bugün
- aynaya bakıp kendine sen çok güzelsin diyen kadın6
- fas4
- en son aldığınız iltifat8
- balıkesir denince akla ilk gelenler10
- ısparta6
- netflix üyelik iptali2
- yalnız yaşamak isteyenlere tavsiyeler3
- güvenilir erkek3
- haluk levent'e 70 milyon tl ceza2
- kayahan'ın en güzel şarkısı2
- tbmm de akp tarafından 76 sahte oy kullanılması4
- 3 tane kedisi olan kızla evlenilir mi sorunsalı19
- haşemayla site havuzuna alınmayan kadının isyanı6
- ruh halini tek cümlede anlatmak9
- sosyal medya2
- pişmanlık duygusu yaşanılan anlar2
- çay koymak mı katmak mı8
- teen slasher film klişeleri5
- sudekiray hariç sözlükte güzel kız olmaması3
- istanbul'dan tersine göçün başlaması2
- baklavanın hiçbir içeceğe uyum sağlamaması4
- 35 yaşından sonra aşık olmanın imkansızlaşması8
- karımla evlendiğime bin pişmanım6
- arkadaşlar falıma bi bakar mısınız6
- gogol bordello2
- irmik helvası6
- öbür sözlükten hep erkek yazar gelmesi7
- kemal kılıçdaroğlu15
- peugeot 4052
- sevgilinin film izlerken kucağınızda uyuyakalması3
- barış manço2
- antalya yolu üzerindeki dandik şehirler2
- tomris uyar'ın üç şairi topaca çevirmesi7
- mony tontana4
- sersem herif2
- havalı2
- i know what you did last summer3
- uyku ilacı içmeden uyuyamamak11
- arkadaşlar ben saksı değilim5
- evde tekken yan odadan gelen kılıçdaroğlu sesi3
- cehaletln cazibesi11
- egay sucukcu9
- evcil robot için isim önerileri2
- en köylü özelliğiniz3
- arkadaşlar beni özlediniz mi5
- kendinle sevgili olur muydun sorunsalı24
- 35d2
- erkeklerin 35 yaşından sonra dedeye dönüşmesi2
- hoşlanılan erkeğin kel olduğunu açıklaması10
- imama geçen yaz ne yaptığını biliyorum demek3
efkar gene içiyor. ümit bir türlü vaz geçiremiyor onu.
yeryüzünde her şeyden çok içkiyi sevdiğini o zaman anlamıştı.
vazgeçemeyeceği tek şeyin içki olduğunu. bunu ümit'le birlikte anladılar. küçük
kırgınlıklar, öfkeli kıskançlık nöbetleri, kısa süren dargınlıklar, birleşmenin
büyük ve mutlu anları, gözyaşları, gülücükler, karşılıklı çekilen pişmanlıklar,
aşkın ve gururun sorunları; bir aşkın, bir birlikteliğin bütün
tuzları-biberleri, çeşitlemeleri, şekerlemeleri, gel-gitlerini yaşadılar.
kuyruklarda bekleyenler onları hiçbir zaman bağışlamadı.
üç yıldır birlikteydiler.
üç yılın sonunda bir gün efkar dedi -okyanusun sonuna gelmişlerdi; üç
yıldır korsandılar-:
"ümit beni seviyor musun?"
şaşırdı ümit. acılı gülümsedi, omuzlarını silkti. üç yıl bütün
sözcükleri alıp götürmüştü yaşamlarından. artık birbirlerini tanıyor
olmalıydılar.
"beni seviyorsan eğer bir şey isteyeceğim senden. tek bir şey..."
"bütün erkekler hayatları boyunca tek bir şeyi isterler," dedi ümit:
"her şeyi..."
bu kez efkar acılı gülümsedi. omuzlarını silkti.
