bugün

rengalem

en az sırt ağrısı kadar eski bir mekanın, ortamın, hatta başlıbaşına bir alemin ismi.

ressam bir arkadaşım anlatmıştı. ressamların sadece kendi yaptıkları portrelerinden giriş yapabildikleri, yapılmış bütün resimlerin birbirine bağlanarak oluşturduğu keyfi mekan.

bir sabah uyandığında kendini yaptığı bir karakalem resimde bulmuş o ilk seferinde. hala kendi istediği zaman gidemediği için keyfi buluyor mekanı. bazı yaşlılar, özellikle de bir kadın istediği zaman adım atıyormuş ama o da "yöntemi ancak kendin bulabilirsin" gibilerinden beylik laflarla geçiştirmiş.

van gogh'u görmüş bir sefer sağlam, iki kez de kulağı kesik olarak. Picasso'yu görmemiş görse de tanımazmış herhalde, bir kere gençten bir adamı benzetmiş o'na. ölü ressamların muhabbetleri çok sıkıcı oluyormuş, takılmış plak gibi. onları uzaktan izlemek daha zevkliymiş.

arkadaşım o güzel sabah kendi yaptığı karakalem resimdeymiş ve yanında yatan kadının omuzunda ve kulağında silgi izleri varmış.
© copyright 2005 - 2026