bugün
- eskortluk yapan sözlük yazarı30
- queen ravenna büyücülük okulu16
- türkiyede kürt olarak barınabilmek için gerekenler57
- sözlüğün tat vermemesi13
- eskorta para verecek kadar düşmek5
- arkadaşlar burçlar yalan çıktı8
- amin güzelmiş diyen tip9
- yogartiksen29
- türkiye14
- piç arap gel kuçu kuçu3
- canın tatlı çekmesi4
- kurt cobain karizması3
- kahvaltıda tarhana çorbası içmek3
- zamanda ileri gitmek3
- verginin hırsızlık olup olmaması5
- sözlüğün artık ciddiyetini yitirmesi9
- karı kız için sözlüğe gelen tipler3
- whatsapptan gelen mesajları cevaplamayan erkek5
- saati 10 bin tl diyen tip3
- hoşlanılan kıza düdüklü tencere hediye etmek3
- izmirbeyefendisi4
- 25 yılda adam edilen istanbul'u 5 yılda bitirmek49
- exlerle arkadaş kalmak8
- ilkokul bebesine türbanı savunmak62
- ibne arabi2
- bir latte ve telefon numaranı alabilir miyim2
- yılmaz güney adamlığı12
- flörte durduk yere sövmek3
- sevilmeyen yazarın kellesini koparıp itlere atmak4
- sarı teker kod adlı eskort3
- fake hesabı ifşa olan sözlük kezbanı6
- muğla'nın akp'ye geçmesi5
- cinler aleminde ghosting kavramı4
- twitterda 60 bin twit yazmış esrarengiz adam3
- cnn türk'ün tunceli'ye dersim demesi5
- arap adam olsaydı6
- evdeki cinlerden kira istemek4
- kelebek dövmeli erkekler2
- cezaevine girmek için rte'ye hakaret eden adam11
- escort olmaya karar vermek2
- sinem dedetaş'ın ahında boğulacaksınız20
- futbol14
- verirsen yalarım diyen tip4
- gece gelen bunalım2
- sözlükteki bölücüler16
- escortluk yapan yazarın gecelik fiyatı2
- gammazla gammazla bitmiyor3
- 14 ekim 2026 aston villa fenerbahçe maçı74
- instagramda 1000 erkeğin takip ettiği kız2
- düdüklü tencere kullanmayı bilen yazarlar2
herkesin örnek alması gereken, acı dolu bir öyküdür bu. çocuklukta çekilen acıların büyüdüğünde yüzüne vurmasıdır. ağladığında akan her göz yaşında, o küçük çocuğu görmektir.
1982 yılında, güneş gibi doğmuşum istanbul'un kucağına. babam ve annemin ilk çocuğu, babannemin tek torunu olmuşum. tüm akrabalara keyif içerisinde göstermişler asil çehremi, her gören akrabamın dibi düşmüş. vaay be! demekten kimse kendi alıkoyamıyormuş. o derece asil bir bebekmişim, göbek bağım bile altındanmış, kesmek için kuyumcu çağırmışlar.
küçük cool, doğumunun 8. ayında ilk kelimesini söylemiş. söylediği ilk kelime tabii ki hayatta en çok değer verdiği şey olan 'para' imiş. para dediğimi duyan babam beni tuttuğu gibi, banka müdürlerine götürmüş. işte geleceğin para babası diyerek tüm bankaları dolaştırmış teker teker. her gördüğüme para diyerek tekrar tekrar geliştirmişim bünyemi, sonraki kelimelerim ise para makinası, para babası, dolar, altın, gümüş, mark falan olmuş. en sevdiğim oyuncağın adını bile benjamin koymuşum. o derece bağımlısı olmuşum paranın.
hatırladığım anılarıma yaklaştıkça şuan bile büyüdüğüme lanet ediyorum, 5 yaşındaki halimi hatırlıyorum da şimdi..
komşunun kızını odama çekmiş, evlenme bahanesi ile oracıkta doktorculuk oynatmıştım. asil bünyem ile nabzını yokladığım ilk kız şuan evli ve 3 çocuk sahibi. ne zaman onu görsem o günlere gider, umarsızca kalbini dinlemek isterim. elimi sürdüğünde o hızlanan kalbini hiç unutamam onun.
bu arada 7 yaşına gelen cool bünyem, ilkokula başlamak için hazır mı hazırdı. sınıfın en çalışkanı, kızların tek aşkıydım. ilkokul yılları müthişti benim için. sınıfa öğretmenden sonra girer, öğretmen de dahil herkesin ayağa kalkmasını sağlardım. o derece afilliyim okulda. müdür bile çekinirdi umarsız gölgemden.
ama hep böyle değildi işte coolun hayatı, bazen aile kavgalarından beyni duruyordu. annesi ile babası birbirine kızıp evdeki hizmetçiyi döverlerken acı içinde gülüyordu cool adam.
annem ile babamın kavgaları da hep benim yüzümden çıkardı. annem benim çok iyi bir insan olmamı, herkese yardım etmemi söyler babam ise herkesi dışlamamı kendimin patronu olmamı isterdi. şuan ikisinin karşımı gibiyim, sayelerinde şu yaşımda bile çift kişiliğimden kurtulamadım. yeri gelince çok iyi insan olan şu bünyem, yeri geldi mi gaddar ve acımasız bir insana dönüşüveriyor, durduramıyorum.
babamın baskıları bunlarla sınırlı değildi tabii, sürekli pahalı şeyler alarak sınıftaki çocukları özendirmemi, mahallenin çocuklarına hava atmamı istiyordu. ne derse yapıyordum, tüm çocukların pipilerini uamrsızca şişirip, özenti olmalarını sağlıyordum. yaptıklarımın sınırı yoktu. çocuklar taso oynarken ben gidip pokemonun kendisini getiriyordum, kumdan ev yaptıklarında, ben malikane yapıyordum. onlar saklambaç oynadıkça ben video oyunları, onlar trencilik oynadıkça ben orjinal trenimi sürüyordum. akıl alır şeyler değildi.
ama o bayram günlerinde ailelerinde yaşanan sıcaklık hiç bizim evde olmuyordu. o bir çikolataya sevinen bünyeleri neden bende yoktu? beş kuruş için kapı kapı dolaşan ve alınca dünyanın en zenginiymiş gibi sevinen çocuk olmak benim de hakkım değil miydi?
neyse, bu huyum çocuklukla sınırlı kalmadı tabii, liseye başladığımda bile devam etti. o ergenliğin verdiği azgınlıkla yanan liseli tayfasına o yaşta ilişkiye girdiğim kadınlar ile çektiğim videoları gösteriyor, hepsini deli gibi kıskandırıyordum. onlar kız arkadaşı ile sinemaya zar zor giderken ben sinema kapatıyor, umarsızca yiyişiyordum. onların yedikleri en pahalı şey simit ve çayken ben pizzacıda sınır tanımıyordum.
babamı dinleyen bünyem deli gibi kötüleşmiş, insan olmaktan çıkmıştı. artık annem ne derse desin böyle kalacaktım. ama bazen çok hoşuma giden bu tür şeyler, gün geliyor beni ağlatıyordu. gece yorganın altına girdiğimde aldattığım kızların bana bakarak ağlayışlarını düşünüyor, içten içe yanıyordum. tanrım ben ne yapıyordum?
20 yaşıma geldiğimde isviçre'de eğitim görmeye gittim, sıkılınca geri geldim. o ülke senin bu ülke benim gezen bünyemle 42 ülke dolaşarak kendi çapımda rekor kırmıştım. babamın bana doğum günü hediyesiydi bu, tam 42 ülkeyi dolaştırmıştı.
hayatlarında gittikleri en uzak yer hakkari olan arkadaşlarıma bu resimleri gösteriyor, eyfel kulesini gören arkadaşlarımdan bazıları, oraya gitmek için içime bile alırdım onu diyorlardı. o derece özeniyorlardı.
25 yaşına geldiğimde ise artık babamın işini devralmış, lanet bir patron olmuştum. işçilerime değil haftasonu, bayramda bile izin vermiyordum. istemeyen çalışmasın diyerek kendime bağımlı bırakıyordum. hala da yapıyorum bunu. ne zaman yavaşlayan bir işçi görsem işten atıyor, tazminatını verip yalandan senet imzalatıyor, kendime borçlu bırakıyordum. sonra evine gidip vermiş olduğum tazminatı aynen geri alıyordum. bunun gibi akıl almaz şeyler beni insanlıktan tam çıkarırken birden kalbime o melek giriyor gidip o hakkını yediğim işçiyi işe geri alıp tazminat manyağı yapıyordum. hatta bununla yetinmeyip usta başılığa kadar yükseltiyordum umarsız kariyerini.
şimdi 28 yaşındayım ve yaptıklarımdan bazen pişmanım, özellikle sevgililerime yaptıklarımdan... ama bazen de oh be iyiki zenginim diyorum, böylelikle özgürlükte sınır tanımıyor, her istediğimi yapabiliyorum. ama bu çift karakter durumu beni delirtecek noktaya bile gelebiliyor bazen, işte bu anda keşke ayrı ayrı çıkmasınız da birleşip içimde kalsanız diyorum. hem zengin hem de iyilik sever olup herkese yardım eli uzatmak istiyorum. lakin yapmıyor, yapmak istiyor ama yapamıyorum.
cool adam ın ibretlik yaşam öyküsünü okudunuz, yakında bizzat yöneteceğim film ile karşınıza gelecek bu dramı...
1982 yılında, güneş gibi doğmuşum istanbul'un kucağına. babam ve annemin ilk çocuğu, babannemin tek torunu olmuşum. tüm akrabalara keyif içerisinde göstermişler asil çehremi, her gören akrabamın dibi düşmüş. vaay be! demekten kimse kendi alıkoyamıyormuş. o derece asil bir bebekmişim, göbek bağım bile altındanmış, kesmek için kuyumcu çağırmışlar.
küçük cool, doğumunun 8. ayında ilk kelimesini söylemiş. söylediği ilk kelime tabii ki hayatta en çok değer verdiği şey olan 'para' imiş. para dediğimi duyan babam beni tuttuğu gibi, banka müdürlerine götürmüş. işte geleceğin para babası diyerek tüm bankaları dolaştırmış teker teker. her gördüğüme para diyerek tekrar tekrar geliştirmişim bünyemi, sonraki kelimelerim ise para makinası, para babası, dolar, altın, gümüş, mark falan olmuş. en sevdiğim oyuncağın adını bile benjamin koymuşum. o derece bağımlısı olmuşum paranın.
hatırladığım anılarıma yaklaştıkça şuan bile büyüdüğüme lanet ediyorum, 5 yaşındaki halimi hatırlıyorum da şimdi..
komşunun kızını odama çekmiş, evlenme bahanesi ile oracıkta doktorculuk oynatmıştım. asil bünyem ile nabzını yokladığım ilk kız şuan evli ve 3 çocuk sahibi. ne zaman onu görsem o günlere gider, umarsızca kalbini dinlemek isterim. elimi sürdüğünde o hızlanan kalbini hiç unutamam onun.
bu arada 7 yaşına gelen cool bünyem, ilkokula başlamak için hazır mı hazırdı. sınıfın en çalışkanı, kızların tek aşkıydım. ilkokul yılları müthişti benim için. sınıfa öğretmenden sonra girer, öğretmen de dahil herkesin ayağa kalkmasını sağlardım. o derece afilliyim okulda. müdür bile çekinirdi umarsız gölgemden.
ama hep böyle değildi işte coolun hayatı, bazen aile kavgalarından beyni duruyordu. annesi ile babası birbirine kızıp evdeki hizmetçiyi döverlerken acı içinde gülüyordu cool adam.
annem ile babamın kavgaları da hep benim yüzümden çıkardı. annem benim çok iyi bir insan olmamı, herkese yardım etmemi söyler babam ise herkesi dışlamamı kendimin patronu olmamı isterdi. şuan ikisinin karşımı gibiyim, sayelerinde şu yaşımda bile çift kişiliğimden kurtulamadım. yeri gelince çok iyi insan olan şu bünyem, yeri geldi mi gaddar ve acımasız bir insana dönüşüveriyor, durduramıyorum.
babamın baskıları bunlarla sınırlı değildi tabii, sürekli pahalı şeyler alarak sınıftaki çocukları özendirmemi, mahallenin çocuklarına hava atmamı istiyordu. ne derse yapıyordum, tüm çocukların pipilerini uamrsızca şişirip, özenti olmalarını sağlıyordum. yaptıklarımın sınırı yoktu. çocuklar taso oynarken ben gidip pokemonun kendisini getiriyordum, kumdan ev yaptıklarında, ben malikane yapıyordum. onlar saklambaç oynadıkça ben video oyunları, onlar trencilik oynadıkça ben orjinal trenimi sürüyordum. akıl alır şeyler değildi.
ama o bayram günlerinde ailelerinde yaşanan sıcaklık hiç bizim evde olmuyordu. o bir çikolataya sevinen bünyeleri neden bende yoktu? beş kuruş için kapı kapı dolaşan ve alınca dünyanın en zenginiymiş gibi sevinen çocuk olmak benim de hakkım değil miydi?
neyse, bu huyum çocuklukla sınırlı kalmadı tabii, liseye başladığımda bile devam etti. o ergenliğin verdiği azgınlıkla yanan liseli tayfasına o yaşta ilişkiye girdiğim kadınlar ile çektiğim videoları gösteriyor, hepsini deli gibi kıskandırıyordum. onlar kız arkadaşı ile sinemaya zar zor giderken ben sinema kapatıyor, umarsızca yiyişiyordum. onların yedikleri en pahalı şey simit ve çayken ben pizzacıda sınır tanımıyordum.
babamı dinleyen bünyem deli gibi kötüleşmiş, insan olmaktan çıkmıştı. artık annem ne derse desin böyle kalacaktım. ama bazen çok hoşuma giden bu tür şeyler, gün geliyor beni ağlatıyordu. gece yorganın altına girdiğimde aldattığım kızların bana bakarak ağlayışlarını düşünüyor, içten içe yanıyordum. tanrım ben ne yapıyordum?
20 yaşıma geldiğimde isviçre'de eğitim görmeye gittim, sıkılınca geri geldim. o ülke senin bu ülke benim gezen bünyemle 42 ülke dolaşarak kendi çapımda rekor kırmıştım. babamın bana doğum günü hediyesiydi bu, tam 42 ülkeyi dolaştırmıştı.
hayatlarında gittikleri en uzak yer hakkari olan arkadaşlarıma bu resimleri gösteriyor, eyfel kulesini gören arkadaşlarımdan bazıları, oraya gitmek için içime bile alırdım onu diyorlardı. o derece özeniyorlardı.
25 yaşına geldiğimde ise artık babamın işini devralmış, lanet bir patron olmuştum. işçilerime değil haftasonu, bayramda bile izin vermiyordum. istemeyen çalışmasın diyerek kendime bağımlı bırakıyordum. hala da yapıyorum bunu. ne zaman yavaşlayan bir işçi görsem işten atıyor, tazminatını verip yalandan senet imzalatıyor, kendime borçlu bırakıyordum. sonra evine gidip vermiş olduğum tazminatı aynen geri alıyordum. bunun gibi akıl almaz şeyler beni insanlıktan tam çıkarırken birden kalbime o melek giriyor gidip o hakkını yediğim işçiyi işe geri alıp tazminat manyağı yapıyordum. hatta bununla yetinmeyip usta başılığa kadar yükseltiyordum umarsız kariyerini.
şimdi 28 yaşındayım ve yaptıklarımdan bazen pişmanım, özellikle sevgililerime yaptıklarımdan... ama bazen de oh be iyiki zenginim diyorum, böylelikle özgürlükte sınır tanımıyor, her istediğimi yapabiliyorum. ama bu çift karakter durumu beni delirtecek noktaya bile gelebiliyor bazen, işte bu anda keşke ayrı ayrı çıkmasınız da birleşip içimde kalsanız diyorum. hem zengin hem de iyilik sever olup herkese yardım eli uzatmak istiyorum. lakin yapmıyor, yapmak istiyor ama yapamıyorum.
cool adam ın ibretlik yaşam öyküsünü okudunuz, yakında bizzat yöneteceğim film ile karşınıza gelecek bu dramı...
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar