bugün

aşk

anasından doğma, ama teninde tarifi bilinmez bebek kokusundan ziyade, pahalı bir fransız parfümü ile yatağa çırılçıplak uzanan bakire bir kız gibidir aşk. davetkar, gerçek, sınırsız, pahalı ve saf. iki seçenek vardır: ya o yatağa girer ve unutamayacağın bir ilk yaşarsın ya da başın önde kapıyı çarpar gidersin.

kendi kendine güzel değildi, sırtında beni vardı, bacakları yamuktu… gibi teselli cümleleri kurar, fırsatın anlamını sorgular durursun. ve hiçbir zaman aşkı tadamazsın. oysa yatağa yatıp en azından kıza dokunsaydın, bir okşasaydın, dünyaya açılan yeni bir penceren olacaktı. çılgınlığa, saygısızlığa, doyumsuzluğa, sorumsuzluğa, kalabalığa… çünkü aşk kendine olan saygını yitirtir. istedikçe istersin. en ufak bir soruna kafan takıldı mı geri kalan her şeyi unutursun. ve yeri gelir bir namlu ile parmak ucu arasında sıkışıp kalırsın. adı üstünde aşk… aklın şuurunu kaybedişi..
© copyright 2005 - 2026