray stuttgart maçı26
- muslettin amca ile halı sahaya gitmek5
- fenerlilerin ağlaması5
- atatürk düşmanı değilim6
- sex shop6
- ne oldu3
- 6 milyon lirayı zimmetine geçiren zabıt katibi6
The Economist dergisine, Paris'ten R. Quodomine adında birisi bir mektup göndermiş, dergi de almış okuyucu mektupları sayfasında yayınlamış. Diyor ki bu R.Quodomine: 'Fransız ekonomisinin durumuna baktığınız zaman, ikinci sınıf bir güce sahip bir ülkenin, birinci sınıf bir züppelikle ve ukalalıkla yaptığı işleri görebilirsiniz.'
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
ing. kibir, kendini beğenmiş, ukala.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar