bugün
- yalnız yaşamak12
- kız arkadaşının giyimine karışmayan erkek21
- son 20 yılın en gıcık lafı11
- havalar da ısındı5
- bir avukatın suçlu olduğu bilinen kişiyi savunması3
- hep kendini suçlamak4
- ona bir şey söyle17
- sadece bayan entrylerini okumak5
- kıyametin yaklaşıyor olduğu gerçeği3
- çekyat kanepe kaplatma4
- iyi bakalım4
- 10 yıl sonraki haline bir mesaj bırak3
- pizzanın kenarını yememek4
- 15 haziran 2026 ispanya yeşil burun adaları maçı13
- vazgeçmek2
- herşeyi boş verip pastör olmak3
- yanlız o hareketi yalnış yapıyorsun2
- true'ya arkadan sahip olmak17
- dandik üniversite mezunlarının ortak özellikleri3
- eşek sucuğu3
- en son ne aldınız5
- hayatımın özeti3
- kahvede muhabbet etmek3
- bornova2
- 16 haziran 2026 iran yeni zelanda maçı10
- evlenmeyi başaramamış erkek5
- naber lan filozof denilen ülke2
- hazır mantı3
- varoşluk göstergesi küçük detaylar5
- okun düştüğü yere kamp'ya da şehir kurmak2
- kadın olsaydım çok açık giyerdim22
- kısa saçlı hatun çekiciliği7
- diamond bosphoruss denen yazar5
- modern hayaletli ev2
- 15 haziran 2026 belçika mısır maçı9
- bi kulağımızın arkası kaldı2
- 14 haziran 2026 avustralya türkiye maçı58
- 14 haziran 2026 hollanda japonya maçı8
- işyerinde oyun oynamak2
- avutan düşünceler2
- sohbet edilen kişinin sürekli telefonla uğraşması8
- kadınların romantik sözleri pek sallamaması3
- 0850 ile başlayan numaraları cevaplamayan tip2
- bir limon yarım dolar avrupadan pahalı3
- suudi arabistan uruguay maçı saat 1 de trt 1 de2
- belçika 1 mısır 12
- ali güven2
- 16 haziran 2026 suudi arabistan uruguay maçı3
- tanga neden giyilir11
- namus takıntısı olan erkek17
entry'ler (6)
iran'lı yazar sadık hidayet'in sade, insancıl ve doğa sevgisi ile göze batmadan hayatına devam ettiği, kendi eliyle yaşamını sonlandırdığı, oldukça kısa olmasına rağmen yoğun bir çizgi üzerinde iran ve dünya edebiyatına katkısı birçok yazar gibi sonradan anlaşılmış bir yazar tarafından yazılan bir kitap.
kitap daha ilk cümleden esasında hem özetini hemde sonunu bize sunmaktadır aslında.
--spoiler--
"yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar."
kitap kurgusu sebebiyle o kadar güzel geliyor ki, okurken içinde kayboluyorsunuz. hayal-gerçek-rüya üçgeninin labirentlerinde buluyorsunuz kendinizi hep. bu bağlamda hayal-rüya-gerçekten hangisini anlatıyor olduğunu ayırt etmekte zorlandığınızı kabulleniyor, bir sarmal hissiyatına kapılıyor, yoruluyorsunuz adeta. hem oryantal hemde modern ögeler barındırması sebebiyle diğer kitaplardan farklı bir konumda. kafa karıştıran karakterler ise aslında hep aynı kişilerdir ve aynı kişi olmalarına rağmen romanda bunları ustaca ve gözümüze soka soka işlemiştir. oldukça farklı şekillerde yoruma açıktır, birden fazla okunmasını tavsiye etmekteyim.
--spoiler--
kitap daha ilk cümleden esasında hem özetini hemde sonunu bize sunmaktadır aslında.
--spoiler--
"yaralar vardır hayatta, ruhu cüzam gibi yavaş yavaş ve yalnızlıkta yiyen, kemiren yaralar."
kitap kurgusu sebebiyle o kadar güzel geliyor ki, okurken içinde kayboluyorsunuz. hayal-gerçek-rüya üçgeninin labirentlerinde buluyorsunuz kendinizi hep. bu bağlamda hayal-rüya-gerçekten hangisini anlatıyor olduğunu ayırt etmekte zorlandığınızı kabulleniyor, bir sarmal hissiyatına kapılıyor, yoruluyorsunuz adeta. hem oryantal hemde modern ögeler barındırması sebebiyle diğer kitaplardan farklı bir konumda. kafa karıştıran karakterler ise aslında hep aynı kişilerdir ve aynı kişi olmalarına rağmen romanda bunları ustaca ve gözümüze soka soka işlemiştir. oldukça farklı şekillerde yoruma açıktır, birden fazla okunmasını tavsiye etmekteyim.
--spoiler--
sizi diğer insanlardan farksız yapmaya bütün gücüyle iten ve bu dünyada kendiniz olarak kalabilmek için dünyanın en büyük savaşını vermeniz gerektiğini size aşılayan kitap. her daim özgürlüğüne düşkün ve yeniliklere açık olan martı jonathan livingston'ın diğer martıların ona karşı yapmış olduğu baskılara, kurallara ve sürü psikolojisinin onu topluluk dışı etmesine rağmen istediğine ulaşmak için bütün engelleri aşma çalışmasını anlatıyor. değişim ve yenilik her zaman hayat içerisinde yapabilecekleriniz arasında en zorlarındandır. ama bir defa bile olsa başarıldığında ardından binlercesi gelecek ve yeni bir yola girmiş olacaksınız. martı jonathan livingston o yolu ilk açan dolayısıyla en çok zorluklarla karşılaşan ama sonunda başaran önder rolünde martılar arasında. hayata karşı bakış açınız pesimizm ile harmanlaşmış şekilde ise bu kitap size eski mutlu günlerinizi hatırlatacak ve bulunduğunuz dipsiz kuyuya birkaç demet ışık vurmasına sebep olacak. sonra yine devam.
jane austen'ı eleştirmek isteyen ama bunu yapamayan, amerikan edebiyatının demirbaşlarından bir roman yazarı, satirist ve aynı zamanda öğretmendir.
jane austen olayı ise hatırlayabildiğim kadarıyla şöyledir ki: mark twain kafasını acayip bir şekilde takıyor kendisine ve özellikle bir eserine. tabii o zamanlarda jane austen çoktan ölmüştü. twain bir mektubunda: "jane austen'ı eleştiresim geliyor ama kitapları beni öyle deli ediyor ki delirdiğimi okurdan gizleyemiyorum. ve her seferinde susmak durumunda buluyorum kendimi. gurur ve önyargı'yı ne zaman okusam mezarından çıkarıp kaval kemiğini kafasına indirmek istiyorum!" yazmıştır.
jane austen olayı ise hatırlayabildiğim kadarıyla şöyledir ki: mark twain kafasını acayip bir şekilde takıyor kendisine ve özellikle bir eserine. tabii o zamanlarda jane austen çoktan ölmüştü. twain bir mektubunda: "jane austen'ı eleştiresim geliyor ama kitapları beni öyle deli ediyor ki delirdiğimi okurdan gizleyemiyorum. ve her seferinde susmak durumunda buluyorum kendimi. gurur ve önyargı'yı ne zaman okusam mezarından çıkarıp kaval kemiğini kafasına indirmek istiyorum!" yazmıştır.
keşifleri de kendisi gibi kararsız olan element.
kimyagerler tarafından periyodik sistem bir inşa halindeyken, fransiyumun yerine esasında sezyumun bir başka varyasyonu olması gereken bir atomun 87 numaraları bir alkali metal olması gerektiğini düşünmekteydiler. ve bu atoma, sezyumdan öte olduğu için 'eka-sezyum' dediydiler.
tarih boyunca fransiyum bir çok kez keşfedilmiş ama bunların yanlışlığı sürekli ispatlanmıştır.
fransiyumu ilk keşfettiğini ortaya atan bir rus kimyager olan dobroserdov'dur. kendisi keşfinde not olarak, yine alkali metallerden birisi olan potasyumun bir örneğinde zayıf radyoaktivite gözlemlemiş, buradan fransiyumun buna neden olduğunu söylemiş, 1925 yılları civarında ise kendi ülkesine atfen fransiyuma 'russium' adını vermiştir.
daha sonralarında ise iki ingiliz kimyager druce ve loring, mangan (2) sülfat fotoğraflarına x-ışını ile bir analiz yaptılar. belli başlı spektral çizgi gözlemleyen ikili, bu çizgilerin fransiyum olabileceğini düşündüler ve bunu keşfettiklerini açıkladılar. ve buna isim olarak 'alkalinium' verdiler.
takip eden yıllarda, 1930'da allison, deneylerinde bolca kullandığı manyetik optik makinesi ile mineraller incelerken (polüsit ve lepidolit) 87. elementi keşfettiğini iddia etti. yine rus kimyager dobroserdov gibi, bu sefer ülke değil ama yaşadığı eyaletin adından 'virginium' ismini türetip, verdi. 1934 yılında bir bilim adamı bu çalışmanın geçersiz olduğunu ve keşfin doğruluğunun olmadığını öne sürdü ve çürüttü.
eminim daha çok bulan vardır bu elementceğizimizi. en son olarak marguerite perey tarafından keşfedilmiştir ve aynı zamanda sentezlenmeden doğada keşfedilen son element özelliğini taşımaktadır.
kimyagerler tarafından periyodik sistem bir inşa halindeyken, fransiyumun yerine esasında sezyumun bir başka varyasyonu olması gereken bir atomun 87 numaraları bir alkali metal olması gerektiğini düşünmekteydiler. ve bu atoma, sezyumdan öte olduğu için 'eka-sezyum' dediydiler.
tarih boyunca fransiyum bir çok kez keşfedilmiş ama bunların yanlışlığı sürekli ispatlanmıştır.
fransiyumu ilk keşfettiğini ortaya atan bir rus kimyager olan dobroserdov'dur. kendisi keşfinde not olarak, yine alkali metallerden birisi olan potasyumun bir örneğinde zayıf radyoaktivite gözlemlemiş, buradan fransiyumun buna neden olduğunu söylemiş, 1925 yılları civarında ise kendi ülkesine atfen fransiyuma 'russium' adını vermiştir.
daha sonralarında ise iki ingiliz kimyager druce ve loring, mangan (2) sülfat fotoğraflarına x-ışını ile bir analiz yaptılar. belli başlı spektral çizgi gözlemleyen ikili, bu çizgilerin fransiyum olabileceğini düşündüler ve bunu keşfettiklerini açıkladılar. ve buna isim olarak 'alkalinium' verdiler.
takip eden yıllarda, 1930'da allison, deneylerinde bolca kullandığı manyetik optik makinesi ile mineraller incelerken (polüsit ve lepidolit) 87. elementi keşfettiğini iddia etti. yine rus kimyager dobroserdov gibi, bu sefer ülke değil ama yaşadığı eyaletin adından 'virginium' ismini türetip, verdi. 1934 yılında bir bilim adamı bu çalışmanın geçersiz olduğunu ve keşfin doğruluğunun olmadığını öne sürdü ve çürüttü.
eminim daha çok bulan vardır bu elementceğizimizi. en son olarak marguerite perey tarafından keşfedilmiştir ve aynı zamanda sentezlenmeden doğada keşfedilen son element özelliğini taşımaktadır.
bugün izleme fırsatı bulduğum, serdar saatman tarafından yazılıp ve yönetilen, tiyatro oyunu.
oyuncuların rollerine tutku ile bağlanmasına mı bağlamalıyım yoksa gerçekten abartı olduğunu mu düşünmeliyim, kötü karakterlerin oyun performansını... dile getirilen konu ve işlenen olaylar oldukça dikkat çekici olmasına karşın, ilk örneği nedir bilmiyorum bu söyleyeceğimin ama son olmayacağından emin olduğum iyi ve kötü çatışmasından öteye gidemediğini itiraf etmeliyim. oyunculardan yarkın ünsal gerçekten dikkatimi çekti ve bol alkış almasından memnun oldum. güzel bir dram tiyatrosuydu, daha iyi olabilirdi, yinede izlediğim için memnunum.
oyuncuların rollerine tutku ile bağlanmasına mı bağlamalıyım yoksa gerçekten abartı olduğunu mu düşünmeliyim, kötü karakterlerin oyun performansını... dile getirilen konu ve işlenen olaylar oldukça dikkat çekici olmasına karşın, ilk örneği nedir bilmiyorum bu söyleyeceğimin ama son olmayacağından emin olduğum iyi ve kötü çatışmasından öteye gidemediğini itiraf etmeliyim. oyunculardan yarkın ünsal gerçekten dikkatimi çekti ve bol alkış almasından memnun oldum. güzel bir dram tiyatrosuydu, daha iyi olabilirdi, yinede izlediğim için memnunum.
henüz anaokulundayken, anaokulum kendi evimizin 3-4 sokağı altında olmasına karşın, benim küçük bedenim ve saf beynimin getirisinden dolayı anaokuluna her ne kadar yürüyerek gidip gelsek bile o vakit içerisinde kim bilir ne hayaller kuruyorsam artık yoldayken, anaokulunu evimizden çok uzak olarak algıladığım ve o gün beni aile fertlerinden kim bırakırsa bıraksın 20.00 saatlerine kadar evden ayrı kalacağım için ağladığım zamanlardan sonra, eve geldiğimde, yemeğimi yediğimde, yaklaşık 1-2 senedir her akşam duyduğum şarkı. amcam kendi kazandığı parası ile kaset ve kasetçalar almış, tanıdık olduğu için ucuza getirmişti bu işleri. eve her akşam geldiğimde modern talking'den bu şarkının çalması sebebi ile, o yaşlar ile aklıma gelen anıları da içermektedir, bende bu grubun ve özellikle bu şarkının ayrı bir yeri var. zaman hızlı geçiyor...