bugün

atilla yayla

işi fikir üretmek olan bir sosyal bilimci.
bir panelde fikirlerini açıkladığı için baskı gören akademisyen.
fikirlerinden ödün vermeyen onurlu bir entelektüel.
(otuzuncu entryin ben olayım dedim.)

öncelikle atilla yayla'nın ne söylediği ile zerre ilgilenmiyorum, çünkü konu ne bugünün mevzusu ne de sadece atilla yayla ile sınırlanacak kadar kişisel bir durum.

mesele bir kişinin ne dediğinden öte bir özgürlük meselesidir.
bu ülkede üniversitelerin ve akademisyenlerin zapturapt altında tutulduğu bugün farkettiğimiz bir durum değil.

(- abi bak türkiye cumhuriyeti yerine "bu ülke" dedi hain galiba.)

'şu çılgın türkler' okumaya ara verdiğiniz bir dönemde bu konuları da araştırırsanız öğretim görevlilerinin onar onar, ellişer ellişer üniversitelerden uzaklaştırıldıkları günlerin halen tazeliğini koruduğunu görürsünüz.
(hayır canım kardeşim salt 12 eylül'den veya diğer darbelerden bahsetmiyorum)

olayın yakın zamandaki muazzez ilmiye cig vakasından pek farkı yok.
dün murat belge, cemil koçak, halil berktay olur bugün atilla yayla, yarın mete tunçay.
dün solculardı, bugün liberaller belki yarın anarşistler(eğer ülkemizden anarşist akademisyenler çıktığı günleri de görebilirsek)

(- abi gördün mü anarjikmiş bu.)

isimler, kimlikler tamamen önemsizdir. önemli olan bazı kişilerin sadece fikirleri yüzünden baskı gördüğü gerçeğidir. buna karşı çıkmamız için o fikirlere katılmamız da gerekmez. voltaire'den alıntı yapacak değilim artık bunların oturmuş olması gerekir.

(- ne dedigini anlamiyorum ama haksızsın.)

fikir özgürlüğü fikrin ya da o fikri üreten kişinin kalitesi ile alakalı bir konu değildir. fikir tamamen yanlış, tabansız, yüzeysel vs. olabilir ancak dile getirilmesi engellenemez!
eğer fikir söylenildiği gibi değersiz ise hiç bir akademisyen katılmaz, eleştirilir, çürütülür ve zaman içinde unutulur gider.
(tarihin çöplüğü bir çok aykırı fikir ile doludur)

kerameti kendinden menkul kişilerin yaptığı gibi bir bilim adamının maksadını kestirebildiğini iddia etmek, bunu bir tartışma konusu yaparak "kötü niyetlisin arkadaş!" deyip ortadaki fikirler yerine tamamen kendi çıkarımı olan bir şeyi tartışmak fikirsel acizliktir.

aynı şekilde düşüncenin kendisini tartışmak yerine "şimdi bunun zamanı mı?", "şu zor günlerimizde başka konu mu yok?" türü tamamen subjektif bir yargının ürünü olan veya "bunu eleştiriyosun ama sunlara hiç laf etmiyorsun, işte sen bu kadarsın." gibi mevcut konu ile alakası olmayan, saptırma amaçlı güya eleştiriler bilimsel açıdan geçersizdir.
fikir adamının ne zaman ne üzerine konuşacagı, hangi dönemde hangi konuyu araştırmak isteyeceği, kimleri eleştirip kimleri eleştirmeyeceği tamamen onun kişisel iradesinin -daha açık olursak keyfinin- bileceği iştir.

yine fikrin kendisini irdelemek yerine kişinin hangi görüşten olduğu, hangi gruba üye olduğu, kimin organizasyonunda konuştuğu, parasını kimden aldığı, çalışmalarını hangi çatı altında yürüttüğü gibi bilgiler bahsi geçen konulara vakıf olmayan, ancak "şu şunun adamı", "bu bundan besleniyor" seviyesinde düşünce -daha doğrusu yargı- üretebilenler dışında hiç kimsenin tenezzül edeceği enformasyonlar değildir.

bir bilim adamının sahip olduğu akademik titrleri tartışabilecek merci akademik otoritedir, onun dışında yapılan sorgulamalar anlamsızdır. hele ki bu titrlerin şaibeli olduğu gibi hangi kaynağa dayanarak sarf edildiği belli olmayan yorumlar ahlaki değildir. (yani trafikte kullanılan lumpen kalıplarını bu mevzulara sokmayın.)

kısaca fikri üretenin kişisel özellikleri tamamen konu dışıdır. mevzuyu saga sola çekip ad hominem bir tartışma yürütmek saçmalıktır. demagojiden başka birşey değildir.

