bugün
- fatih terim'in fenerbahçe'nin başına geçmesi8
- amedspor4
- anın turşusu3
- fuck taliban tişörtü6
- cumhuriyetten rahatsız olan insan19
- trabzonspor17
- görükle den moskova'ya yürümek10
- yallah arabistan a diyen tip8
- 28 ekim 2026 kars 36 spor antalyaspor maçı4
- 9 mayıs 2027 trabzonspor fenerbahçe maçı5
- 29 ekim cumhuriyet bayramı5
- kadın şoför9
- asperger sendromu6
- true'nun çaylak olması12
- kars 36 spor4
- gençlik ve güzellik bitince kızlar ne yapıyor2
- giresunlu olmanın zorlukları4
- fenerbahçe yi ayağa kaldıracak teknik direktör7
- milli bayramların kutlanmaması3
- ispanya daki hızlı tren kazasında 30 ölü3
- kedi sevmeyen insan5
- halloween kutlayan dejenere tip3
- japonya5
- para kazanmak9
- insanın kendiyle geçireceği zamana ihtiyacı olması9
- uzun yol otobüsleri3
- son aylarda tipimin iyice kaymış olması10
- yerde para bulmak10
- 28 ekim 20273
- modern türbanlı kadın vs mini etekli kadın4
- bu kedi sevgisi nedir yahu5
- okula verilen çocuktan netice alamamak5
- engineer2821
- 26 ekim 2026 galatasaray fenerbahçe maçı78
- nervio abla20
- çin11
- binyamin netanyahu12
- kadın ayağı öpmek güzeldir4
- gadi eizenkot5
- ispanya3
- yeni evli çift aktiviteleri16
- nervio'ya evlenme teklif etmek29
- sözlük kızlarıyla pijama partisi yapmak17
- kimseye zararı olmayan kişi4
- tuncay şanlı ariel ortega serhat akın ümit özat2
- ismail kartal23
- egzotikbirkul3
- saban kırmak vs külot yırtmak2
- galatasaray yüzyılı3
- yağmur3
Mustafa çiftçi’nin harikulade kitabı.Okurken öyle kapıldım ki bitirmeden başından kalkamadım.Anadolunun dramatik olayları güzel, içine de mizah katılarak aktarılınca ortaya mükemmel bir öykü çıkmış.
O zamanlar on beş yaşındaydım. Aslı, mahallemizin ablalarındandı...
"Aslı" diyordum, başka bir şey demiyordum. Ama bir tek kendime diyebiliyordum. Başkasına desem beni keserlerdi. insanlar o kadar zalimdi...
Mahallemizde bir ceviz ağacı vardı. Bahçe içinde, dev gibi bir ağaç. Kızlar cevizin dibinde oturup kahkaha yuvarlardı...
Ama Aslı'm öyle biriydi ki dedikodu edip kanlı et yemez, yanında da yedirmezdi...
Her gün ama her gün bu cevizin dibi böyle kalabalıktı. Benim Aslı'ya tutkunluğum da bu cevizin dibinde başladı. Kızların göremeyeceği, gölge bir yere kuşlar gibi tünerdim. Oradan Aslı'yı seyrederek günler, haftalar geçirdim...
Aslı benim bacılarımla arkadaştı. Hele de en büyük ablamın iyi ahbabıydı. Hal böyleyken Aslı'yı sevdiğimi nasıl söylerdim?..
Kızlar vara yoğa güler, Aslı her lafa gülmezdi. Hayır hayır, somurtkan olduğundan değil, asaleti ve lacivert duruşu sebebiyle gülmez ama gülümserdi...
...Kapılar hep kapalıydı. Çünkü Aslı'ya göre ben, Halime Abla'sının en küçük yavrusuydum. Çocuktum yani...
Aslı benim ateşime, külüme bakmadı hiç. Anam Aslı'nın evleneceğini söylediğinde sofradaydık. Allah'tan yer sofrasında yiyorduk, yoksa domdom kurşunu yemiş gibi düşerdim yere. Elimde kaşık, öylece kalakaldım. Ablalarım nasıl bir hain ki benim halimi görünce "Ah mercimeğim," dediler...
içimde fırtınalar, elimde kaşık sofra başında didinirken bacılarımdan biri altımdaki minderi çekti, "Minderi güzel oğlan," dedi. Yüne gülüştüler. Bacımın minderimi çekmesiyle hatırlattığı şey, benim bir zamanlar Aslı'nın minderini çalmaya çalışmamdı...
Bu hain fikri gerçekleştirmek isterken yakalandım. O sırada Aslu geldi. Bana baktı. Ama öyle ezerek değil, ipek kumaş seçer gibi, tül perdeye dokunur gibi baktı ve "Hayırdır kuzum, ne yapacaksın o minderi?" dedi. Ben laf bulamadım. "Hiç, yani öylesine..." dedim. Aslı sabun kokulu ve serin eliyle yanağımı okşadı, "Ah mercimeğim," dedi...
Cevizin dibi kaynıyordu. Aslı'nın gelin gideceği yer Marmaris'ti. Oradaki sarrafla evlenecekti. Kızlar laf kazanını habire harlıyorlardı. Ben yine gizli yerimdeydim...
Herkes, her şeyi diyordu da bir tek Aslı'nın dilinde laf yoktu. işte oan fark ettim ki bu susmak başka bir susmaktı. Ben Aslı'nın yüzündeki her kıvrıma gecelerimi harcadığım için biliyordum. Aslı istemiyordu bu işi. " Aha, vallaha da billaha da Aslı istemiyor bu işi!" dedim...
Aslı'nın gidişi çok çabuk oldu...
Bazen arkadaşlarla pikniğe giderdik. Taş atardık sağa sola. Ben Marmaris tarafına atardım. Sanki taşım Aslı'nın sarraf kocasını bulacaktı...
Ben onu bunu bilmem arkadaş, okul çok iyi geliyor sevdalı adama. Devlet senin için kalorifer yakıp ısıtıyor; "Gel buraya, sıcacık otur," diyor. Öğretmen soru sorarsa, " Bilemedim hocam," de, boynunu bük. Boynu bükük adama kim, ne diyebilir?..
Aradan geçti bir zaman, lise bitti. "Askerlik aradan çıksın," deyip askere gittim. Komando oldum...
"Aslı'yı duydun mu kız?" irkildim. "Kızcağız zaten pek düzen tutturamadıydı. En sonunda ayrılmışlar işte...
En küçük bacıma "Kız gel seninle Aslı Abla'na bakıp gelelim. Yeni gelmiş ya hem, hoş geldin demiş oluruz...
Aslı hiç değişmemişti. Üzerine bir hırka geçirmiş. O hırkayı şu benim uyduruk bacılarım giyse çala çaput olur. Ama o hırka Aslı'da sütlü kahve üzerindeki köpük gibi olmuş...
Aslı türkümü yavaş yavaş söyledim. Anam şaşırdı.
- Deli gobel dur ecik. Bu kızın yaşını hesaba vurdun mu hiç? Biz millete ne derik? Bir evin bir oğluna dul kadın mı layıktı, hem sadece yaşı mı? Bir de hastalığı var oğlum...
Anam lafını bitirir bitirmez, kızlar da hep bir ağızdan, " Bizi de unut," dediler...
Babam,eliyle beni susturdu.
-Kızın yaşı büyükmüş. Rahatsızmış. Uykusu yokmuş. Hastalıklıymış.
-Biliyorum...
-Seviyor musun?
-Hem vallaha hem billaha.
-Madem seversin. Başka söz söylemek caiz değil. Haydi hayırlı olsun...
Bir odada ben ve Aslı baş başaydık. Aslı sesinin bütün tılsımıyla "Niye?" dedi. Derinden bir nefes aldım. Zannettim ki derin solul alırsam ecik rahatlarım. Yok, öyle olmuyormuş. işte o an sesim çıkmadı ama gözümden iki damla yaş geldi. Aslı baktı bir zaman. Sonra uzandı, eliyle göz yaşımı sildi ve "ah mercimeğim, dedi, "ah mercimeğim..."
"Aslı" diyordum, başka bir şey demiyordum. Ama bir tek kendime diyebiliyordum. Başkasına desem beni keserlerdi. insanlar o kadar zalimdi...
Mahallemizde bir ceviz ağacı vardı. Bahçe içinde, dev gibi bir ağaç. Kızlar cevizin dibinde oturup kahkaha yuvarlardı...
Ama Aslı'm öyle biriydi ki dedikodu edip kanlı et yemez, yanında da yedirmezdi...
Her gün ama her gün bu cevizin dibi böyle kalabalıktı. Benim Aslı'ya tutkunluğum da bu cevizin dibinde başladı. Kızların göremeyeceği, gölge bir yere kuşlar gibi tünerdim. Oradan Aslı'yı seyrederek günler, haftalar geçirdim...
Aslı benim bacılarımla arkadaştı. Hele de en büyük ablamın iyi ahbabıydı. Hal böyleyken Aslı'yı sevdiğimi nasıl söylerdim?..
Kızlar vara yoğa güler, Aslı her lafa gülmezdi. Hayır hayır, somurtkan olduğundan değil, asaleti ve lacivert duruşu sebebiyle gülmez ama gülümserdi...
...Kapılar hep kapalıydı. Çünkü Aslı'ya göre ben, Halime Abla'sının en küçük yavrusuydum. Çocuktum yani...
Aslı benim ateşime, külüme bakmadı hiç. Anam Aslı'nın evleneceğini söylediğinde sofradaydık. Allah'tan yer sofrasında yiyorduk, yoksa domdom kurşunu yemiş gibi düşerdim yere. Elimde kaşık, öylece kalakaldım. Ablalarım nasıl bir hain ki benim halimi görünce "Ah mercimeğim," dediler...
içimde fırtınalar, elimde kaşık sofra başında didinirken bacılarımdan biri altımdaki minderi çekti, "Minderi güzel oğlan," dedi. Yüne gülüştüler. Bacımın minderimi çekmesiyle hatırlattığı şey, benim bir zamanlar Aslı'nın minderini çalmaya çalışmamdı...
Bu hain fikri gerçekleştirmek isterken yakalandım. O sırada Aslu geldi. Bana baktı. Ama öyle ezerek değil, ipek kumaş seçer gibi, tül perdeye dokunur gibi baktı ve "Hayırdır kuzum, ne yapacaksın o minderi?" dedi. Ben laf bulamadım. "Hiç, yani öylesine..." dedim. Aslı sabun kokulu ve serin eliyle yanağımı okşadı, "Ah mercimeğim," dedi...
Cevizin dibi kaynıyordu. Aslı'nın gelin gideceği yer Marmaris'ti. Oradaki sarrafla evlenecekti. Kızlar laf kazanını habire harlıyorlardı. Ben yine gizli yerimdeydim...
Herkes, her şeyi diyordu da bir tek Aslı'nın dilinde laf yoktu. işte oan fark ettim ki bu susmak başka bir susmaktı. Ben Aslı'nın yüzündeki her kıvrıma gecelerimi harcadığım için biliyordum. Aslı istemiyordu bu işi. " Aha, vallaha da billaha da Aslı istemiyor bu işi!" dedim...
Aslı'nın gidişi çok çabuk oldu...
Bazen arkadaşlarla pikniğe giderdik. Taş atardık sağa sola. Ben Marmaris tarafına atardım. Sanki taşım Aslı'nın sarraf kocasını bulacaktı...
Ben onu bunu bilmem arkadaş, okul çok iyi geliyor sevdalı adama. Devlet senin için kalorifer yakıp ısıtıyor; "Gel buraya, sıcacık otur," diyor. Öğretmen soru sorarsa, " Bilemedim hocam," de, boynunu bük. Boynu bükük adama kim, ne diyebilir?..
Aradan geçti bir zaman, lise bitti. "Askerlik aradan çıksın," deyip askere gittim. Komando oldum...
"Aslı'yı duydun mu kız?" irkildim. "Kızcağız zaten pek düzen tutturamadıydı. En sonunda ayrılmışlar işte...
En küçük bacıma "Kız gel seninle Aslı Abla'na bakıp gelelim. Yeni gelmiş ya hem, hoş geldin demiş oluruz...
Aslı hiç değişmemişti. Üzerine bir hırka geçirmiş. O hırkayı şu benim uyduruk bacılarım giyse çala çaput olur. Ama o hırka Aslı'da sütlü kahve üzerindeki köpük gibi olmuş...
Aslı türkümü yavaş yavaş söyledim. Anam şaşırdı.
- Deli gobel dur ecik. Bu kızın yaşını hesaba vurdun mu hiç? Biz millete ne derik? Bir evin bir oğluna dul kadın mı layıktı, hem sadece yaşı mı? Bir de hastalığı var oğlum...
Anam lafını bitirir bitirmez, kızlar da hep bir ağızdan, " Bizi de unut," dediler...
Babam,eliyle beni susturdu.
-Kızın yaşı büyükmüş. Rahatsızmış. Uykusu yokmuş. Hastalıklıymış.
-Biliyorum...
-Seviyor musun?
-Hem vallaha hem billaha.
-Madem seversin. Başka söz söylemek caiz değil. Haydi hayırlı olsun...
Bir odada ben ve Aslı baş başaydık. Aslı sesinin bütün tılsımıyla "Niye?" dedi. Derinden bir nefes aldım. Zannettim ki derin solul alırsam ecik rahatlarım. Yok, öyle olmuyormuş. işte o an sesim çıkmadı ama gözümden iki damla yaş geldi. Aslı baktı bir zaman. Sonra uzandı, eliyle göz yaşımı sildi ve "ah mercimeğim, dedi, "ah mercimeğim..."
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar