bugün
- 19 eylül 2026 trabzonspor galatasaray maçı29
- claudian clouds33
- sivilce için deneyimli yazar tavsiyeleri23
- arkadaşlar ben olmasam ne yaparsınız5
- okan buruk9
- sarapci koala hatayi33
- true'nun engelli olması5
- gocu'nun tınlamıyorım deyip yan hesaba geçmesi7
- true ve g'i l d'e d l'i l y birlikteliği4
- icat edilmesi beklenen şeyler2
- uğurcan çakır3
- meriç dükalığı8
- sevgilisi yüzünden engelli kardeşini öldüren kız7
- özürlü diyerek hakaret ettiğini sanmak4
- amedspor'un süper ligin lideri olması3
- seri eksicinin iq düzeyi4
- true'nun idrak yolları enfeksiyonu sorunu4
- kafaya kese kağıdı geçirmek2
- amedspor maçından korkmak2
- gecenin şarkısı20
- sözlük kızlarının kekleri24
- sevdiğiniz yazarlar8
- sözlükte kimin idamına evet dersiniz6
- tai lung9
- seri eksiciyi köçek gibi oynatmak3
- islamda namaz yoktur30
- gözünde büyüttüğün insanın çok da şey olmaması4
- okan çık hesap ver4
- rafael leao2
- fusya semsiyeli yabanci22
- galatasaray10
- habire124
- okan buruk'un yerine geçecek teknik direktör2
- kadir inanır'ın mirası4
- leroy sane2
- sözlüğün ölü gibi olması5
- fusya semsiyeli yabanci'nın gerçek kimliği3
- insanları birbirine düşürmek4
- trabzonspor5
- allah8
- galatasaray trabzonspor kardeşliğinin bozulması2
- kürdistan10
- etli biber dolması5
- rakı arasında çay içmek2
- galatasaray rezil oldu2
- muhammed salah'ın galatasaray'a döşediği boru2
- dualarımız bu akşam trabzonspor ile3
- bana onu sormayin8
- özürlü yazarlara yardım kampanyası2
- kıçını yırtsan sonu tabut3
karşı kıyı yok bu hikayede bu yüzden denize iner güneş ve çocuklar dışında kimse duymaz denize değen güneşin çıkardığı sesi. kırmızı olur kasabanın rengi, kan değil gül rengi! sobalar yakılır ayaz vurunca, odalar mandalina kokar, çöp kutularında kestane kabukları...
dışarıya asılan hiçbir çamaşır beyaz kalmaz, is kül rengi yapar herşeyi. sisli günlerde kasaba kış kokar, solgun lambalarını yakar esnaflar dar sokaklar aydınlanır. yağmur bulutları göründü mü koşturur okuldan çıkan çocuklar. çorapları çamur, pantolonları çamur... suç onların değil çukurların.
bu kasabanın insanları yorgun yüzlü, bezgin, bıkkın... babaların beli bükük çalışmaktan, çatlar elleri anaların, dudakları kurur genç kızların, delikanlılarsa öpüşme derdinde.
hep aynı yüzler aynı sohbetler... bir tek yaz olunca renklenir kasaba tadı kalır damaklarında. otobüs dolar otogar, limana yanaşır büyük gemiler... gelenler arasında eş, dost, akraba da vardır tabi maksat tatil onlara. senede bir yüz görümlüğü.
yaz bitince kasabada el sallayanlar çoktur gidenin arkasından işte bu yüzden bilekleri hep ağrır kasaba halkının, dinmez ne kol ne yürek sızısı.
gecenin en iyi dostu rakıdır,yaştır, yastır. zifiri karanlıkları bekler delikanlılar. sokaklarda köpeklerle düet yapar, isyanlarını paylaşırlar. terk eden sevgiliye küfürler, giden dostlara sitemler... içlerinde kopar fırtınalar, ama erkeklik var serde tutulur yüzlere yalancı aynalar....
ay ışığı limanın durgun sularında salına salına ilerlerlerken ufka, yüksek dağları arkasına alıp, çayını yudumlayan yaşlıların içi buruk. kapı zillerini çalmaz torunlar, bir tek komşudur hal hatır soran. baston tutan ellerini öpen çocukları gelmez artık, başını koyduğu yastığın diğer sahibi tutar kolundan. işte bir ömürden geriye tek kalan.
şehirler arası yolun kenarında, solgun ışıklı evin küçük penceresinde, gelen geçene bakan siyah gözlü kızlar... en çok onlar sallar gidenin ardından el. kasaba onların üzerine zimmetli gibidir, asla bırakamazlar. yaştan sırılsıklam olur yastıkları, yorgan altına saklanan bedenleri değil umutları. anne karnına geri dönmeyi ister gibi çekerler bacaklarını yukarıya, kıvrılırlar yataklarında çünkü hayat anne karnındaki kordon kadar doyurmaz onları. hep eksik yanlar, hep yarım aşklar, hikayeler...
hayat insan ayrımadan biner tepesine adamın. üzüntü zayıf bir kadının payına düşer, zaaf iri gövdeli adamın belası olur. zıtlıkları barındıran hayat sormaz sana "ne getireyim gelirken" diye. hayatın verdiğine el açmaktır yaşamak. ve el sallamaktır gidenin ardından kalp ritmi bozulmasın diye bir sağa bir sola... *
dışarıya asılan hiçbir çamaşır beyaz kalmaz, is kül rengi yapar herşeyi. sisli günlerde kasaba kış kokar, solgun lambalarını yakar esnaflar dar sokaklar aydınlanır. yağmur bulutları göründü mü koşturur okuldan çıkan çocuklar. çorapları çamur, pantolonları çamur... suç onların değil çukurların.
bu kasabanın insanları yorgun yüzlü, bezgin, bıkkın... babaların beli bükük çalışmaktan, çatlar elleri anaların, dudakları kurur genç kızların, delikanlılarsa öpüşme derdinde.
hep aynı yüzler aynı sohbetler... bir tek yaz olunca renklenir kasaba tadı kalır damaklarında. otobüs dolar otogar, limana yanaşır büyük gemiler... gelenler arasında eş, dost, akraba da vardır tabi maksat tatil onlara. senede bir yüz görümlüğü.
yaz bitince kasabada el sallayanlar çoktur gidenin arkasından işte bu yüzden bilekleri hep ağrır kasaba halkının, dinmez ne kol ne yürek sızısı.
gecenin en iyi dostu rakıdır,yaştır, yastır. zifiri karanlıkları bekler delikanlılar. sokaklarda köpeklerle düet yapar, isyanlarını paylaşırlar. terk eden sevgiliye küfürler, giden dostlara sitemler... içlerinde kopar fırtınalar, ama erkeklik var serde tutulur yüzlere yalancı aynalar....
ay ışığı limanın durgun sularında salına salına ilerlerlerken ufka, yüksek dağları arkasına alıp, çayını yudumlayan yaşlıların içi buruk. kapı zillerini çalmaz torunlar, bir tek komşudur hal hatır soran. baston tutan ellerini öpen çocukları gelmez artık, başını koyduğu yastığın diğer sahibi tutar kolundan. işte bir ömürden geriye tek kalan.
şehirler arası yolun kenarında, solgun ışıklı evin küçük penceresinde, gelen geçene bakan siyah gözlü kızlar... en çok onlar sallar gidenin ardından el. kasaba onların üzerine zimmetli gibidir, asla bırakamazlar. yaştan sırılsıklam olur yastıkları, yorgan altına saklanan bedenleri değil umutları. anne karnına geri dönmeyi ister gibi çekerler bacaklarını yukarıya, kıvrılırlar yataklarında çünkü hayat anne karnındaki kordon kadar doyurmaz onları. hep eksik yanlar, hep yarım aşklar, hikayeler...
hayat insan ayrımadan biner tepesine adamın. üzüntü zayıf bir kadının payına düşer, zaaf iri gövdeli adamın belası olur. zıtlıkları barındıran hayat sormaz sana "ne getireyim gelirken" diye. hayatın verdiğine el açmaktır yaşamak. ve el sallamaktır gidenin ardından kalp ritmi bozulmasın diye bir sağa bir sola... *
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar