bugün
- nelerin koleksiyonu yapılabilir6
- yazarların favori oyun karakteri11
- tütün eksperliği yüksekokulu2
- futbol14
- film önerileri3
- 22 ağustos 2026 fenerbahçe konyaspor maçı18
- laik teyze2
- osuruktan şiirler89
- para mı aşk mı sorunsalı8
- islam barış dinidir5
- brezilya7
- sözlük yazarlarının favori dizisi9
- abur öldü mü lan3
- tai lung26
- süper lig7
- dolar isterse 100 olsun41
- milan skriniar8
- gezicilerin polisten dayak yerken çıkardığı sesler7
- üniversite okumanın gereksiz olması9
- nervio varıdı nerede o11
- velvet50
- yavudilerde cin peri hayalet öcü hortlak olmaması12
- 21 ağustos 2026 erzurumspor galatasaray maçı27
- fenerbahçe17
- araplar kuzey kıbrıs'ı neden tanımıyor5
- sözlük yazarlarının en son okuduğu kitaplar5
- ilgi alanına göre konuşmalık insan veritabanı10
- ismet gurbuz 202412
- dilek imamoğlunun ateş eden mayosu25
- 1948 arap israil savaşı8
- 22 ağustos 2026 çorum kasımpaşa maçı5
- anın görüntüsü20
- türkiye5
- ispanya3
- la liga3
- imralı basılsın apo piçi asılsın6
- netanyahu'ya kırmızı bülten talebi13
- tüm erkeklerin old money giyinmesi11
- madencilerin beştepe'ye yürüyeceğiz demesi4
- game of thrones taki kerhaneci'nin annesi20
- türkiye savaşa girerse yanında yer alacak ülkeler3
- kasımpaşa4
- çorum4
- kasımpaşa sk4
- çorum fk4
- hakan fidan3
- tom barrack'ın israil'in suriye saldırısı yorumu2
- sözlük kızlarının babaları5
- victor osimhen19
- türkiyede korku yazarının olmaması3
diyarbakırlıdır. kendisi "kürt değilim" dese de kürt olduğu iddia edilir. *
okuyunuz. ben böyle kürdün daşşağını yerim!
---alıntı---
Milliyetin tâyini, keyfe tâbi' bir mes'ele değil, ilmen halli lâzım gelen bir mes'eledir. Ben gençliğimde tahsil için, ilk defa istanbul'a gittiğim zaman, bu ilmî tahkikata (soruşturmaya) başlamak mecburiyetinde kaldım: Çünkü orada eskiden kalmış fena bir itiyada tebean, bütün Karadeniz Arnavut dedikleri gibi, benim gibi vilâyet-i şarkiye ahalisinden bulunanlara da Kürt milliyetini izafe ettiklerini gördüm. O zamana kadar, kendimi hissen Türk sanıyordum. Fakat bu zannım, ilmî bir tahkike [araştırmaya] müstenit değildi [dayanmış değildi]. Hakikati bulabilmek için, bir taraftan Türklüğü, diğer cihetten Kürtlüğü tetkike başladım. Evvel emirde lisandan başladım.Diyarbekir şehrinde, ana lisan Türkçe olmakla beraber, her fert biraz Kürtçe de bilir. Lisandaki bu ikilik, iki suretten biriyle açıklanabilirdi: Ya Diyarbekir'in Türkçesi bir Kürt Türkçesiydi yahut Diyarbekir'in Kürtçesi bir Türk Kürtçesiydi. Lisanî tetkiklerim gösterdi ki, Diyarbekir'in Türkçesi, Bağdat'tan ta Adana'ya, Bakû'ya, Tebriz'e kadar imtidat eden (uzanan) tabii bir lisandan, yani Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus bulunan Azerî lehçesinden ibarettir: Bu lisanda hiçbir sunî'lik yoktur. Binaenaleyh, Kürtlerin tahrif ettiği (bozduğu) bir Türkçe değildir. (Diyarbekir lisanının Azerî Türkçesi olması, şehirlerin Osmanlı Hükümetinin tesiriyle Türkçe konuştuğu iddiasını da esasından çürütür. Çünkü öyle olsaydı, bu şehirlerde konuşulan lisanın, Osmanlı lehçesi olması lâzım gelirdi).
