bugün
- mazotun yarım litresi 50 tl6
- 28 bine çalışmak8
- aslan burcu6
- hava muhalefeti4
- arkadaşlar bir şey danışacağım11
- sabahları nefret edilen şeyler20
- güne almanca bir cümle bırak5
- bal tereyağ kaşar peynir ve çay4
- kanadalı ünlüler10
- saddam hüseyin5
- sözlük yazarlarının gerçek adları41
- cb külliyesinde türk bayrağı olmaması7
- 17 eylül 2026 beşiktaş marsilya maçı15
- tavuk kanadı ne işe yarıyor sorunsalı8
- gagavuzları çok seviyorum ne yapmalıyım4
- allah7
- hoslanilan kızın adının makbule olması4
- sözlüğün kalitesinin bu aralar düşmesi4
- sevilen hitap şekilleri5
- iblis'in sesini duymak12
- amerika3
- bir erkeğe objektif bakma yetisini kaybetmek6
- alarmı kapatıp beş dakika daha uyuma3
- bilinçaltı kontrolü nasıl alır2
- kürdü sevin11
- çizgi filmleri en iyi yapan ülkeler3
- eski sevgilinin aylar sonra yazması17
- herkese garip size normal gelen şeyler4
- mazotun litresi 101 lira35
- beni kaybettin diyen erkek14
- pipinin ortasında kıllar çıkması4
- arkadaşlar yeni işe başladım16
- sabahları sevilen şeyler8
- yazarların yapmayı düşündükleri çocuk sayısı15
- gecenin korkunç yaratıkları4
- iç sıkıntısı7
- reddedilince brad pitt ten neyim eksik diyen erkek4
- ekonomi iyiken de akpye oy vermeyenler26
- tecrübe edilen en korkunç şey7
- türkiye'ye gelip türk erkeklerini yolmak2
- anın görüntüsü24
- sözlükteki kaliteli yazarlar41
- bir sevgiliden beklenen şeyler11
- gülsen tuncer2
- ikinci abdülhamid abartılmış bir balondur2
- bin entry girmek2
- sadece filistin'i önemsemek15
- kıbrıs barış harekatını ecevit'e mal etmek21
- ekşiye gidiyorum ben10
- kahvaltıda kaç zeytin yersiniz16
şehir hayatında kediden köpekten başka hayvan görmeyip, köyde gördüğü danaya dil çıkartan,
onunla oyun oynayıp şakalaşan ergenin talihsiz günüdür. o kişi benimdir...
küçükken okul yaz tatillerinde düzce'me köyüme giderdim.
en büyük eğlencem de hayvanlarla oynamaktı.
tavukların kafasını, kanadının altına koyup sallamak, bu şekilde onları uyutup
sonra şişirdiğim poşeti dibinde patlatmak.
hindilere ''kabaramazsın kel fatma, gulu gulu gulu'' deyip onları deli etmek,
tospaları ters çevirmek, sonra onları düzeltmek, tam kafasını çıkartıp yürümeye başladığında
daha önceden diktiğim 4 çubuğun üzerine oturtmak.
boşta duran ayaklarının çırpınışını izlemek.
ahırdan çıkan avluda deli gibi koşan buza'nın taklidini yapmak, onunla beraber koşup onu gıcık etmek. mal mal bana bakıp ahıra gitmesini sağlamak.
derede yüzen kaza gider çekip, tıslatmalar.
civciv yakalayıp, anne tavuğa göstererek ayar etmeler falan.
bu şekilde köy hayatımda zaman ilerlemiş ve yaşım 18 olmuştu.
hayvanlarla ilişkim değişmişti.artık tavukları yemliyor, ineklere yaprak verip,
kazlara mısır atıyordum.
olgunlaşmıştım...
birde köyde sevdiğim bir kız vardı. ben onu seviyordum ama o bunu bilmiyordu.
bir türlü açılamadığım'' kara yazmalı köylü kızı''. afet ül hüsna. yok böyle bir şey..
her seferinde ''bu sefer konuşacağım'' diyorum, ama olmuyor. onu görünce nutkum tutuluyor.
hazırladığım cümleler beynimden siliniyor. sus pus oluyor sadece onu izliyorum.
o gün dayımın kızı ağzımı aramak için laf attı, bu köylü kızından bahsetti.
sonunda o da ağzındaki baklayı çıkartıp, onunda bende gönlü olduğunu söyledi.
sevinçten havalara uçmuştum. lakin yarın eve dönüş yapacaktım. onunla buluşmam lazımdı.
dayı kızına yalvarıp randevu ayarlamasını söyledim.
nitekim ikindiye doğru sözleştik.
onu beklerken bir türlü zaman geçmiyor elim ayağıma dolanıyordu.
küçükken gıcık ettiğim buza çitlerin arkasındaydı. artık o kocaman bir boğaydı.
heyecanımın verdiği mallıkla, vakit de geçsin amacıyla, yerden küçük taşları alıp
danaya atıyor, onu kızdırmaya çalışıyordum. sert bir dana idi, artık beni tanımıyordu.
her taş atışımda ''burrrr hoşt, höyyyt '' gibi sesler çıkartıyordum.
dana burnundan solumaya, ayağını yere vurmaya başladı. ama önümde çok sağlam bir çit vardı.
bana bir şey yapamayacağının verdiği cesaretle, danaya dil çıkartmaya başladım.
hay dilimi zükeyim, çıkarmaz olaydım. elimde taş, ağzımda bir karış dille, köylü kızıyla
göz göze geldim. bana acınası bir bakış attı. ve döndü gitti.
evet anasını satayım bu kadar. bana baktı ve çekip gitti.
beni bir karış dille bırakıp gitti.....
onunla oyun oynayıp şakalaşan ergenin talihsiz günüdür. o kişi benimdir...
küçükken okul yaz tatillerinde düzce'me köyüme giderdim.
en büyük eğlencem de hayvanlarla oynamaktı.
tavukların kafasını, kanadının altına koyup sallamak, bu şekilde onları uyutup
sonra şişirdiğim poşeti dibinde patlatmak.
hindilere ''kabaramazsın kel fatma, gulu gulu gulu'' deyip onları deli etmek,
tospaları ters çevirmek, sonra onları düzeltmek, tam kafasını çıkartıp yürümeye başladığında
daha önceden diktiğim 4 çubuğun üzerine oturtmak.
boşta duran ayaklarının çırpınışını izlemek.
ahırdan çıkan avluda deli gibi koşan buza'nın taklidini yapmak, onunla beraber koşup onu gıcık etmek. mal mal bana bakıp ahıra gitmesini sağlamak.
derede yüzen kaza gider çekip, tıslatmalar.
civciv yakalayıp, anne tavuğa göstererek ayar etmeler falan.
bu şekilde köy hayatımda zaman ilerlemiş ve yaşım 18 olmuştu.
hayvanlarla ilişkim değişmişti.artık tavukları yemliyor, ineklere yaprak verip,
kazlara mısır atıyordum.
olgunlaşmıştım...
birde köyde sevdiğim bir kız vardı. ben onu seviyordum ama o bunu bilmiyordu.
bir türlü açılamadığım'' kara yazmalı köylü kızı''. afet ül hüsna. yok böyle bir şey..
her seferinde ''bu sefer konuşacağım'' diyorum, ama olmuyor. onu görünce nutkum tutuluyor.
hazırladığım cümleler beynimden siliniyor. sus pus oluyor sadece onu izliyorum.
o gün dayımın kızı ağzımı aramak için laf attı, bu köylü kızından bahsetti.
sonunda o da ağzındaki baklayı çıkartıp, onunda bende gönlü olduğunu söyledi.
sevinçten havalara uçmuştum. lakin yarın eve dönüş yapacaktım. onunla buluşmam lazımdı.
dayı kızına yalvarıp randevu ayarlamasını söyledim.
nitekim ikindiye doğru sözleştik.
onu beklerken bir türlü zaman geçmiyor elim ayağıma dolanıyordu.
küçükken gıcık ettiğim buza çitlerin arkasındaydı. artık o kocaman bir boğaydı.
heyecanımın verdiği mallıkla, vakit de geçsin amacıyla, yerden küçük taşları alıp
danaya atıyor, onu kızdırmaya çalışıyordum. sert bir dana idi, artık beni tanımıyordu.
her taş atışımda ''burrrr hoşt, höyyyt '' gibi sesler çıkartıyordum.
dana burnundan solumaya, ayağını yere vurmaya başladı. ama önümde çok sağlam bir çit vardı.
bana bir şey yapamayacağının verdiği cesaretle, danaya dil çıkartmaya başladım.
hay dilimi zükeyim, çıkarmaz olaydım. elimde taş, ağzımda bir karış dille, köylü kızıyla
göz göze geldim. bana acınası bir bakış attı. ve döndü gitti.
evet anasını satayım bu kadar. bana baktı ve çekip gitti.
beni bir karış dille bırakıp gitti.....
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar