bugün
- o kadar zengin olmak ki ölümü yenememek12
- deniz şortunun içine boxer giyilir mi sorunsalı10
- diyanetin abd'deki villaları5
- ayağı alçılı kız yıkamak5
- ferdi tayfurun 6 milyar tl servet yapması2
- aylık 341 bin lira iyi para mıdır sorunsalı2
- dünya kupası maçı olunca trt'nin şifrelenmesi2
- 20 cm iyi midir3
- iç sıkıntısından intihar etmek10
- tek başına tatile çıkmak4
- izmir merkezli feto operasyonu3
- iyi öpüşmek için yapılması gerekenler14
- onlayn dört beş kişi olması2
- karamanoğlu beyliğinin bayrağı7
- yazarların şu an istediği şey5
- dişçinin kucağına oturmak2
- kuş besleyen akciğeri hastalığı3
- polat alemdar3
- geleyim beş dakika göreyim seviyesinde sevmek13
- trabzon'un abartılmış balon bir şehir olması2
- rıhtım hamalı ile kafayı çekmek2
- birader beylerin birader beyler olmaları6
- milli takım şarkısının akp tarafından üretilmesi12
- en çok kullandığınız ağrı kesici9
- şücaattin amca2
- sarı yeleli aslan trump8
- nargile tütünü3
- yazarları gülümseten şeyler6
- zall sözlüğü bizzat takip ediyor19
- kedi tüyü kisti2
- ümmetçiler neden filistin'i kurtarmıyor10
- m r e r e c t o24
- donuz butonu bir harika dostum2
- kontrat fosfor karburator4
- 1 dakikada 47 mekik çekmek2
- makyaj öncesi alt tabaka hazırlığı2
- hababam sınıfı semra hoca7
- yaz günü bira içmek6
- 60 saat boyunca uyumayan insan4
- mor semsiyeli yabanci21
- iş sıkıntısı olmasa okuyacağınız bölüm4
- bir şarkı sözü der ki2
- müslim sarı3
- kamu görevlilerinin zıvanadan çıkması2
- zallın fake hesabı var mı9
- mardin de bir ağanın inşa ettirdiği ilginç köy evi3
- anın görüntüsü19
- 12 haziran 2026 güney kore çekya maçı5
- talibanin kadınlara hemşire ve ebeliği yasaklaması10
- en gey özelliğiniz13
The Economist dergisine, Paris'ten R. Quodomine adında birisi bir mektup göndermiş, dergi de almış okuyucu mektupları sayfasında yayınlamış. Diyor ki bu R.Quodomine: 'Fransız ekonomisinin durumuna baktığınız zaman, ikinci sınıf bir güce sahip bir ülkenin, birinci sınıf bir züppelikle ve ukalalıkla yaptığı işleri görebilirsiniz.'
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
Çimento üretimi rakamlarını bilmem, fakat Amazon'dan önümüzdeki ay piyasaya yeni çıkacak DVD'ler sayfasına baktığınızda, bu sayının Amerika'da bin iki yüz doksan, Fransa'da yirmi yedi olduğunu görebilirsiniz.
Fransa, artık büyük olmayan fakat büyükmüş gibi davranan bir ülkedir. Miras yer.
'Fransa'yı çok sevdiğimi fakat ortalama Fransız insanını hiç mi hiç sevmediğimi' yazdığım zaman bana şaşanlar da, oraya gidip geldikten sonra 'Engin haklıymış' diyorlar.
Ortalama Fransız kibirlidir. Yazımızın başlığı da bu anlama geliyor.
Aslına bakarsanız, ortalama olmayan Fransız da kibirlidir.
Avrupa Birliği'nin diğer üyeleri arasında yapılan bir kamuoyu araştırmasında da, Fransızlar, burnu büyük ve ukala tavırlarıyla 'en sevilmeyen millet' seçilmişlerdi daha birkaç ay önce...
Fransa, her iki dünya savaşında da önce kötü çuvalladı, sonra 'el smokiniyle' gerdeğe girerek toparlandı ve kazandı. Bu el her iki savaşta da Amerika oldu. Amerika'ya karşı hem derin bir hayranlık, hem gizli bir aşağılık kompleksi duyarlar, hem sinsi bir düşmanlık güderler.
General de Gaulle, Fransa yenildikten ve teslim olduktan sonra bir uçakla Londra'ya kaçmış ve 18 Haziran 1940 günü BBC radyosundan ünlü konuşmasını yayınlamıştı. 'Fransa bir muharebe kaybetti ama harbi kaybetmedi, direneceğiz!'
O günden sonra da hep 'savaşı sürdüren bir asi general' gibi değil, 'sürgündeki bir devlet başkanı' gibi davrandı ve Churchill'i de Roosevelt'i de çıldırttı.
Roosevelt, Mareşal Petain'in Alman işbirlikçisi Vichy yönetimiyle 'muhatap olmak' yanlısıydı ve Normandiya çıkartmasından sonra Fransa'da bir AMGOT yönetimi kurmak istiyordu... (Yeni ceza kanununa göre hemen savcılığa dilekçe vermeyiniz, AMGOT, 'Allied Military Government in Occupied Territories' isminin kısaltmasıdır, 'işgal Altındaki Topraklarda Müttefik Askeri idaresi' demek...)
De Gaulle, kendisine ne Roosevelt, ne Churchill, ne de başkomutan Eisenhower izin vermiş oldukları halde, çıkartmadan hemen birkaç gün sonra kendini Fransa kıyılarına attı ve kurtarılan kasabalara kendi kafasına göre ve hiçbir hukuka dayanmadan birer kaymakam tayin ede ede, ülkesini yalnızca kendisi kurtarmış gibi Paris'e doğru ilerledi. Oysa kurtuluş savaşına Fransız katkısı yalnızca bir-iki tümen düzeyindeydi!
De Gaulle, söylev ve demeçlerinde de hep bunu çarpıttı ve Fransa'nın Fransa tarafından kurtarıldığını ısrarla ileri sürdü durdu.
'Resmi tarih' de, Fransa'da genç ihtiyar, kadın çocuk demeden herkesin Almanya'ya karşı muhteşem bir direniş sergilediği, işgalci düşmana karşı kahramanca silaha sarıldığı falan yönünde yazıldı. Yeni kuşaklara böyle öğretildi.
Oysa filmlerden tanıdığınız o bereli, ince bıyıklı, Gauloises sigarası içen kahraman direnişçilerin nüfusa oranı kaçtı, bilir misiniz? Yüzde iki buçuk!
işbirlikçi oranı çok daha yüksekti ve halkın asıl büyük çoğunluğu da kendi günlük derdinde, kim kazanacak diye bekliyor, o tarafa 'biat etmeye' hazırlanıyordu.
Fransız halkı, savaş sırasında yediği haltların daha şimdi şimdi ve genellikle yabancı tarihçiler tarafından yüzüne vurulmasına hem şaşıyor, hem sinirleniyor.
'Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girme ihtimalini' bugüne kadar laga lugayla geçiştirdiği halde bu konu ciddi olarak ilk kez önüne gelince şaşırdığı ve paniğe kapıldığı gibi...
Ama onlar, hiç olmazsa, tarihlerinin pis yapraklarıyla, zor da olsa yüzleşebiliyorlar. Onun için de orası, ne de olsa, Fransa. Artık büyük olmasa da büyük gibi yapıyor.
Biz ne yapıyoruz?
engin ardıç
Gündemdeki Haberler
güncel Önemli Başlıklar