"bak üç yıldır seninle birlikteyiz," dedi. "sana allah gibi taptım.
bunu da biliyorsun. acı tatlı günlerimiz oldu. birbirimizi sevdik. Çok sevdik.
her sevişmede benden saklamanı istediğim bir şey vardı bilirsin. bu üç yıl
boyunca çevremin, ailemin, arkadaşlarımın baskısına karşı bütün gücümle
direndim, seni korudum, aşkımızı korudum. aşkimiz bir günahti. senin için kem
söz ettirmesim hiç kimseye. ettirdim mi? herkes bunun gelip geçici bir heves
olduğunu sanırken ben seni daha çok sevdim. ama artık direnecek, karşı koyacak
gücüm kalmadı. herkes kuşkuyla bakmaya başladı bana. senin tenini almaya
başladığımı düşünüyor olmalılar. şimdi senden bir isteğim var: beni seviyorsan
eğer, ama gerçekten seviyorsan hher sevişmede benden sakladığın şeyi saklama.."
"yani?" dedi ümit.
"yani ameliyat ol artık," dedi efkar. "kestir şunu, kadın ol."
ümit sustu. uzun uzun sustu. gözlerine kederli bulutlar yüklendi. "tam
üç yıl," dedi ümit. dile kolay. "üç yıl sonra mı efkar?"
"bir yol ayrımındayız ümit," dedi efkar. "Çevreyi biliyorsun,
yaşadığımız dünyayı biliyorsun. az çekmedik. biz iki kişiyiz. onlarsa bir
yığın. dünyayı onlar ellerinde tutuyorlar. birbirimize yeterek, birbirimize
dayanarak nereye dek direnebiliriz ki? onlara benzemekten başka çaremiz yok,"
dedi.
"yani boyalı kuş," dedi ümit.
"evet, boyalı kuş," dedi efkar. "boyalı kuş boyalı olduğu için
hemcinsleri tarafından tüyleri gagalanarak öldürülür. seni üç yıldan daha fazla
koruyamam, koruyamadım, bağışla beni, bağışla... benim de gücüm buraya kadarmış
demek ki. artık onlara benzememiz gerekiyor. onlar gibi olmamız. onların
rengini almamız, toplumun rengini almamaız. onlar çoğunluk bizse azınlığız. her
şey burada kilitleniyor, burada düğümlenip kalıyoruz," dedi. "beni seviyorsan
bunu yaparsın, benim için yaparsın."
"seni seviyorum ama benden beni istediğinin farkında mısın?" dedi ümit.
"böyle nereye kadar dayanabiliriz sevgilim? ama kadın olursan
evleniriz. evli oluruz hiç olmazsa; nasıl olsa birbirimizi sevmiyor muyuz?
birlikte yaşlanmayacak mıyız? birlikte ölmeyecek miyiz? ha kadın olmuşsun, ha
erkek, ne çıkar? evli olursak kimse diyecek söz bulamaz. istersen buralardan
gideriz, başka yerlere, başka diyarlara gideriz. bir daha hiç dönemeyeceğimiz
yerlere..."
ümit günlerce kıvrandı durdu.
bedeninin sınırındaydı.
efkar kendini saklayarak, kendini sakınarak karar gününü bekliyor
ümit'in. soğuk, alabildiğine uzak şimdi. Çekip gidecek gibi, her an gidecekmiş,
gidebilecekmiş gibi... bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi.
"beni sevmiyorsun sen," diyor efkar. "eğer sevsen kırmazsın beni, genci
kıran kırılsın dememişler mi? beni sevmiyorsun. beni sevmiyormuşsun meğer."
bir gün.. bir sabah..
"peki," dedi ümit. "eğer kestirirsem, ameliyat olursam, inanacak mısın
seni sevdiğime?"
"inanacağım," dedi efkar. "ölünceye kadar inanacağım."
"ölünceye kadar," dedi efkar.
arkadaşları artık altın makas diyeceklerdi ona. bıçak altına yattı
ümit. erkekliğini uğurladı bedeninden. göğüsleri yapıldı, iğnelerini vuruldu,
epilasyonu yapılıp, gövdesi tüylerinden temizlendi. saçları çoğaldı, gürleşti,
kalçaları genişledi. Çıkacağı gün uzun uzun saçlarını tarattı, uzun uzun
saçlarını... rapunzel olup sarkıttı uzun saçlarını uzun kulenin uzun
penceresinden efkar tutunsun diye.. sonra çıktı hastaneden efkar'a koştu.
"adım ne olsun?" demişti efkar'a. "adımı sen koy anam gibi, babam gibi,
beni yeniden doğuran, yeniden yaratan gibi adımı sen koy," dedi.
"ümit kalsın," dedi efkar.
"kalabilir mi?" dedi ümit.
ve sonra kadınlığının dokuz ayına varmadan terketti ümit'i efkar.
"kusura bakma," dedi. "bu böyle olmayacak. böyle de olmayacak. neden
bilmiyorum, inan bilmiyorum, ama ayrılmamız gerekiyor. olmuyor, olmuyor,
olmuyor, olmuyor."
okyanus bitmiş, yolun sonuna/başına gelmişlerdi. bütün denizlerin
çekildiği kıyılardaydılar şimdi. indi kadırga'dan ümit. kuyrukta bekleyenler
doluşmaya başladı. arkasına bile bakmadan sokağın sonuna dek yürüdü ümit. az
sonra dolmuşun dolduğunu duydu. "adımı kendim koyarım," dedi. "bundan böyle
yudum olacak adım. okyanusta bir yudum."
şimdi efkar gene akşam birahanelerinde birasına votka, rakı ve bilimum
içkileri karıştırarak demleniyor. hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey
değişmemiş gibi, hiçbir şey yaşamamış gibi. mümkün mü? mümkünmü? eskisinden
daha çok mutsuz, daha çok efkarlı. sürekli içiyor, içiyor, içiyor. yaşamında
değişmeyen tek şey içki. göbeklendi, yağlandı, yanakları sarktı, gözlerinin
altı torbalandı, bakışları dalgın ve kanlı, yüzünde kopkoyu bir matlık.
"kimi neyi sevdiğimi bilmiyorum ağbi," diyor "ölesiye seviyorum."
(hacıbayram'a gidiyor mu gene? en eski aşk masallarını okuyor mu?)
yudum bir pavyonda konsomatris şimdi. hep aynı erkeğin matemini tutarak
dağıtıyor kendini bütün erkeklere, yüreğini bütün erkeklere dağıtıyor, bütün
aşklara, bütün hayatlara... her serüvende en ölümsüz aşk yaratıyor. efkar'ı
düşündükçe hiçliğe benzer bir duygu yokluyor yüreğini; ne kızıyor, ne
öfkeleniyor, ne seviyor, ne nefret ediyor, hiçbir şey. hiçbir şey. hiçbir şey.
şimdi efkar, adını bilmediği, adını koyamadığı bir sızı yalnızca yüreğinde.
altın makas feride diyor ki: "kendi farkında değildi belki ama sende sevdiği
şeyi öldürdü. bilmedi, bilemedi."
bütün erkekleri deliler gibi seviyor şimdi, hepsini de en ölümsüz aşkla
seviyor ve aşkın gözyaşlarını döküyor her gece, aşkın ölümüne döktüğü
gözyaşlarını.
yeryüzünde her şeyden çok içkiyi sevdiğini o zaman anlamıştı.
vazgeçemeyeceği tek şeyin içki olduğunu. bunu ümit'le birlikte anladılar. küçük
kırgınlıklar, öfkeli kıskançlık nöbetleri, kısa süren dargınlıklar, birleşmenin
büyük ve mutlu anları, gözyaşları, gülücükler, karşılıklı çekilen pişmanlıklar,
aşkın ve gururun sorunları; bir aşkın, bir birlikteliğin bütün
tuzları-biberleri, çeşitlemeleri, şekerlemeleri, gel-gitlerini yaşadılar.
kuyruklarda bekleyenler onları hiçbir zaman bağışlamadı.
üç yıldır birlikteydiler.
üç yılın sonunda bir gün efkar dedi -okyanusun sonuna gelmişlerdi; üç
yıldır korsandılar-:
"ümit beni seviyor musun?"
şaşırdı ümit. acılı gülümsedi, omuzlarını silkti. üç yıl bütün
sözcükleri alıp götürmüştü yaşamlarından. artık birbirlerini tanıyor
olmalıydılar.
"beni seviyorsan eğer bir şey isteyeceğim senden. tek bir şey..."
"bütün erkekler hayatları boyunca tek bir şeyi isterler," dedi ümit:
"her şeyi..."
bu kez efkar acılı gülümsedi. omuzlarını silkti.
"bak üç yıldır seninle birlikteyiz," dedi. "sana allah gibi taptım.
bunu da biliyorsun. acı tatlı günlerimiz oldu. birbirimizi sevdik. Çok sevdik.
her sevişmede benden saklamanı istediğim bir şey vardı bilirsin. bu üç yıl
boyunca çevremin, ailemin, arkadaşlarımın baskısına karşı bütün gücümle
direndim, seni korudum, aşkımızı korudum. aşkimiz bir günahti. senin için kem
söz ettirmesim hiç kimseye. ettirdim mi? herkes bunun gelip geçici bir heves
olduğunu sanırken ben seni daha çok sevdim. ama artık direnecek, karşı koyacak
gücüm kalmadı. herkes kuşkuyla bakmaya başladı bana. senin tenini almaya
başladığımı düşünüyor olmalılar. şimdi senden bir isteğim var: beni seviyorsan
eğer, ama gerçekten seviyorsan hher sevişmede benden sakladığın şeyi saklama.."
"yani?" dedi ümit.
"yani ameliyat ol artık," dedi efkar. "kestir şunu, kadın ol."
ümit sustu. uzun uzun sustu. gözlerine kederli bulutlar yüklendi. "tam
üç yıl," dedi ümit. dile kolay. "üç yıl sonra mı efkar?"
"bir yol ayrımındayız ümit," dedi efkar. "Çevreyi biliyorsun,
yaşadığımız dünyayı biliyorsun. az çekmedik. biz iki kişiyiz. onlarsa bir
yığın. dünyayı onlar ellerinde tutuyorlar. birbirimize yeterek, birbirimize
dayanarak nereye dek direnebiliriz ki? onlara benzemekten başka çaremiz yok,"
dedi.
"yani boyalı kuş," dedi ümit.
"evet, boyalı kuş," dedi efkar. "boyalı kuş boyalı olduğu için
hemcinsleri tarafından tüyleri gagalanarak öldürülür. seni üç yıldan daha fazla
koruyamam, koruyamadım, bağışla beni, bağışla... benim de gücüm buraya kadarmış
demek ki. artık onlara benzememiz gerekiyor. onlar gibi olmamız. onların
rengini almamız, toplumun rengini almamaız. onlar çoğunluk bizse azınlığız. her
şey burada kilitleniyor, burada düğümlenip kalıyoruz," dedi. "beni seviyorsan
bunu yaparsın, benim için yaparsın."
"seni seviyorum ama benden beni istediğinin farkında mısın?" dedi ümit.
"böyle nereye kadar dayanabiliriz sevgilim? ama kadın olursan
evleniriz. evli oluruz hiç olmazsa; nasıl olsa birbirimizi sevmiyor muyuz?
birlikte yaşlanmayacak mıyız? birlikte ölmeyecek miyiz? ha kadın olmuşsun, ha
erkek, ne çıkar? evli olursak kimse diyecek söz bulamaz. istersen buralardan
gideriz, başka yerlere, başka diyarlara gideriz. bir daha hiç dönemeyeceğimiz
yerlere..."
ümit günlerce kıvrandı durdu.
bedeninin sınırındaydı.
efkar kendini saklayarak, kendini sakınarak karar gününü bekliyor
ümit'in. soğuk, alabildiğine uzak şimdi. Çekip gidecek gibi, her an gidecekmiş,
gidebilecekmiş gibi... bir daha hiç dönmeyecekmiş gibi.
"beni sevmiyorsun sen," diyor efkar. "eğer sevsen kırmazsın beni, genci
kıran kırılsın dememişler mi? beni sevmiyorsun. beni sevmiyormuşsun meğer."
bir gün.. bir sabah..
"peki," dedi ümit. "eğer kestirirsem, ameliyat olursam, inanacak mısın
seni sevdiğime?"
"inanacağım," dedi efkar. "ölünceye kadar inanacağım."
"ölünceye kadar," dedi efkar.
arkadaşları artık altın makas diyeceklerdi ona. bıçak altına yattı
ümit. erkekliğini uğurladı bedeninden. göğüsleri yapıldı, iğnelerini vuruldu,
epilasyonu yapılıp, gövdesi tüylerinden temizlendi. saçları çoğaldı, gürleşti,
kalçaları genişledi. Çıkacağı gün uzun uzun saçlarını tarattı, uzun uzun
saçlarını... rapunzel olup sarkıttı uzun saçlarını uzun kulenin uzun
penceresinden efkar tutunsun diye.. sonra çıktı hastaneden efkar'a koştu.
"adım ne olsun?" demişti efkar'a. "adımı sen koy anam gibi, babam gibi,
beni yeniden doğuran, yeniden yaratan gibi adımı sen koy," dedi.
"ümit kalsın," dedi efkar.
"kalabilir mi?" dedi ümit.
ve sonra kadınlığının dokuz ayına varmadan terketti ümit'i efkar.
"kusura bakma," dedi. "bu böyle olmayacak. böyle de olmayacak. neden
bilmiyorum, inan bilmiyorum, ama ayrılmamız gerekiyor. olmuyor, olmuyor,
olmuyor, olmuyor."
okyanus bitmiş, yolun sonuna/başına gelmişlerdi. bütün denizlerin
çekildiği kıyılardaydılar şimdi. indi kadırga'dan ümit. kuyrukta bekleyenler
doluşmaya başladı. arkasına bile bakmadan sokağın sonuna dek yürüdü ümit. az
sonra dolmuşun dolduğunu duydu. "adımı kendim koyarım," dedi. "bundan böyle
yudum olacak adım. okyanusta bir yudum."
şimdi efkar gene akşam birahanelerinde birasına votka, rakı ve bilimum
içkileri karıştırarak demleniyor. hiçbir şey olmamış gibi, hiçbir şey
değişmemiş gibi, hiçbir şey yaşamamış gibi. mümkün mü? mümkünmü? eskisinden
daha çok mutsuz, daha çok efkarlı. sürekli içiyor, içiyor, içiyor. yaşamında
değişmeyen tek şey içki. göbeklendi, yağlandı, yanakları sarktı, gözlerinin
altı torbalandı, bakışları dalgın ve kanlı, yüzünde kopkoyu bir matlık.
"kimi neyi sevdiğimi bilmiyorum ağbi," diyor "ölesiye seviyorum."
(hacıbayram'a gidiyor mu gene? en eski aşk masallarını okuyor mu?)
yudum bir pavyonda konsomatris şimdi. hep aynı erkeğin matemini tutarak
dağıtıyor kendini bütün erkeklere, yüreğini bütün erkeklere dağıtıyor, bütün
aşklara, bütün hayatlara... her serüvende en ölümsüz aşk yaratıyor. efkar'ı
düşündükçe hiçliğe benzer bir duygu yokluyor yüreğini; ne kızıyor, ne
öfkeleniyor, ne seviyor, ne nefret ediyor, hiçbir şey. hiçbir şey. hiçbir şey.
şimdi efkar, adını bilmediği, adını koyamadığı bir sızı yalnızca yüreğinde.
altın makas feride diyor ki: "kendi farkında değildi belki ama sende sevdiği
şeyi öldürdü. bilmedi, bilemedi."
bütün erkekleri deliler gibi seviyor şimdi, hepsini de en ölümsüz aşkla
seviyor ve aşkın gözyaşlarını döküyor her gece, aşkın ölümüne döktüğü
gözyaşlarını.
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar