bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı72
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim25
- terapi niteliğindeki şeyler7
- sözlükte kim kimle sevgili27
- kadınların yaptığı en büyük hata9
- iyi menemenin sırrı6
- siyah sütyen5
- iyi memenin sırrı7
- meme4
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar10
- almanca bilmek4
- borussia dortmund'un real betis'i yenmesi2
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok6
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- nervio43
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- sözlüğün en şık erkeği12
- selahattin demirtaşın hapiste 10 yılını doldurması3
- yarın iş olması3
- kale3112 ifşa8
- fenerbahçeli yazarlar7
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- passatı olan erkek6
- giresunlu kızlar6
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- tek erkek2
- true esaretten kurtulacak4
- ese dezze8
- türkiye'nin haritada büyümesi3
- kız sanılan ama erkek çıkan poposu güzel yazar6
- engineer288
- yakın zamanda çaylak olacakmış gibi hissetmek4
- prod'a cuma günü deploy etmek2
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- arabada sakso2
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- domalma2
- sabaha kadar uyumamak3
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı7
- kassız erkek neye benzer5
- gel münihe sözünü tut travel4
- tacettin libosoglu4
- ben jesus olsam4
- futbol17
- herkes kendi işini kurarsa kimse işsiz kalmaz15
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız7
- fenerbahçe14
- ford taunus2
ing. kibir, kendini beğenmiş, ukala.
The Economist dergisine, Paris'ten R. Quodomine adında birisi bir mektup göndermiş, dergi de almış okuyucu mektupları sayfasında yayınlamış. Diyor ki bu R.Quodomine: 'Fransız ekonomisinin durumuna baktığınız zaman, ikinci sınıf bir güce sahip bir ülkenin, birinci sınıf bir züppelikle ve ukalalıkla yaptığı işleri görebilirsiniz.'
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar