bugün
- 4 kasım 2026 fenerbahçe liverpool maçı70
- fenerbahçe liverpool'u yensin sakso çekeceğim25
- sözlükte kim kimle sevgili27
- terapi niteliğindeki şeyler4
- sözlük hanımlarının bugünkü kıyafetleri7
- maçtan önce atıp tutan galatasaraylı yazarlar10
- iyi memenin sırrı6
- evrim varsa neden yarı insan yarı maymun yok5
- iyi menemenin sırrı4
- sözlüğün en şık erkeği12
- queen ravenna adlı yazarın cerrah olması13
- güzel bir kız nasıl tavlanır6
- true esaretten kurtulacak4
- fenerbahçeli yazarlar7
- yakın zamanda çaylak olacakmış gibi hissetmek4
- kale3112 ifşa8
- passatı olan erkek6
- nervio43
- giresunlu kızlar6
- siyah sütyen2
- ese dezze8
- engineer288
- sabaha kadar uyumamak3
- gece uyumadan önce düşünülen şeyler5
- kız sanılan ama erkek çıkan poposu güzel yazar6
- sabah akşam nervio yu konuşan sözlük11
- 8 haziran 2016 sözlükte yaşanan ifşa skandalı7
- yakıştırdığım çiftler serisi 115
- gel münihe sözünü tut travel4
- tacettin libosoglu4
- futbol17
- ben jesus olsam4
- fenerbahçe14
- uefa şampiyonlar ligi7
- kassız erkek neye benzer5
- liverpool fc6
- arkadaşlar bi bakar mısınız9
- muhallebi yerken disi kirmak4
- herif olmanın zorlukları4
- balık yemeye yunanistan'a giden sözlük yazarı7
- türkiye12
- anto'nun kuyumcu olması3
- herkesin beni evlendirmeye çalışması5
- türkiye'nin haritada büyümesi2
- sözlük yazarlarından aforizmalar3
- avrupa3
- hangi yazarlar nereliye benziyor4
- üstteki yazar hakkındaki varsayımlarınız7
- sandra bullock3
- olsun biz bir keresinde liverpool'u yenmiştik3
çagın tefsiri risale-i nurlarda bir kısmı asagıdaki gibi açıklanmış olan yaratıcı ile irtibat kurma halidir.
Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?
Elcevap: Esbab-ı kabul* dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerâit* dahilinde dua makbul olur. Şerâit-i kabulün içtimaı* nispetinde makbuliyeti ziyadeleşir.
Ezcümle, dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.
Hem bizahri'l-gayb, yani gıyaben ona dua etmek,
Hem hadiste ve Kur'ân'da gelen me'sur dualarla dua etmek; meselâ,
Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble dua etmek,
Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,
Hem mevâki-i mübarekede*, hususan mescidlerde,
Hem Cumada, hususan saat-i icabede,
Hem şuhur-u selâsede*, hususan leyâli-i meşhurede*,
Hem Ramazan'da, hususan Leyle-i Kadirde* dua etmek, kabule karin* olması rahmet-i ilâhiyeden kaviyen* me'muldür*.
O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.
Mektubat | Yirmi Üçüncü Mektup | 270
http://www.risaleara.com/...&ep=&s=10&l=2
***
Eğer desen: Bazen kati* olacak işler için dua edilir: meselâ husuf ve küsuf namazındaki dua gibi. Hem Bazen hiç olmayacak şeyler için dua edilir.
Elcevap: Başka Sözlerde izah edildiği gibi, dua bir ibadettir. Abd, kendi aczini ve fakrını dua ile ilân eder. Zâhirî* maksatlar ise, o duanın ve o ibadet-i duaiyenin* vakitleridir; hakikî faydaları değil. ibadetin faydası âhirete bakar. Dünyevî maksatlar hâsıl olmazsa*, "O dua kabul olmadı" denilmez. Belki "Daha duanın vakti bitmedi" denilir.
Hem hiç mümkün müdür ki, bütün ehl-i imanın bütün zamanlarda mütemadiyen* kemâl-i hulûs* ve iştiyak* ve dua ile istedikleri saadet-i ebediye* onlara verilmesin ve bütün kâinatın şehadetiyle hadsiz rahmeti bulunan o Kerîm-i Mutlak*, o Rahîm-i Mutlak*, bütün onların o duasını kabul etmesin ve saadet-i ebediye vücut bulmasın?
ÜÇÜNCÜ NÜKTE
Duâ-i kavlî-i ihtiyarînin* makbuliyeti, iki cihetledir: Ya ayn-ı matlubu* ile makbul olur; veyahut daha evlâsı* verilir.
Meselâ, birisi kendine bir erkek evlât ister. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. "Duası kabul olunmadı" denilmez. "Daha evlâ bir surette kabul edildi" denilir. Hem Bazen kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası âhiret için kabul olunur. "Duası reddedildi" denilmez. Belki, "Daha evlâ bir surette kabul edildi" denilir, ve hâkezâ...
Madem Cenâb-ı Hak Hakîmdir*. Biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık*, sıtması için sulfato verir. "Tabip beni dinlemedi" denilmez. Belki âh ü fizârını* dinledi, işitti, cevap da verdi, maksudun iyisini yerine getirdi.
DÖRDÜNCÜ NÜKTE
Duanın en güzel, en lâtîf, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki:
Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm* Zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah* duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. (Fatiha Sûresi: 2.)" der.
Mektubat | Yirmi Dördüncü Mektup | 291
http://www.risaleara.com/...&b=1&k=2&p=17
Mü'minin mü'mine en iyi duası nasıl olmalıdır?
Elcevap: Esbab-ı kabul* dairesinde olmalı. Çünkü bazı şerâit* dahilinde dua makbul olur. Şerâit-i kabulün içtimaı* nispetinde makbuliyeti ziyadeleşir.
Ezcümle, dua edileceği vakit, istiğfar ile mânevî temizlenmeli; sonra, makbul bir dua olan salâvat-ı şerifeyi şefaatçi gibi zikretmeli ve âhirde yine salâvat getirmeli. Çünkü, iki makbul duanın ortasında bir dua makbul olur.
Hem bizahri'l-gayb, yani gıyaben ona dua etmek,
Hem hadiste ve Kur'ân'da gelen me'sur dualarla dua etmek; meselâ,
Hem hulûs ve huşû ve huzur-u kalble dua etmek,
Hem namazın sonunda, bilhassa sabah namazından sonra,
Hem mevâki-i mübarekede*, hususan mescidlerde,
Hem Cumada, hususan saat-i icabede,
Hem şuhur-u selâsede*, hususan leyâli-i meşhurede*,
Hem Ramazan'da, hususan Leyle-i Kadirde* dua etmek, kabule karin* olması rahmet-i ilâhiyeden kaviyen* me'muldür*.
O makbul duanın ya aynen dünyada eseri görünür; veyahut dua olunanın âhiretine ve hayat-ı ebediyesi cihetinde makbul olur. Demek, aynı maksat yerine gelmezse, dua kabul olmadı denilmez, belki daha iyi bir surette kabul edilmiş denilir.
Mektubat | Yirmi Üçüncü Mektup | 270
http://www.risaleara.com/...&ep=&s=10&l=2
***
Eğer desen: Bazen kati* olacak işler için dua edilir: meselâ husuf ve küsuf namazındaki dua gibi. Hem Bazen hiç olmayacak şeyler için dua edilir.
Elcevap: Başka Sözlerde izah edildiği gibi, dua bir ibadettir. Abd, kendi aczini ve fakrını dua ile ilân eder. Zâhirî* maksatlar ise, o duanın ve o ibadet-i duaiyenin* vakitleridir; hakikî faydaları değil. ibadetin faydası âhirete bakar. Dünyevî maksatlar hâsıl olmazsa*, "O dua kabul olmadı" denilmez. Belki "Daha duanın vakti bitmedi" denilir.
Hem hiç mümkün müdür ki, bütün ehl-i imanın bütün zamanlarda mütemadiyen* kemâl-i hulûs* ve iştiyak* ve dua ile istedikleri saadet-i ebediye* onlara verilmesin ve bütün kâinatın şehadetiyle hadsiz rahmeti bulunan o Kerîm-i Mutlak*, o Rahîm-i Mutlak*, bütün onların o duasını kabul etmesin ve saadet-i ebediye vücut bulmasın?
ÜÇÜNCÜ NÜKTE
Duâ-i kavlî-i ihtiyarînin* makbuliyeti, iki cihetledir: Ya ayn-ı matlubu* ile makbul olur; veyahut daha evlâsı* verilir.
Meselâ, birisi kendine bir erkek evlât ister. Cenâb-ı Hak, Hazret-i Meryem gibi bir kız evlâdını veriyor. "Duası kabul olunmadı" denilmez. "Daha evlâ bir surette kabul edildi" denilir. Hem Bazen kendi dünyasının saadeti için dua eder. Duası âhiret için kabul olunur. "Duası reddedildi" denilmez. Belki, "Daha evlâ bir surette kabul edildi" denilir, ve hâkezâ...
Madem Cenâb-ı Hak Hakîmdir*. Biz Ondan isteriz, O da bize cevap verir. Fakat hikmetine göre bizimle muamele eder. Hasta, tabibin hikmetini itham etmemeli. Hasta bal ister; tabib-i hâzık*, sıtması için sulfato verir. "Tabip beni dinlemedi" denilmez. Belki âh ü fizârını* dinledi, işitti, cevap da verdi, maksudun iyisini yerine getirdi.
DÖRDÜNCÜ NÜKTE
Duanın en güzel, en lâtîf, en leziz, en hazır meyvesi, neticesi şudur ki:
Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli herşeye yetişir. Bu büyük dünya hanında o yalnız değil; bir Kerîm* Zat var, ona bakar, ünsiyet verir. Hem onun hadsiz ihtiyâcâtını yerine getirebilir ve onun hadsiz düşmanlarını def edebilir bir Zâtın huzurunda kendini tasavvur ederek bir ferah, bir inşirah* duyup, dünya kadar ağır bir yükü üzerinden atıp "Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamd olsun. (Fatiha Sûresi: 2.)" der.
Mektubat | Yirmi Dördüncü Mektup | 291
http://www.risaleara.com/...&b=1&k=2&p=17
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar