bugün
- sinek as'ın sözlüğe vedası12
- sözlük yazarlarının gördüğü ünlüler8
- yaşlıların folklifte portif demesi7
- filistin3
- kol saati12
- salçalı makarna4
- uludede ile kafayı çekmek2
- evli kadına bin lira verip ilişkiye girmek7
- yuzırların yumrukları2
- bir yazarı çok sevmek ama o hiç sevmemek3
- kramp2
- balık yanına en yakışan çorba9
- ürdün2
- sizin seksten başka derdiniz yok mu aq4
- eli üşüyen kızın elini nasıl ısıtırsın16
- ulus3
- açlık kan şekeri2
- mutfakta eldiven takmak2
- bik bik'in mutfağına konuk olmak5
- chatgpt varken bir sevgiliye ihtiyaç duymak20
- keşke atatürk hiç doğmasaydı diye düşünen yobaz5
- çin3
- nasreddinhoca2
- kim jong'un bir türlü ölmemesi5
- nakliyat2
- süleyman soylu3
- 40 yaşında halen sürpriz yumurta alan insan5
- herkes hakkını helal etsin sözlüğü bırakıyorum7
- arkadaşlar öldünüz mü10
- anal ilişki yaparsak hemoroid olur muyuz10
- erkeklerin evlenmek istememe nedenleri15
- müslüm gürses'i herkesin sevmesi6
- nemlendirici krem20
- devletin galatasaray a stad yapması2
- 3000 yıldır uyuyan mumyayı uyandırmak3
- askerde özlenen şeyler11
- kaçak çay19
- nev19
- arkadaşlar ben tekele gidiyorum bir şey lazım mı2
- kedi eti3
- ismail kartal vs okan buruk2
- electronic arts2
- 43 bin yaşlının ölümünde ağır ihmal4
- haklısın özür dilerim seni seviyorum diyen kadın6
- sikerim böyle hayatı deyip kırklareli ne yerleşmek12
- mustafa sarıgül'ün babanızla arkadaş olması3
- ekonomi5
- pazardan ananas aldırdım deyip gülen mal nesil2
- gocu nerede gocu9
- beslenme2
thomas bernhard'ın yok etme; bir parçalanma isimli romanıdır. bu romanda da diğerlerine göre pek farklılık bulamadım. sürekli eleştiri, öğretmenlerden başlayan avusturya'da biten. eserin asıl başlangıcı, roma'da yaşayan ve ailesi avusturya wolfsegg'de ikamet eden murau isminde- ailesinin çiftlikler sahibi olduğu-bir insanın aldığı -kendisini roma'dan avusturya'ya götüren- telgrafla başlayan bir hesaplaşma. annesiyle babasıyla, abisiyle hiç mi hiç beğenmediği kız kardeşleriyle, nasyonel sosyalizmle, devlet ile, din ile,annebaba ile, çocukluğunun geçtiği çocuk villasıyla, bestecilerle, felsefecilerle, yazarlarla.
ve sorgulamayı da fotoğrafları kullanarak, anın gerçeği yakalaması durumunda belirtir.
mustafa tüzel-kitaplı-92 de şöyle belirtir;
''Karakterin fotoğrafa atfettiği özellikler esasen tüm dokunulmaz sayılan değerler için de geçerliliğini korumaktadır: ''...kimi gösterirse göstersin, her fotoğraf insan onurunun temelden yaralanması, doğallığın akıl almaz biçimde sahteleşmesi, haince bir insan dışılık''; (s. 19). Fotoğrafta karelenen ânın gerçeğin bir temsili olduğu görüşü genelde ıskalanır ve fotoğraf gerçekle özdeşleştirilir. Fotoğrafın gerçekle birebir örtüştüğü kanısı yakalanan ânın ne kadar gerçek olduğu sorusunu da beraberinde getir. Bu soru bizi buradan başka bir sorgulamaya götürecektir romanda: Sarsılmaz otoritesi olan ailenin, dinin, devletin gerçekliği ne kadar gerçek?'';Fotoğrafın kendisi, var olan en büyük alaydır, aslında dünyanın en büyük alaya alınışıdır''; der Murau (s. 156). Gün gelir uzlaşılan gerçekler, sorgulamaktan aciz insanlığı alaya almaktan kaçınmaz, alay etmenin yıkıcılığı ise toplama kamplarında yaşanan acının tezahürüdür''.
aslında bu eser, bir insanın ya da bir yazarın kendini yok ederek varolduğunu, sürekli parçalayarak ve aynı zamanda bir daha ki parçalanma için bütünleştiğini anlatır. aslında parçalamak istediği bir nevi de içindekilerdir, wolfsegg'dir, annesini kazada kafası parçalanmış ve kopmak üzere görmesi de belki bu parçalanmışlığı sembolize eder.
bunların yanında: thomas bernhard deyince aklıma öncelikle eleştiri gelir; bunlara bir baktığımıda;burada özellikle goethe'ye sağlam eleştiriler var. kendisinden önce söylenmiş fikirleri tekrar eden pis bir burjuvazi olarak nitelendiriyor ve aynı zamanda pascal ve voltaire ile de kıyaslıyor. bernhard'ın hayran olduğu yazarları da belki bu kitapta bulmak mümkün, jean poul ve siebenkas isimli eseri ile kafka'nın davası. alman edebiyatında hemen hemen dosyalara bulanmış bir edebiyat olduğunu sürekli yineler. leitz dosyalarına; tabi burada kafka'yı bundan hariç tutar. galiba aynı zamanda aforizma yazmayı ve yazanları da küçümsüyor gibi bernhard. alman edebiyatına da bu şeklide bir eleştiri var gibi; hatta alman edebiyatının bir shakespeare çıkaramadığını söylüyor.
bunların yanında övdüğü bir adamı da, çoğunlukla yerdiği oluyor. bazen yerdiği bir adamı hiç bir zaman övmüyor. aslında fikirler o kadar karma karışık ki bazen bir düzene sokmak zor. ama hemen hemen hiçbirşey kabul etmeyen; herşeyi eleştiren bir nihilist pozisyonunda. aynı zamanda bu eserde nasyonel sosyalizm ve reel sosyalizme olan tiksintisini de sık sık belirtmiş. özellikle babasını cenazesine gelen SS subayları ve nazilerin elini sıkmamak için ortalıktan kaybolması.
devamında da, bahçıvanlara olan bir sevgisi var bernhard'ın bahçıvanlarla iç içe olması çocukluğundan beri onlara dostuymuş gibi davranması belki de doğala özlem; belki de doğal olan davranışlara dair özlem; çünkü bazen tiyatrodan bahsediyor; aynı şekilde cenaze törenlerinin bile tiyatro olmasından. ama wolfsegg'den nefret ediyor insanlarından olsa gerek. avcılardan da nefret ettiğini belirtmiş!
eserde özellikle yabancılaşmaya da yer vermiş. yapay insanlardan, konuşan diplomalardan, ya da annelerin kendi çocuklarını oyuncak bir bebek olarak gördüğünden bahsetmiş ve murau'nun kendi ailesinden örnek vermiş en çok da. ama ailelerin evlatlar üzerindeki bu belirleyiciiğine ve beyinlerini keçeleştirmelerine karşı olduğu nokta belki de en önemli noktalardan birisi; abisi johannes bunu anlatmak için belki de tam biçilmiş kaftan.
kendisi onların dediklerini yerine getirmedi diye; sürekli ailesi tarafından hor görülmüş. son olarak; bernhard'ın anlatımında abartı var, çünkü bunları anlatan normal bir ruh değil; biraz paranoyak gibi. haliyle abartı olmazsa bu ruh zayıflıklara nasıl dayanabilir ki.
ve sorgulamayı da fotoğrafları kullanarak, anın gerçeği yakalaması durumunda belirtir.
mustafa tüzel-kitaplı-92 de şöyle belirtir;
''Karakterin fotoğrafa atfettiği özellikler esasen tüm dokunulmaz sayılan değerler için de geçerliliğini korumaktadır: ''...kimi gösterirse göstersin, her fotoğraf insan onurunun temelden yaralanması, doğallığın akıl almaz biçimde sahteleşmesi, haince bir insan dışılık''; (s. 19). Fotoğrafta karelenen ânın gerçeğin bir temsili olduğu görüşü genelde ıskalanır ve fotoğraf gerçekle özdeşleştirilir. Fotoğrafın gerçekle birebir örtüştüğü kanısı yakalanan ânın ne kadar gerçek olduğu sorusunu da beraberinde getir. Bu soru bizi buradan başka bir sorgulamaya götürecektir romanda: Sarsılmaz otoritesi olan ailenin, dinin, devletin gerçekliği ne kadar gerçek?'';Fotoğrafın kendisi, var olan en büyük alaydır, aslında dünyanın en büyük alaya alınışıdır''; der Murau (s. 156). Gün gelir uzlaşılan gerçekler, sorgulamaktan aciz insanlığı alaya almaktan kaçınmaz, alay etmenin yıkıcılığı ise toplama kamplarında yaşanan acının tezahürüdür''.
aslında bu eser, bir insanın ya da bir yazarın kendini yok ederek varolduğunu, sürekli parçalayarak ve aynı zamanda bir daha ki parçalanma için bütünleştiğini anlatır. aslında parçalamak istediği bir nevi de içindekilerdir, wolfsegg'dir, annesini kazada kafası parçalanmış ve kopmak üzere görmesi de belki bu parçalanmışlığı sembolize eder.
bunların yanında: thomas bernhard deyince aklıma öncelikle eleştiri gelir; bunlara bir baktığımıda;burada özellikle goethe'ye sağlam eleştiriler var. kendisinden önce söylenmiş fikirleri tekrar eden pis bir burjuvazi olarak nitelendiriyor ve aynı zamanda pascal ve voltaire ile de kıyaslıyor. bernhard'ın hayran olduğu yazarları da belki bu kitapta bulmak mümkün, jean poul ve siebenkas isimli eseri ile kafka'nın davası. alman edebiyatında hemen hemen dosyalara bulanmış bir edebiyat olduğunu sürekli yineler. leitz dosyalarına; tabi burada kafka'yı bundan hariç tutar. galiba aynı zamanda aforizma yazmayı ve yazanları da küçümsüyor gibi bernhard. alman edebiyatına da bu şeklide bir eleştiri var gibi; hatta alman edebiyatının bir shakespeare çıkaramadığını söylüyor.
bunların yanında övdüğü bir adamı da, çoğunlukla yerdiği oluyor. bazen yerdiği bir adamı hiç bir zaman övmüyor. aslında fikirler o kadar karma karışık ki bazen bir düzene sokmak zor. ama hemen hemen hiçbirşey kabul etmeyen; herşeyi eleştiren bir nihilist pozisyonunda. aynı zamanda bu eserde nasyonel sosyalizm ve reel sosyalizme olan tiksintisini de sık sık belirtmiş. özellikle babasını cenazesine gelen SS subayları ve nazilerin elini sıkmamak için ortalıktan kaybolması.
devamında da, bahçıvanlara olan bir sevgisi var bernhard'ın bahçıvanlarla iç içe olması çocukluğundan beri onlara dostuymuş gibi davranması belki de doğala özlem; belki de doğal olan davranışlara dair özlem; çünkü bazen tiyatrodan bahsediyor; aynı şekilde cenaze törenlerinin bile tiyatro olmasından. ama wolfsegg'den nefret ediyor insanlarından olsa gerek. avcılardan da nefret ettiğini belirtmiş!
eserde özellikle yabancılaşmaya da yer vermiş. yapay insanlardan, konuşan diplomalardan, ya da annelerin kendi çocuklarını oyuncak bir bebek olarak gördüğünden bahsetmiş ve murau'nun kendi ailesinden örnek vermiş en çok da. ama ailelerin evlatlar üzerindeki bu belirleyiciiğine ve beyinlerini keçeleştirmelerine karşı olduğu nokta belki de en önemli noktalardan birisi; abisi johannes bunu anlatmak için belki de tam biçilmiş kaftan.
kendisi onların dediklerini yerine getirmedi diye; sürekli ailesi tarafından hor görülmüş. son olarak; bernhard'ın anlatımında abartı var, çünkü bunları anlatan normal bir ruh değil; biraz paranoyak gibi. haliyle abartı olmazsa bu ruh zayıflıklara nasıl dayanabilir ki.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar