1. 1.
    Platon şölenden bir alıntı meraklısı için mitik bir hikaye, bu yüzden paylaşıyorum aslında. eşcinellikle alakalı değil. bunu felsefe birinci sınıfta okumuştum yani 7 yıl önce şimdi yine gördüm.

    kısaca özet geçecek olursak

    adamlar insanların eskiden 2 başı, 4 kolu ve 4 bacağı olduğuna inanıyorlarmış. insanlar bu halleriyle çok mutlu ve başarılı bir hayat sürmüşler, bir süre sonra tanrılara isyan eder olmuşlar.
    zeus'da buna çare olarak insanları ortadan ikiye ayırıp iki farklı bedene hapsederek güçlerini kırmış. gene rivayete göre ayrılan vücut 2 erkekse eşcinsel, 2 kadınsa lezbiyen, 1 kadın 1 erkek ise bildiğimiz gibi kalmış insanlar.

    yani aşk insanın tanrılar tarafından koparılan parçasını arama arzusuymuş insanın. yeniden tek bir vücut olma çabası.

    yazının tamamı aşşağıda kimse okumaz ama meraklısı varsa güzel bir felsefi ve mitik bir hikaye içeriyor.

    iyi okumalar.

    --spoiler--

    insan aslında neydi, ne oldu, önce bunu bilmemiz gerek. Çünkü insan,
    her zaman bugünkü gibi değil, bir başka türlüydü. insan soyu ilkin üç çeşitti.
    Şimdiki gibi erkek, dişi diye ikiye ayrılmıyordu, her ikisini içine alan bir
    üçüncü çeşit daha vardı. Bu çeşidin kendi kayboldu, sadece adı kaldı:
    Androgynos denilen bu çeşidin adı gibi biçimi de hem erkek, hem dişiydi; bugün
    sözü edilmesi bile ayıp sayılır. işte bu insanlar yuvarlak sırtları ve
    böğürleriyle tostoparlak bir şeydiler. Her birinin dört eli, bir o kadar da
    bacağı vardı. Yusyuvarlak bir boyun üzerinde birbirine tıpatıp eşit, ama ters
    yöne bakan iki yüzlü bir tek kafa, dört kulak; edep yerleri ve herşeyleri de
    ona göre hep ikişer. Yürürken istedikleri öne doğru, bizim gibi, düpedüz adım
    atabilir, koşmak istedikleri zaman da, tepetaklak, havaya fırlayan
    bacaklarıyla bir tekerlek olur, sekiz kola, bacağa birden dayandıkları için,
    döne döne uçar giderlerdi. Peki ama, neden insanlar üç çeşitti, neden dediğim
    gibiydiler? Çünkü erkek, aslında güneşten gelmeydi, dişi bu dünyadan, ikisini
    birleştiren cins de aydan; ay hem güneş, hem de dünyaya bağlı ya. Toparlak
    olmaları, döne döne gitmeleri de bu gezegenlere çektikleri içindir, Homeros’un
    anlattığı Ephialtes ile Otos, bu cins insanlar olacak. Hani göğe
    tırmanmaya, tanrılara karşı koymaya yeltenmişler.

    Bunun üzerine Zeus ve öbür tanrılar görüşmüş, konuşmuşlar, ne
    yapacaklarını pek bilememişler. Bir yandan insanları yok etmek, devler gibi
    soylarını yıldırımla yakıp, kül etmek istemiyorlarmış (çünkü o zaman
    insanların kendilerine sundukları kurbanlar bitermiş), öte yandan da
    küstahlığın bu derecesine göz yumamazlardı. Zeus uzun uzun düşündükten sonra,
    “Galiba bir çare buldum,” der, “insanlar hem kalsın, hem de kuvvetten düşüp
    hadlerini bilsinler. ikiye böleceğim onları, böylece hem zayıf düşecekler, hem
    de sayıları artıp, bizim için daha faydalı olacaklar. Üstelik iki bacak
    üstünde doğru dürüst yürüyecekler. Yine de hadlerini bilmez, uslu
    durmazlarsa, yeniden ikiye bölerim, bu kez tek bacak üzerinde zıplaya zıplaya
    giderler.”

    Böyle der Zeus ve der demez de insanları tutar ikiye böler, tıpkı bir
    meyveyi kışa saklamak için ikiye böler gibi, ya da bir yumurtayı ince bir
    kılla ortasından keser gibi.

    Zeus, kestiği adamların yüzünü boyunlarıyla Apollon’a tersine
    çevirtmiş ki, kesilen yerlerini görsünler ve akılları başlarına gelsin.
    Yaralarını iyi etmesini de buyurmuş. Apollon da yüzlerini tersine çevirmiş,
    derilerini şimdi karın dediğimiz yerde bir kesenin ağzını kapar gibi
    birleştirmiş, orta yeri sıkı sıkı büzmüş ve bir tek delik bırakmış. işte biz
    buna, göbek diyoruz. Sonra bakmış buruşuklukları var, onları düzeltmiş,
    ayakkabıcıların deriyi yontmak için kullandıkları bıçağa benzer bir araçla
    göğüslerine bir biçim vermiş; ama eski hallerini unutmasınlar diye, karnın ve
    göbeğin ötesinde berisinde birkaç kırışık bırakmış.

    insanın yapısı böylece ikileşince, her yarı öbür yarısını özleyip,
    üstüne atlıyor, kollarını birbirine sarıp, yeniden bir bütün haline gelmek
    arzusuyla kucaklaşıyor, birbirinden ayrı hiçbir şey yapmak istemeyerek,
    açlıktan ve işsizlikten ölüp gidiyorlarmış. Yarılardan biri ölünce, sağ kalan,
    bir başkasını arıyor, ona sarılıyormuş, rasgele sarıldığı bir insan bir erkek
    yarısı da olabiliyormuş, dişi yarısı da (ki bugün bir bütün olan bu dişi
    yarıya kadın diyoruz). Bu yüzden insan soyu azalıp gidiyormuş. Zeus, hallerine
    acımış, bir başka çare bulmuş, ayıp yerlerini önlerine getirmiş, çünkü arkada
    olunca, çiftleşerek değil, ağustosböcekleri gibi, toprağa yumurta döküp
    çoğalıyorlarmış. Ayıp yerleri öne alınınca, dişi-erkek birleşip çoğalmaya
    başlamışlar. Maksadı şu imiş: Çiftleşme erkekle kadın arasında olursa, insan
    soyunun çoğalmasını sağlamış olacak, yok eğer erkekle erkek arasında olursa,
    arzularına kanarak, başka işlere yönelecekler, yani hayatlarında başka
    amaçları olacak. Demek ki insanın kendi benzerine duyduğu sevgi, çok eski bir
    zamandan kalmadır, Sevgi, bizim ilk yapımızı yeniden kuruyor, iki varlığı bir
    tek varlık haline getiriyor, kısacası insanın yaradılışındaki bir derde deva
    oluyor.

    Her birimiz bir insanın symbolon’u, tamamlayıcı parçasıyız, pisi
    balıkları gibi bir bütünün yarısına benzeriz, onun için de hep tamamlayıcı
    parçamızı arar dururuz. Demin Androgynos dediğimiz katışık varlığın bir
    parçası olan erkekler, kadınlara düşkündür, bir kadınla yetinmeyen erkeklerin
    çoğu da bunlardan gelmedir; erkeklere düşkün, kocalarıyla yetinmeyen kadınlar
    da bunlardandır. Fakat bir dişiden kesilme kadınlar, erkeklere hiç yüz
    vermezler ve daha çok kadınlara meylederler, seviciler de bunlar arasından
    çıkar. Bir erkekten kesilme erkeklere gelince, onlar de erkek yarılarını
    ararlar ve çocukken erkek asıllarının parçaları olarak, erkekleri severler;
    onlarla düşüp kalkmaktan, kucaklaşmaktan hoşlanırkar. Çocuklar ve delikanlılar
    arasında en iyileri bunlardır, çünkü yaradılışlarından erkeklik en çok
    onlardadır. Oysa birçokları bunları edepsiz diye ayıplarlar. Yanlış! Çünkü bu
    işi edepsizlikten yapmazlar, içlerinde atılganlık, mertlik, erkeklik olduğu
    için kendilerine benzeyene bağlanırlar. Bunu ortaya koyan bir olay da şudur:
    Yalnız onlar yetiştikleri zaman, tam adam olur ve devlet işlerine girerler.
    Olgun çağlarında onlar da erkek çocukları severler ve yaradılışları gereği
    evlenmeye, çocuk yapmaya heves etmezler, bu işi sırf adet yerini bulsun diye
    yaparlar. Ömür boyunca kendi aralarında bekar yaşamak, bol bol yeter onlara.
    Kısacası bu türlü insanlar hep kendi cinsinden olanlara bağlı kalır, erkekleri
    sever yalnız.

    insanların karşısına demin sözünü ettiğim kendi yarısı çıktı mı, ister
    erkek çouklara, ister başkalarına düşkün olsun, derin bir dostluk, akrabalık,
    sevgi duygusuyla vurulmuşa döner, bir an için bile ondan ayrılmak istemez.
    Bütün ömürlerini bir arada geçiren bu insanlar birbirinden ne istediklerini
    anlatamazlar size. Kimse diyemez ki, onlar bu kadar coşkunlukla birleştiren
    zevk sadece bir cinsel arzu ortaklığıdır. Bu iki candan her birinin aradığı
    bambaşka bir şeydir, istediklerini duyar, sezer de anlatamazlar. Onları şimdi
    bir yatakta uzanmış olarak düşünün, Hephaistos bütün aletleriyle karşılarına
    dikilip soruyor: “Ey insanlar! Birbiriniz için dilediğiniz nedir?” Bu soru
    karşısında sevgililer susacak. Hephaistos bir daha soracak: “Şu mu yoksa
    candan dilediğiniz; öylesine kaynaşmak, bir tek varlık olmak ki, artık ne
    gece, ne gündüz sizi birbirinizden ayıramasın. Eğer bu ise istediğiniz, sizi
    bir arada eriteyim ve körükleye körükleye kaynatayım sizi birbirinize. ikiyken
    bir olur, ömrünüz boyunca bir tek insan gibi aynı hayatı yaşarsınız. Öldükten
    sonra da, öbür tarafta Hades’te iki olacağınıza bir olur, aynı ölümü
    paylaşırsınız. Düşünün, bu mudur arzuladığınız? Böyle bir kadere razı
    mısınız?” Hangi sevgililer bunu duyar da, hayır der, başka bir şey
    isteyebilir? Tersine, bu sözde çoktandır özledikleri bir şey dile gelmiş olur:
    Sevdiğine kavuşmak, onda erimek, iki ayrı varlıkken bir tek olmak.”
    5 ... modern zaman filozofu
  2. 2.
    Filazoflar, askerler vb erkek çoğunluk olan toplumlar da yaygındir.

    "Seni sevdim be tosunum" dememek icin, fazla delikanlılık oynamayın.
    2 -1 ... alpertunna
  3. 3.
    Okuyana çeyrek altın.
    3 -2 ... haylaz sirin
  4. 4.
    ben 2. defa okudum hatta paylaşırken bir kere daha okudum.

    3 çeyrek altın isterim. tl değerini ibanıma da gönderebilirsin hiç sıkıntı etmem.
    ... modern zaman filozofu
  5. 5.
    Eski dünya toplumlarında eşcinsellik günümüzdeki kadar tartışılır bir durum değildir.

    inceleyemeye başlarsanız, ortaçağ öncesinde ortalığın pek rahat ve geniş olduğunu göreceksiniz. Bu antik Yunan’da da böyledir, roma toplumunda da böyledir, antik Mısır’da da. Sonradan tek tanrılı dinlere mi bağlarsınız artık, milletin beyni bir kenara bırakmasına mı, bilimde irfanda da gerileme başlamıştır. Tıpkı hoşgörü ortamı gibi.
    Ki hoşgörü de denilemez, çünkü o devirlerde bunlar gayet normal karşılanıyormuş.
    2 -1 ... odysseus
  6. 6.
    vardır. Adı eşcinsellik olmasa da yapılmış eylemdir. Hatta Antik Yunan filozoflarını oğlancılıkla överlermiş. Bununla beraber Egedeki Lesbos Adası'nın adını lezbiyen kelimesinin kökünden almış olmasının sebebi o adada yaşayan eşcinsel bir şairdir.
    ... romanovicraskolnikov
  7. 7.
    faşist zırvası falan değildir. ya da arthur schopenhauer bir faşisttir de haberimiz yoktur. aşkın metafiziği kitabında gayet güzel temellendirmiştir kendisi bu iddiayı. okuyan eden bilir.
    (bkz: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak)

    edit: ulan erinmedim yazdım aha buyrun.

    "... herkesin bildiği gibi, paderastie(oğlancılık) romalılarda ve yunanlılarda çok yaygındı ve hiç utanmadan, çekinmeden resmen kabul ediliyor ve sürdürülüyordu. bu konuda bütün eski yazarlar, yeterinden fazla kanıt sunmaktadırlar. özellikle yazarlar ve ozanlar bu işe bol bol bulaşmışlardır: o iffetli virgil bile bir istisna oluşturmamaktadır. bu üzden mainad'ların parçaladığı eski çağ ozanlarından orpheus ve thamyris gibi eski çağ ozanlarının hatta tanrıların bile bu özelliklerine ilişkin şiirler yazılmıştır. aynı şekilde filozoflarda kadın aşkından çok oğlan aşkından söz ederler.: hele platon ve bu bilgeyi göklere çıkaran stoacılar, neredeyse başka bir aşk tanımaz gibidirler: hatta platon şölen'de sokrates'in, ona kendisini sunan alkibiades'i geri çevirişini örneksiz bir yiğitlik olarak tanımlar. xenophon'un anılarında sokrates paderastieden yadırganması, yerilmesi gerekmeyen, hatta övgü hak eden bir şey olarak söz eder. sokrates'in bizzat aşkın tehlikelerinden söz ettiği hatırlarda oğlancılığa öylesine bir önem atfeder ki, insan, ortalıkta kadın bulunmadığını düşünmeden edemez. aristotales de paderestie'den çok olağan bir şeymiş gibi söz eder, kelt'lerde bu ilişkinin resmen kabul gördüğünü, girit'de, aşırı nüfusa karşı bir önlem olarak yasalarca korunduğunu anlatır ve lejistatör(yasa yapıcı) philolaos'un erkeklere düşkünlüğünü vb. örnek verir. cicero işi daha ileriye götürüp şöyle der: apud graecos opprobrio fuit adolescentibus, si amatores non haherent. (yunanlılarda, delikanlıların erkek sevgililerinin olmaması, ayıp sayılıyordu; de repuplica, ıv, 3,3.) ..."

    okudğumuzu anladık mı? demek ki neymiş sağdan soldan duyduğumuz iki gudik lafla ortalıkta ahkam kesmeyecekmişiz. eşcinselliği ilk normal karşılayan eski yunanlılar olduğuna göre miras söz konusuysa onların mirasıdır.
    1 ... ismail gaspirali
  8. 8.
    Vardır fakat bir eğilim olarak tezahür etmemiştir. Tarihçiler ve filozoflar bu husus üzerine oldukça fazla kez düşünmüş ve yazmıştır. Bir şey bana bu durumu açıklamada hep mantıklı görünmüştür. Kimin olduğunu hatırlamıyorum ama bir görüş vardı: birisi ya yönelimlerinden ötürü ya da karşı cinse doygunluğundan ötürü Eşcinsel ilişkiler yaşar.

    Antik yunanda da durumun bu olduğuna inanıyorum. Ortamın buna müsait olması ve cinselliğin daima son derece olağan görülmesi yanında aristokratlar arasında, kadınlarla ilişkinin monotonlaşması ve aşırı kolaylaşması nedeniyle oğlancılık denilen şey artmıştır.

    Daha sonra da hristiyanlıkta din adamlarının kadınlarla ilişki yasaması yasak diye erkeklerle yaşaması gibi komik bir olay yaşanır. Musevilikte çok nadir görünür ve Arap mitolojisi etkisinde gelişen dinlerde de oğlancılık çok rastlanır bir şeydir.
    4 ... lird mircis imirilist pirimsis
  9. 9.
    antik helen toplumunda herkes birbirine saygı duyardı. isteyen heteroseksüel olurdu, isteyen homoseksüel. kimse tercihlerinden dolayı yargılanmazdı.
    ... tacettin limoncuoglu