Diyarbekirlilerin mahdut kelimelerden ibaret olarak söyledikleri Kürtçeye gelince, bu lisanın köylerde konuşulan fasih Kürtçeden farklı olduğunu gördüm. Kürtçe, Farisînin akrabası olduğu hâlde, nahiv [sentaks] itibariyle hiç ona benzemez. Çünkü Farisîde bulunmadığı halde, Kürtçede, hem tezkîr [erkeklik] ve te'nis[dişilik] hem de Arapçada ve Lâtincede olduğu gibi, i'rab [kelime sonunda harf değişmesi] vardır. Demek ki, Kürtçe, Türk lisanına nispetle daha mürekkep, daha karışıktır. Türkler, kendi lisanlarında tezkîr te'nis, ı'rab gibi ahvale müsadif olmadıklarından, Kürtçenin bu gibi hususiyetlerine nüfuz edememeleri iktiza ederdi. Filhakika, vâkıalar bu suretle cereyan etmiş, Diyarbekirliler Kürtçenin tezkir, te'nis, ı'rab kaidelerini tamamıyla hazır edip, Kürt nahvini Türk sarfına [dilbilgisine] uydurarak, sunî bir Kürtçe icat etmişler. Bu Kürtçeye "Türk Kürtçesi" namını vermek gayet doğru olur.
Lisaniyat (Lengüistik) nokta-i nazarından gayet mühim olan bu vakıa, Diyarbekirlilerin Türk olduğuna en büyük bir delildir.
Bundan başka, Diyarbekirliler bu lisanı yalnız Kürtlerle konuştukları zaman kullanırlar. Kendi aralarında yalnız Türkçe konuşurlar. Diyarbekirlilerin gûya bildikleri bu düzme Kürtçenin kelimelerine gelince, bunlar da gayet mahduttur. Bu sebeple, boşlukları Türkçe kelimelerle doldururlar. Zaten, Birçoğunun bildiği Kürtçe kelimeler "gel, git" gibi birkaç tabire münhasırdır.
Diyarbekirlilerin Türk olduğunu ispat eden delillerden birini de mezhep sahasında buldum. Diyarbekir'in hakikî ahalisi bütün Türkler gibi Hanefi'dirler. Kürtler ise, umumiyetle Şâfiîdirler. Bu iki alâmet-i mümeyyize, yalnız Diyarbekir halkına mahsus değildir. Şark ve Cenup vilâyetlerimizdeki bütün şehirlerin ahalisi Kürtçeyi Diyarbekirliler gibi tahrif ederek söylerler ve Hanefî olmak alametiyle Şâfiî Kürtlerden ayrılırlar. Bunlardan başka, elbise, yemek, bina ve mobilya gibi harsa veâdetlere taalluk eden hususlarda da, arada derin farklar
vardır.
Bu alâmetler, bana Diyarbekirlilerin Türk olduğunu gösterdiği gibi, babamın iki dedesinin birkaç batın evvel Çermik'ten, yani bir Türk muhitinden geldiklerine nazaran, ırkan da Türk neslinden olduğunu anladım.
Ziya Gökalp
---alıntı---
Küçük Mecmûa, Yıl: 1, Sayı: 29, 25 Aralık 1338 [1922], S.1-6
okuyunuz. ben böyle kürdün daşşağını yerim!
---alıntı---
Milliyetin tâyini, keyfe tâbi' bir mes'ele değil, ilmen halli lâzım gelen bir mes'eledir. Ben gençliğimde tahsil için, ilk defa istanbul'a gittiğim zaman, bu ilmî tahkikata (soruşturmaya) başlamak mecburiyetinde kaldım: Çünkü orada eskiden kalmış fena bir itiyada tebean, bütün Karadeniz Arnavut dedikleri gibi, benim gibi vilâyet-i şarkiye ahalisinden bulunanlara da Kürt milliyetini izafe ettiklerini gördüm. O zamana kadar, kendimi hissen Türk sanıyordum. Fakat bu zannım, ilmî bir tahkike [araştırmaya] müstenit değildi [dayanmış değildi]. Hakikati bulabilmek için, bir taraftan Türklüğü, diğer cihetten Kürtlüğü tetkike başladım. Evvel emirde lisandan başladım.Diyarbekir şehrinde, ana lisan Türkçe olmakla beraber, her fert biraz Kürtçe de bilir. Lisandaki bu ikilik, iki suretten biriyle açıklanabilirdi: Ya Diyarbekir'in Türkçesi bir Kürt Türkçesiydi yahut Diyarbekir'in Kürtçesi bir Türk Kürtçesiydi. Lisanî tetkiklerim gösterdi ki, Diyarbekir'in Türkçesi, Bağdat'tan ta Adana'ya, Bakû'ya, Tebriz'e kadar imtidat eden (uzanan) tabii bir lisandan, yani Akkoyunlu ve Karakoyunlu Türklerine mahsus bulunan Azerî lehçesinden ibarettir: Bu lisanda hiçbir sunî'lik yoktur. Binaenaleyh, Kürtlerin tahrif ettiği (bozduğu) bir Türkçe değildir. (Diyarbekir lisanının Azerî Türkçesi olması, şehirlerin Osmanlı Hükümetinin tesiriyle Türkçe konuştuğu iddiasını da esasından çürütür. Çünkü öyle olsaydı, bu şehirlerde konuşulan lisanın, Osmanlı lehçesi olması lâzım gelirdi).
Diyarbekirlilerin mahdut kelimelerden ibaret olarak söyledikleri Kürtçeye gelince, bu lisanın köylerde konuşulan fasih Kürtçeden farklı olduğunu gördüm. Kürtçe, Farisînin akrabası olduğu hâlde, nahiv [sentaks] itibariyle hiç ona benzemez. Çünkü Farisîde bulunmadığı halde, Kürtçede, hem tezkîr [erkeklik] ve te'nis[dişilik] hem de Arapçada ve Lâtincede olduğu gibi, i'rab [kelime sonunda harf değişmesi] vardır. Demek ki, Kürtçe, Türk lisanına nispetle daha mürekkep, daha karışıktır. Türkler, kendi lisanlarında tezkîr te'nis, ı'rab gibi ahvale müsadif olmadıklarından, Kürtçenin bu gibi hususiyetlerine nüfuz edememeleri iktiza ederdi. Filhakika, vâkıalar bu suretle cereyan etmiş, Diyarbekirliler Kürtçenin tezkir, te'nis, ı'rab kaidelerini tamamıyla hazır edip, Kürt nahvini Türk sarfına [dilbilgisine] uydurarak, sunî bir Kürtçe icat etmişler. Bu Kürtçeye "Türk Kürtçesi" namını vermek gayet doğru olur.
Lisaniyat (Lengüistik) nokta-i nazarından gayet mühim olan bu vakıa, Diyarbekirlilerin Türk olduğuna en büyük bir delildir.
Bundan başka, Diyarbekirliler bu lisanı yalnız Kürtlerle konuştukları zaman kullanırlar. Kendi aralarında yalnız Türkçe konuşurlar. Diyarbekirlilerin gûya bildikleri bu düzme Kürtçenin kelimelerine gelince, bunlar da gayet mahduttur. Bu sebeple, boşlukları Türkçe kelimelerle doldururlar. Zaten, Birçoğunun bildiği Kürtçe kelimeler "gel, git" gibi birkaç tabire münhasırdır.
Diyarbekirlilerin Türk olduğunu ispat eden delillerden birini de mezhep sahasında buldum. Diyarbekir'in hakikî ahalisi bütün Türkler gibi Hanefi'dirler. Kürtler ise, umumiyetle Şâfiîdirler. Bu iki alâmet-i mümeyyize, yalnız Diyarbekir halkına mahsus değildir. Şark ve Cenup vilâyetlerimizdeki bütün şehirlerin ahalisi Kürtçeyi Diyarbekirliler gibi tahrif ederek söylerler ve Hanefî olmak alametiyle Şâfiî Kürtlerden ayrılırlar. Bunlardan başka, elbise, yemek, bina ve mobilya gibi harsa veâdetlere taalluk eden hususlarda da, arada derin farklar
vardır.
Bu alâmetler, bana Diyarbekirlilerin Türk olduğunu gösterdiği gibi, babamın iki dedesinin birkaç batın evvel Çermik'ten, yani bir Türk muhitinden geldiklerine nazaran, ırkan da Türk neslinden olduğunu anladım.
Ziya Gökalp
---alıntı---
Küçük Mecmûa, Yıl: 1, Sayı: 29, 25 Aralık 1338 [1922], S.1-6
Gündemdeki Haberler
Güncel Önemli Başlıklar