bugün
- israil olmasa orta doğu nasıl olurdu11
- masklavinin akepeyi hiç eleştirmemesi29
- sevgi ihtiyacını 31 çekerek karşılamak8
- tayland a giden erkeğin asıl amacı5
- eski sevgiliyle karşılaşmak6
- iremga6
- ölümden korkmamak6
- sözlüğü bırakmaktan vazgeçtim4
- salata ile başlanan gün5
- minnoş bir kalbim var diyen erkek7
- teoman ın en güzel 3 şarkısı4
- yeni parti'nin kürtçü olması14
- sadece 4000 kişi kalmış olması10
- halter kaldırırken osurmak4
- yagmurcu ile yağmur altında dans etmek5
- oy verdiğim partiyi niye eleştireyim14
- e'e f e5
- sezen aksu şarkılarında geçen acımasız sözler3
- revizyonist troçkist kırması yeni oportünist cephe3
- algı çetesi7
- fenerbahçe11
- mesai bitimi2
- orhan gencebay2
- özgür özel10
- hostingdunyam7
- masklavinin siyaseti bırakırsa düzeleceği kanısı8
- s'i l v'e r m'i s t29
- heyt bea birader4
- sözlükteki 4 harfliler4
- mazotun litresi 90 lira13
- sigaraya kahve sürmek5
- allah yoksa insanı iyi olmaya zorlayan nedir9
- 81r4d3r5
- idam anında kendini zehirlemek3
- kargocularla kanka olmak4
- yazarların kulaklığında şu an çalan şarkı16
- aşırı milliyetçilerin herkesi kürtçü ilan etmesi7
- gün tabağı diye rulolat veren sözlük kızı9
- arkadaşlar kavga etmeyin8
- eksilendiğini ağlayarak günlüğüne yazmak2
- 100 bin liraya mezarlık gece bekçisi olmak9
- miçotakis ten türkiye'ye iyi geçinme çağrısı6
- günün sözü26
- armageddon savaşı3
- kabe'ye secde etmek on emri ihlal ediyor mu4
- anın görüntüsü19
- mülayim'in hiç sevmediği herif3
- ne yapıyorsunuz arkadaşlar5
- parti tüzüğü okumak8
- çok artılara rağmen karmanın çok yavaş yükselmesi4
yalnızlığına alışmışken, tam da yalnızlığını sevmişken, kendini kendine sevgili etmişken, birden dışarıdan çıkageliyor biri.
büyü müdür, gerçek midir, uzaklarda bir şeye hissettiğin özlemin dinmesi için midir nedir, bilemiyorsun, çözemiyorsun.
zaten çok da soru sormuyorsun ve bir bakmışsın ona "sevgili" diyorsun, hatta "sevgilim"...
az şey mi "sevgilim"?
sıradan bir şey mi?
belki günümüzün tez canlı çocukları için bir süs, bir dekor, bir durum değerlendirmesi, arkadaşlara hava kıvamına çekilmiş olabilir ama benim buralarda "sevgilim" demek hiç de az buz bir durum değil.
alıyorsun içine, koyuyorsun kafanı onun göğsüne, uyuyorsun kolunu bacağını dolayıp her yerine...
bütün önceliklerin kayıyor bir kenara. 'aşk kayması' da diyebiliriz hazretlerine.
bir bakmışsın o 'sevgili' işini, arkadaşlarını, dostlarını, zevklerini, rutinlerini, uykularını sollayıvermiş işte.
üstelik izin kâğıdı almadan, bir müsaade bile istemeden hayatından.
ama olsun, sen bu durumu seviyorsun değil mi?
tek kişilik düzenden çift kişilik düzene geçiyorsun. bir diş fırçası daha koyuyorsun banyona, bir bornoz daha. onun eşofmanı, onun tişörtü, onun telefon şarjı katılıyor evine. diyelim senin asla almadığın o vişne suyu konuyor buzdolabına, o içiyor ya... onun defteri-onun kalemi, onun arkadaşları, onun sevdiği restoranlar, onun izlediği filmlerle dolup taşıyor dört bir yanın.
tamam! düzenin bozuluyor, yayın akışın değişiyor ama çıt çıkarmıyorsun.
neden?
amaaan yazdık ya az önce; nedenini sormuyorsun! şimdi mutlusun ya, değer mi değmez mi klişelerine takılmıyorsun. sana uymayan çok şeyi var onun. alışkanlıklarınızın çarpışmasını görmezden gelmeyi tercih ediyorsun. başkalarının hayret dolu bakışlarını görmezden geliyorsun. sevgili onların kapısına gelse nasıl da coşarlardı biliyorsun. eh! urfa'da oxford olsaydı onlar da giderlerdi biliyorsun.
sen hiçbir şey sormuyorsun sadece yaşamak istiyorsun. bozulmasın istiyorsun.
bak inanmazsın ama yüksek beklentilerin de yok senin. "yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar" şarkısını bütün kızlara söyletip, kına yaktırma derdin de yok.
kendini aşıp, mecburiyetleri aşıp sevmek ve sevilmek istiyorsun.
evet! sen sevilmek de istiyorsun, bunu biliyorsun. "ama o zaman adı aşk olmaz ki" itirazlarını boş ver, herkes gibi sen de sevgine karşılık bekliyorsun. en azından kendini kandırmıyorsun. varsın adı aşk olmasın...
alıyorsun içine, koyuyorsun kafanı onun göğsüne, uyuyorsun kolunu bacağını dolayıp her yerine.
bir gece, iki gece, üç gece, beş gece...
her gece daha da bağlanıyorsun... bedeninle, teninle, kalbinle... her sabah daha çok seviyorsun, sanki her sabah daha fazla birleşiyorsun sevgilinle.
sonra bir bakıyorsun, o alıştığın yalnızlık kocaman sinsi bir korkuya dönüşmüş. ya bir daha gelirse... ya hep gelecekse... yokluğa yeniden nasıl alışabilirsin ki?
"sevgilim" demek az şey mi? sevgili olmak az şey mi?
kendine yalan söylüyor olsan da, o doğru kişi olmasa da, o 'sevgililik' yapmasa da, "dur, yapma" diyen arkadaşların haklı çıksa da, ayrılık zamanı geldiğinde elinde çok haklı nedenlerin olsa da biliyorsun ki az şey değil.
"sevgilim" demişsin bir kere, gerisi hikâye...
onların lafına gelsen de, hata etmiş olsan da yara sendedir artık. kendin için iyi etsen de yara ta içindedir artık.
hayat, kalbine bir yarayı daha gururla sunar.
bir sevgili gider sonra yenisi gelir de o yaralar kapanmaz işte.
oracıkta, kalbinin tam üstünde durup selam çakarlar sana yerli yersiz.
ve sen mırıldanmaya devam edersin "oysa sevgili bir tek sevgili nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini" diyen o şarkıyı yerli yersiz.
ayşe özyılmazel - sabah gazetesi 31 ocak 2010
büyü müdür, gerçek midir, uzaklarda bir şeye hissettiğin özlemin dinmesi için midir nedir, bilemiyorsun, çözemiyorsun.
zaten çok da soru sormuyorsun ve bir bakmışsın ona "sevgili" diyorsun, hatta "sevgilim"...
az şey mi "sevgilim"?
sıradan bir şey mi?
belki günümüzün tez canlı çocukları için bir süs, bir dekor, bir durum değerlendirmesi, arkadaşlara hava kıvamına çekilmiş olabilir ama benim buralarda "sevgilim" demek hiç de az buz bir durum değil.
alıyorsun içine, koyuyorsun kafanı onun göğsüne, uyuyorsun kolunu bacağını dolayıp her yerine...
bütün önceliklerin kayıyor bir kenara. 'aşk kayması' da diyebiliriz hazretlerine.
bir bakmışsın o 'sevgili' işini, arkadaşlarını, dostlarını, zevklerini, rutinlerini, uykularını sollayıvermiş işte.
üstelik izin kâğıdı almadan, bir müsaade bile istemeden hayatından.
ama olsun, sen bu durumu seviyorsun değil mi?
tek kişilik düzenden çift kişilik düzene geçiyorsun. bir diş fırçası daha koyuyorsun banyona, bir bornoz daha. onun eşofmanı, onun tişörtü, onun telefon şarjı katılıyor evine. diyelim senin asla almadığın o vişne suyu konuyor buzdolabına, o içiyor ya... onun defteri-onun kalemi, onun arkadaşları, onun sevdiği restoranlar, onun izlediği filmlerle dolup taşıyor dört bir yanın.
tamam! düzenin bozuluyor, yayın akışın değişiyor ama çıt çıkarmıyorsun.
neden?
amaaan yazdık ya az önce; nedenini sormuyorsun! şimdi mutlusun ya, değer mi değmez mi klişelerine takılmıyorsun. sana uymayan çok şeyi var onun. alışkanlıklarınızın çarpışmasını görmezden gelmeyi tercih ediyorsun. başkalarının hayret dolu bakışlarını görmezden geliyorsun. sevgili onların kapısına gelse nasıl da coşarlardı biliyorsun. eh! urfa'da oxford olsaydı onlar da giderlerdi biliyorsun.
sen hiçbir şey sormuyorsun sadece yaşamak istiyorsun. bozulmasın istiyorsun.
bak inanmazsın ama yüksek beklentilerin de yok senin. "yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar" şarkısını bütün kızlara söyletip, kına yaktırma derdin de yok.
kendini aşıp, mecburiyetleri aşıp sevmek ve sevilmek istiyorsun.
evet! sen sevilmek de istiyorsun, bunu biliyorsun. "ama o zaman adı aşk olmaz ki" itirazlarını boş ver, herkes gibi sen de sevgine karşılık bekliyorsun. en azından kendini kandırmıyorsun. varsın adı aşk olmasın...
alıyorsun içine, koyuyorsun kafanı onun göğsüne, uyuyorsun kolunu bacağını dolayıp her yerine.
bir gece, iki gece, üç gece, beş gece...
her gece daha da bağlanıyorsun... bedeninle, teninle, kalbinle... her sabah daha çok seviyorsun, sanki her sabah daha fazla birleşiyorsun sevgilinle.
sonra bir bakıyorsun, o alıştığın yalnızlık kocaman sinsi bir korkuya dönüşmüş. ya bir daha gelirse... ya hep gelecekse... yokluğa yeniden nasıl alışabilirsin ki?
"sevgilim" demek az şey mi? sevgili olmak az şey mi?
kendine yalan söylüyor olsan da, o doğru kişi olmasa da, o 'sevgililik' yapmasa da, "dur, yapma" diyen arkadaşların haklı çıksa da, ayrılık zamanı geldiğinde elinde çok haklı nedenlerin olsa da biliyorsun ki az şey değil.
"sevgilim" demişsin bir kere, gerisi hikâye...
onların lafına gelsen de, hata etmiş olsan da yara sendedir artık. kendin için iyi etsen de yara ta içindedir artık.
hayat, kalbine bir yarayı daha gururla sunar.
bir sevgili gider sonra yenisi gelir de o yaralar kapanmaz işte.
oracıkta, kalbinin tam üstünde durup selam çakarlar sana yerli yersiz.
ve sen mırıldanmaya devam edersin "oysa sevgili bir tek sevgili nasıl değiştirir dünyanın gerçeğini" diyen o şarkıyı yerli yersiz.
ayşe özyılmazel - sabah gazetesi 31 ocak 2010
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar