bugün
- 9 ekim 2026 galatasaray kasımpaşa maçı31
- sözlük yazarlarının beni travesti sanması14
- aşık olduğum kızın pornocu çıkması7
- sözlük çeteleri11
- çaylak olunca yan hesaplarla sözlüğe gelen işsiz10
- ne kadar takıntılısın6
- kartoncuya zeytin dalı uzatmak16
- traveler bu akşam niye herkese sallıyor7
- yogartiksenin eski erkek arkadaşı3
- kemalistlerin islam düşmanlığının nedenleri12
- karton toplayan meric8
- yiyecek gibi bakan manita4
- victor osimhen3
- arkadaşlar itiraf edin beni çok seviyorsunuz6
- insan olmaya ceyrek kala5
- bana onu sormayin23
- yarın lahmacun yiyecek olmak6
- sevdiğiniz iki yazarın kavga etmesi3
- teşkilat dizisi3
- kova burcu erkeği muhteşemliği3
- kasımpaşa4
- nervio'nün 007'ye vahşi kelebeğim demesi5
- cuma akşam yorgun gelen erkeğine masaj yapan kadın4
- varlığınızı hangi popüler yazara borçlusunuz5
- en iyi behzat ç karakterleri4
- üç dairen olup ikisini kiraya vermek2
- var olmak için popüler yazarlara sataşma taktiği9
- cuma akşam eve girip pazartesi sabaha dek çıkmamak6
- cuma günü akşam tek başına yapılacak aktiviteler4
- moderatöre şikayet edip entry sildirmek3
- tavanla bakışmak2
- platon'un mağarasında telefon ışığı2
- vermeye hazir olmak2
- ktç camdan atladı apandisti patladı2
- tekerlek toplayan meric3
- modacıyım ayağına kız tavlayan sözlük yazarı3
- yan hesabı olmayan yazar3
- silvermist'e sataşıyorum öyleyse varım4
- yakıştırdığım çiftler serisi 153
- atatürk ü ısrarla müslüman gösterme çabası3
- bu aralar taktığınız şarkılar5
- izmirde bok kokusunun kaybolması9
- hilafetin türklere faydası18
- moda faciası olan şeyler2
- katlanmamış elbise yığını2
- yumurta turşusu4
- s'i l v'e r m'i s t6
- from golda zeytin dalı uzatmak2
- bal kabaklı kahve2
- sözlüğün vahşi kelebeğine eş arıyoruz29
dünya üzerinde; üstümdeki etkisini çözemediğim yegane mekanlar bütünüdür.
hangi şehrin topraklarında kurulmuş olursa olsun,etkisi gelene gidene göre yüksek farklılıklar gösterirken, benim kalbim de; gelen - giden grafiğinde bir inip kalkıyor hava alanında.
iniyorum uçaktan, yaşadığım şehirden daha sıcak, daha başka bir iklime atıyorum adımımı. kalbimde ciddi bir heyecan,düzgün mü üstüm başım, bozuldu mu saçım? aklımda aklı evvel bir dünya soru ile gelişimin yaratacağı heycanla koşuyorum iç hatlar çıkışa. öyle aydınlık geliyor ki bana yerler, tüm ışıkları toplamış üzerine hava alanı, elinde bir değnek sanki kontuar görevlilerinin, başka bir arzunuz var mı diyorlar bana. yani öylesine ışıl ışıl bir mekan bu alan. ve çıkışta en sevdiğimi gördüğümde, cansızlığı ruha bürünen merdivenler bile birer tangocu gibi geliyorlar gözüme.seviyorum diyorum bu alanı, bana havayı verdiği için tekrar. ve gözlerim ışıl ışıl kavuşuyorum en sevdiğim mekanda en sevdiğim insana.
kendi şehrimde bir gün, ellerimizde minik valizler, yağmur ve rüzgar bedenimizde halay çekmişken varıyoruz şehrin hava(sız) alanına, biliyorum ki saçım, başım, yüzüm tarumar olmuş, baksam aynaya bu ben miyim diye soracağım. bu kadar mı hüzünlü olur bir mekan, bu kar loş gelebilir mi spot lambalar. terledim diyor önümüzde yürüyen hatun, oysa 25 derece ısıtılmış koridorlarda ruhum üşüyor benim, yolculayacağımdan gayrı sevdiğim adamı. bu derece havasız olabilir mi bir mekan, susmayan kadın sesi. hadi uçağa yetiş diyen delirmiş anonsçu, sussa o, unutsak uçağı, gitmesek, yıkılsa bu havadan bozma alan.. süngüm düşmüş üzgünce koridorlarında yürürken, yolcu etmiş olmanın garip çöküntüsü ile bakınıyorumda şöyle bir; sevmiyorum diyorum ben bu mekanı. çıksamda kurtulsam en sevmediğim bu mekandan.
sevdiğimden sebep belli elbet ama bilemedim işte neyin kaynağıdır hava alanları;
kavuşmanın mı ayrılmanın mı?
hangi şehrin topraklarında kurulmuş olursa olsun,etkisi gelene gidene göre yüksek farklılıklar gösterirken, benim kalbim de; gelen - giden grafiğinde bir inip kalkıyor hava alanında.
iniyorum uçaktan, yaşadığım şehirden daha sıcak, daha başka bir iklime atıyorum adımımı. kalbimde ciddi bir heyecan,düzgün mü üstüm başım, bozuldu mu saçım? aklımda aklı evvel bir dünya soru ile gelişimin yaratacağı heycanla koşuyorum iç hatlar çıkışa. öyle aydınlık geliyor ki bana yerler, tüm ışıkları toplamış üzerine hava alanı, elinde bir değnek sanki kontuar görevlilerinin, başka bir arzunuz var mı diyorlar bana. yani öylesine ışıl ışıl bir mekan bu alan. ve çıkışta en sevdiğimi gördüğümde, cansızlığı ruha bürünen merdivenler bile birer tangocu gibi geliyorlar gözüme.seviyorum diyorum bu alanı, bana havayı verdiği için tekrar. ve gözlerim ışıl ışıl kavuşuyorum en sevdiğim mekanda en sevdiğim insana.
kendi şehrimde bir gün, ellerimizde minik valizler, yağmur ve rüzgar bedenimizde halay çekmişken varıyoruz şehrin hava(sız) alanına, biliyorum ki saçım, başım, yüzüm tarumar olmuş, baksam aynaya bu ben miyim diye soracağım. bu kadar mı hüzünlü olur bir mekan, bu kar loş gelebilir mi spot lambalar. terledim diyor önümüzde yürüyen hatun, oysa 25 derece ısıtılmış koridorlarda ruhum üşüyor benim, yolculayacağımdan gayrı sevdiğim adamı. bu derece havasız olabilir mi bir mekan, susmayan kadın sesi. hadi uçağa yetiş diyen delirmiş anonsçu, sussa o, unutsak uçağı, gitmesek, yıkılsa bu havadan bozma alan.. süngüm düşmüş üzgünce koridorlarında yürürken, yolcu etmiş olmanın garip çöküntüsü ile bakınıyorumda şöyle bir; sevmiyorum diyorum ben bu mekanı. çıksamda kurtulsam en sevmediğim bu mekandan.
sevdiğimden sebep belli elbet ama bilemedim işte neyin kaynağıdır hava alanları;
kavuşmanın mı ayrılmanın mı?
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar