bugün
- aklınıza gelen şarkı sözü9
- erdal beşikçioğlu11
- isana2
- çay içen kız11
- kız arkadaşına mini etek giydiren erkek5
- taşaklardan birinin kayıp olması6
- 03 ağustos 2026 abd iran müzakereleri2
- 45 defa kürtaj oldum bebek öldürmeyi seviyorum3
- bennu gerede'nin boynunda taktığı vibratörlü kolye4
- galatasaray9
- sözlükler arası savaş çıksa11
- ütü13
- atatürk düşmanlarının ortak özellikleri3
- anın fotoğrafı14
- cedidacer bey ne yapıyor sorusu7
- dönmek istenilen yıl2
- uludağ sözlük çeteleri9
- sözlük yazarlarının akşam yemekleri9
- yediği restoranda kirlileri mutfağa götüren kişi2
- duyulan en ilginç isim5
- evleneceğiniz yazarı neye göre seçersiniz9
- oralet içen erkek5
- evde yapılabilecek aktiviteler4
- çaya şeker atan erkek5
- en boktan on yıl7
- 2036 da paranın bir önemi kalmayacak7
- bir şeyler söyle4
- kalem4
- mutsuz olmak3
- arkadaşlar ne yapıyorsunuz9
- red flag erkek listesi9
- menemen9
- yıkık yazarlar4
- latte içen erkek4
- mcdonalds nasıl okunur sorunsalı9
- gocu bak bi5
- galatasaray 3 rennes 33
- patates kızartması4
- 2 ağustos 2026 galatasaray rennes maçı3
- hırvatistan14
- yunanistan29
- ona bir şey söyle13
- ayrılık8
- borç ve kira olupta iyi olan para7
- bik bik'in mutfağına konuk olmak29
- yerinde dur3
- yelpaze3
- smallville'deki konuk oyuncular3
- dolma kalem3
- ölüm9
The Economist dergisine, Paris'ten R. Quodomine adında birisi bir mektup göndermiş, dergi de almış okuyucu mektupları sayfasında yayınlamış. Diyor ki bu R.Quodomine: 'Fransız ekonomisinin durumuna baktığınız zaman, ikinci sınıf bir güce sahip bir ülkenin, birinci sınıf bir züppelikle ve ukalalıkla yaptığı işleri görebilirsiniz.'
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
ing. kibir, kendini beğenmiş, ukala.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar