bugün
- inanılmaz sıkıcısınız ya6
- geceleri bir kadına sarılıp uyuyamamak7
- sözlük yazarlarının 2027 kararları6
- yazarların favori giyim markası14
- michel foucault3
- yakışıklı erkek denince akla gelen isim10
- velvet55
- sözlüğün en harbi kızı8
- sözlük yazarlarının karşılaştığı garip olaylar9
- öz eleştiri yaparken dikkat edilmesi gerekenler4
- sözlüğün en harbi erkeği7
- sözlüğün en cool erkek yazarı6
- arabayla dağdan inerken dinlenecek şarkılar9
- kadın2
- israile atom bombası atmak8
- manyak olmaya karar verdim3
- kadınların cinsel başlıkları eksilemesi7
- migros'a sorulacak tek soru24
- spor ayakkabı6
- kendi klanına laf edilince hoplamak6
- friedrich hegel la bi cay icek14
- ölmedeyiz uludağ sözlük4
- ona bir şey söyle7
- 2026 ekonomik krizi17
- kova burcunun su grubu yerine hava grubunda olması5
- hayattaki en değerli şeyler8
- sekiz aydır masturbasyon yapmıyor olmak7
- insan olmaya ceyrek kala15
- veriye güvenmeyen yazılımcı2
- seninle sevişirken ölmek istiyorum4
- sözlüğün en barbi kızı2
- üstteki yazar bir şarkı olsa2
- 20 ağustos 2026 trabzonspor ferencvaros maçı4
- 2027 de sözlüğe veda edecek yazarlar2
- dudaktan öpüşmek neden seksle bağlantılı5
- sadece kadınlara kibar davranan erkek modeli2
- mutlu ama uzak olsun12
- yargıya güvenen varsa yazsın9
- ben yokken sözlükte neler oldu2
- sözlükte tek kalsanız yazmaya devam eder misiniz3
- sigara içmeyi bırakmak istememek8
- gece vakti yolda karşılaşılan sümüklü sapık5
- gece sokaklarda dolaşıp insanlarla sohbet etmek2
- bir sözlük yazarını kıskanmak13
- aleksey batrakov28
- sözlükte güzel kız olmaması sorunsalı8
- osuruktan şiirler60
- evde soğuk kahve yapımı7
- giriş yapınca sözlüğün kalitesini yükselten yuzır2
- hangi ülkelerden ne alınabilir3
sevdiği entry'ler
Vasiyetini okuyunca çok duygulandım.
Bizim toplumdakilerin hoşuna gitmez ama ... ışıklar içinde uyu harun kolçak.
"
VASiYETiM
Bütün organlarımı bağışladığım için büyük ihtimalle öldüğümde beni size poşetle verecekler. O yüzden fazla kurcalamayın.
Cesedimi o poşetle toprağa gömüp üzerine bir ağaç dikilmesini istiyorum.Mezar taşı isim falan istemiyorum.
Ne cenazemde ne de sonrasında 3 üydü 7 siydi 40 ıydı gibi bahanelerle yemek falan vermeyin yok şunu çok severdi yok canı için yiyelim gibi saçmalıklarla karnınızı şişirmeye bahane aramayın. Siz etli pide yiyin diye ölmedim ben.Benim canım için yediğiniz her lokma boğazınızda kalır. Bilesiniz.
Öyle mevlit falan bahanesiyle hatim indirmeye arkamdan iyiliğim için dua falan etmeye kalkmayın, yaşarken yapmadığınız iyiliği ölünce yapmaya kalkmayın.Yemem.
illa birilerine yemek vermek isterseniz sokak hayvanlarına verin.(bu en net isteğimdir.)
Benim malım kıymetlidir hiçbir eşyamı bir tanıdığa vermeyin.giysilerimi aşevine yada sosyal hizmetlere verin. diğer eşyalarımı atın yada yakın.Benden geriye hiçbişey kalmasın.
Beni tanıyanlar iyi bilir ki biraz fazlaca açıksözlüyümdür.
O yüzden gönlüm ister ki hepinizden önce öleyim. Sonraya kalıpta kimsenin ölüsüyle falan uğraşamam.
Arkamdan istediğiniz kadar atıp tutabilirsiniz artık.rahat olun. sizinlemi uğraşacam. ne güzel ölmüşüm.
Ve... evet. hayvanları insanlardan daha çok seviyorum Aha buda kapak olsun
LÜTFEN DiKKATE alınsın "
Bizim toplumdakilerin hoşuna gitmez ama ... ışıklar içinde uyu harun kolçak.
"
VASiYETiM
Bütün organlarımı bağışladığım için büyük ihtimalle öldüğümde beni size poşetle verecekler. O yüzden fazla kurcalamayın.
Cesedimi o poşetle toprağa gömüp üzerine bir ağaç dikilmesini istiyorum.Mezar taşı isim falan istemiyorum.
Ne cenazemde ne de sonrasında 3 üydü 7 siydi 40 ıydı gibi bahanelerle yemek falan vermeyin yok şunu çok severdi yok canı için yiyelim gibi saçmalıklarla karnınızı şişirmeye bahane aramayın. Siz etli pide yiyin diye ölmedim ben.Benim canım için yediğiniz her lokma boğazınızda kalır. Bilesiniz.
Öyle mevlit falan bahanesiyle hatim indirmeye arkamdan iyiliğim için dua falan etmeye kalkmayın, yaşarken yapmadığınız iyiliği ölünce yapmaya kalkmayın.Yemem.
illa birilerine yemek vermek isterseniz sokak hayvanlarına verin.(bu en net isteğimdir.)
Benim malım kıymetlidir hiçbir eşyamı bir tanıdığa vermeyin.giysilerimi aşevine yada sosyal hizmetlere verin. diğer eşyalarımı atın yada yakın.Benden geriye hiçbişey kalmasın.
Beni tanıyanlar iyi bilir ki biraz fazlaca açıksözlüyümdür.
O yüzden gönlüm ister ki hepinizden önce öleyim. Sonraya kalıpta kimsenin ölüsüyle falan uğraşamam.
Arkamdan istediğiniz kadar atıp tutabilirsiniz artık.rahat olun. sizinlemi uğraşacam. ne güzel ölmüşüm.
Ve... evet. hayvanları insanlardan daha çok seviyorum Aha buda kapak olsun
LÜTFEN DiKKATE alınsın "
adamın kariyeri başarıları belli ama formayı alamadı. atiba'dan. bugün gerçek bir beşiktaş'lı kulüpden ayrılmış oldu.
daha da garibi kimse umursamadı bile neredeyse.
daha da garibi kimse umursamadı bile neredeyse.
Vurduruyordur.
Laugh with many but dont trust any.
Trust yourself.
Trust yourself.
“1923' te Türkiye'de; Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu.
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karasaban’dı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
Kiremit bile ithaldi. Adı; Marsilya kiremidiydi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece istanbul, izmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.
Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.
Kadın, insan değildi.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu,
Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, italyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya…
ibrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!.”
(Alıntıdır)
Onur Öztarhan
40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu.
Traktör sıfırdı, karasaban’dı.
5 bin köyde sığır vebası vardı.
Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu.
iki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu,
Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu.
Memlekette sadece 337 doktor vardı.
Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü.
Diş hekimi, sıfırdı.
Dört hemşire vardı.
40 bin köy, sadece 136 ebe vardı.
Ortalama ömür 40’tı.
Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu.
Kiremit bile ithaldi. Adı; Marsilya kiremidiydi.
Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti.
Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri…
Elektrik sadece istanbul, izmir ve Tarsus’ta vardı.
Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı.
Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken…
Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu.
Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu.
Kadın, insan değildi.
Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu.
Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı.
Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu. Kimisi zevali saat’i kullanıyor, güneşin en tepede olduğu anı 12:00 kabul ediyordu.
Kimisi güneş batarken grubi saat’i esas alıyordu,
Kimisi güneşin tamamen battığı ezani saat’i esas alıyordu.
“Saat kaç birader?” diye sorduğunda, her kafadan ayrı bir ses çıkıyordu.,
Kimisi hicri takvim kullanıyordu, kimisi Rumi takvim kullanıyordu. Kimisinin Şubat’ı kimisinin Aralık’ına denk geliyordu. Herkes aynı zaman dilimindeydi, ama farklı aylarda yaşıyordu!
Dirhem, okka, çeki vardı. Arşın, kulaç, fersah vardı. Ne ağırlığımız dünyaya ayak uydurabiliyordu, ne uzunluğumuz… Ölçülerimiz ortaçağ’dı.
Erkeklerin sadece yüzde yedisi, kadınların sadece binde dördü okuma yazma biliyordu.
Okur-yazar erkeklerin çoğunluğu, subay veya gayrimüslimdi. Okul yaşı gelen her dört çocuktan üçü okula gitmiyordu.
Toplam, 4894 ilkokul, sadece 72 ortaokul, sadece 23 lise vardı. Türkiye’nin tüm liselerinde sadece 230 kız öğrenci kayıtlıydı.
Öğretmenlerin üçte birinin, öğretmenlik eğitimi yoktu. Tek üniversite vardı, darülfünun, medreseden halliceydi. Ülke bilim’den çoook uzaktı.
600 sene boyunca Türkçenin ırzına geçilmiş, Osmanlıca denilmişti. Arapça, Farsça, Fransızca, italyanca kelimeler, Levanten terimler dilimizi istila etmişti. Karşılıklı sesli-sessiz harfleri olmayan Arapçayla Türkçe yazmaya çalışıyorlardı.
“Harf devrimi yapıldı, bir gecede cahilleştirildik, köpekleştirildik” deniyor ya…
ibrahim Müteferrika’dan itibaren 150 sene boyunca basılan kitap sayısı kaçtı biliyor musunuz? Sadece 417’ydi. Bunların da çoğu gayrimüslimlerin matbaasından çıkmıştı. Ki zaten, Müteteferrika da devşirmeydi, Macar’dı.
Bu topraklara kitap gelene kadar, Avrupa’da 2.5 milyon farklı kitap basılmış, 5 milyar adet satılmıştı.
Voltaire, bir kitabında şu ağır tespiti yapmıştı: “istanbul’da bir yılda yazılanlar, Paris’te bir günde yazılanlardan azdır!”
Ve neymiş efendim, mezar taşı okuyacakmış…
Sen önce iki tane kitap oku da, dünyadan haberin olsun biraz!.”
(Alıntıdır)
Onur Öztarhan