bugün
- mezut barzani nin yahudi olması19
- arkadaşlar şifalandım11
- allah varsa nerede6
- ak parti'nin cemil tugay paylaşımı20
- çocuğa israil diye isim koymak17
- kahveleri gezerek tebliğ yapanlar9
- dindar geçinip zina yapan erkek8
- ceset başlığı niye hala yerinde8
- kadir mısıroğlu fan clup6
- sözlük radyosu yayın yapsın4
- arkadaşlar bugün diyetimi iptal edebilir miyim5
- bursa da kadın katiline sosyal medya ilgisi12
- mekke anlaşması4
- hastayken bile cinsellik düşünmek4
- akp kazandı5
- belediye başkanı çalmak5
- arkadaşlar linçleyecekseniz gideyim ben3
- ak partili ahlakı14
- iltica ve mel'in birlikte sunduğu radyo programı2
- ak partinin chp'ye diz çöktürmesi2
- balim3
- ceset sikmek11
- 7 ekim 2026 cemil tugay'ın akp'ye katılması2
- kırmızı tuborg içerken dağdan aşağı yuvarlanmak8
- ilişkilerde 10 yaş fark7
- scarlett johansson3
- recep tayyip erdoğan16
- silivri'yi yıkmak3
- feslinin amerikan kuklası halife hayali3
- dünyanın en tehlikeli cümlesi7
- çöp yanına bırakılan giysi torbaları2
- şehit aileleri3
- mekap giyen kız2
- ölü sevicilerle aynı sözlükte yazmak5
- tylolhot2
- matkap kullanmasını bilen kız2
- iltica43
- mehmetcik uzerinden kanli siyaset4
- sabahları sevilen şeyler6
- yaga2
- gammazlar göreve6
- kendimden büyük kadınlardan hoşlanıyorum3
- kadınlar gitar çalan erkekten hoşlanır mı4
- meksika açmazı macerası10
- buz gibi birayı tek seferde kafaya dikmek3
- ucan tekme atan hipopotam28
- bir kadını keko gösteren detaylar17
- karton toplayan çocuk2
- herkes eski nikini yazsın bitsin bu eziyet20
- 6 ekim 2026 istanbul imam hatip bıçaklı kavgası28
sevdiği entry'ler
Vasiyetini okuyunca çok duygulandım.
Bizim toplumdakilerin hoşuna gitmez ama ... ışıklar içinde uyu harun kolçak.
"
VASiYETiM
Bütün organlarımı bağışladığım için büyük ihtimalle öldüğümde beni size poşetle verecekler. O yüzden fazla kurcalamayın.
Cesedimi o poşetle toprağa gömüp üzerine bir ağaç dikilmesini istiyorum.Mezar taşı isim falan istemiyorum.
Ne cenazemde ne de sonrasında 3 üydü 7 siydi 40 ıydı gibi bahanelerle yemek falan vermeyin yok şunu çok severdi yok canı için yiyelim gibi saçmalıklarla karnınızı şişirmeye bahane aramayın. Siz etli pide yiyin diye ölmedim ben.Benim canım için yediğiniz her lokma boğazınızda kalır. Bilesiniz.
Öyle mevlit falan bahanesiyle hatim indirmeye arkamdan iyiliğim için dua falan etmeye kalkmayın, yaşarken yapmadığınız iyiliği ölünce yapmaya kalkmayın.Yemem.
illa birilerine yemek vermek isterseniz sokak hayvanlarına verin.(bu en net isteğimdir.)
Benim malım kıymetlidir hiçbir eşyamı bir tanıdığa vermeyin.giysilerimi aşevine yada sosyal hizmetlere verin. diğer eşyalarımı atın yada yakın.Benden geriye hiçbişey kalmasın.
Beni tanıyanlar iyi bilir ki biraz fazlaca açıksözlüyümdür.
O yüzden gönlüm ister ki hepinizden önce öleyim. Sonraya kalıpta kimsenin ölüsüyle falan uğraşamam.
Arkamdan istediğiniz kadar atıp tutabilirsiniz artık.rahat olun. sizinlemi uğraşacam. ne güzel ölmüşüm.
Ve... evet. hayvanları insanlardan daha çok seviyorum Aha buda kapak olsun
LÜTFEN DiKKATE alınsın "
Bizim toplumdakilerin hoşuna gitmez ama ... ışıklar içinde uyu harun kolçak.
"
VASiYETiM
Bütün organlarımı bağışladığım için büyük ihtimalle öldüğümde beni size poşetle verecekler. O yüzden fazla kurcalamayın.
Cesedimi o poşetle toprağa gömüp üzerine bir ağaç dikilmesini istiyorum.Mezar taşı isim falan istemiyorum.
Ne cenazemde ne de sonrasında 3 üydü 7 siydi 40 ıydı gibi bahanelerle yemek falan vermeyin yok şunu çok severdi yok canı için yiyelim gibi saçmalıklarla karnınızı şişirmeye bahane aramayın. Siz etli pide yiyin diye ölmedim ben.Benim canım için yediğiniz her lokma boğazınızda kalır. Bilesiniz.
Öyle mevlit falan bahanesiyle hatim indirmeye arkamdan iyiliğim için dua falan etmeye kalkmayın, yaşarken yapmadığınız iyiliği ölünce yapmaya kalkmayın.Yemem.
illa birilerine yemek vermek isterseniz sokak hayvanlarına verin.(bu en net isteğimdir.)
Benim malım kıymetlidir hiçbir eşyamı bir tanıdığa vermeyin.giysilerimi aşevine yada sosyal hizmetlere verin. diğer eşyalarımı atın yada yakın.Benden geriye hiçbişey kalmasın.
Beni tanıyanlar iyi bilir ki biraz fazlaca açıksözlüyümdür.
O yüzden gönlüm ister ki hepinizden önce öleyim. Sonraya kalıpta kimsenin ölüsüyle falan uğraşamam.
Arkamdan istediğiniz kadar atıp tutabilirsiniz artık.rahat olun. sizinlemi uğraşacam. ne güzel ölmüşüm.
Ve... evet. hayvanları insanlardan daha çok seviyorum Aha buda kapak olsun
LÜTFEN DiKKATE alınsın "
adamın kariyeri başarıları belli ama formayı alamadı. atiba'dan. bugün gerçek bir beşiktaş'lı kulüpden ayrılmış oldu.
daha da garibi kimse umursamadı bile neredeyse.
daha da garibi kimse umursamadı bile neredeyse.
Vurduruyordur.
Laugh with many but dont trust any.
Trust yourself.
Trust yourself.
“1923' te Türkiye'de; Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karasaban’dı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
Kiremit bile ithaldi. Adı; Marsilya kiremidiydi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece istanbul, izmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.
Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.
Kadın, insan değildi.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu,
Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, italyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya…
ibrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!.”
(Alıntıdır)
Onur Öztarhan
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karasaban’dı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
Kiremit bile ithaldi. Adı; Marsilya kiremidiydi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece istanbul, izmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.
Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.
Kadın, insan değildi.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu,
Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, italyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya…
ibrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!.”
(Alıntıdır)
Onur Öztarhan