(- hocam latince terim kullandı megali idea'ya inanıyor sanırsam.)

ayrıca iddia edildiği gibi bazıları söyleyemedikleri şeyleri dolandırıp, dolaştırıp başka formlara sokuyor ise bu o kişilerin kalitesinden önce neden fikirlerini açıkça dile getiremedikleri sorusunu akla getirir.

ortadaki fikri tartışmadan önce o fikrin serbestçe savunulabilecegi özgür ortamı sağlamalıyız.
atilla yayla onurlu davranıp geri adım atmamış ancak herkesten böyle bir olgunluk bekleyemeyiz. akademisyenler illa ki baskı görecek ama yılmadan mücadelesine devam edecek kişiler olmak zorunda değil, onların özgür çalışabileceği ortamı biz sağlamalıyız.

olay ve verilen tepkiler sadece atilla yayla ile sınırlı, önemsiz bir mevzu değil; özgürlükten ne anladığımızın göstergesidir.
fikir özgürlüğü mevzu ideolojilerimizi bulaştıracağımız bir alan olmamamlı. bugün atilla yayla'nın gördüğü baskıya ses çıkarmayan hatta açıktan destek veren kişilerin yarın kendi görüşlerinden bir kişi baskı görünce feryat figan etmesi ahlaki değildir.

ifade özgürlüğü: içinde ayrımcılık barındıran, sadece statüko ve onun fikirsel yandaşlarının tekelinde olan, iki yüzlü bir hak değildir.

özgürlük kamplaşmalarınızın dışında kalması gereken çerçeve bir değerdir.
bugün atilla yayla'ya olanın yarın toktamış ateş'e, emre kongar'a olmayacağı garantisini kimse veremez. bugün egemen güçlere sırtını yaslayıp insanların fikir özgürlüğünü hiçe sayanrak konformizmin dingin sularında yüzenler yarın o egemenliklerin, iktidarların değişmeyeceği öngörüsünde bulunamaz.
bugün kutsallara sıgınıp kıçından fikir özgürlüğü sınırları çizenler yarın başka kutsallara sahip kişilerin çizdiği sınırlar ile hangi ahlaki değere sığınarak savaşacak?

daha açık yazalım ki herkes anlasın: bugün atilla yayla'ya yapılanlara karşı çıkmayan, kenara geçip pişkin pişkin alkışlayanlar; yarın kemalist bir akademisyen baskı gördüğünde hangi yüzle karşı çıkacaklar?

kimse kimseye katılmak zorunda değil ancak bir profesör düşüncelerini açıkladı diye hain yaftası yiyor, üniversitesi yaptırım uyguluyor ise burada öncelikli tartışma konusu bu olmalıdır.
gerisi fasa fiso...

not1:
kafasında, entelektüel nedir? ne değildir? ne olmalıdır? türevi sorular bulunanlar için edward said'e başvuralım:
(bkz: entelektuel surgun marjinal yabanci)

not2:
hain, vatan haini, vatansız, soysuz, terbiyesiz, ahlaksız, satılmış, şerefsiz, denyo, vs. gibi yakıştırmalar eleştiri değil hakarettir.

not3:
gelelim atilla yayla'ya yapılanların hukuki boyutuna.
yayla'nın sözleri yüzünden kanuni işlem başlatılmasınına imkan verecek yasalar mevcut mudur?

evet, eğer zorlanır ise anayasa'nın 'düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti' başlıklı 26. maddesindeki sınırlamalar uyarınca bir şeyler yapılabilir fakat tamamen yoruma açıktır. yine aynı madde ve anayasa'nın 'Bilim ve sanat hürriyeti' başlıklı 27. maddesi ile karşı da çıkılabilir.

ancak buna karar verecek merci o kişinin işvereni yahut çalıştığı kurum değil mahkemelerdir. aksi ise o işverenin aleyhinde başka bir kanuni işlemin başlatılmasına yol açar.

çünkü iş kanunu'nun 5. maddesi (eşit davranma ilkesi) şöyle der:
"iş ilişkisinde dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz."

görüldüğü gibi sıradan bir işçiye de prof. ünvanlı bir akademisyene de görüşleri yüzünden yaptırım uygulamak kanuni değildir.

ayrıca yapılanların kanuni olması veya olmaması, ilkesi fikir özgürlüğü olan biri için tamamen konu dışıdır. ifade özgürlüğünden bahsederken referans alaçagımız nokta günün kanunları olmasa gerek.
zaten gelişmiş bir etiğe sahip herkes varolan otoritenin mahsulleri olan mevcut kurallara göre değil kendi değer yargılarına göre düşünce üretir.
(hem tarihte hemde günümüzde dünyanın birçok köşesinde ayrımcı, faşizan vs. yasalar olmuştur. umudumuz aksi yönde olsa dahi bundan sonra olmayacagını da söyleyemeyiz.)

ideolojik uyum sayesinde sırtını egemen güçlere dayayıp mevcut durumu yüceltmek ancak özgürlük gibi bir değere sahip olunmadığının göstergesidir.

ben bugünün, buranın konjonktüründe, egemen güçlerin desteği ile kutsallara sığınarak oluşturulan, domestik; edirne sınırını geçince yok olan sözde değerlerden değil, evrensel bir haktan; amerika'da da iran'da da israil'de de zambiya'da da isle of man'de de mars'ta da venüs'te de; bugünde yarında savunulması gereken bir değerden bahsediyorum.
statüko zaptiyelerinin işine gelmediği için anlayamadığı konu budur.

ancak hiç dert etmesinler yarın onlar baskı gördüğünde yanlarında olup destek çıkacak kişiler bugün saldırdıkları, yukarıda açıkladığım değerleri içselleştirmiş kişilerden başkası olmayacaktır.

ayrıca: (bkz: ozgurluk yoksa bilim de olmaz)

not4:
bir insan, sağlığına etki edecek derecede maddi ve manevi baskı görürken sadece farklı görüşten olduğu için geçip "hani ne baskısı? hangi baskı?", "istediğini söyler kardeşim, söyledi de.", "amma abarttınız yahu, görende adam asılacak sanır." benzeri yorumlar yapmak nesnel olamamanın da ötesinde vicdan yoksunluğunun göstergesidir.

not5:
yakın zamanda atilla yayla ile liberallik - demokratlık tartışmasına giren, yayla'nın liberal görüşlerine kendi demokrat persfektifinden gerçekten sert eleştiriler getiren etyen mahçupyan'ın gerçekleşen olaylar kapsamında atilla yayla'yı savunması, yine görüşleri yayla'nınkiler ile taban tabana zıt olan ve atatürkçü olduğunu hepimizin bildiği toktamış ateş hocanın yapılan baskıyı eleştirmesi, buna rağmen kemal alemdaroğlu'nun ekürisi nur serter'in yapılanları kınamak şöyle dursun savunmaya çalışması yukarıda soyut olarak açıklamaya çalıştığım şeylerin vucuda gelmiş, tamamen somut bir örneğidir.

sosyal bilimlerin kafa karıştırıcı, soyut anlatımından sıkılanlar. basitleştirilmiş olarak bu somut durumun içindeki tezatı bir nevi barem olarak kabul edebilirler.

tabii beyinlerini ve kalplerini bir ideolojinin emrine sokmuş, siyahlar ve beyazlardan oluşan fikriyatlarında hiçbir soruya yer olmayan aklıevvellerimiz bunlara kafa yormak yerine koskoca bir profesörü yaramazlık yaptığı için müdüre ifade veren ilkokul çocuğu formuna soktukları için kına yakmaya başlayabilirler.

Alakalı Başlıklar

Devamını Görüntüle

Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.